- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Doğal
kaynakların var olup olmaması da zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı
yaratmaz. Japonya ufacık bir adaya sıkışmış, yüzde 80 arazisi tarıma ve
hayvancılığa uygun olmayan bir ülkedir ama aynı zamanda dünyanın ikinci büyük
ekonomisidir. Ülke dev bir yüzer fabrika gibidir. Bütün dünyadan ham madde ithal
eder, sonra da bütün dünyaya bitmiş ürün ihraç eder.
Diğer bir örnek, kakao
yetiştiremeyen ama dünyanın en kaliteli çikolatasını üreten İsviçre´dir. Dört ay
sürse de, kısa yaz döneminde toprağı da ekerler, hayvancılık da yaparlar. Bu
yetersizlikte bile ürettikleri süt ürünleri en iyi kalitededir. Bu ufak ülke
yansıttığı güvenli ve çalışkan ülke imajı sayesinde dünyanın para kasası olmayı
da başarmıştır.
Zengin ve fakir ülkelerin yöneticilerini birbirleriyle
karşılaştırdığınızda aralarında önemli bir fark bulamazsınız.
Irk ve deri
rengi de önemli değildir.
Kendi ülkelerinde tembel olarak tanınan işçiler
aslında zengin ülkelerin arkasındaki ana üretici güçtür.
Peki; o zaman
aradaki fark nereden gelmektedir?
Fark, uzun yıllardır kültür ve eğitim ile
içlerine işlenen değişik bakış açısıdır. Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının
davranışlarını incelediğinizde, büyük bir çoğunluğun şu prensiplere yürekten
inandığını görüyoruz.
1- Temel ahlaki kurallar
2- Dürüstlük
3-
Sorumluluk
4- Kanun ve kurallara saygı
5- Başkalarının hakkına saygı 6- Çalışkanlık
7- Tasarruf ve yatırıma inanç
8- İrade
9- Dakiklik
10- Kitap okumaya zaman ayırmak
Geri kalmış ülkelerde nüfusun
çok küçük bir azınlığı bu prensiplere inanmaktadır.
Biz, doğal kaynaklarımız
olmadığı veya doğa bize karşı zalim davrandığı için fakir değiliz.
Biz,
doğru bakış açısına sahip olmadığımız için fakiriz.
Zengin ve kalkınmış
ülkeleri o noktaya getiren işlevsel prensiplere uymak ve bunları çocuklarımıza
öğretmek azmimiz olmadığı için hala fakiriz." Gönderen: Meral Öztürk
kaynakların var olup olmaması da zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı
yaratmaz. Japonya ufacık bir adaya sıkışmış, yüzde 80 arazisi tarıma ve
hayvancılığa uygun olmayan bir ülkedir ama aynı zamanda dünyanın ikinci büyük
ekonomisidir. Ülke dev bir yüzer fabrika gibidir. Bütün dünyadan ham madde ithal
eder, sonra da bütün dünyaya bitmiş ürün ihraç eder.
Diğer bir örnek, kakao
yetiştiremeyen ama dünyanın en kaliteli çikolatasını üreten İsviçre´dir. Dört ay
sürse de, kısa yaz döneminde toprağı da ekerler, hayvancılık da yaparlar. Bu
yetersizlikte bile ürettikleri süt ürünleri en iyi kalitededir. Bu ufak ülke
yansıttığı güvenli ve çalışkan ülke imajı sayesinde dünyanın para kasası olmayı
da başarmıştır.
Zengin ve fakir ülkelerin yöneticilerini birbirleriyle
karşılaştırdığınızda aralarında önemli bir fark bulamazsınız.
Irk ve deri
rengi de önemli değildir.
Kendi ülkelerinde tembel olarak tanınan işçiler
aslında zengin ülkelerin arkasındaki ana üretici güçtür.
Peki; o zaman
aradaki fark nereden gelmektedir?
Fark, uzun yıllardır kültür ve eğitim ile
içlerine işlenen değişik bakış açısıdır. Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının
davranışlarını incelediğinizde, büyük bir çoğunluğun şu prensiplere yürekten
inandığını görüyoruz.
1- Temel ahlaki kurallar
2- Dürüstlük
3-
Sorumluluk
4- Kanun ve kurallara saygı
5- Başkalarının hakkına saygı 6- Çalışkanlık
7- Tasarruf ve yatırıma inanç
8- İrade
9- Dakiklik
10- Kitap okumaya zaman ayırmak
Geri kalmış ülkelerde nüfusun
çok küçük bir azınlığı bu prensiplere inanmaktadır.
Biz, doğal kaynaklarımız
olmadığı veya doğa bize karşı zalim davrandığı için fakir değiliz.
Biz,
doğru bakış açısına sahip olmadığımız için fakiriz.
Zengin ve kalkınmış
ülkeleri o noktaya getiren işlevsel prensiplere uymak ve bunları çocuklarımıza
öğretmek azmimiz olmadığı için hala fakiriz." Gönderen: Meral Öztürk
