- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Son zamanlarda, annelerin, babaların, evlilik terapistlerinin, şirket
yöneticilerinin, lider danışmanlarının, politikacıların, TV'cilerin ve kısaca
günlük hayatında ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde
hissederek sık sık kendini "köşeye sıkışmış" gibi gören hemen herkesin sözlüğüne
girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ.
Ne demektir?
Kısaca, sizin kendinizin ve karşınızdakilerin duygularını "Fark etme +
Tanımlama + Davranma" zincirindeki performansınızı ifade eden bir iletişim
yeterlilik ölçüsü. Zincirin bütün bu halkalarını birbirinden koparmadan,
aralarından hava bile geçmeyecek şekilde ustaca yönetmeye yarayan bir çeşit
iletişim sanatkârlığının adı.
IQ'dan farkı nedir?
Kabaca zihinsel performansın birimi olarak ifade edebileceğimiz IQ'yu
(Intelligence Quotient), EQ'dan (Emotion Quotient) ayıran temel özellik; IQ
laboratuvar ortamında testlerle belirlenmiş ve sosyal ortamdan yalıtılmış bir
yığın beyin odaklı işleminizi tanımlamak için kullanılırken, EQ sosyal
ilişkileriniz içindeki sizi ifade etmektedir.
Zihninize ait her bir odanın çalışma kapasitesi yüksek olabilir. Ancak bu
odalarla dolu binanın içine, duygu dediğimiz tanımlaması bugünkü psikoloji için
bile zor olan bir yaramaz çocuk girdiği zaman sistemlerin performans kalitesinin
hiçbir önemi kalmamaktadır. Bu yaramaz çocukla nasıl başa çıkılacağını ancak
"duygusal zeka" adındaki yetenek bilir. Yani o haylaz çocuğu gerektiğinde
durduracak, gerektiğinde doğru yöne doğru itekleyecek olan gelişmiş zihin
sistemleriniz değil, duygu yönetme gücünüzdür. IQ ile EQ işte bu yüzden
birbirinden bağımsızdır ve birbirlerine dönüştürülemezler. Birinin gediğini
diğeri kapayamaz.
Bunun yanında IQ bizim doğuştan üst sınırı belli, kader kaleminin beyin
performansımız üzerindeki izdüşümü iken; EQ o kadar da kaderci değildir. Kişinin
çabası, kendi ve diğerleri üzerindeki duygu yönetme taktiklerini öğrenmesi,
uygulaması nispetinde artırılabilen bir yetenektir.
Duygu nasıl yönetilir?
Duygunun yönetilebilmesi için yukarıda birtakım zincir halkalarından
bahsetmiştik: "Fark etme + Tanımlama + Davranma". Bunlara daha yakından bakmak
gerekirse; duygunun önce fark edilmesi gerekir. Sizin veya karşınızdakinin
duygusal bir tetiklenme içinde olduğunu fark etmek, bakmakla görmek arasındaki
fark gibidir. Önyargılarınızı, anlatmak istediklerinizi, kendi duygularınızı bir
an için kenara koyup sadece karşı tarafın söylemlerinin, ses tonunun,
mimiklerinin, beden dilinin altını yoklamanız bile duyguyu iş üstünde yakalamak
için yeterlidir. Duyguyu fark ettiğiniz zaman konunun % 50'sini halletmişsiniz
demektir. Çünkü genel olarak bakıldığında iletişim kazalarının en önemli sebebi
gözden kaçırılan duygular olmaktadır.
Beni kategorize et!
Bir sonraki adımda karşı tarafın bu duygusunu kategorize etmeniz gerekir.
Endişe mi-şüphe mi, mutluluk mu-rahatlık mı, vb. başlıklar altında o duyguyu
sınıflandırmanız hangi duyguyla dans ettiğinizi öğrenmeniz ve buna göre bir
sonraki adıma hazırlanmanız açısından önemlidir. Bu sayede, başkaları onun
duygularını yok sayarken ve ısrarla kendi istediğini benimsetmeye çalışırken siz
şu minik birkaç adımla bile oldukça mesafe katettiniz. Durdunuz; konuşmak yerine
dinlendiniz ve onu "anladınız". Üstelik bu "anlama" söylemek istediklerini
anlamaktan daha farklı ve daha önemli bir anlama. Siz onun duygularını
anladınız. Bu o kadar büyük bir adımdır ki sonraki adımlar çorap söküğü gibi
gelecektir.
Sihirli sözcük: "Anlıyorum"
Sıra o hisleri anladığınızı belli etmeye gelmiştir. Anladığınızı yüksek sesle
paylaşmanız, bunu ona hissettirmeniz, onunla duygusal ritim adına aynı safta
olduğunuzu kelimelerden çok beden dilinizle, mimiklerinizle, bazen de birkaç
saniyelik sessiz kalmanızla belli etmeniz bir duygusal zeka yıldızı olmak
konusunda en isabetli adımlarınız olacaktır.
