Günde 5 Porsiyon Meyve Yiyerek Sağlıklı Kalın!

sincered

New member
1
HD RANK
Katılım
6 Mart 2009
Mesajlar
179
Reaksiyon puanı
3
Puanları
0
MEYVE SEVMİYORUM YA DA KİM HAZIRLAYACAK ÜŞENİYORUM DİYORSANIZ

SİZE İYİ BİR HABER... TROPİKAL MEYVE ALTERNATİFLERİ, MEYVE

SALATASI ALTERNATİFLERİYLE MEYVELERİ SOYUP BİR KABA KOYMUŞLAR

İÇİNE ÇATAL DA İLAVE ETMİŞLER ADINI İSE VERİTA DİLİM MEYVE

KOYMUŞLAR.

SON GÜNLERDE MARKETLERDE RASTLAMAK MÜMKÜN BU ÜRÜNE. ÜSTELİK O

KADAR PRATİK Kİ ARABADA, YOLDA, OKULDA, EVDE RAHATLIKLA

TÜKETEBİLİRSİNİZ.

MEYVELERİN FAYDALARINI VE ÖZELLİKLERİNİ PAYLAŞTIĞIMDA ÖNEMLERİNİ

ÇOK DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ...

GÜNLÜK HAYATTA İLAÇLARA DÜNYANIN PARASINI ÖDÜYORUZ OYSA

ELİMİZİN ALTINDA SAĞLIĞIMIZI DOĞAL YOLLARLA KORUYABİLECEĞİMİZ O

KADAR ÇOK ALTERNATİF VAR Kİ... BİLMEDİĞİMİZ, ÜŞENDİĞİMİZ YA DA

SEVMEDİĞİMİZİ İDDİA ETTİĞİMİZ İÇİN GÜNLÜK BESLENMEMİZE DAHİL

ETMEDİĞİMİZ MEYVELER HER DERDE DEVA...
 
SİZLERLE ÖZELLİKLERİNİ VE FAYDALARINI PAYLAŞACAĞIM İLK MEYVE HİNDİSTAN CEVİZİ...


Özellikleri ve Tarihçesi
Hindistan cevizi, kumlu topraklarda, uzunlamasına ağaçlarda yetişen tropikal bir meyvedir. Bilinen ilk oluşum 15 milyon yıl önceye rastlamaktadır. Hindistan cevizinin kabuğu yaş iken yeşil renklidir. Kurutulmuş hindistan cevizinin kabuğu koyu kahverengi renktedir. Ağacından kopan Hindistan cevizi hem yaş olarak hem de kuru olarak kullanılabilmektedir.
Yetiştirildiği Yerler
Tropikal iklim bölgelerinin tamamında yetişmekle birlikte özellikle Sri Lanka, Tayland, Malezya ve Fildişi sahillerinde üretilmektedir.
Faydaları
Hindistan Cevizi çok besleyici, güçlendirici ve şişmanlatıcı bir besindir. Yüksek oranda fakat kolayca sindirilebilen yağ içerir. Vücut bu yağdan diğer yağlara nazaran daha kolay yararlanır. Bu yağ hem fiziksel hem de kimyasal özelliği bakımından tereyağına çok benzer. Hindistan Cevizi bütün amino asitleri içeren yüksek kalitede protein içeriğine sahiptir. Potasyum, sodyum, magnezyum ve sülfür açısından da zengin bir besindir. Kurutulmuş hindistan cevizinin enerji değerleri oldukça yüksektir. Olgunlaşmış kuru bir hindistan, cevizi midedeki fazla asit problemlerinin tedavisinde de etkilidir ve hastada rahatlama sağlar. Hindistan cevizi' nin özü sindirim sistemi rahatsızlıklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Hazımsızlık, kolit, mide ülseri, ishal, kusama, gaz, dizanteri rahatsızlıklarına karşı da oldukça değerli bir besindir. Kusmayı yatıştırmak için diğer metodlar başarısız kaldığında hindistan cevizi çok değerli bir besindir.
· Reflü hastalığına iyi gelir.
· İdrar söktürücü bir besin olan Hindistan cevizi kabızlığı gidermekte faydalıdır.
· Böbrek taşlarını ve kumunu düşürmeye yardımcı olur.
· Mide ağrılarını hafifletir.
· Balgamı keser.
· Ağız kokusunu giderir.
· Felce ve titremeye iyi gelir.
· Şekerle birlikte yenirse hem vücuda fazla ağırlık vermez hem de cinsel gücü arttırır.
· Hindistan Cevizi çok besleyici, güçlendirici ve şişmanlatıcı bir besindir.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Suyunu içebileceğiniz gibi; Uzak doğu yemeklerinin pişirilmesinde kullanabilirsiniz. Etli kısmını ise ham olarak yiyebilir, ya da öğüttükten sonra sıkıp sütünü çıkartabilirsiniz.
BU ARADA SANILANIN AKSİNE HİNDİSTAN CEVİZİNİN SUYU SADECE YEŞİLKEN TÜKETİLDİĞİNDE FAYDALIDIR MARKETLERDE SATILAN HALİYLE İÇTİĞİNİZDE SADECE ŞEKERLİ SU İÇERSİNİZneseli56
 
Hindistan cevizinin Muhafaza Koşulları ise şöyle:
Kırılmamış hindistan cevizleri oda sıcaklığında 4 aya kadar saklanabilir. Rendelenmiş cevizler ağzı iyice kapatılmış kaplarda ya da naylon torbalarda buzdolabında dört güne, buzlukta ise altı aya kadar saklanabilir. İçindeki yağ oranı uygun koşullarda saklanmazsa hemen ekşimesine sebep olur.
Besin Değerleri
100 Gr. Yenilebilir Hindistan Cevizinin Besin Değerleri
Analizler
Taze
Vitamin C
1 mg.
Fosfor
240 mg.
Demir
1,7 mg.
Kalsiyum
10 mg.
Karbonhidrat
%13
Lif
%3,6
Protein
%36,3
 
BİR BAŞKA ÇOK FAYDALI MEYVE İSE MANGO...

Özellikleri ve Tarihçesi
Dünya tropikal ikliminde meyvelerin kraliçesi olarak da bilinen bu meyve, dış yapısı ve kesildiğinde ortaya çıkan mükemmel kokusu ile her zaman ilgi odağı olmayı başarmıştır.
Tropikal iklim meyvesi olan mango, ağacındayken 30 °C nın altında olan sıcaklıklarda
verim vermez. Yeşil Mango, içerdiği yüksek C vitaminiyle tarih boyunca insanlığın vazgeçemediği meyvelerden biri olmuştur.

