- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor.
Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara
yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.
Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve
Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar
yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler
kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler
üretiyorlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir
de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının
moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir
yapıda olmaları gerekmektedir. Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal
bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı bile kullanmadan birbirlerine
yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomların farklı kutupları
birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu sağlamak mümkün değildir.
Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri
arasındaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son
derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde
dördü kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır. Bu durumda her iki
malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte
olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ oluşturarak
moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı gerekir.
Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak
özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen
arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan
yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar? Bir çok
yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı sıvının
moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi. Tüpün
içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç
yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler.
Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok
eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır. Yapıştırılacak
yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlası
yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol açar.
Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün
kullanılması için delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp
tüpün içine yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara
yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.
Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve
Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar
yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler
kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler
üretiyorlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir
de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının
moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir
yapıda olmaları gerekmektedir. Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal
bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı bile kullanmadan birbirlerine
yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomların farklı kutupları
birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu sağlamak mümkün değildir.
Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri
arasındaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son
derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde
dördü kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır. Bu durumda her iki
malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte
olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ oluşturarak
moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı gerekir.
Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak
özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen
arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan
yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar? Bir çok
yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı sıvının
moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi. Tüpün
içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç
yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler.
Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok
eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır. Yapıştırılacak
yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlası
yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol açar.
Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün
kullanılması için delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp
tüpün içine yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
