Ha Gayret!

Ynt: Ha Gayret!

Ayrıldığımız Gündü (Bilardo Topları)

Ayrıldığımız gündü.
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, herşey bambaşka
görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
"Biliyor musun " dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren
gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuyadüşmeye
benzeyen derin bir korkuyla.
"Neye?" dedim,yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar
gibi,"Neye?"
"Bilardo toplarına."
"Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da
ondan..."
Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi
birbirimizden uzaklaştırmaya.
Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
Sonra iki arkadaşım geldi,birinin omzunda ağladım,hangisiydi
şimdi
hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik,anlarsın ayrılığın
ilk
günlerinde o eve katlanamazdım, sonra ben başka aşklara, sonra başka
evlerin
duvarlarına başka takvimler aştım
Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor
kulaklarımda
ardından bilardo topları
dağılıyor dört bir yana
Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha
bir daha
bir daha

Murathan MUNGAN
 
Ynt: Ha Gayret!

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıstığını,
kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek degil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir,
Ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..

Fakat, hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ''affet beni''
Diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,
Sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmis,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar,
Ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Can Yücel
 
Ynt: Ha Gayret!

dalgacg4.jpg


dalga1fh5.jpg


t6uj8n8si0.jpg


dalga.jpg


beach_and_sea_149.jpg


alanya%201.jpg


r_xxv3ruiyqtwyjnzal5rl.jpg


deniz.jpg


dalgaky0.jpg


deniz+kenar__.jpg



Sevgili Pisimbat, deniz demiş nasıl da canım istedi şimdi deniz kenarında olmayı ve dalgaları izleyip seslerini dinlemeyi... Şimdilik gidemediğimden bari resimleri ile yetineyim dedim.
 
Ynt: Ha Gayret!

Alıntı:

papatya2oo.jpg


olduğum gibi kim görebilir beni ?
ne rengim var benim ne nişanım,
benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama,
hem o sırlarım ben,
hem o sırları saklayanım.

bu gönül ne vakit durulacak, bilmem.
ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim,
yürüyüp giden de ben.

ben bir denizim,
kendi varlığı içinde taşan,
uçsuz bucaksız,
alabildiğine geniş,
kıyısız , hür bir deniz.

iki dünyada da yok oldu gitti bende,
artık ne bu dünyadan sorsunlar beni,
ne o dünyadan.

sen bizim tıpkımızsın , dedim, ey can !
"amma yaptın," dedi,
"o da ne demek?"
"şu gördüklerin hep ben'im"
yoksa , dedim sen "o" musun ?
"hey kendine gel, sus !" dedi,
"benim ne olduğum dile gelmez."
öyleyse, dedim, işte sana dilsiz, dudaksız konuşan biri,
yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi,
işte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri.
"böyle koşup durmak, dedi bir ses, senin nene gerek "
"bak bana , apaçık ortadayım da gene gizliyim."
"sen beni gör asıl , beni!"

eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum;
eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben,
tebriz'li şemsi gördüm göreli.

Mevlana
 
Ynt: Ha Gayret!

Bazen,

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan

Güneş kucağındadır, bilemezsin

Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür

Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın

Uçar gider, koşsan da tutamazsın...



w. Shakespeare
 
Ynt: Ha Gayret!

mücevher ne güzel paylaşımlar.Herşey gönlünce olsun. kiss3
 
Ynt: Ha Gayret!

evet gerçekten çok güzeller yazılar da,resimler de..deniz ve su delisi biri olarak ben resimleri ayrıca çok sevdim..teşekkürler ttli3
 
Ynt: Ha Gayret!

Önce kendime, sonra evime, sonra evimdekilere, sonra kapılarımı açtığımda bana değen ne varsa yüreğimle beynim arası çizgi derinliğince Günaydın

Elini verene, gözünü değdirene, sözünü diyene, diyemeyene, sevgimi görene, göremeyene Günaydın


22050629457e9a416018pe0.jpg


kirmizi_cicek.jpg


kirmizigul.jpg


526801065_fe144ff829_b.jpg


2ahzak3-1.jpg


Rosenbl%C3%BCte.jpg





Güller...

nasıl da söyleyecek bişeyleri varmış gibi duruyorlar.

Bir gül çok şey söyler aslında ve sevginin en güzel ifadelerinden biridir onlar.

Lütfen sevdiklerimizden gülleri esirgemeyelim.
 
Ynt: Ha Gayret!

Sevgili e.z.gia ve güllerin perisi, günümü aydınlattığınız için teşekkürler.
kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3 kiss3
 
Ynt: Ha Gayret!

Alıntı:

Peygamber gemi ile yolculuk ederken bir adaya yakın geçmiş gemi.

Bir adam fark etmiş,

bu adam bir tepenin tepesinden kendini aşağıya yuvarlayıp tekrar tepenin başına çıkıyor,

yeniden kendini aşağıya yuvarlıyor ve bu olay bu şekilde sürüp gidiyormuş.