Yetiştirildiği Yerler
Orta ve Güney Amerika, Asya ve Afrika ülkelerinde üretilmektedir.
Faydaları
Olgunlaşmış mango oldukça faydalıdır. Mangodaki ana gıda maddesi şekerdir. Ayrıca tartarik asit ve malik asite ilave az miktarda sitrik asitte bulunur. Bu asitler vücut tarafından kullanılır ve vücudun alkali kaynaklarını koruyabilmesine yardımcı olur.
Olgunlaşmamış mango, bizleri sıcağın ve kavurucu rüzgârların zararlı etkilerine karşı korur.
İçeriğinde bulunan beta karoten sadece cildi güzelleştirmekle kalmıyor, çeşitli enfeksiyonların tedavisini ve de gece görme zorluklarına karşı bağışıklık sistemini güçlendirir.
Bu meyve içerdiği vitaminler nedeniyle sinirler, cilt ve saçlar için çok yararlıdır.
Mango potasyum, lif ve kuvvetli bir anti-oksidan deposudur. A vitamini C vitamini E vitamini Demir Böbreklere faydalıdır, Kanı temizler, Sindirimi hızlandırır, Asitli yiyecekleri nötralize eder.
Sıcak kül üzerinde pişirilen mango su ve biraz şekerle karıştırılıp bir içecek hazırlanırsa, bu sıcak çarpmasına karşı çok etkili bir tedavi yöntemidir.
Ham mangonun üzerinde biraz tuz serpip yemek yaz aylarında aşırı terleme sonucu oluşan tuz ve demir kaybını azaltır.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Kesmeden önce Mangoları yıkayınız. Mangonun etli kısmı ortasındaki çekirdeğe sıkı bir şekilde birleşiktir. Çekirdeğine mümkün olan en yakın yerden boylamasına kesiniz. Çekirdeğini çıkartıp kabuğunu soyarak kullanım amacınıza uygun bir şekilde doğrayınız. Çok olgun Mangoların kabuğunu bıçakla boylamasına izler gibi yapıp muz soyar gibi geriye soyabilir ve meyveyi çekirdeğine kadar boylamasına dilimleyerek kullanabilirsiniz. Ayrıca ortadan ikiye kestiğiniz mangonun etli kısmını bıçakla kabuğuna zarar vermeden baklava dilimi şeklinde çizip kaşıkla kabuğundan ayırabilirsiniz.
Taze olarak tüketilmesinin yanı sıra, meyve salatalarında, meyve suyu olarak, kokteyllerinizde, pasta yapımında ve süslemelerinde kullanabilirsiniz. Ayrıca, yemeklerinize aroma ve lezzet katmasının yanı sıra, dondurma ve sos yapımında da kullanabilirsiniz.


cilgin897
 
Muhafaza Koşulları
Olgunlaşmamış mango, satın alınmışsa olgunlaşana kadar oda sıcaklığında 3-5 gün saklanır.
Olgunlaşmış mangoları kapalı plastik çantalarda sebzelikten uzak bir yerde 3-4 gün buzdolabında saklayabilirsiniz.

Besin Değerleri
Mango gelişiminin bütün evrelerinde kullanılabilen bir meyvedir. Yeşil ya da olgunlaşmamış mango olgunlaştıkça glikoza, sakroza ve maltoza dönüşen nişasta içerir. Bu nişasta mango olgunlaşmasını tamamlayınca tamamen kaybolur. Yeşil mango zengin bir pektin kaynağıdır.
Fakat çekirdek oluşmaya başladıkça pektin yavaş yavaş kaybolmaya başlar.

Su (g)
81,71
Enerji (kcal)
65
Enerji (kj)
272
Protein (g)
0,51
Yağ (g)
0,27
Karbonhidrat (g)
17,00
Lif (g)
1,8
MİNERALLER
Kalsiyum (mg)
10
Demir (mg)
0,13
Magnezyum (mg)
9
Fosfor (mg)
11
Potasyum (mg)
156
Sodyum (mg)
2
Çinko (mg)
0,04
Bakır (mg)
0,110
Manganez (mg)
0,027
Selenyum (mcg)
0,6
VİTAMİN
Vitamin C (mg)
27,7
Tiamin (mg)
0,058
 


Riboflavin (mg)
0,057
Niasin (mg)
0,584
Pantoteknik asit (mg)
0,160
Vitamin B-6 (mg)
0,134
Toplam folik asit (mcg)
14
Vitamin B-12 (mcg)
0,00
Vitamin A, IU (IU)
3894
Vitamin A, RE (mcg_RE)
389
Vitamin E (mg_ATE)
1,120

MANGONUN 100 GRAMINDA BULUNAN VİTAMİNLERİN DEVAMI...​
 
ZENCEFİL
Özellikleri ve Tarihçesi
Zencefil yaprakları mızrak şeklinde sivri uçlu ve tarçın kokuludur. Çiçekler sarı renkli ve çoğu bir arada bulunurlar. Bitkinin kökleri nişasta,reçine ve uçucu yağlar taşır. Kökler yassı ve grimsi renklidir. Kuvvetli kokulu ve biraz acımsı lezzetlidir.
İlk çağdan beri Çin ve Hindistan'da kullanılan zencefilin, Hindistan'dan geldiğini bilmeyen Dioskorides ve Plinius'a göre, bu bitki Yunanlılar'a Persliler tarafından tanıtıldı. Zencefil, Romalı'ların besin maddelerinde büyük rol oynamıştı. Zencefilin Ortaçağ Avrupası'nda kullanımı, karabiber kadar yaygındı ve pahalıydı.
Yetiştirildiği Yerler
Zencefilin vatanı Güney Asya olmakla berâber Hindistan, Batı Afrika gibi birçok tropik bölgelerde ekimi yapılır. Memleketimizde ancak seralarda yetiştirilir. Nemli iklimi ve sulak yerleri sever.
Faydaları
  • İştah açıcıdır,
  • Antiseptik özelliği kanın temiz kalmasını sağlar,
  • Mideyi düzenler,
  • Mide bulantılarını giderir,
  • Mide ağrılarında ve hazımsızlıkta iyi bir seçimdir,
  • Bağırsaklarda biriken ve atılamayan gazların kolaylıkla atılmasını sağlar(colic),
  • Solunum yollarını açar,
  • Kanın yapısını daha akışkan hale getirir(ki bu kalbin daha rahat çalışması demektir)
  • Vücutta sıcaklık ve terleme meydana getirir.
  • Zencefil gerçekten iyi bir anti-oksidandır(oksitleri temizler dışarıya atılmasına yardımcı olur)
  • Kalp ritminin düzene girmesini sağlar,
  • Özellikle romatizmal rahatsızlıklarda bin yıllardır kullanılmaktadır.
  • Baş ağrılarını giderici özelliği vardır,Zencefil
  • Uykuyu rahatlatır,
  • Kandaki kolesterolü diğer birçok bitkiye nazaran daha fazla oranda düşürür,
    Bu ve buna benzer daha bir çok faydaları vardır zencefilin.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Zencefil çayı olarak: Değirmende inceltilmiş yarım tatlı kaşığı zencefil, bir bardak dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika hafif ısıda kaynatılır ve süzülür. Gerektiğinde bir bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir. Özellikle zayıf ve sinirsel etkiye açık mideler için çok yararlı bir bitkidir. Zencefil, mide ülseri olanların bile kullanabileceği özelliktedir.
 
