Pilates'e göre insanların çoğunlukla göremedikleri ya da görmezden geldikleri birincil hata, diğer adıyla ilk günah, kendimizi algılamamaktır. Kendimizi algılamadığımız için de bedenimizin çeşitli bölgelerini ve kaslarımızı yanlış kullanırız. Bu da onların fonksiyonlarını doğru/doğal bir şekilde yerine getirmesini engeller. Yine Pilates'e göre, bu durum aslında temel bir yanılgıdan ileri gelir: Bedenimize sadece amaçlarımızı yerine getirmek için kullandığımız bir araç gözüyle bakmak. Bu yaklaşım; her hareketimizde bedenimizi ihmal etmemize, onun varlığını unutmamıza, doğarken edindiğimiz ama yaşamın her evresinde yeniden keşfedilip öğrenilmesi gereken, beden dilini zamanla yitirmemize, kendi bedenimize yabancılaşmamıza yol açar.
Bedenini algılamak... Pilates bununla neyi kastetmektedir? İsterseniz bunu basitçe farklı bir takım algılama yollarını düşünerek anlamaya çalışalım: Köpeğin burnu ona bir tavşanın orada olduğunu ve eğer yuvasını yeterince kazarsa akşam yemeğinin kendisini orada beklediğini söyler. Biz, bir köpeğin burnuna sahip olmanın ne demek olduğunu bilemeyiz, fakat en azından bir köpeğin algılarının büyük bir kısmının burnunda toplandığını düşünebiliriz. Bir bebek etrafında yeni bir şey emekleyerek o şeyi ağzına almaya çalışır. Bebeğin bilinçli farkındalığı da ağzında toplanmıştır. Ağız yoluyla etrafındakileri algılamaya çalışır.
Bilincimizin önemli bir bölümü, iç organlarımızın ön tarafındaki görünür yerde toplanmıştır. Algılarımızın büyük bir kısmını gözlerimizle ve gözlerin hemen arkasında yer alan beynin görsel merkezleriyle gerçekleştiririz. Dikkatimizi bedensel iç bölgeye çok az veririz. Hemen şimdi kendinize, vücudunuza biraz olsun dikkat edip etmediğinizi sorun. Cevap kesinlikle hayır olacaktır. Bu şaşırtıcı bir durum değildir. İnsanlar gerçekte görsel yaratıklardır. Ancak modern yaşam bizleri daha da görsel hale getirmektedir. Günlük yaşantımızda çoğu zaman bir şeyler okuruz ya da bir televizyonun veya bilgisayarın karşısında otururuz. Görsel girdilere odaklanırız ve bedenimizdeki algıların farkına varmayız. Örneğin çoğu zaman uzun ve yorucu yürüyüşler yapmamız gerekmediği için bacak ağrılarımıza ya da ayağımızdaki yaralara dikkat etmeyiz. Nadiren acıkırız, bu yüzden de bizi tetikleyen içsel açlığımızı algılamayız. Eğer bedenimiz, görsel farkındalığımıza biraz acı verecek olsa, işte o zaman ağrı kesici bir tablet ya da tıbbi, cerrahi, psikoterapik müdahalelere başvururuz.
