- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Üzeyr
(a.s)'ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre
onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise, Üzeyr kelimesi
Arapça değil, İbranicedir (el-Ukberî, İmlau ma menne bihi'r Rahman, Mısır,
1961, II, 7).İbranice'de
Üzeyr kelimesinin karşılığı Azradır. Tevrat'ın bu dildeki nüshasında
böyle geçmektedir (Biblio Hobraica, nşr. Rud. Kittel, Stuttgart,1952; Esra,
VII,1; Nehemio, VIII,13).Üzeyr
(a.s), Harun Peygamber'in neslinden gelmektedir (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır,
1951, 344).Üzeyr
(a.s)'ın adı, Kur'an-ı Kerîm'de bir yerde geçmektedir: Yahudiler. 'Üzeyr,
Allah'ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah'ın oğludur', dediler.
Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr
etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl
da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı
rehber edindiler, Meryem oğlu Mesîh'i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı
olan Allah'a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O, onların
ortak koştukları şeylerden münezzehtir (et-Tevbe, 9/30, 31).Burada
söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn
Abbas'ın rivâyetidir. Buna göre, Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan
Tevrat'ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı
zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler.
Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah'a çok ibâdet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah'tan
inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat'ı hatırladı. Ondan
sonra Tevrat'ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat'ın içinde
bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ın öğrettiğinin aslına
uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ı çok sevdiler. Fakat bu
hususta aşırı gittiler. O, olsa olsa Allah'ın oğludur dediler (İbn
Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır,1951, X,111). Bu âyetler, onların bu
hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da, İsâ (a.s) Allah'ın oğludur diye
söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl
olduğu anlatılmış ve Yüce Allah'ın, onların bu iddialarından münezzeh olduğu
ifâde edilmiştir (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esraru't Te'vîl, Mısır, 1955,
I, 196).Yahudilerin
bu hususta aşırı gitmeleri, Kur'an'ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir.
Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak
için, Bu Allah'ın katındandır. derler. Ellerinin yazarlığından
ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların! (el-Bakara,
2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat'ı tahrif
ettikleri, ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah'ın kitabı
diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar, Allah'ın
kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya
çalışmışlardır. Bu âyette, onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed
Ali es-Sâbûnî, Safvetu't-Tefâsir, İstanbul, 1987, I, 71 vd).Aşağıdaki
âyette de, Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:Onlardan
bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken, dillerini eğip
bükerler. Halbuki okudukları, kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından
olmadığı halde, Bu, Allah katındandır. derler. Onlar bile bile
Allah'a iftira ediyorlar (Âlu İmran, 3/78).İbn
Abbas (r.a)'dan nakledildiğine göre, bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir.
Buna göre, onlar Allah'ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah'ın
kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır
(ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire,1977, I, 182 vd.).Üzeyr
(a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;Yahut
görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık
dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. Ölümünden sonra Allah bunları nasıl
diriltir acaba! dedi. Hemen Allah onu öldürdü, yüz sene sonra tekrar
diriltti. Ne kadar kaldın burada? dedi. Bir gün yahut bir kaç
saat dedi. Allah ona: Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve
içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir
âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik).
Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl birbiri üstüne koyuyor, sonra ona nasıl
et giydiriyoruz. dedi. Durum kendisince anlaşılınca, Şüphesiz
Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim dedi (el-Bakara, 2/259).Bu
ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır.
Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat, Üzeyr (a.s)'dır (el-Beydâvî,
Envaru't-Tenzîl, I, 57).Hz.
Muhammed (s.a.s), Üzeyr (a.s)'ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle
buyurmuştur: Bilmiyorum, Üzeyr peygamber midir, değil midir? (Ali
Nasıf et-Tâc, III, 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)'ın
peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.Peygamber olsun veya olmasın, Üzeyr (a.s) Allah'a tam manasıyla inanmış,
kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca, Allah'ın rızasını kazanmak
için şerden kaçmış, hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde
inanmaya ve Allah'ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.
(a.s)'ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre
onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise, Üzeyr kelimesi
Arapça değil, İbranicedir (el-Ukberî, İmlau ma menne bihi'r Rahman, Mısır,
1961, II, 7).İbranice'de
Üzeyr kelimesinin karşılığı Azradır. Tevrat'ın bu dildeki nüshasında
böyle geçmektedir (Biblio Hobraica, nşr. Rud. Kittel, Stuttgart,1952; Esra,
VII,1; Nehemio, VIII,13).Üzeyr
(a.s), Harun Peygamber'in neslinden gelmektedir (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır,
1951, 344).Üzeyr
(a.s)'ın adı, Kur'an-ı Kerîm'de bir yerde geçmektedir: Yahudiler. 'Üzeyr,
Allah'ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah'ın oğludur', dediler.
Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr
etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl
da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı
rehber edindiler, Meryem oğlu Mesîh'i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı
olan Allah'a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O, onların
ortak koştukları şeylerden münezzehtir (et-Tevbe, 9/30, 31).Burada
söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn
Abbas'ın rivâyetidir. Buna göre, Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan
Tevrat'ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı
zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler.
Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah'a çok ibâdet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah'tan
inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat'ı hatırladı. Ondan
sonra Tevrat'ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat'ın içinde
bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ın öğrettiğinin aslına
uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ı çok sevdiler. Fakat bu
hususta aşırı gittiler. O, olsa olsa Allah'ın oğludur dediler (İbn
Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır,1951, X,111). Bu âyetler, onların bu
hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da, İsâ (a.s) Allah'ın oğludur diye
söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl
olduğu anlatılmış ve Yüce Allah'ın, onların bu iddialarından münezzeh olduğu
ifâde edilmiştir (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esraru't Te'vîl, Mısır, 1955,
I, 196).Yahudilerin
bu hususta aşırı gitmeleri, Kur'an'ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir.
Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak
için, Bu Allah'ın katındandır. derler. Ellerinin yazarlığından
ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların! (el-Bakara,
2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat'ı tahrif
ettikleri, ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah'ın kitabı
diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar, Allah'ın
kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya
çalışmışlardır. Bu âyette, onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed
Ali es-Sâbûnî, Safvetu't-Tefâsir, İstanbul, 1987, I, 71 vd).Aşağıdaki
âyette de, Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:Onlardan
bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken, dillerini eğip
bükerler. Halbuki okudukları, kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından
olmadığı halde, Bu, Allah katındandır. derler. Onlar bile bile
Allah'a iftira ediyorlar (Âlu İmran, 3/78).İbn
Abbas (r.a)'dan nakledildiğine göre, bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir.
Buna göre, onlar Allah'ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah'ın
kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır
(ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire,1977, I, 182 vd.).Üzeyr
(a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;Yahut
görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık
dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. Ölümünden sonra Allah bunları nasıl
diriltir acaba! dedi. Hemen Allah onu öldürdü, yüz sene sonra tekrar
diriltti. Ne kadar kaldın burada? dedi. Bir gün yahut bir kaç
saat dedi. Allah ona: Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve
içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir
âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik).
Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl birbiri üstüne koyuyor, sonra ona nasıl
et giydiriyoruz. dedi. Durum kendisince anlaşılınca, Şüphesiz
Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim dedi (el-Bakara, 2/259).Bu
ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır.
Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat, Üzeyr (a.s)'dır (el-Beydâvî,
Envaru't-Tenzîl, I, 57).Hz.
Muhammed (s.a.s), Üzeyr (a.s)'ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle
buyurmuştur: Bilmiyorum, Üzeyr peygamber midir, değil midir? (Ali
Nasıf et-Tâc, III, 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)'ın
peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.Peygamber olsun veya olmasın, Üzeyr (a.s) Allah'a tam manasıyla inanmış,
kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca, Allah'ın rızasını kazanmak
için şerden kaçmış, hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde
inanmaya ve Allah'ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.