Örnek Olaylarla Kullanım Alanları
1- Yolculuk sırasında bir çoğumuzu taşıtlar tutar ve aslında çok da hoş geçebilecek bir yolculuk bizim için tam bir kabusa dönüşür. İşte bunu zencefil sayesinde engelleyebiliriz. Şöyle ki, Yolculuğa çıkmadan 30 dakika önce ağza alınan 1 gr. zencefil araç tutmasını engeller. Zencefilin faydaları
2- Ameliyattan kalkan hastalara verilen ilaçlar narkoz etkisini hafifletir fakat bu ilaçların yan etkileri mevcuttur. Oysa zencefil bu ilaçlardan daha etkili bir bulantı bastırıcıdır. Ameliyat sonrası ayılmalarda 0,5gr. - 2gr. arası zencefil+100 ml. sıcak su ile hazırlanan infüzyon oldukça faydalı sonuçlar verir.
3. Hamilelikte alınan günlük 1 gr toz zencefil hamileliğin mide üzerindeki etkilerini büyük oranda iyileştirir ve hatta yok edebilir de.
4. Zencefilin soğuk algınlıklarında kullanıldığını daha önce söylemiştik. Bir fincan çay içerisine bir miktar bal karıştırılıp ardından bu karışımımız içerisine iki dilim taze zencefil kor ve az bir miktar beklendikten sonra bu karışımı içersek soğuk algınlığımız kısa sürede atlatılır.
5. Yemeklerde ve tatlılarda kullanılan zencefil zamanla romatizmal hastalıklara çok iyi gelmektedir. Zencefil bitkisine son yıllardaki talep patlamasının sebeplerinden birisi de bu antiromatizmal özeliklerindendir.

Kanser ve Zencefil
Zencefil bitkisi son zamanlarda kanserle savaşta "destekleyici tedavi olarak" kullanılmaktadır. Dünyada azımsanmayacak sayıdaki bilim adamı zencefilin "kanserle ve buna benzer tehlikeli hastalıklarla" savaşta "destekleyici tedavi olarak" kullanılabileceğini kabul etmektedir.
Zencefilin Vücuda Alınma Yöntemleri
1- Zencefil çaylarla birlikte alınabilir özellikle yaş zencefil dilimlenerek fincan içerisine konmuş çayda bekletilir.
2- Toz halindeki zencefil bal ile özenerek alınabilir.

3- Ayrıca çay, bal, zencefil karışımı da oldukca etkili bir tiryaktır.
4- Bunlardan farklı olarak zencefil "toz olarak" 1 gramlık dozlarla doğrudan alınabilir(özellikle hamilelerde)
5- Zencefilin diğer bir alınma yöntemi de zencefilli yemek, pasta ve tatlılarla olmaktadır.


NOT: Zencefilin yaş ve taze olarak alınması tavsiye edilen bir yöntemdir.
Dozaj ve Yaşlara Göre Kullanım Miktarı Ne olmalıdır?
!!!!Önemli NOT!!!! Zencefil her ne kadar mucizevi bir bitki de olsa 2 yaşın altındaki çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Buna çok dikkat edilmelidir.
a-Pediatrik Olarak(2 yaşın üstündeki çocuklarda)
Zencefil 2 yaşın üzerindeki çocuklarda bulantılara karşı, colic ve bağırsak ağrılarına karşı kas ve baş ağrılarında karşı kullanılabilir. 20-25 kg a kadar olan çocuklar bir yetişkine verilecek dozun 3 de 1 i kadar bir doz almalıdırlar. 70 kg ağırlığındaki bir birey yetişkin olarak kabul edilmektedir.
b- Yetişkinler
!!!!Önemli Not!!!! Her ne kadar yetişkin olsanız da günlük 4 gramdan fazla zencefil almayınız. Bu doz normaldir günlük 4 gramın üzerindeki dozlar yaygın göğüs yanması şikayeti doğurur.(Yiyecekler genellikle %0.5 kadar zencefil içerir)
1- Bulantılar ve gaz şikayetlerinde= günlük "yiyeceklerle birlikte olmak koşuluyla" 2-4 gr arasında zencefil alınmalıdır. Eğer toz halinde alınacaksa 0.25-1 gr arasında toz 1.5-3.0 mL suyla (bu 30-90 damla demektir) karıştırılır.
2- Soğuk algınlığında, baş ağrılarında, veya grip gibi hastalıklarda= 2-3 dilim yaş zencefil veya 0.5 gr toz zencefil çay ve bal karışımına atılarak sıcak alınır. Bu seans günde 2-3 kere tekrarlanır.
3- Adet sancılarının giderilmesinde= günlük 1 gr toz zencefil alınabilir bu tos zencefil 20-30 damla suyla extrakt haline getirilir ve 3-4 defada tüketilir. İstenirse bal veya tatlı ile karıştırılabilir.

 
Toplu Uyarılar
    • Zencefili asla 2 (iki) yaşından küçük çocuğa vermeyiniz.
    • Günlük 4 gr dan fazla zencefil kullanmayınız.
    • Hazırladığınız zencefili 1 defada değil de günün değişik saatlerinde 2-3 defada tüketiniz.
    • Bir yetişkin ağırlığının 70 kg olduğunu unutmayınız.
    • Çocuklarda yetişkin ağırlığına göre dozu düşürerek veriniz. Örneğin 20 kg bir çocuk için hesap şöyle olmalıdır 70/20=3 bu durumda yetişkine hazırlanan doz 3 e bölünür ve kullanılır.
Zencefil, mide bulantısı, şişkinlik ve kolik gibi sindirim problemlerine karşı başarıyla kullanılabilir. Yolculuk kusmalarına karşı etkilidir. Antiseptik etkisi sayesinde, mideye bağırsak enfeksiyonlarına ve hatta gıda zehirlenmelerine karşı kullanılabilir. Zencefil kan dolaşımını uyarır ve böylece kanın yüzeysel bölgelere de rahatça ulaşmasını sağlar. Bu etkinliği sayesinde donuklarda, ısınmayan el ve ayakların ısıtılmasında çok önemli görevler üstlenebilir. Aynı zamanda yüksek kan basıncını da normalleştirebilir. Terletici ve ateş düşürücü etkileri vardır. Öksürük, grip, soğuk algınlığı ve öteki solunum yolları hastalıklarında, ısıtıcı ve yatıştırıcı etkiye sahiptir. Ayrıca iştah açar ve kabızlığa karşı kullanılabilir.
Muhafaza Koşulları
+13 C de, %60 nemde çok soğuk olmayan serin ortamlarda muhafaza edilir.
Besin Değerleri
Taze zencefil B6-C Kalsiyum, Demir, Magnezyum, Fosfor, Potasyum, Manganez ve Lif açısından yüksek besin değerlerine sahiptir
 
KİVİ
Özellikleri ve Tarihçesi
Kivi (Actinidia deliciosa, A. chinensis) bu yüzyılın başında kültüre alınmaya başlayan, geniş ticari yetiştiriciliği son 25 yılda gelişen yeni bir meyve türüdür. Kivi bitkileri sarılıcı ve tırmanıcı bir türdür. Doğal yetişme ortamı (anavatanı) olan Çin’de çok geniş alanlarda yayılmıştır. Sibirya’dan güney Çin’e ve Hindistan’a kadar olan doğal yetiştirme alanlarında 50’den fazla türü ve bu türlere dahil yüzlerce çeşidi farklı ekolojilere adapte olmuşlardır. Doğal ortamda yetişen bitkilerin meyveleri toplanarak yüzlerce yıldır tüketilmektedir. Hatta yazılı Çin kaynaklarında birtakım hastalıkların tedavisi için kullanıldığı da belirtilmektedir. Geniş bir alanda yetiştiği Çin’den Yeni Zelandalı botanikçiler tarafından bu ülkeye götürülen tohumlar, kivi kültürünün de başlangıcı olmuştur. Başlangıçta koleksiyonlarda ve laboratuarlarda yer alan türlerden seleksiyonla elde edilen çeşitlerle 1950’lerden sonra ticari bahçeler kurulmaya başlanmıştır.Kivi kısa sürede dünya pazarlarında tanınması ve talebin artışına paralel olarak birçok ülkede yetiştirilmeye başlanmıştır.
Yetiştirildiği Yerler
Son 20 yılda Yeni Zelanda, İtalya, Fransa, Yunanistan, İspanya, Avustralya, Japonya, Güney Afrika, A.B.D. (Kaliforniya) ve Şili gibi ülkelerde yetiştiriciliği hızla gelişmiştir. Çin’de doğal gelişme ortamında “yang too” diye adlandırılan bu meyve 1950’li yıllardan sonra Yeni Zelandalı ihracatçılar tarafından dünya pazarlarına tanıtılmıştır. Meyvenin bu pazarlarda yer almaya başlaması ile adı Yeni Zelandalı ihracatçılar tarafından bu ülkenin sembol kuşu olan “KİWİ” olarak değiştirilmiştir. Bugün bütün dünyada A. deliciosa ve A. chinensis ile diğer türlere dahil ve meyvesi yenen tüm çeşitler kiwifruit yada kısaca kivi olarak adlandırılmaktadır.
Türkiye de kivi yetiştiriciliği öteki Akdeniz ülkelerinden 15-20 yıl sonra başlanmıştır.
Ülkemizde Kivi ile ilgili çalışmalar ilk olarak 1988 yılında Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü tarafınca başlatılmış olup, adaptasyon çalışmaları sonucunda Karadeniz, Marmara ve Ege sahil bölgelerinin kivi yetiştiriciliğine uygun olduğu saptanmıştır. Türkiye’de kivi üretimi daha çok yeni olup, üretime daha çok başarılı adaptasyon-demonstrasyon çalışmalarının olduğu yerlerde başlanılmıştır. Bu çerçevede ticari kivi bahçeleri daha çok Kuzey Marmara (Yalova, Bursa, Adapazarı, Çanakkale) Doğu Karadeniz (Rize, Trabzon, Giresun, Ordu) ve Batı Karadeniz (Zonguldak) yörelerde yer almaktadır.
Ayrıca Ege ve Akdeniz Bölgelerinde de az da olsa ticari bahçeler vardır.

Faydaları
Kivi meyve eti yüksek oranda (100-400 mg/100 gr.) C vitamini içermektedir. Bu miktar turunçgillerin 2-4 katıdır. Ayrıca Demir, Potasyum, Kalsiyum ve P minarelilerini yüksek oranda içerir. Buna karşılık düşük oranda şeker içerdiği için kalorisi de düşüktür. Bu yüzden kivi “Sağlık meyvesi” olarak da bilinir. Grip ve nezlede yararlıdır. Bağışıklık sistemini destekler. Kivide yer alan bazı maddeler kanser önleyici özelliktedir. Nefes açıcı
etkisi sebebiyle öksürük ve astım sorunları için yararlıdır. Kılcal damar yapısını kuvvetlendirir. Kan temizleyici özelliği kivi yararları arasındadır. Bir diğer kivi faydası kan inceltici etkisidir. Kandaki yağ düzeyini düşürür, kan basıncını düzenler. Lif bakımından zengin olduğu için sindirimi kolaylaştırır. Özellikle içerdiği petkin sayesinde vücudu toksinlerden arındırır. Zararlı kolesterolü düşürür. Faydalı kolesterolü yükseltir.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Öte yandan yeşil renkli meyve eti asıl tüketim yanında pasta, kek, dondurma ve fermantasyon sanayisinde de kullanılmaktadır. Meyve suyu, reçel ve marmelat yapımında kullanıldığı gibi derin dondurularak da kullanılabilmektedir.
Muhafaza Koşulları
Kivi meyvesinin doğal koşullarda 2-3 ay, soğuk hava depolarında 6-8 ay kolaylıkta saklanabilmesi de bu yeni meyveye ayrı bir değer kazandırmaktadır.
 

ANANAS
Özellikler ve Tarihçesi
Ananas, tropikal iklim kuşağında yetişen bir meyvedir. İlk defa Christopher Columbus tarafından Orta ve Güney Amerika da yetiştirilmiştir. Daha sonra Columbus meyveyi Avrupa ya tanıtmıştır. İspanyollar ise ilk defa bu meyveyi o dönem ticaret yaptıkları Philippines, Havaii ve Guam halklarından öğrenmişlerdir. Güney Avrupa da ilk defa hobi olarak yetiştirilme çalışmaları 1720’li yıllara rastlamaktadır. 2001 yılında, Tayland bu meyveden 1.979 milyon ton, Philippines 1.618 milyon ton ve Brezilya 1.43 milyon ton üretim rakamlarına ulaşmıştır.
Yetiştirildiği Yerler
Başlıca Costa Rica, Honduras, Fildişi Sahili, Gana, Tayland ve Malezya gibi tropikal iklimin görüldüğü bölge ülkelerinde yetiştirilmektedir.
Faydaları
Pürüzsüz bir cilt için, demir; Güçlü saç-tırnak ve cilt için, kalsiyum; sağlıklı cilt ve göz için, vitamin A;hücrelerin çoğalmasını sağladığı için, vitamin B ve cilt deki kollagen oluşumu için vitamin C içeriyor.
Protein sindiren ve zayıflamayı sağlayan enzim olan bromelain sayesinde sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, vücutta meydana gelebilecek olan iltihapları ve şişkinlikleri de etkili bir biçimde azaltır. Özellikle sinüzit, bademcik iltihabı, gut hastalığı, mafsal iltihabı ya da yaralanma veya ameliyatlardan sonraki iyileşme dönemlerinde ananasın faydalı olduğu bilinmektedir.
Bromelain, vücudun su tutmasını azaltır, iltihapları giderir, Aşırı trombosit yapışkanlığını önlediği için doğal bir kan incelticidir. Ancak bromelainin kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılması tavsiye edilmez. Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluşturabilir veya kalp hızını yükseltebilir.
Ananas, az bulunan bir mineral olan manganezin mükemmel bir kaynağıdır. Anti oksidan koruma sağlar ve bağışıklık sisteminin destekçisidir. Sağlıklı bir diyet meyvesidir.
Ananas kilo verdirir. Ananas insan vücudunun ihtiyaç duyduğu bütün vitaminleri ve 16 doğal mineral içerir. Ananasın kilo verdirmedeki sırrı ise zengin suyunda saklıdır.
Ananas suyu vücuttaki yağı etkili bir şekilde eritebilir. Dolayısıyla her gün yemekte ananas ya da ananas suyu tüketilebilir. Ancak yemeden önce ananası tuzlu suda yarım saat bekletmek gerekir.Mide ve bağırsakları temizler. Ananas etin sindirilmesinde yardımcı olabilir. Ananasta bulunan protein mayası, yemeklerdeki proteinleri etkili bir şekilde çözümleyerek mide ve bağırsakları hareketlendirir.