Peygamber merak etmiş bu adamın halini, gemiyi yanaştırtmış kıyıya adamı çağırtmış yanına.

Sen ne yapıyorsun böyle tepeden aşağıya kendini yuvarlayıp durarak diye sormuş adama.

Adam "ibadet ediyorum" diye cevap vermiş.

Peygamber, adama "ibadet böyle edilmez" demiş ve başlamış anlatmaya, esas ibadet şeklini teferruatıyla açıklamaya.

Sözünü bitirmiş ve adamla vedalaşmış.

Gemi sahilden açılmış ilerlerken bir de bakmış ki az önceki o adam denizin üzerinde koşarak gemiye yaklaşmakta.

Gemi durdurulmuş. Adam aşağıdan, ayakları suyun üzerinde durarak seslenmiş:

Efendim, kusura bakmayın ama

az önce anlattığınız üzere şöyle şöyle yaptıktan sonra nasıl devam ediyorduk

ibadete unuttum.

Lütfen tekrar o kısmı hatırlatır mısınız ?

Peygamber adama gülümsemiş,

" benim anlattıklarımı unut,

senin yaptığın senin için doğru olanı,

git ve eski şekliyle ibadetine devam et, Allah onu kabul etmiş" buyurmuşlar.



 
Ynt: Ha Gayret!

Öğrencimin bana öğrettikleri:

Kaliforniya' da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak ders verirken, ayni sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan gecen, "Armudun iyisini ayılar yer" düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

"Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?

"Bir kilise faaliyetinde ayni komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini "

"Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, "O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim" dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, "Sen benim kahramanımsın" duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatim boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.

"Nasıl yani?" dedim.

"Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank simdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor."

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu "ayı" olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış . Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunun mümkün olup olamayacağını sordum. "Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir, " dedi ve iki gün sonra, "Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler," dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.

Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, "O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz, " dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi Brian'in evine vardık. Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'in, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.

Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. "Evet" yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. "Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz", dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızamayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George'a "Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz! " dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, "Tabii, onlar küçük insanlar!" yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi Brian'in davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

Brian'in yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir 'keşke' olmayacak.

Sally'e sordum: "Baban seninle randevulaşır miydi?"

"Evet", dedi, "yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, "Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!". Gülümseyerek, "Nereden biliyorsun?" diye sordum.

"Biz Frank'le konuştuk" diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN’I beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir Can’dır...

Doğan Cüceloğlu

 
Ynt: Ha Gayret!

çok teşekkürler.

feci duygulandım... saol...
 
Ynt: Ha Gayret!

Mücevher'cigğim bu aralar yaşadığım ve anlatmak istediklerime tercuman oldun çok güzel bir yazı idi.Bizlerle paylaştığın için teşekürler. alk78 alk78
 
Ynt: Ha Gayret!

Teşekkür ederim Mustang cım.
Yazı bana da çok şeyler hatırlattı ve içimi sızlattı o yüzden sayfama eklemiştim. Aslında çoğumuz benzer ızdıraplarla yoğrulmuşuz bu onu gösteriyor.
Şimdi sıra günlüğüme şu anda hissettiklerimi yazmaya geldi.
Artık çok zaman Hayal Ablamın da dediği gibi zihnimdeki cadıların başına tokmak vurup onları susturabiliyorum. dunk56
Yani olumlu içsel konuşmalarım arttı. 98569
Bazen öyle duygularla doluyorum ki mutluluk içimden dolup taşıyor. sevincli
Ama hala halledemediğim bi konu var ki burada kendimi çaresiz hissediyorum. agl34
Günlüğümün bi yerinde akşam olunca eve gitmek istemiyorum demiştim. Şimdi bunun sebebini yazıyorum: Kayınvalide sendromu. terli345
Her yaptığının eleştirildiği, 789569
her sözünün terslendiği 789569
bi yere kim gitmek ister ki... 4897
Bende öyle bir hale geldi ki o kişinin yanında uyuz köpek gibi bütün tüylerim diken diken ve tetikte duruyorum. >:(
Aman bişey söylemesin, bişey demesin diye panik halinde bir akşam geçiriyorum.
Bütün motivasyonum alaşağı oluyor ve sabah olunca silbaştan başlıyorum. bisiklet
Bu rutin bi şekilde tekrarlanıyor. İçimden bazen onun beni çok sevdiğini hayal edip ona sevgi gönderiyorum ama sanki yeterli olmuyor. Ne yapmalı ne yapmalı???? Bilemiyorum. dusun
Ben zaten içimdeki cadılarla başedemezken bi de dışardaki cadılar benim bütün enerjimi çalıyorlar.
Vaz geçmiyorum. Her sabah silbaştan başlıyorum. Ama böyle daha ne kadar sürer onu da bilmiyorum.
 
Ynt: Ha Gayret!

Yaa bu arada sevgili Mümin Okan, ben senin mesajını nasıl atlamışım öyle dunk56 İşte kafam biraz dağınık hala galiba idea3
Kusuruma bakma e mi??? utananadam Çok teşekkürler sana da.
kiss3 kiss3 kiss3
 
Ynt: Ha Gayret!

mücevher ' Alıntı:
Yaa bu arada sevgili Mümin Okan, ben senin mesajını nasıl atlamışım öyle dunk56 İşte kafam biraz dağınık hala galiba idea3
Kusuruma bakma e mi??? utananadam Çok teşekkürler sana da.
kiss3 kiss3 kiss3

olurmu sayın mücevher kusura bakılacak birdurum olduğunu düşünmüyorum. gözden kaçar, falan, olur böyle şeyler. ben teşekkür ederim. alk78 sapkal89

dinlenme fırsatın varsa değerlendir, bence...

sağlıcakla ve ışıkla kal.

http://hayatimdegisti.com/forum/Smileys/default/143.gif
 
Ynt: Ha Gayret!

Sevgili Mücevher seni çok iyi anlıyorum canım çünki bende yıllarca aynı şeyi yaşadım .Son iki yıla kadar ayrı oturmamıza rağmenbende çok sıkıntı çektim bu konuda .Helede eşin tam bir ana kuzusu ise işin biraz daha zor oluyor.Bizim en büyük sorunumuz eşimin herşeyin önüne annesini koyması oldu işinin bile .Son iki yıldır bizde yaşıyor artık eşim bile annesine tahamül edemiyor.

canım benim sen kendini değersiz hissetikçe o üstüne daha çok yüklenir.Kendini hiç bir zaman küçümseme sen izin verdiğin kadar insanlar sana yüklene bilir.Ben sana kötü bir şeyler söyle demiyorum .Ben hayatımda kayınvalidemle hiç tartışmadım desem yalan olmaz .Çünki bazı şeyleri ben kendime yakıştırmadığım için yapmam.Sadece bakışlarınla tavırlarınla kendini hissettir.Kimsenin seni küçümsemesine izin verme. O kişinin karşısında içinden ona ne hissediyorsan söyle.Bu sadece seni biraz olsun rahatlatır.O kişinin karsısında kendini bir aslan onuda fare olarak gör sen kükredikçe onun korktuğunu farzet.

Halbuki zaman nekadar çabuk geçiyor lüzumsuz kırgınlıklarla vakit kaybediyoruz.Sabaha iyi düşünerek başla günün iyi geçsin .Akşama iyi başlaki gecen güzel olsun .Dilerim hayat sana bütün güzellikleri versin .İyi günler göresin. kiss3
 
Ynt: Ha Gayret!

Nasrettin Hoca damdan düştüğünde demiş ki bana doktor değil, damdan düşen getirin beni o anlar.
Canım Mustang cım sen de beni iyi anlıyorsun. Bir ara ben de eşime hiçbişey anlatamadım.
Ama sonra o bazı şeyleri kendi gözleriyle gördü ve kulaklarıyla işitince beni destekledi.
Eşimin desteği beni çok mutlu etti. Ayrıca sitedeki siz dostlarımın desteği olmasa ben ne yapardım???
Hayat sizlerle çok daha güzel. Telkinleri dinlememe rağmen hala gelgitler yaşamam normal mi bilmiyorum?
Belki kendi halime kalsam bunlar olmayacak.
Güne güzel, akşama güzel başlıyorum ama malum sebepler beni alt üst ediveriyor bir anda.
Ama mesajlarda (kimin yazdığını unuttum) şikayet etmeyin mesajını gördüm az önce.
Artık bu konuda kendime bile hiçbir şekilde şikayet etmemeye karar verdim.
Belki o zaman farklı olur. Kaç senedir çözülemeyen bir düğüm çözülür kimbilir bu da olası.
Ayrıca "o kişinin karşısında içinden ona ne hissediyorsan söyle" ve "kendini bir aslan onu da fare olarak gör, sen kükredikçe onun korktuğunu farzet" şeklindeki tavsiyelerin için çok teşekkür ederim. Mutlaka deneyeceğim. Haklısın hayat kısa değmiyor hiçbişeye üzülmeye.
 
Ynt: Ha Gayret!

Bugünkü kendime olumlu mesajım:

Ben kararlarımı kendim vermeyi, duygu ve hislerimi kendim seçmeyi seçiyorum.


Biraz karışık mı oldu ne??? dusun

Ama zeki bilinçaltım bunu gayet iyi anlar heralde diye düşünüyorum. y789

Anlayıp anlamayacağı zamanla anlaşılacak elbet.

Gün boyunca aklıma geldikçe bunu söylemeye niyetlendim. Hadi hayırlısı....
 
Ynt: Ha Gayret!

oldukça başarılı bir telkin. alk78 super 25889
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst