- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
X. yüzyıla kadar zamanı bilmenin en pratik yolu, su saatiydi. Suyun sürekli
akıtılması esasına dayanan bu araç, zamanla süs kaygısıyla yerleştirilen
birtakım mekanizmalarla karmaşık bir hal almıştı. Bunun en tipik örneğinin, 807
yılında Harun Resifin Charlemagne'a (Şarlman) armağan ettiği saat olduğu
kesindir. Sürekli akan suyun belirli düzeylere gelmesi sonucunda her saat başı
bir kapakçık açılmakta ve oradan dökülen bilyeler bir zilin üstüne düşmekteydi.
On iki tane olan bu kapacıkların açılıp kapanmalarını birtakım zemberek ve
yaylarla hareket edebilen otomatlar sağlamaktaydı.Su saatinde,
millerin ve otomotların suyu sürüklediğini gören biri, bunları sudan başka bir
şeyi -sözgelişi antik kum saatlerindeki gibi kumu ya da sicime bağlı bir çakıl
parçasını- itemez mi diye kendi kendine sordu. Bu fikir, ancak XIII. yüzyılda,
Arşimet'ten beri iyice unutulmuş dişli çarkların ve tokmaklı zillerin
kullanılmaya başlanmasından sonra uygulanmaya konulabildi. İtici
ağırlıkların düşmesini düzenlemek ve ölçülü hale sokmak için karşılaşma çarkı
kullanılıyordu. O dönemde henüz sarkaç yoktu; bunu daha sonra, XVII. yüzyılda
Huygens bulmuştur. Bu makinelerden, daha doğrusu bu en ilkel saatlerden
bize kadar gelenlerin en eskileri şunlardır: 1324'ten önce imal edilen
Beauvais'deki saat ve 1348'den kalma Douvre'daki saat... Birincisinin ne kadranı
vardı ne akrebi ne de yelkovanı; yalnız her saat başı çalardı. Kadranlı saatler,
XIV. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktı. 1370'de Heinrich von Vic adlı
Alman'ın imal ettiği Paris Adliye Sarayındaki saat, daha ilkel başka bir saatin
yerine konmuştu. Yalnızca akrebi olan bu saatin, hem durmadan onarılması, hem de
kurulması için birinin sürekli yanında beklemesi gerekiyordu. Bu tür saatlerin
günde yarım saat geri kalmaları kutlanmaya değer bir başarı sayılıyordu.
Saatin kaç olduğu, ortaçağda kimsenin aldırış etmediği bir şeydi. Komşu
manastırın saatleri günü yeterince bölümlüyordu. Manastırdakilere gelince, tören
saatleri, gündüzleri ya güneş kadranı, ya su ya da kum saatiyle ve geceleri de
yıldızlara göre ayarlanıyordu. Artık mekanik saatçilik, yani itici
ağırlıkların kullanılması gelişiyor ve eski yöntemlerin yerini alıyordu. Saatler
değişik perdeli çan sistemleri ve hareketli sahnelen temsil eden süslemeleriyle
anıtsal sanat eserleri halini aldı. 1352-1354'te inşa edilen Strasbourg
katedralinin saatinde bir kadran, dişli çark sistemi ve saatte bir gelip Hazreti
Meryem heykelinin önünde secde eden ayin alayı heykelcikleri vardı. Frankfurt ve
Lund'un dev saatleri da aynı çağın eserleridir. Olağanüstü bir ustalık isteyen
bu zanaatın merkezi, Nurenberg'di ve ilk özel saatler XIII. yüzyılın sonlarında
burada imal edildi. O zamanın saatleri ancak önemli kişilerin sahip
olabilecekleri pahalı şeylerdi. Ne var ki, çok geçmeden itici ağırlıkların
yerini zembereğin almasıyla saatler hantallıktan kurtulup taşınabilir hale
geldiler; böylece daha geniş halk yığınları saat kullanma imkânına kavuştu.
Şimdi mekanik saatin icadının uygarlık üzerinde yaptığı paha biçilmez
etkilerden söz edelim: Gelişmekte olan sanayinin yaklaşık saate 'tahammülü'
yoktu. Dakik çalışmak verimliliği her bakımdan artırıyordu. Ayrıca, kutsal
hareketlerin dakikliği ancak o zaman daha iyi kavranabilirdi, Bu anlayış
insanları, tabiat olaylarının belirli ve şaşmaz nedenlere bağlı oldukları
düşüncesine götürdü. Determinist (gerekirci) akım, yani tabiat yasalarını
matematik güçlerin yönettiği kanısı, başka bir deyişle bilimin temeli, bu
gözleme dayanır.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
akıtılması esasına dayanan bu araç, zamanla süs kaygısıyla yerleştirilen
birtakım mekanizmalarla karmaşık bir hal almıştı. Bunun en tipik örneğinin, 807
yılında Harun Resifin Charlemagne'a (Şarlman) armağan ettiği saat olduğu
kesindir. Sürekli akan suyun belirli düzeylere gelmesi sonucunda her saat başı
bir kapakçık açılmakta ve oradan dökülen bilyeler bir zilin üstüne düşmekteydi.
On iki tane olan bu kapacıkların açılıp kapanmalarını birtakım zemberek ve
yaylarla hareket edebilen otomatlar sağlamaktaydı.Su saatinde,
millerin ve otomotların suyu sürüklediğini gören biri, bunları sudan başka bir
şeyi -sözgelişi antik kum saatlerindeki gibi kumu ya da sicime bağlı bir çakıl
parçasını- itemez mi diye kendi kendine sordu. Bu fikir, ancak XIII. yüzyılda,
Arşimet'ten beri iyice unutulmuş dişli çarkların ve tokmaklı zillerin
kullanılmaya başlanmasından sonra uygulanmaya konulabildi. İtici
ağırlıkların düşmesini düzenlemek ve ölçülü hale sokmak için karşılaşma çarkı
kullanılıyordu. O dönemde henüz sarkaç yoktu; bunu daha sonra, XVII. yüzyılda
Huygens bulmuştur. Bu makinelerden, daha doğrusu bu en ilkel saatlerden
bize kadar gelenlerin en eskileri şunlardır: 1324'ten önce imal edilen
Beauvais'deki saat ve 1348'den kalma Douvre'daki saat... Birincisinin ne kadranı
vardı ne akrebi ne de yelkovanı; yalnız her saat başı çalardı. Kadranlı saatler,
XIV. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktı. 1370'de Heinrich von Vic adlı
Alman'ın imal ettiği Paris Adliye Sarayındaki saat, daha ilkel başka bir saatin
yerine konmuştu. Yalnızca akrebi olan bu saatin, hem durmadan onarılması, hem de
kurulması için birinin sürekli yanında beklemesi gerekiyordu. Bu tür saatlerin
günde yarım saat geri kalmaları kutlanmaya değer bir başarı sayılıyordu.
Saatin kaç olduğu, ortaçağda kimsenin aldırış etmediği bir şeydi. Komşu
manastırın saatleri günü yeterince bölümlüyordu. Manastırdakilere gelince, tören
saatleri, gündüzleri ya güneş kadranı, ya su ya da kum saatiyle ve geceleri de
yıldızlara göre ayarlanıyordu. Artık mekanik saatçilik, yani itici
ağırlıkların kullanılması gelişiyor ve eski yöntemlerin yerini alıyordu. Saatler
değişik perdeli çan sistemleri ve hareketli sahnelen temsil eden süslemeleriyle
anıtsal sanat eserleri halini aldı. 1352-1354'te inşa edilen Strasbourg
katedralinin saatinde bir kadran, dişli çark sistemi ve saatte bir gelip Hazreti
Meryem heykelinin önünde secde eden ayin alayı heykelcikleri vardı. Frankfurt ve
Lund'un dev saatleri da aynı çağın eserleridir. Olağanüstü bir ustalık isteyen
bu zanaatın merkezi, Nurenberg'di ve ilk özel saatler XIII. yüzyılın sonlarında
burada imal edildi. O zamanın saatleri ancak önemli kişilerin sahip
olabilecekleri pahalı şeylerdi. Ne var ki, çok geçmeden itici ağırlıkların
yerini zembereğin almasıyla saatler hantallıktan kurtulup taşınabilir hale
geldiler; böylece daha geniş halk yığınları saat kullanma imkânına kavuştu.
Şimdi mekanik saatin icadının uygarlık üzerinde yaptığı paha biçilmez
etkilerden söz edelim: Gelişmekte olan sanayinin yaklaşık saate 'tahammülü'
yoktu. Dakik çalışmak verimliliği her bakımdan artırıyordu. Ayrıca, kutsal
hareketlerin dakikliği ancak o zaman daha iyi kavranabilirdi, Bu anlayış
insanları, tabiat olaylarının belirli ve şaşmaz nedenlere bağlı oldukları
düşüncesine götürdü. Determinist (gerekirci) akım, yani tabiat yasalarını
matematik güçlerin yönettiği kanısı, başka bir deyişle bilimin temeli, bu
gözleme dayanır.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