Cilt ve saçı güzelleştirir. Ananasın içerdiği zengin B vitamini cildi etkili bir şekilde nemlendirir ve saçı da parlatır. Bunun yanı sıra ananas stresin giderilmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine de yardımcı olur.
Tansiyon ve kandaki yağ oranını düşürür. Ananas kan dolaşımını hızlandırarak hem tansiyonu, hem de kandaki yağ oranını düşürmede etkili olabilir. Ananas, vücutta yağ birikimini de önler.
Nezleye karşı birebirdir. Ateş, öksürük ve boğaz ağrısı nezlenin en önemli belirtileridir.
Bu durumda, yatakta dinlenmenin yanı sıra bir bardak taze ananas suyu da içilebilir.
Çünkü ananas suyu ateşin düşürülmesi ve nefes borusu enfeksiyonunun önlenmesinde de etkilidir.
Tıbbi araştırmalara göre, eskiden beri insanlar, boğaz ağrısı ve öksürüğü ananasın içerdiği protein mayasıyla gidermeye çalışmıştır.

Beyne giden kan yollarını temizler ve beynin kan dolaşımını arttırır.
Ananasın son yapılan araştırmalarda doğal yapısında bulunan bromelain enziminin CCS molekülünü içerdiği ve bunun da kansere karşı insan vücudunun bağışıklık sistemini harekete geçirdiği kanıtlandı. Bromelain, vücuttaki proteinleri ayrıştıran ve sindiren bir enzim olduğundan hazmı kolaylaştırır, mide asidini düzenler. Kemik ve eklemlerdeki kireçlenmeyi önler. Alerjilere karşı korunma sağlar. Ananasın içindeki enzimlerin yağ yakma özelliğinin olması kozmetik sektörünün de bu meyveye olan ilgisini giderek arttırıyor. İdrar söktürücü etkisi nedeniyle vücuttaki toksinlerin atımına yardımcı olduğundan selülit tedavisinde de kullanılıyor.
Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Meyve olarak yiyebilir, suyunu çıkartıp kokteyllerinizde kullanabilirsiniz. Meyve, sebze ya da etli salatalarınız ile birtakım yemeklere de ilave edebilirsiniz. Ayrıca dekorasyon amaçlı da kullanabilirsiniz.
Ananas Seçerken:
Tombul, taze gözüken ve mümkün oldukça en geniş olanını seçin. Ananas ne kadar genişse yenilebilir kısmı o kadar fazla olur. Taze gözüken koyu yeşil yapraklar iyi kalitede olduğunun belirtisidir. Kokusu da iyi kalitede olduğunun bir göstergesidir fakat soğuk ortamlarda muhafaza edildiği için genelde kokusu oda ortamında olmadıkça fazla hissedilmez. Yaprakların kolayca çıkabilir olması ya da kabuğunun rengi ananasın olgunluğu yada iyi kaliteli olup olmadığı hakkında bilgi vermez. Ananası olgunlaşması için saklamak gerektiği hakkındaki bilgilerde yanlış yönlendiricidirler. Ananas hasat edildikten sonra ne olgunlaşır nede tadı tatlılaşır. Ananas olgunlaşmaya çok yakınken hasat edilir ve hemen pazarlara gönderilir. Bu yüzden hemen yenilmesi gerekir.

Muhafaza Koşulları:
Ananası saklamak için streç ya da alüminyum folyoya sararak kokusunun diğer yiyeceklere bulaşmasını önleyebilirsiniz. Ananas buzdolabında saklanmalıdır. Dilimlediğiniz ananasları ağzı sıkıca kapatılmış bir saklama kabında buzdolabında 2-4 gün saklayabilirsiniz.

Ananas optimum 80°C de 4-5 gün saklanabilirler. Dilimlenmiş ananaslar ise streç ya da alüminyum folyo ile sarılarak 2-4 gün buzdolabında saklanabilinir.
 
PAPAYA
Özellikleri ve Tarihçesi
Papaya egzotik meyveler arasında çok değerli bir yere sahiptir. Protein, mineral ve vitaminler gibi günlük alınması gereken besinlerin önemli bir kısmı bu besinlerden sağlanabilir. Papayalar olgunlaştıkça içerdikleri C vitamini miktarı da artar. İçerdiği karbonhidrat da tabi şekerlerden gelmektedir.

Yetiştirildiği Yerler
Güney Afrika, Latin Amerika, Avustralya ve Havaii de üretilmektedir.
Faydaları
Papaya enerji veren bir besin olması sebebiyle gelişmekte olan çocuklar, hamile ve emziren bayanlar için mükemmel bir kuvvet deposudur.
Papaya'nın eski zamanlardan beri bilinen inanılmaz bir özelliği vardır. Sindirimi en kolay meyvelerden biri olmasının yanı sıra diğer besinlerin kolayca sindirilmesine de katkıda bulunur. Papaya da bulunan “papain” adlı enzim yiyeceklerdeki proteinin sindirilmesine yardımcı olur ve özellikle mide suyu eksikliği olması ya da midede çok fazla oranda sağlıksız sıvı bulunması durumunda hayli etkili bir maddedir. Düzenli yendiği takdirde kabızlığa, kanayan basur ve kronik ishale iyi gelir. Papaya’nın eti yumuşatıcı özelliği de keşfedilmiştir.
Papayanın etinin yumuşatıcı özelliği de bulunmaktadır.Hem de papaya'nın suyu bazı cilt bozukluklarına da iyi gelmektedir. İçinde irin oluşumu olabilecek şişkinliklere ya da doğrudan irinlere, siğillere, sivilcelere, nasırlara, normal olmayan dışarı uzanan deri çıkıntılarına iyi geldiği görülmüştür.
Papayanın sıvısı kozmetik olarak çillere ve güneşe maruz kalma sonucu oluşan kahverengi lekelere iyi gelip derinin pürüzsüz bir görünüm almasını sağlamaktadır.
Papaya çekirdeğinden yapılan macunlar, mantar gibi değişik cilt hastalıklarına sürüldüğünde de olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür.

Japon ve Amerikalı profesörlerin yürüttüğü ortak çalışmanın sonucunda Papaya meyvesinin rahim, meme, karaciğer, akciğer ve pankreas kanseri hücrelerinin büyümesini yavaşlattığı ispatlandı. Papaya meyvesinin yanında yaprağının da kanser hücreleri üzerinde doğrudan antitümör etkisi olduğu ve bağışıklık sistemini de güçlendirdiği açıklandı.
Araştırmacılar, 4 farklı güçlü kanser hücre kültürünün Papaya özüne tutulduktan 24 saat sonra yapılan ölçümde kanser hücrelerinin büyümesinin yavaşladığını belirlediler. Papayanın 24 saatlik kısa bir zamanda dahi kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatması araştırmacılarda şaşkınlığa neden oldu oldu.
Araştırmanın bulduğu ilginç bir başka sonuç da Papaya meyvesinin sadece kanser hücrelerinin büyümesini durdurup normal hücrelere herhangi bir yıkıcı etki etmemesi olarak açıklanıyor. Araştırmanın sonucu olarak gelecekte Papaya meyvesinin düzenli tüketilmesiyle kanser hücrelerinin büyümesinin durma ihtimalinin yüksek olduğu ve bazı kanser türleri tedavisinde kullanılabileceği. Papayanın özellikle de bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde büyük katkı yaptığı açıklandı.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Olgunlaşmamış papaya'lar genelde sarıyla karışık yeşildir ve baskı uygulandığında serttirler, olgunlaştıklarında renkleri yarı sarı yarı yeşil durum alır ve basıldığında biraz daha yumuşak bir his verirler, derileri pürüzsüzdür yaralanma izleri ya da aşırı yumuşak bölgeleri yoktur.
Papayaları kesmeden yada doğramadan önce yıkayınız. Kabuklarını bıçakla soyun ve ortadan boylamasına ikiye kesin ve çekirdeklerini çıkartın. İstediğiniz gibi dilimleyin.
Papaya, taze olarak tüketilmesinin yanı sıra, meyve salatalarında, meyve suyu olarak, kokteyllerinizde, pasta yapımında kullanabilirsiniz. Ayrıca, yemeklerinize aroma ve lezzet katmasının yanı sıra dondurma yapımında da kullanabilirsiniz.

Muhafaza Koşulları
Eğer olgunlaşmamış papaya alınmışsa mutfakta güneş ışığından uzak bir yerde 2-3 gün saklanabilir. Olgunlaşma projesini hızlandırmak için genişçe ağzı kapalı kağıt bir torbada elma, muz, armut gibi etilen gazı üreten bir meyveyle beraber 1-2 gün bekletebilirsiniz. Eğer papayayı uzun süreli bekletmek istiyorsanız plastik bir çantada sebzelikten uzak bir yerde buzdolabında saklayabilirsiniz.
 
ELMA
Özellikleri ve Tarihçesi
Gülgiller ailesinden olan elma ağacı verimli ve dayanıklı bir ağaçtır. Ilıman iklimlerde yetişen elmanın yaklaşık 25 türü bulunmaktadır.
Hoş kokulu, ferahlık verici olmasının yanında besin değeri son derece yüksektir. En çok ithal edilen çeşitleri arasında Granny Smith (yeşil elma) ve Red Delicious (kırmızı elma) gelmektedir.



Yetiştirildiği Yerler
Elma ülkemizde de yetişen bir meyve olmakla birlikte daha çok Şili, Yunanistan, İtalya, Arjantin gibi ülkelerden ithal edilmektedir.
Faydaları

Yatmadan önce yenen bir elma, rahat uyumaya yardımcı olur. Kabızlığa karşı pişmiş elmanın etkili olduğu bilinir. Gut, böbrek, mesane hastalıklarına ve hemoroite karşı uygulanacak bir elma küründen yararlı sonuçlar alınabilir. Deri döküntülerine, gut ve romatizma rahatsızlıklarına karşı, taze elma suyu basarıyla kullanılabilir. Elma suyu, özellikle soğuk algınlığına, öksürüğe, ses kısıklığına, yüksek ateşe ve iltihaplı hastalıklara karşı başarılıdır.

Elma, içerdiği organik asitler, soda ve fosforun yardımı ile, beyni, karaciğeri ve mideyi çok olumlu etkiler. Kullanım biçimleri, taze meyve ve meyve suyu olarak sıralanabilir. Çiğ elma kabuğu yenerek bedendeki ürik asit azaltılabilir. Pişmiş elma ile yapılan kompresler yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır. Taze elma suyu ile yıkanan kırışık ve pörsük deri canlılık ve tazelik kazanır.
Diğer birçok meyve gibi elma da yüksek miktarda C vitamini ve bunun yanında kanser riskini ve DNA hasarını azaltan, değerli antioksidanlar içermektedir. Bundan ayrı olarak, zengin lif içeriği kalın bağırsak faaliyetlerine yardımcı olmanın yanında kalp hastalıklarında, kilo vermede ve kolesterolün kontrolünde etkilidir. Elmanın içeriğindeki bazı kimyasallar Parkinsonizm ve Alzheimer gibi beyin hastalıkları konusunda da koruyucudur. Çünkü taze elmada bulunan bazı antioksidanlar, beyin hücrelerini oksidatif stresten kaynaklanan nörotoksiditen korumaktadır. Böbreklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder.
Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
İçerdiği Tiamin özellikle suda eriyen bir vitamindir ve vücutta biriktirilmez. Bu vitamin, merkezi sinir sistemimizin doğru çalışması için gereken anahtar bir vitamindir. Uygun Tiamin alınması beyin fonksiyonlarında düzelmeye neden olur. Yetersiz Tiamin alınması gözlerde zayıflamaya, düşünsel karmaşaya ve fiziksel fonksiyonlarda uyum bozukluğuna neden olur.
Yine içerdiği potasyum sayesinde kaslarımızın ve buna bağlı olarak kalbimizin fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcıdır.


Muhafaza Koşulları

Elma 0 ºC de %90 - %95 nem oranında muhafaza edilmelidir.
 
SİYAH ÜZÜM

Güzellik iksiri, gerçek beyin besini ve zayıflamak için yapılan rejimlerin ana ürünüdür. Kara üzüm tıpkı aspirin gibi kanı sulandırdığından koroner kalp hastalıklarına karşı insanları koruyucudur. Kara üzümün kabuğunda bulunan ve fitoaleksin grubu bileşiklerden olan resveratrol vücutta kanser oluşumunu engeller.
Bazı karaciğer rahatsızlıkları ve kansızlık tedavisinde de etkilidir
Kara üzüm, içerdiği meyve asitleri ve lifli yapısından dolayı mideye zarar vermeksizin böbrek ve bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve kanın temizlenmesi için yardımcı olur.
Kara üzüm, vücuttaki yağların erimesi için yardımcı olur.
Kara üzüm, vücudu virüslere karşı daha dirençli hale getirir.
Kara üzümün kabuk ve çekirdekleri bağırsak metabolizmasını hızlandırır.
Kara üzüm, cildin taze ve temiz bir görünüm almasında etkilidir.
Öğleden sonra yenilen bir salkım kara üzüm veya içeceğiniz bir bardak taze sıkılmışüzüm suyu vücudu ve beyin hücrelerini zindeleştirir.
Bir kilo üzüm, bin 150 gram süt, 390 gram et, 300 gram ekmek ve bin 200 gram patatese eşdeğerdir
Kara üzüm Amino asitler, B vitaminleri (B1, B2), mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içerdiğinden bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
Kara üzüm içeriğindeki doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanması için etkili olur.
Kara üzümün içeriğindeki magnezyum insanın iş verimliliğini arttırır.
İçeriğindeki asitler ( tartarik, sitrik , malik, süksinik, fumarik , pyruvik , oxaglutarik, gliserik, glikolik, dimetil-süksinik, shikiminik ve guinik asit ) mideye zarar vermeden böbreklerin ve karaciğerin çalışmasını hızlandırır.
Kara üzüm İçerdiği bioflavonoidler nedeniyle C vitamini aktivitesini çoğaltır.
Kara üzüm Alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumuna engel olur.
Kara üzüm besinlerin parçalanması neticesinde oluşan serbest radikallerin kılcal damarların duvarlarına saldırmasına karşı güçlü bir antioksidant görev üstlenerek düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlar içinde birikmesini engeller.
Kara üzüm hücrelerde değişim sonucunda tümör oluşmasına izin verebilecek hücre için moleküller üzerine serbest radikallerin saldırılarını bloke eder ve neticede kanser oluşumunu engeller.
 
BLUEBERRY-YABAN MERSİNİ

Ilıman ve tropik karakterli iklimlere adapte olmuş çalı formunda bir bitkidir. İngilizce blueberry (billbery) olarak bilinir. Bu bitki ülkemizdeki literatürde Yaban mersini olarak bilinir. Ancak yetiştiği farklı coğrafyalarda farklı adlarla da bilinmektedir. Örneğin; Rize’de Likapa, Trabzon’da Ligarba, Lifos veya Trabzon Üzümü, Rize Pazar ilçesinde Kaskanaka, Rize Ardeşen İlçesinde Çera (Çela), Artvin’de Morsivit veya Mahabak, Giresun’da Çalı Çileği, diğer bölgelerde ise Ayı Üzümü, Çay Üzümü veya Çoban Üzümü.
Yaban mersini; 30cm-1 metre arasında boyu olan ve genelde mayıs aylarında çiçek açan bir bitkidir. Güz aylarına doğru olgunlaşır olgunlaştığında meyveleri mavi renklidir. Meyvesinin dışında “yapısında bulunan maddelerden dolayı” puslu bir görüntü mevcuttur. Bu görüntü içeriğindeki yüksek tanenleşmeden dolayıdır.

Tarihi Olarak

Aslında yaban mersini yüz yıllardır bilinen bir meyvedir 1862 lere kadar uzanan bir literatür geçmişi vardır. Ancak yaban mersininin ünü, 2. dünya savaşı sırasında uçak pilotlarının görme yeteneklerini artırdığının anlaşılmasıyla yayılmıştır. Yaban mersini hakkında 1960 lardan sonra çeşitli laboratuar ve klinik deney araştırmaları yapılmıştır. Yaban mersini bütün bunların sonucunda günümüz modern tıbbının tedavi destekleyici meyveler literatüründe iyi bir yer edinmiştir. Yaban mersini hakkında Osmanlı döneminde de bazı kaynaklara rastlanmaktadır bu kaynaklarda yaban mersininin ticari bir bitki olduğundan bahsedilmektedir.

Etken Maddeleri Nelerdir?

Yaban mersininde diğer bütün şifalı bitkilerden daha fazla oranda anti oksidan madde vardır. Yalnızca bu özelliği dahi yaban mersinin önemli şifalı bitkiler kategorisine sokmaktadır. Genel olarak yaban mersininde;
  • Antosiyanidinler
  • Tanenler
  • Alkoloidler(myrtine, epimyrtine)
  • Fenolik asitler
  • Glikozitler

Hangi Rahatsızlıklara iyi gelmektedir

Yaban mersini Damarlar üzerinde oldukça etkilidir.
· Varis
Artrit(eklem iltihaplanması) rahatsızlıklarının tedavisin de yardımcı
  • faktördür.

Diğer yandan yaban mersini gözde olumlu etkileri olan bir besindir.
· Göz yorgunluğu,
  • Miyopluk,
  • Katarakt,
  • Karasu (Glokom: Göz tansiyonu),
  • Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozuklukları (Diyabetik retinopati),
  • Gece körlüğü, gibi rahatsızlıklarda oldukça etkili bir meyvedir.
  • Tavuk karası (retinitis pigmentosa) hastalığının ilerlemesini yavaşlatıcı

Gözle ilgili olarak başkaca
  • Gece görüşünü artırıcı,
  • Göz kamaşmasını giderici,
  • Retinayı güçlendirici, olarak ta kullanılabilir.

Mide rahatsızlıklarıyla ilgili olarak yaban mersini
  • Bulantıyı baskılayıcı
  • Mide kramplarını önleyici ,
  • Ülser önleyici olarak kullanılır.


 
FRENK ÜZÜMÜ (RİBES)
Taşkırangillerden; bir çalıdır. Yemişi uzun salkım şeklinde olup, taneler, ufak ve kırmızıdır. Tadı mayhoştur. 150 kadar türü vardır. Daha çok şurubu yapılarak kullanılır. İçeriğinde organik asitler vardır.
Geleneksel Çin Tıbbında 50 temel bitkiden biri olan Frenk üzümü(Wu wei zi (五味子)) Standford Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre, kanser hücrelerinin ilaçlara gösterdiği direnci kırıyor.
Frenk üzümü Çin Tıbbında tonik olarak kullanılıyor. Frenk üzümünün kronik hepatit hastalarının karaciğer fonksiyonlarını geliştirdiği de tespit edildi.
Frenk üzümü meyveleri Çin Tıbbında kurutularak kullanılıyor. Daha sonra çay yapmak için kaynatılıyor.
Tonik ve adaptojen olarak kullanıla Frenk üzümünün karaciğere faydaları klinik olarak ispatlandı. Frenk üzümün çekirdeğinde karaciğeri koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren, şizandrin lignanları, deoksişizandrin,gomisin ve pregomisin maddeleri bulunuyor.
1980’lerin başında Çinli doktorlar Frenk üzümünü karaciğer üzerindeki etkileri nedeniyle hepatit hastalığının tedavisinde kullanmak üzere araştırmaya başladı.
Frenk üzümünde bulunan lignanların karaciğer hasarlarını önlediği, karaciğerin yenilenmesine yardım ettiği ve karaciğerin fonksiyonlarını normale döndürdüğü bulundu.
Şizandrinler, ekstramitokondrial elektron taşınmasında görevli sitokrom p 450 proteininin üretimini artırarak karaciğer hücrelerinin hasar görmesini engelliyor hatta hasarı tersine çeviriyor.
Başka bir çalışmada Frenk üzümünün aktif oksijen radikalleri üzerinde antioksidan özelliği tespit edildi.



Faydaları
· İştah açar.
· Hazmı kolaylaştırır.
· İdrar söktürür.
· Vücuda rahatlık verir.
· Karında toplanan suyu söker.
· Karaciğer şişliğini giderir.
· Sarılığı giderir.
· Şurubu, çok besleyicidir.
· Romatizma ve mafsal kireçlenmelerinde de faydalıdır.
· Sindirim yollarındaki iltihapları temizler.turkeyarena.com
· Böbreklerdeki taşların düşürülmesine yardımcı olur.
· Frenk üzümü kanser hücrelerinin ilaçlara gösterdiği direnci kırıyor.
· Frenk üzümünün aktif oksijen radikalleri üzerinde antioksidan özelliği vardır.
· Frenk üzümünün kronik hepatit hastalarının karaciğer fonksiyonlarını geliştirdiği de tespit edildi.
· Frenk üzümün çekirdeğinde karaciğeri koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren, şizandrin lignanları, deoksişizandrin, gomisin ve pregomisin maddeleri bulunuyor.
Uyarı: Bu bitkiyi hamileler kulanmamalı.

Geleneksel Çin Tıbbına göre Frenk üzümü hangi hastalıkları tedavi ediyor?
· Astım
· Spermatore
· Kronik hepatit
· Gece Terlemeleri
· Tükürük üretimini artırır
· Susuzluğu giderir
· Sakinleştirir, çarpıntıyı giderir
· Uykusuzluk
· Karaciğer hasarları
· Karaciğerin ilaçları metabolize etmesine yardım eder.
· Zihni kuvvetlendirir
· Kan basıncını düşürür
· Antioksidandır
· Böbrek için iyi bir toniktir.
 