Ve geriye tek bir adım kalmıştır. Bu aşamaya kadar anladığınız ve değer
verdiğiniz duyguların tatmin olacağı şekilde davranmak. Bu da ancak onları daha
doğru bir hedefe kanalize edebilmekle olur. Evet, duyguları yok saymak veya yok
etmek değil; daha uygun bir yöne kanalize etmek. Örneğin; öfkenin elinden
değerli olanı kurtarıp, daha uygun ve harcanabilir bir öfke nesnesi bularak öfke
patlaması adındaki aslanlar arenasına onu atmak. Veya hayalin kırılmasını o
bünyeye uygun yeni hayaller enjekte ederek aşmak. Veya sizi iş yapamaz hale
getirmiş kaygı duygusunun büyük çoğunluğunu kader tenceresinde eritip, kalanını
da irade tabağında servis yapmak gibi.
Duygu yönetimine yönelik minik haplar
Karşı taraftan doğru ifade ettiğinize yönelik onay alana kadar o kişinin
hislerini yine ona tanımlayın. "Şimdi oldu!" dediği zaman siz de onu daha iyi
anlamış bir noktaya vardığınızı fark edeceksiniz.
Konuşurken acele etmeyin. Söylemek istediklerinizi anlatan kurduğunuz
muhteşem cümleler değil, o cümlelerinizin karşınızdakinin ruh dünyasında
oluşturduğu duygusal profildir. Bu profili bir sanatkâr edasıyla çizmek de dar
zamanların işi değildir.
Fark etmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Davranışlarınızın sebebi olan kendi
duygularınızı fark ettiğiniz zaman onlarla davranışlarınız arasındaki otomatik
sandığınız bağ çözülecek. Aynı duygudan kaynaklanmasına rağmen farklı davranış
seçeneklerinin de olduğunu göreceksiniz.
Duygularınızın ifade yolu olan davranışlarınız konusunda repertuar zenginliği
kazanmaya çalışın. Aynı duygu sizde her zaman aynı tepkiyi tetiklemesin.
Tepkinizi ifade edebilecek çeşitli davranış alternatifleri oluşturun.
Siz öyle demek istemeseniz de öyle anlaşılmanıza yol açabilecek üslubunuza
dikkat edin, yanlış anlaşılmaya imkân vermeyecek derecede açık ve net olun.
Duygusal tansiyonun yükseldiği zamanlarda konuyu daha sonra tekrar konuşmak
üzere ara verin. Kalp atışı dakikada 100'ü geçtiği anlarda anlama ve empati
kurma biyolojik bir imkânsızlık halini alır.
Kaynak: Zaman Gençlik / ERHAN ÖZDEN
yöneticilerinin, lider danışmanlarının, politikacıların, TV'cilerin ve kısaca
günlük hayatında ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde
hissederek sık sık kendini "köşeye sıkışmış" gibi gören hemen herkesin sözlüğüne
girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ.
Ne demektir?
Kısaca, sizin kendinizin ve karşınızdakilerin duygularını "Fark etme +
Tanımlama + Davranma" zincirindeki performansınızı ifade eden bir iletişim
yeterlilik ölçüsü. Zincirin bütün bu halkalarını birbirinden koparmadan,
aralarından hava bile geçmeyecek şekilde ustaca yönetmeye yarayan bir çeşit
iletişim sanatkârlığının adı.
IQ'dan farkı nedir?
Kabaca zihinsel performansın birimi olarak ifade edebileceğimiz IQ'yu
(Intelligence Quotient), EQ'dan (Emotion Quotient) ayıran temel özellik; IQ
laboratuvar ortamında testlerle belirlenmiş ve sosyal ortamdan yalıtılmış bir
yığın beyin odaklı işleminizi tanımlamak için kullanılırken, EQ sosyal
ilişkileriniz içindeki sizi ifade etmektedir.
Zihninize ait her bir odanın çalışma kapasitesi yüksek olabilir. Ancak bu
odalarla dolu binanın içine, duygu dediğimiz tanımlaması bugünkü psikoloji için
bile zor olan bir yaramaz çocuk girdiği zaman sistemlerin performans kalitesinin
hiçbir önemi kalmamaktadır. Bu yaramaz çocukla nasıl başa çıkılacağını ancak
"duygusal zeka" adındaki yetenek bilir. Yani o haylaz çocuğu gerektiğinde
durduracak, gerektiğinde doğru yöne doğru itekleyecek olan gelişmiş zihin
sistemleriniz değil, duygu yönetme gücünüzdür. IQ ile EQ işte bu yüzden
birbirinden bağımsızdır ve birbirlerine dönüştürülemezler. Birinin gediğini
diğeri kapayamaz.
Bunun yanında IQ bizim doğuştan üst sınırı belli, kader kaleminin beyin
performansımız üzerindeki izdüşümü iken; EQ o kadar da kaderci değildir. Kişinin
çabası, kendi ve diğerleri üzerindeki duygu yönetme taktiklerini öğrenmesi,
uygulaması nispetinde artırılabilen bir yetenektir.
Duygu nasıl yönetilir?
Duygunun yönetilebilmesi için yukarıda birtakım zincir halkalarından
bahsetmiştik: "Fark etme + Tanımlama + Davranma". Bunlara daha yakından bakmak
gerekirse; duygunun önce fark edilmesi gerekir. Sizin veya karşınızdakinin
duygusal bir tetiklenme içinde olduğunu fark etmek, bakmakla görmek arasındaki
fark gibidir. Önyargılarınızı, anlatmak istediklerinizi, kendi duygularınızı bir
an için kenara koyup sadece karşı tarafın söylemlerinin, ses tonunun,
mimiklerinin, beden dilinin altını yoklamanız bile duyguyu iş üstünde yakalamak
için yeterlidir. Duyguyu fark ettiğiniz zaman konunun % 50'sini halletmişsiniz
demektir. Çünkü genel olarak bakıldığında iletişim kazalarının en önemli sebebi
gözden kaçırılan duygular olmaktadır.
Beni kategorize et!
Bir sonraki adımda karşı tarafın bu duygusunu kategorize etmeniz gerekir.
Endişe mi-şüphe mi, mutluluk mu-rahatlık mı, vb. başlıklar altında o duyguyu
sınıflandırmanız hangi duyguyla dans ettiğinizi öğrenmeniz ve buna göre bir
sonraki adıma hazırlanmanız açısından önemlidir. Bu sayede, başkaları onun
duygularını yok sayarken ve ısrarla kendi istediğini benimsetmeye çalışırken siz
şu minik birkaç adımla bile oldukça mesafe katettiniz. Durdunuz; konuşmak yerine
dinlendiniz ve onu "anladınız". Üstelik bu "anlama" söylemek istediklerini
anlamaktan daha farklı ve daha önemli bir anlama. Siz onun duygularını
anladınız. Bu o kadar büyük bir adımdır ki sonraki adımlar çorap söküğü gibi
gelecektir.
Sihirli sözcük: "Anlıyorum"
Sıra o hisleri anladığınızı belli etmeye gelmiştir. Anladığınızı yüksek sesle
paylaşmanız, bunu ona hissettirmeniz, onunla duygusal ritim adına aynı safta
olduğunuzu kelimelerden çok beden dilinizle, mimiklerinizle, bazen de birkaç
saniyelik sessiz kalmanızla belli etmeniz bir duygusal zeka yıldızı olmak
konusunda en isabetli adımlarınız olacaktır.
Ve geriye tek bir adım kalmıştır. Bu aşamaya kadar anladığınız ve değer
verdiğiniz duyguların tatmin olacağı şekilde davranmak. Bu da ancak onları daha
doğru bir hedefe kanalize edebilmekle olur. Evet, duyguları yok saymak veya yok
etmek değil; daha uygun bir yöne kanalize etmek. Örneğin; öfkenin elinden
değerli olanı kurtarıp, daha uygun ve harcanabilir bir öfke nesnesi bularak öfke
patlaması adındaki aslanlar arenasına onu atmak. Veya hayalin kırılmasını o
bünyeye uygun yeni hayaller enjekte ederek aşmak. Veya sizi iş yapamaz hale
getirmiş kaygı duygusunun büyük çoğunluğunu kader tenceresinde eritip, kalanını
da irade tabağında servis yapmak gibi.
Duygu yönetimine yönelik minik haplar
Karşı taraftan doğru ifade ettiğinize yönelik onay alana kadar o kişinin
hislerini yine ona tanımlayın. "Şimdi oldu!" dediği zaman siz de onu daha iyi
anlamış bir noktaya vardığınızı fark edeceksiniz.
Konuşurken acele etmeyin. Söylemek istediklerinizi anlatan kurduğunuz
muhteşem cümleler değil, o cümlelerinizin karşınızdakinin ruh dünyasında
oluşturduğu duygusal profildir. Bu profili bir sanatkâr edasıyla çizmek de dar
zamanların işi değildir.
Fark etmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Davranışlarınızın sebebi olan kendi
duygularınızı fark ettiğiniz zaman onlarla davranışlarınız arasındaki otomatik
sandığınız bağ çözülecek. Aynı duygudan kaynaklanmasına rağmen farklı davranış
seçeneklerinin de olduğunu göreceksiniz.
Duygularınızın ifade yolu olan davranışlarınız konusunda repertuar zenginliği
kazanmaya çalışın. Aynı duygu sizde her zaman aynı tepkiyi tetiklemesin.
Tepkinizi ifade edebilecek çeşitli davranış alternatifleri oluşturun.
Siz öyle demek istemeseniz de öyle anlaşılmanıza yol açabilecek üslubunuza
dikkat edin, yanlış anlaşılmaya imkân vermeyecek derecede açık ve net olun.
Duygusal tansiyonun yükseldiği zamanlarda konuyu daha sonra tekrar konuşmak
üzere ara verin. Kalp atışı dakikada 100'ü geçtiği anlarda anlama ve empati
kurma biyolojik bir imkânsızlık halini alır.
Kaynak: Zaman Gençlik / ERHAN ÖZDEN