AHUDUDU-ROSEBERRY
Gülgiller familyasındandır. Anayurdu bilinmemektedir. Ancak, bilimsel adındaki idaeus sözcüğü, Edremit’teki Kaz Dağının antik adından gelmekte ve bitki birçok Batı dilinde Kaz Dağının böğürtleni adıyla anılmaktadır. Böylece ahududunun, böğürtlenle yakın akraba ve ülkemizde orman, koruluk ve fundalıklarda sıkça yetişen bir bitki olduğunu anlıyoruz. Ahududu 150 cm’e kadar boylanabilen, çok yıllık ve çalı görünüşlü bir bitkidir. Dikenlerle kaplı gövdesi ve dalları, 3 yaprakçıktan oluşan kenarları dişli yeşil yaprakları, haziran-temmuz aylarında açan beyazımsı çiçekleri vardır. Bu çiçekler olgunlaşınca kırmızı ya da beyaz renkli, çiçek sapçığına yapışık, 30-80 minik meyvecikten oluşan hafif tüylü ve hoş kokulu, duta benzeyen ama daha iri meyvelere dönüşür. Ahududu, bu meyvelerden döktüğü tohumlarla çoğalır. Ama ahududu toprak yapısı ve yer olarak fazla seçici bir bitkidir.
· Ahududunun meyvelerinde uçucu ve sabit yağ, pektin, meyve şekeri, malik ve sitrik asitler (dolayısıyla C vitamini): yapraklarında ise tanen bulunur. Meyveleriyle şurup, şekerleme, reçel, dondurma, pasta, likör ve meyve suyu yapılır. Taze meyvesi kısa zamanda bozulduğundan dondurularak saklanır.
· Doku ve damar büzücü etkisi vardır. Diyareyi ve kadınlarda beyaz akıntıyı kesmekte yararlı olur. Peklik vericidir.
· Bedene dinçlik veren güçlendirici bir toniktir.
· Kadınlarda aybaşı döneminde aşırı kanamayı azaltır. Aybaşı kanamasını düzene sokar.
· Uzun yıllardan beri, doğum yapacak kadınların rahim dokusunu güçlendirmek, doğum sırasında kasılmaları düzenlemek, doğum sancısını azaltmak ve doğumu kolaylaştırmak amacıyla kullanılmaktadır. Ancak, bu etkileri sağlaması için gebelikte ve doğuma yaklaşılan dönemde düzenli olarak ahududu alınmalıdır.
· Terletici, ateş düşürücü ve serinletici etkileri vardır.
· Bu etkileri sağlamak üzere, ahududunun yaprakları körpe olarak toplanır ve niteliğini koruması için iyi havalandırılmış gölge bir yerde ağır ağır kurutulur. Meyveleri ise olgunlaştıkça koparılır. Kurumuş yaprak ve olgun meyve karışımından 2 tatlı kaşığı alınıp üzerine 1 bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika süreyle demlendirilir ve bir infüzyon elde edilir. Bu infüzyon istenildiği kadar içilebilir.
· Ayrıca ahududu, boğaz ve bademcik enfeksiyonlarında iyileştiricidir.
· Ağız ülserleri ve kanayan dişetlerini de iyileştirir.
· Bu etkileri sağlamak için, yukarıda tarifi verilen infüzyonla sık sık derin gargara yapılır.
· Vücuda dinçlik verir.
· Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
· İştah açıcı etkidedir.
· Kanı temizleyici ve kan yapıcı özelliği vardır.
· Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasına yardımcı olur.
· Anjin, bronşit, idrar yolları rahatsızlıklarında ve ağız iltihaplarında kullanılabilir.
· Amerika’da yapılan araştırmalara göre siyah ahududu kanser önleyici etkilere sahiptir. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda siyah ahududu yemek borusu kanserini önleyici etki göstermiştir. Bunun ahudududa bulunan antosiyanin maddesinden kaynaklandığı belirtilmektedir.
Kullanım şekli:
· Ahududunun çiçekleri kaynatılarak elde edilen su ile gargara yapıldığında bademcik, boğaz ve dişeti iltihapları için faydalıdır.
· Bir miktar ahududuyu ezip püre haline getirdikten sonra yüze maske yapılırsa cildi sıkılaştırır ve serinletir.
· Yaprakları ince ince kıyılıp kaynatılarak ahududu çayı yapılabilir.
 
BÖĞÜRTLEN
Ülkemizde yol kanarlarında, korularda, ormanlarda sık rastlanan, dikenli bir ağacın meyvesi olan böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor. Üstelik meyve organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin…
Meyveleri tam olgunlaştıktan sonra daha şifalı olan böğürtlenin faydaları şunlar:
Düzenli yenen böğürtlen yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önlüyor.
Böğürtlenin sıkılarak elde edilen suyu ishallerde çok faydalıdır. Ancak böğürtlen suyu saklanamaz taze içmek gerekir. Saklanırsa sirkeleşir.
Ağız yaralarında, gerek taze ve gerekse kurutulmuş 20 gram böğürtlen yaprağı 1 litre suda haşlanırsa, bu çay ağız yaraları için çok faydalıdır.
Kurutulmuş yapraklarından yapılan şurubunun kanı temizleyici etkisi de var. Bu şurup öksürüğü olanlara da iyi geliyor.
Ayak yorgunluklarında, böğürtlenin sürgünleri ve kökleri 100 grama 1 litre su ölçüsüyle kaynatılırsa, ılıyınca ayak banyosu olarak kullanılabilir. Ayak yorgunluklarına çok iyi gelir.
Güzellik için, böğürtlen çiçekleri ise 50 grama bir 1 litre su ölçüsü ile kaynatıldığı zaman, elde edilecek bu şifalı su eller için çok iyi bir güzellik losyonudur.
Her gün yenen bir avuç böğürtlen kanserden korur. Yapılan araştırmalar böğürtlenin, bünyesinde barındırdığı antioksidanların bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser türlerine karşı koruyucu etkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Kanı incelterek kan şekerini dengeleyen böğürtlen, diyabet rahatsızlıkları olan hastalar için önemli bir şifa kaynağı
Yaprakları kaynatılarak suyu ile gargara yapılırsa, diş eti ve bademciklerdeki iltihaplara iyi gelir
Kökleri kaynatılarak suyu içilirse böbrek kumunun ve taşlarının düşmesine yardımcı olur.
Böğürtlenden şurup ve reçel de yapılır. Şurubu göğüs ve solunum yolları rahatsızlıklarında oldukça yararlıdır.
Böğürtlen yaralara sürülürse iyileşmelerini kolaylaştırır.
İyi bir antioksidandır. Vücuttaki zararlı maddelerin temizlenmesine yardımcı olur.
Tansiyonu düşürür ve bedeni güçlendirir.
Olgun böğürtlen idrar söktürücüdür ve kabızlığa iyi gelir.
Tok tutan bir meyve olan böğürtlen zayıflamak isteyenler için de bire bir…

 
Güzel bir paylaşım, elinize, emeğinize sağlık.
 
Canım çekti ya hamileyiz şurda.. smil56
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst