Güncel olmayan bir tarayıcı kullanıyorsunuz. Bu web sitesini veya diğer web sitelerini doğru şekilde göstermeyebilir. Yükseltmeli veya bir alternatif tarayıcı kullanmalısınız..
Hatırlarsanız daha önceden Beş Sevgi Dili adlı kitabı paylaşmıştım sizinle. Şimdi de Gary Chapman'dan Gençler İçin Beş Sevgi Dili'ne bakalım istiyorum.
Önceki kitabı merak edenler olursa aşağıdaki linkten ulaşabilirler.
"Ergenler" diye adlandırabileceğimiz 13-19 yaş arasındaki gençlerin, 60 yıl öncesine kadar ayrı bir kuşak grubu olarak görülmediğini biliyor muydunuz?
"Ergen" kelimesi İkinci Dünya Savaşı sıralarında günlük hayattaki yerini aldı. İlk ergenlerin toplumsal sahnede resmen görülmesinden bu yana birçok değişiklik meydana gelmesine rağmen 1940'larda yaşayan ergenlerle 21. yüzyılın başlarında yaşayanlar arasında pek çok benzerlik saptanmıştır. Geçmişte ortaya çıkan ergen kültürü ve onun şu an görülen çağdaş kopyaları da aynı iki tema etrafında toplanmıştır. Bunlar, bağımsızlık ve özbenlik'tir. Bütün bu seneler içinde Amerikan toplumunda yaşayan ergenler, ailelerinden ayrı bağımsızlıklarını kurmaya çalışırken kendi kimlik arayışlarını aktif bir şekilde sürdürmüşlerdir. Bu temaların hiçbiri ergenlik öncesi dönemde bu denli yoğun görülmemiştir.
Endüstri çağından önce ergenler, evlenene ya da toprakları kendilerine miras bırakılana kadar ailelerinin tarlalarında çalışıyorlardı. Kimlik, bir ergenin aradığı ya da sahip olmak istediği bir şey değildi. Tarlada çalışacak kadar büyüdüğüne inanıldığı zaman ergen, çiftçi sıfatını alırdı. Ergen kız ya da erkek evlenene kadar çocuk sayılıyordu ama evlendiği an artık bir yetişkindi.
1940'ların başında ergen evlenene kadar bağımsız sayılmıyordu ve bu durumda gerçek bağımsızlığa ancak belli bir maddi yardımla ulaşabiliyordu, elbette eğeraileler çocuklarını parasal yönden destekleyecek kadar hayırseverlerse.
Sanayileşmeyle birlikte kimlik, kişinin seçimi ile ilgili bir konu haline geldi. Bir meslek öğrenip bir fabrikada makinist, dokumacı ya da ayakkabı tamircisi olarak çalışabilirdiniz. Fakat bağımsızlık daha gerçek bir olguydu, çünkü bir işi güvence altına almak demek, aileden uzak başka bir köye taşınıp orada kendi paranı kazanmak demekti. Böylece büyük kültürel değişiklikler yeni belirmeye başlayan ergen kültürü için bir altyapı oluşturdu.
1940'lardan beri ergenler, bu gelişen kimlik ve bağımsızlık modelini, hızla değişen ve gelişen dünyamızda takip etmişlerdir. Elektrik, radyo, otomobil, uçak, televizyon ve bilgisayar teker teker ele alındığında bağımsızlık ve kimlik arayışında yeni tarzlar geliştirmek için birtakım olanaklar sağladılar.
Çağdaş ergen gerçek bir global dünyada yaşamaktadır. Fakat böyle bir ortamda bile ergenin merkezi ya da odaklandığı noktanın yine kendi kimliği ve bağımsızlığı olması ilginçtir.
Ergenin kendi bağımsızlığını ve kimliğim ifade ettiği yerler zaman içinde değişmiştir; fakat müzik, dans, moda, dil, ilişkiler ve merak gibi temel anlamlar hep aynı kalmıştır. Örneğin, geçen yıllarla beraber müzikte rhytm and blues, rockand roll, folk, country, heavy metal, rap gibi türler oluşmuştur. Böylece ergen daha rahat seçim yapabileceği bir çeşitliliğe sahip olmuştur. Fakat emin olun ki ergenin müzik zevki ana babasınınkinden farklı olacaktır. İşte bu da kimlik ve bağımsızlık konusuyla ilgili bir durumdur. Aynı kural diğer bütün ergen grup kültürleri için geçerlidir.
Sizce, çağdaş ergen kültürünü tanımlayıcı faktör nedir? Sizin ergenliğe adım atmış çocuğunuzun, diğer nesillerin ergen gruplarıyla birleştiği ve ayrıldığı noktalar nelerdir?
Günümüz ergenlerinin karşılaştığı temel sorunlar sizin gençlik yıllarınızda karşınıza çıkan problemlere çok benzer. Öncelikle ergen kendi vücudunda meydana gelmeye başlayan değişiklikleri kabul etmekte ve kendini bu duruma adapte etmekte zorlanacaktır. Kolları, bacakları, elleri, ayakları öyle orantısız bir hızla gelişmeye başlar ki ergende onu çoğu zaman sıkıntıya sokan bir "ergen sakarlığı" gerçeği ortaya çıkar. İkinci olarak ergenin heyecan ve kaygı duymasına neden olacak cinsel karakteristik özellikler gelişmeye başlar. Hangi ana baba çocuğunu o sinir bozucu sivilceyle boğuşurken seyretmenin acısını bir kez bile yüreğinde hissetmemiştir?
Bu psikolojik değişimler ergenin zihninde sayısız soru işaretleri yaratır. "Yetişkin oluyorum ama acaba görünüşüm nasıl olacak?", "Çok mu uzun yoksa çok mu kısa olacağım?", "Kulaklarım kepçe mi olacak?", "Göğüslerim çok mu küçük olacak?", "Acaba burnum düzgün olacak mı?", "Ayaklarım fazla mı büyük?", "Çok mu şişmanım yoksa çok mu zayıf?" Bu sorular gelişmekte olan ergenin kafasını sürekli kurcalayacak, ergenin bu sorulara cevap buluş biçimi onun özbenliği üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki bırakacaktır.
Bu fiziksel gelişmeye eşlik eden başka bir faktör de zihinsel "hızlı büyüme" dir. Bu olayın gerçekleşmesiyle ergen değişik bir düşünce sistemi geliştirmeye başlar. Çocukken olayları ve eylemleri somut olarak düşünen ergen, ergenlik döneminde dürüstlük, adalet ve bağlılık gibi soyut kavramlar içinde düşünmeye başlar. Soyut kavramların düşünce sistemine girişiyle sınırsız olanaklar dünyasının kapıları açılmış olur. Ergen artık birtakım şeylerin nasıl daha değişik olabileceğini düşünme yetisi kazanmıştır. Örneğin "Savaşsız bir dünya nasıl olurdu?" ya da "Anlayışlı ebeveynler çocuklarına nasıl davranırlar?" gibi.
Bu geniş olasılıklar dünyası özbenlik için bütün kapıları açar ve ergen bir beyin cerrahı, pilot ya da çöpçü olabileceğinin farkına varır. Olanakların sınırı yoktur ve ergen kendini sayısız farklı çevrede düşünebilir.
Ergenlik aynı zamanda ergenin muhakeme yeteneğinin gelişmeye başladığı çağdır. Ergen mantıklı düşünebilmekte ve farklı durumlarda meydana gelebilecek sonuçları mantık çerçevesinde görebilmektedir. Ergen bu mantığı sadece kendisine değil aynı zamanda ailesine de mal eder. Bu, ergenin genellikle "tartışmayı seven" biri olarak algılanmasının nedenlerinden biridir. Aslında ergen zihinsel becerilerini geliştirmektedir. Eğer ebeveynler bunu anlarsa çocuklarıyla anlamlı ve ilginç sohbetler gerçekleştirebilirler. Anlamazlarsa düşmanca bir ilişki geliştirebilirler ve bu durumda ergen, zihnini geliştirmek için başka yollara başvurmak zorunda kalır.
Zihinsel gelişmedeki bu hızlı büyüme ve sabırla bir araya getirilen yeni bilginin edinilmesiyle ergen, çoğu zaman ana babasından daha akıllı olduğuna inanır ve bazı zamanlarda bu doğru da olabilir.
Bu ileri düzey düşünce yapısı, ergeni sosyal ilişkiler alanında sorunlarla dolu tamamen yeni bir arenaya iter. Yaşıtlarının bakış açılarını öğrenmek ve onlarla fikir alışverişinde bulundukları tartışmalar yapmak bir yandan aralarındaki dostluğun derecesini yükseltirken diğer yandan düşmanca ilişkiler kurulabilmesi olasılığını gündeme getirir.
Bu bağlamda denebilir ki ergenler arasındaki küçük sosyal gruplaşmaların gelişimi giyim ya da saç yerine daha çok fikirlerin uyuşmasıyla ilgilidir. Ergenler, aynı yetişkinler gibi onlarla aynı fikirleri paylaşanlarla beraber olma ve onlarla sosyal anlamda daha çok vakit geçirme eğilimindedirler.
Fikirleri ve olayları inceleme yeteneği ve birtakım belli başlı inançların sonuçlarının mantıklı bir biçimde yansıtılması farklı bir ergen sorununun doğmasına sebep olur. Kişinin içinde yetiştiği düşünce sistemini incelemek ve o kişinin sorumluluğu altında o inançların bir değer taşıyıp taşımadığına karar vermektir bu da.
"Acaba annem ve babam Tanrı, Ahlâk ve Değerler hakkında doğru görüşlere mi sahip?"
Bunlar her ergenin boğuşmak zorunda kaldığı ağır konulardır. Eğer ebeveynler onların bu çabasını anlamazlarsa onları olumsuz bir şekilde etkileyerek önceden öğretmiş oldukları değerler ve inançlardan uzaklaştıracaklardır.
Ergen ana babasına temel inançlar hakkında sorular yönelttiğinde, deneyimli ana-babalar bu soruları içtenlikle karşılayıp otoriter olmayan bir tarzda dürüst cevaplar verir ve ergeni, bu fikirler hakkında daha çok araştırma yapmak konusunda cesaretlendirirler. Başka bir deyişle ebeveynler yıllar içinde çocuklarına aşıladıkları düşüncelerle ilgili bu konuşma fırsatını seve seve değerlendirirler. Diğer yandan eğer çocuklarını bu tip sorular sordukları için ayıplarlarsa ya da ana-babalarının inançlarının doğru olmayabileceğini düşünmüş olmalarından dolayı suçlarlarsa, ergen sorularını paylaşmak için kendine başka bir yer aramak zorunda kalacaktır.
Ergen için diğer bir önemli sorun da kendi cinselliğini anlamak ve toplumsal kadın ve erkek rollerini öğrenmektir. Karşı cinsle ilişkide uygun ve uygun olmayan şeyler nelerdir? Benim kendi cinsel duygu ve düşüncelerimi ele almak konusunda doğru ve yanlışlar nelerdir? Genelde ebeveynler tarafından duymazdan gelinen bu sorular ergenin kafasında her zaman birer soru işaretidir.
Ergenin belirmeye başlayan cinselliği, kim olduğu sorusunun bir parçasıdır ve karşı cinsle bir ilişki içine girmek her zaman var olan bir gerçektir. Çoğu ergen günün birinde evlenip aile kuracağını hayal eder. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir ankette ergenlerden gelecekleri için düşündükleri en önemli konuları sıralamaları istendi ve "yüzde 86'sı gelecek yaşamlarının ayrıntılı tasarısında yer alan en önemli maddenin sağlam bir aileye sahip olmak olduğunu söyledi."
Ergenliğin başladığı dönemden, ergenin sahip olmayı çok arzuladığı bu sağlam evlilik ve aileyi kurana kadar yapılan yolculuk, ergenin düşüncelerinde önemli bir yer tutar.
Yardımcı olmak isteyen ebeveynler, cinsellik, flört ve evlilikle ilgili konulara değinmek için aile içi diyalogu normal akışına bırakacaklardır. Ayrıca ergenlerin anlayabileceği düzeyde hazırlanmış yazılı materyaller bulundurup, sözlü ve pratik bilgi vereceklerdir.
Geçmişteki ergenler gibi günümüz ergenlerinin de karşılaştığı başka bir önemli ortak sorun daha vardır. Bu da "Ben hayatta ne yapacağım?" sorusuyla ilgilidir. Bu, ergenin meslek seçimiyle ilgili bir soru gibi gözükse de aslında bundan çok daha derin, ruhsal bir soruya temas eder:
"Hayatımın özü nedir?", "En yüce mutluluğu nerede bulacağım?" ve "En çok neye katkım olabilir?"
Bu sorular fazla felsefi gözükse de aslında çocuklarımız için son derece dünyevidir. Ergenler hemen bu soruların cevaplarını bulmalıdırlar:
"Üniversiteye gidecek miyim, eğer gideceksem nereye?", "Askere gitsem mi, eğer gideceksem hangi bölümüne?" ya da "İş mi bulsam, eğer arayacaksam nasıl bir iş bakmalıyım?"
Elbette ergenler bütün bu seçimlerin onları bir yere yönlendireceğinin farkındadırlar. Bir sonraki adımın ötesinde bir şeyler onu bekliyordur ve o adım ergenin nereye varacağını kuşkusuz etkileyecektir. Bu da genç beyinlerin korku duymasına neden olan bir sorundur.
Çocuklarına yardım etmek isteyen ebeveynler, kendi çabalarını, hayal kırıklıklarını ve sevinçlerini onlarla paylaşmalıdır. Ebeveyn olarak kolay cevaplar sunmak yerine onları bu arayışlarında yüreklendirebilir ve hatta belki ergen kızınızı ya da oğlunuzu bu yolculuklarında onlara eşlik edebilecek değişik mesleklerden insanlarla tanıştırabilirsiniz. Çocuğunuzu hem lisede hem de daha sonra üniversitede mesleki danışmanlardan yardım alması konusunda cesaretlendirebilirsiniz...
Yukarıda sayılan bütün sorunlar her kuşağın çözmek durumunda kaldığı ortak problemlerdir. Fakat çağdaş ergenlerin yaşadığı dünya ebeveynlerinin ergenlik çağından ve geçmişte yaşamış olan bütün ergenlerinkinden farklı bir dünyadır.
Bütün bu benzerliklerin dışında çağdaş ergenlerle geçmişte yaşamış olan ergenler arasında büyük bir farklılık olduğunu unutmayalım. Bu farklılığın sebebi de ergenin yukarıda belirtilen sorunlarla yüzleşmek durumunda kaldığı modern kültürel çevredir.
Bu kültürel farklılıkların bazıları nelerdir?
1- Teknoloji
Çağdaş ergenler yüksek teknolojiyle donatılmış bir dünyada büyürler, bu da en belirgin farklılıklardan biridir. Kablolu ve uydulu TV, çağdaş ergene ana-babasının sadece radyo, kablo TV ve telefondan yararlanarak büyüdüğü dünyadan çok daha küresel bir dünya sunar. Radyo ve TV kanallarının çok fazla oluşu kendi kültürümüz içinde akla gelebilecek her türlü eğlenceye ulaşmamızı sağlar. Fakat ergen bu programlarla sınırlı kalmaz. Şimdiye kadar çekilmiş bütün filmler köşebaşındaki videocuda kiralanmak üzere hazırdır ve dinlemek istediğiniz herhangi bir şarkının CDsi ergenin her zaman açık duran müzik setinde çalmaktadır.
Çağdaş ergen aynı zamanda bilgisayarla büyümüştür. Aslında ikisi de aynı zaman dilimi içinde beraber büyüdüler demek daha doğru. Milyonlarca ergenin kendini bildiğinden beri bir bilgisayarı vardı. Internet otoyolu, çağdaş ergen için olumlu ve olumsuz etkilerle dolu geniş ve işlek bir yol olmuştur. Vizyona yeni girecek olan filmlerin özel gösterimlerini sunmak, ülkenin dört bir yanından radyo yayınlarını ulaştırmak ve en son çıkan albümleri dinletmek gibi imkanların yanı sıra internet onlara mesajlar ileten arkadaşlarla tanışma olanağı da sağlar. Aslında sohbet odaları ve mesaj olanağı ile internet ergenin, arkadaşlarıyla iletişim kurma ve tartışma aracı olan telefonun yerini hızla almaktadır. Yakınlarda yapılan bir anketin ortaya koyduğu sonuçlara göre ergenler bilgisayarlarını haftada ortalama "8,5 saat elektronik posta atmak ve sohbet etmek için ve sadece 1,8 saat ev ödevi için kullanıyorlar."
Bu teknolojik gerçekler ergen çocuğunuzla dünya arasında bir köprü kurmakta ve sonuçta çağdaş ergen, ailesinin hayal bile edemeyeceği kadar çok kültürel uyarıcıyla karşı karşıya kalmaktadır.
İkinci kültürel farklılık ise ergen çocuğunuzun şiddet içeren insan davranışını öğrenmesi ve onunla iç içe yetişmesidir. Bunun bir kısmı medya aracılığıyla hayatımıza sokularak teknolojik ilerlemenin sonucu olarak ortaya çıkıyor fakat diğer kısmı kültürümüzde neredeyse bir saplantı haline gelen şiddet açlığımızdan kaynaklanıyor. Filmlerimiz, şarkılarımız ve romanlarımız şiddet içeren sahnelerle dolu.
Bir Gallup gençlik anketinin ortaya koyduğu sonuca göre ergenlerin yüzde 36'lık bir kısmı geçen ay en az bir tane şiddet içeren film yada televizyon şovu seyretmiştir. 1999 yılında 10 ergenden 8'inin, yani yüzde 78'lik bir kısmın, Gallup Organizasyonu yetkililerine şiddet içeren filmler ya da televizyon programları seyretmelerinde sorun olmadığını belirtmeleri fakat bununla birlikte aynı ergenlerin yüzde 53'ünün televizyonda ve filmlerde görülen şiddetin genç beyinlere yanlış mesajlar gönderdiği konusunda birleşmeleri ilginçtir. Aynı ankete katılan ergenlerin yüzde 65'i de filmler ve televizyonun günümüz gençlerinin bakış açıları üzerinde büyük bir etki yarattığına inandıklarını söylediler." Şiddete maruz kalma olgusunu sadece medya ve filmlerle sınırlayanlayız.
Çoğu çağdaş ergen şiddeti bizzat yaşamıştır. Babalarının annelerini dövdüğüne tanık olmuşlar ya da kendileri babalarından, üvey babalarından veya diğer yetişkinlerden fiziksel şiddet görmüşlerdir. Ergenlerin büyük bir çoğunluğu devlet okullarının şiddete sahne olan yerler olduğu konusunda hem fikirdir.
Bazı ergenler, adam öldürmek dahil olmak üzere şiddetin bir parçası haline gelmişlerdir. Amerika'daki cinayet oranı geçtiğimiz otuz yıl içinde değişmese de gençlerin adam öldürme oranı yükselmeye devam etmiştir. Bu oranın en yüksek olduğu 1980'lerin ortasından 1990'ların ortasına kadar olan dönemde gençlerin cinayet işleme oranı yüzde 168'e ulaştı. "FBİ Amerika'da her yıl yaklaşık 23.000 cinayet işlendiğini ve bunların yüzde 23'ünün 21 yaş ve altı gençler tarafından işlendiğini bildirdi."
Şiddet her zaman kültürümüzün bir parçası olmuştur fakat sizin ergen çocuğunuz şiddetle önceki herhangi bir kuşaktakinden çok daha fazla iç içedir.
Çağdaş ergeni etkileyen üçüncü kültürel faktör ise çağdaş Amerikan ailesinin dağılmaya yatkın doğasıdır. Yakın zamanda yapılan bir Gallup gençlik anketine göre her 10 Amerikalı ergenin 4'ü (yüzde 39'u) anne-babalarından sadece biriyle yaşamaktadır. 10 aileden 8'inde evde olmayan ebeveyn babadır. Aynı anket Amerikan ergenlerinin yüzde 20'sinin anneleriyle birlikte yaşayan üvey baba veya yetişkin erkekle aynı evi paylaştıklarını ortaya koymuştur.
Sosyologların gözlemlerine göre aile yapılarımız birbirine benzememektedir ve buna sayısız örnek gösterilebilir: Annelerin ev kadını olduğu, babaların çalıştığı aileler, hem anne hem babanın çalıştığı aileler, bekâr anne veya babalar, farklı ve alâkasız altyapılara sahip çocukları bir araya getiren ikinci evlilikler, çocuksuz çiftler, çocuklu ya da çocuksuz evli olmayan çiftler ve eşcinsel ebeveynler. "Aile yaşamında tarihi bir değişim dönemi yaşıyoruz."
Başka bir araştırmacı da "Bu parçalanma ile ilgili veriler henüz tamamlanmamış olmakla birlikte, sosyolojik bir görüşe göre, parçalanma ile günlük gerginlikler arasında doğrudan bir bağ vardır. Tutumlar, stres, yabancılaşma ve git gide kısalan dikkat yoğunluğu süremiz doğrudan yeni aile biçimlerine uyum sağlama konusundaki zorlanmayla ilgilidir." der.
Çekirdek aile yapısının parçalanması konusuna ek olarak denebilir ki günümüz ergeni, dedelerin, büyükannelerin, amcaların, halaların ve diğer akrabaların oluşturduğu geniş aile yapısından yoksun yetişmektedir. Önceki kuşaklarla kıyaslandığında günden güne büyüyen bir hızla çekirdek aileler geniş ailelerden uzaklaşmaktadırlar. Ayrıca eskiden komşular birbirlerinin çocuklarını kendi çocukları gibi gözetmekteydi fakat artık insanlar çok meşgul olduklarından bu işi nadiren yapıyorlar. Bir zamanlar devlet okulları daha homojendi ve gençlere, birbirleriyle güven içinde kaynaşabilecekleri bir ortam sunuyorlardı.
Evin dışında gelişen bütün bu olumlu etkiler hızla yok olmaktadır. Yale Çocuk Çalışmaları Merkezi Müdürü James Çromer bu çöküntüyü en az çekirdek ailenin parçalanma faktörü kadar kritik buluyor. Cromer, kendi çocukluk günleri hakkında şunları söylüyor: "Okulla ev arasında gidip gelirken yaptığım yaramazlıklar ana-babamın en az beş arkadaşı tarafından annemlere iletilirdi. Öyle insanlar artık yok."
Eskiden gençler geniş ailelere, sağlıklı komşuluk ilişkilerine ve topluluklara güvenirlerdi. Çoğu günümüz ergeninin sırtlarını dayayacak bir şeyleri yok artık.
Günümüzde gençler cinsellik kavramının çok farklı bir şekilde algılandığı bir dünyada yaşamaktadır. 1960'larda ergenler ebeveynlerinin geleneksel cinsellik kurallarına isyan ettiler ama onları yine de hatırlıyorlardı. Hatta, kuralları çiğnedikleri için bazen suçluluk bile duydular. Ama çağdaş ergen cinsellik kuralları olmayan bir dünyada yaşamaktadır. Filmler, medya ve müzik seksi aşkla özdeşleştirip onun bir flört ilişkisinin vazgeçilmez parçası olduğunu dile getirmektedirler.
Neticede denebilir ki çok fazla sayıda ergen cinsel bakımdan aktif durumdadır... Cinselliğini henüz yaşayamamış ergenler ise "Acaba önemli bir şey mi kaçırıyorum?" ya da "Bende bir sorun mu var?" gibi sorulara saplanıp kalmaktadır. Bununla birlikte cinsel yönden aktif durumda olan ergenler de genellikle kendilerini kötü, kullanılmış ve boş hissetmektedirler.
Çağdaş ergen sadece cinselliğin bir flört ilişkisinin parçası olması gerektiğini öğrenerek değil, aynı zamanda evlenmeden önce beraber yaşamanın normal ve eşcinsel ilişkinin de alternatif bir yaşam biçimi olduğunu görerek yetişmektedir. Artık "biseksüel" ya da "transeksüel" kelimeleri ergenin dağarcığına eklenmiştir...
Çağdaş ergenin gelişmekte olan cinselliğine kendisinin yön vermek zorunda olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Sonuç olarak denebilir ki ergen, gerçek bir dini inanç sonrası dünyada yetişmektedir...
Geçmiş kuşaklar ahlâklı ve ahlâk dışı sayılabilecek davranışları anlayabilme yetisine sahipti. Bu ahlâki yargılar temel olarak Kutsal Kitaplara dayanıyordu. Bu olgunun günümüz çağdaş ergenleri için geçerli olduğu söylenemez.
Değerler genelde yansızdır; ergene kendini iyi hissettiren neyse onun doğru olduğu söylenir. Yanlış ise görecelidir.
Barna Araştırma Grubu, 1990'ların ortasında, yetişkinlik sınırındaki ergenlerin durumunu ortaya koyan bir anket yaptı. Bu ankete göre ergenlerin yüzde 91'inin "Belli bir durumda bir kişiye doğru gelen herhangi bir şey başka bir insana benzer bir durumda doğru gelmeyebilir." ifadesine katıldığı ortaya çıktı. Yüzde 80'lik bir kısım ise "Konu ahlâk ve etik olduğunda "doğru" her insan için farklı bir anlam taşır ve kimse gerçek doğruyu bildiğini iddia edemez." fikrine katıldığını söyledi. Dürüstlük ve doğruluk kavramlarının değerlendirildiği başka bir grupta da gençlerin yüzde 57'si "yalan söylemenin bazı zamanlarda gerekli olduğu" konusunda hem fikirdiler.
Çağdaş ergenlerin kafalarında doğru ve yanlış kavramları tam olarak belirginleşmemiştir. Bu ahlâk yönü fazla gelişmemiş kuşağın oluşumundaki temel nedenleri eğitimci Thom Rainer şöyle açıklıyor: "1946'dan önce doğmuş olan Kurucular doğru ve yanlışı ayırt etmek için Kutsal Kitap kurallarına başvurmuşlardır (ve hâlâ da bu kurallara göre hareket etmektedirler.) Onlar Kutsal Kitabın günümüz hayatı için ahlâki bir rehber olduğuna inanmaktadırlar. Bununla birlikte Kurucuların çocukları olarak niteleyebileceğimiz yeni nesil çocukları ve onların çocukları olan internet kuşağı ibadetten ve dinle ilgili birçok şeyden elini ayağını çekmişlerdir." Rainer şöyle devam ediyor: "Din etkisini üzerlerinde çok fazla hissetmeyen gençler, aileleri tarafından ahlak dışı olarak tanımlanabilecek birtakım işlere girişmeye başladılar. Onlar ana-babalarının ve hatta büyükanne ve büyükbabalarının ahlâk standartlarına sahiptiler fakat bu olguları sadece teori olarak kabul edip hayata geçirmediler.1977-1994 yılları arasında doğmuş olan ve Geçiş Kuşağı olarak adlandırılan insanların ne Kutsal Kitap gibi bir ahlâk standardı ne de ailelerinde onlara ahlâki yönden örnek teşkil edebilecek kimseleri vardı. Kafalarında ve algılarında doğru ve yanlış tanımlan tamamen belirsizdir. Ahlâk olgusundan yoksun bir kuşak yetişkinler dünyasına adım atmak üzeredir."
Ergenlik yılları genelde dini inançların sorgulandığı bir zaman dilimidir. Gençler ana babalarına dini açıdan inandıkları ve inanmadıkları konular hakkında sorular sorarlar. Aslında burada da hayatlarının bütün evrelerinde yaptıkları gibi kendi kimliklerini ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Günümüz dünyasının küresel doğası dolayısıyla, hem gelişen teknoloji hem de değişik dini gruplara mensup arkadaşları aracılığıyla gençler, sayısız dini inançlar tanımaktadırlar ki bu da çağdaş dünyanın getirmiş olduğu bir farklılıktır.
Din, çağdaş ergen için önemli bir olgudur. Son günlerde yapılan bir Gallup anketine göre her 5 ergenden 4'ü (yüzde 79) "dini inancın hayatlarında anlamlı bir etki yarattığına inandıklarını söylediler." Ergenlerin büyük bir çoğunluğu (yüzde 64) değişik dini gruplara mensup. Gençlerin yarısı ise (yüzde 49) hayatlarının Tanrı'ya ya da büyük bir güce ait olduğunu düşündüklerini söylediler. Ergenlerin 3'te 1'i (yüzde 35) dini inancın hayatlarındaki en önemli etki olduğunu belirtirken diğer 3'te 1'lik kısım ise kendilerini "yeniden doğmuş" olarak nitelendirdiler. 10 ergenden 4'ü (yüzde 42) Gallup anketinde "bir önceki hafta dini çalışmalar için çeşitli organizasyonlara katıldıklarını" söylediler.
Günümüz gençleri soyut dini inançlardan çok dini grupların deneysel ve ilişkisel yapısıyla ilgilenmektedirler; şöyle ki eğer grubun destekleyici, insancıl ve davetkâr bir eğilimi varsa gençler, grubun din konusundaki birçok düşüncesiyle ters de düşseler bu ruhani topluluk içindeki yerlerini alırlar.
Bu, ergen çocuğunuzun içinde büyüdüğü dünyadır ve çağdaş ergenler bu modern dünyada ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyarlar. Yakın bir tarihte yapılan bir ankette gençler, üniversiteye girmek, dinsel faaliyetlere katılım, ev ödevi yapmak ya da içki içmek gibi çeşitli konularda akranlarından çok ana babaları tarafından yönlendirildiklerini belirtmişlerdir. Ebeveynler ayrıca çocuklarının iş ve kariyer planları konusunda da söz sahibidirler. Akranlarının ise gençlerin acil vermesi gereken kararlarda (kiminle flört edeceği, dersi kırıp kırmayacağı, saçını nasıl yapacağı ya da giyim biçimi vb.) ebeveynleriyle kıyaslandığında daha etkili oldukları gözlenmiştir.
Bir ankette ergenlere "Kararlarınızı verirken en çok kimin etkisinde kalıyorsunuz? Ailenizin mi yoksa arkadaşlarınızın mı?" diye sorulmuş ve cevabın, ergenin gelecekte çizeceği yetişkin portresindeki temel unsur sayılabilecek olan ebeveyn etkisi olduğu saptanmıştır. Evet, ergen çocuğunuz birtakım kararlar verirken arkadaşlarının etkisinde kalacaktır fakat ebeveyn faktörü yine de gencin düşünce ve davranışlarında en temel etkiyi yaratmaktadır.
Kitabın diğerbölümlerinde ele alınacak konular ergen çocuğunuzun sevgi ihtiyacını karşılama konusunda size bilgi verecek ve böylece hayatın diğer bütün alanlarında çocuğunuza gereken etkiyi göstermeniz için zemin hazırlayacaktır.
30 yaşımdayım daha doğrusu 2 ay sonra otuzu doldurucam.. 1 yıl önceye kadar hiç bir kararda ailemi düşünmedim.. hatta hep onların isteklerinin zıttını yaptım... sonuç ne oldu bilmiyorum.. acaba düşünüyorum.. onların dediğini yapsam acaba aynı sonuçlar mı olacaktı bilmiyorum... ....
İki çocuk annesi olan Becky'de ebeveyn travmasının bütün belirtileri vardı."Dr. Chapman ölesiye korkuyorum." dedi. "Oğlum 12, kızım 11 yaşında. Ergenler hakkında kitaplar okuyorum ve tedirginim. Öyle görünüyor ki bütün ergen çocuklar cinsel ilişkide bulunuyor, uyuşturucu kullanıyor ya da okula silahla gidiyorlar. Durum gerçekten de bu kadar kötü mü?" Becky bu soruyu bana Moline, Illinois'de evlilik konulu bir seminerde sordu. Sonra da şunu ekledi, "Düşünüyorum da, belki çocuklarımın liseyi bitirene kadar okula gitmeden evde ders almaları daha iyi fakat bu da beni korkutuyor. Çocuklarımın ergenliğe adım atmalarına hazır olup olmadığımı bilemiyorum."
Geçtiğimiz beş sene boyunca Becky gibi birçok ebeveynle karşılaştım. Çok sayıda ana baba ergen çocukların yetiştirilmesi konusunda kitaplar okumakta ve televizyon aracılığıyla ergen şiddetine ilişkin daha çok şey öğrenmektedirler. Günlük gazetelerde çıkan haberleri okuyup telaşa kapılmaktadırlar.
Eğer siz de tedirgin ana-babalardan biriyseniz ya da en azından kendinize "Acaba korkmalı mıyım?" diye soruyorsanız kitabın bu bölümü umarım korkularınızı bastırmanıza yardımcı olur.
Ergen çocukları eğitmede kaygı doğru bir zihinsel tutum değildir. Umuyorum ki bu bölümde okuyacaklarınız endişelerinizi az da olsa hafifletir ve size çocuğunuzun hayatında olumlu bir rol oynayabilmeniz için gereken güveni kazandırır.
Söze, durumun o kadar da kötü olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum...
Bütün eğitim yanlısı ebeveynlerin yüreklerine su serpecek iki istatistik vardır ,bunlar, ergenlerin yüzde 97'sinin lise mezunu olacağını ve bunların da yüzde 83'ünün günümüzde üniversite eğitiminin "çok önemli" olduğu konusunda birleştiğini göstermektedir.
George Gallup Jr. bütün bu bulguları gözden geçirdikten sonra günümüz ergenlerini iyimserlik, idealistlik, doğal gelişim ve taşkınlık olgularıyla motive olan bir topluluk olarak tanımlar: "Gençler insanlara yardım etme konusunda çok heveslidirler, dünya barışı ve sağlıklı bir dünya için çalışmaya gönüllüdürler ve okulları ve öğretmenleri konusunda da gayet iyimser bir tutum sergilerler."
İnsan Gelişimi ve Eğitimi Araştırma Merkezi'nde kıdemli araştırma uzmanlarından biri ve tanınmış bir ergenlik çağı uzmanı olan Lawrence Steinberg, "Ergenlik dönemi doğası gereği zor bir dönem değildir. Psikolojik sorunlar, davranış bozukluğu ya da aile ile anlaşamama artık ergenlik çağına özgü ortak sorunlar değil, hayat döngüsünün her kesiminde rastlanan durumlardır. Bazı ergenlerin başları belaya girer, bazıları ise belaya kendileri bulaşırlar ki bu da söylediğim şeyin doğru olduğunu kanıtlar fakat gençlerin büyük bir çoğunluğu (neredeyse 10 ergenden 9'u) hiçbir şekilde başlarını derde sokmaz." der.
Temple Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Steinberg sözlerine şöyle son verir: "Uyuşturucu, ihmalkârlık, hızlı seks hayatı ve her tür otoriteye karşı çıkma eğilimi gibi problemler ergen gelişiminin 'normal' bir süreci olarak görülse de aslında normal değildir. Çünkü ergende görülen bu tip sorunlar önlenebilir ve müdahale edilebilir niteliktedir. İyi çocuklar ergenlik çağı yüzünden birden bire birer canavara dönüşmüyor."
Gerçek şudur ki gazetelerde okuduklarımız ya da medya aracılığıyla duyduklarımızsorunlu ergen çocukların yüzde 10'luk bir kısmıyla ilgilidir, ki bunların büyük bir kısmının sorunları çocukluk yıllarına dayanmaktadır. Siz ergen çocuğunuzla iyi bir ebeveyn-genç ilişkisi geliştirebilirsiniz. Ergen çocuğunuzun istediği ve sanırım sizin de isteğiniz bu.
Bu bölümde bu ilişkiyi kurmada gerekli olan, inancıma göre en önemli noktaya, yani ergen çocuğunuzun duygusal sevgi ihtiyacını karşılama konusuna değineceğim. Eğer siz bu olguyu genç çocuğunuzun gereksinim duyduğu bir şey olarak görüp bu ihtiyacına cevap verirseniz çocuğunuzun kültürelgelişim sularında doğru rotayı bulmasına yardım edebilirsiniz.
Ergen ebeveynlerinin sevgisinden emin olursa toplumda olgun ve üretken bir birey olma yolunda karşısına çıkabilecek ve önünü kesecek olumsuzluklarla savaşında kendine daha çok güvenir. Ergen, ebeveyn sevgisi olmadan uyuşturucu, sapkın cinsellik ve şiddet gibi kötü olguların cazibesine kolay kapılabilir. Bence ana-babanın ergenin duygusal sevgi gereksinimini doğru olarak karşılamayı öğrenmesinden daha önemli bir şey yoktur.
"Duygusal sevgi" olarak neyi kastediyorum? Ergen ruhunun derinliklerinde ana-babası tarafından bağlılık duygusunu, kabul görmeyi ve hem zihinsel hem ruhsal yönden beslendiğini hissetmek ister. Bu olduğunda ergen sevildiğini hisseder. Eğer genç bu sayılan şeyleri hissetmezse bu, içindeki duygu deposunun boş olduğu anlamına gelir ve bu boşluk da gencin davranışlarını büyük ölçüde etkiler.
Küçük çocuğun ana babasına "bağlılığı" konusunda çok şey yazılıp çizilmiştir. Çocuk psikologlarının çoğu bu duygusal bağlanma olmadığı takdirde çocuğun duygusal gelişiminde güvensizlik duygusunun hakim olacağı noktasında birleşirler.
Bağlanmanın tam tersi terk edilmedir. Eğer küçük çocuğun ana babası ölmüş, boşanmış ya da bir şekilde çocuğu terk etmişlerse bu duygusal bağ, ebeveyn ile çocuk arasında oluşamaz. Bu bağ için ilk koşul ana babanın varlığıdır ve zaman da bağın oluşmasında önemli bir faktördür.
Ergenlik döneminde de aynı kurallar geçerlidir. Boşanma, iş ya da başka nedenlerden dolayı çocuklarıyla fazla beraber olamayan ana babalar ergenin ailesine olan bağlılık duygusuna zarar verir. Şu da bir gerçektir ki, ergenin ailesine bağlı olması ve onlar tarafından sevildiğini hissetmesi için beraber daha fazla zaman geçirmesi gerekir. Kendini terk edilmiş hisseden ergen kendine durmadan "Benim ne eksiğim var, neden annem ve babam benimle ilgilenmiyorlar?" sorusunu soracaktır. Eğer ana babalar ergen çocuklarına onları sevdiklerini hissettirmek istiyorlarsa onlarla daha çok beraber olabilmek için zaman yaratmaları gerekir.
Fiziksel olarak yakın olmak ana baba ve ergen arasında her zaman bir bağlılık hissi yaratmaz. Duygusal bağlılık iletişim gerektirir. Eğer ergen çocuğunuzla iyi iletişim kuramıyorsanız iki hafta boyunca her gününüzü evde birlikte geçirseniz bile onunla doğru dürüst bir çift lâf bile edemezsiniz.
Bir araştırma projesini incelerken yakın bir tarihte gerçekleştirilen bir ankete katılan gençlerin yüzde 71'inin gün içersinde en az bir öğünü aileleriyle yediklerini söylediklerini saptadım. Fakat daha sonra ankete katılan gençlerin yarısının aileleriyle yedikleri son akşam yemeğinde televizyon seyrettiklerini öğrenince bu saptamam değerini yitirdi. Ayrıca her dört ergenden biri yemekteyken radyo dinlemiş, yüzde 15'i de kitap, dergi ya da gazete okumuşlar. Öyle görünüyor ki ana babaların çoğu yemek saatlerini ergen çocuklarıyla iletişim kurmak için kullanmıyorlar.
Bence sofra ergenlerle bir duygusal bağ kurmak için en elverişli yerlerden biridir. Ergen hangi yemeği sevmez? İyi bir yemek için, ana babayla ufak bir sohbet lezzetli bir yemek için ödenecek çok küçük bir bedel olsa gerek. Eğer sizin aileniz her gün en az bir öğünde bir araya gelen yüzde 71'lik orana dahil değilse bu küçük sohbet fikrini benimsemenizi öneririm. Beraber yiyen fakat konuşmayan kesim içinse yeni bir aile yemeği tüzüğü sunmak istiyorum. Ergen çocuğunuza ve diğer çocuklarınıza yeni bir sofra geleneği başlattığınızı duyurun: "Önce şükredeceğiz, sonra sohbet edeceğiz, daha sonra da eğer istersek televizyon izlemeye, radyo dinlemeye ya da gazete okumaya dönebiliriz." Aile fertlerinden birisi yemek için Tanrı'ya ve yemeği yapan kişiye teşekkürlerini sunduktan sonra aile bireylerinden her biri o gün yaşadığı üç olayı ve bu olaylar hakkında ne düşündüğünü diğerleriyle paylaşacak ve o konuşurken diğerleri dikkatlerini vererek onu dinleyecekler. Anlatılan olay hakkında soru sorabilirler fakat anlatan kişi istemediği sürece diğerleri öğüt vermeyecek. Bu yeni gelenek ergen çocuğunuzla aranızda bir bağlantı duygusu oluşturmak ve bu durumu korumak için yeterli olabilir.
Duygusal sevginin ikinci unsuru ergenin ana babası tarafından kabul gördüğünü hissetmesidir. 14 yaşındaki bir erkek çocuğu, "Annem ve babam beni olduğum gibi kabul ederler, bu da onların en sevdiğim huyudur. Beni ablam gibi olmaya zorlamazlar." demişti. Bu ergen çocuk sevildiğini hissediyor ve bu sevgi de ailesinin onu olduğu gibi kabul etmesinden kaynaklanıyor.
"Annem-babam beni seviyorlar. Kendimi iyi hissediyorum." Kabul görmüşlüğü hisseden ergenin kafası bu tip mesajlarla doludur. Kabul görmenin tam tersi reddedilmedir ve bunun mesajları da "Beni sevmiyorlar. Ben onlar için yeteri kadar iyi değilim. Benim farklı olmamı isterlerdi." gibi olumsuz düşüncelerdir. Kendini reddedilmiş hisseden çocuk açıkça ailesi tarafından sevilmediğini de düşünecektir.
Antropolog Ronald Rohner reddedilmeyi dünyada yüzün üstünde kültürde incelemiştir. Rohner'in bulgularının ışığı altında denebilir ki kültürlerin reddetme olgusunu ifade biçimleri farklı olsa da reddedilmiş çocuklar her yerde kendine güven eksikliği, yetersiz ahlâki gelişim, stresle başa çıkmada zorluk ve cinsel kimlik karmaşası gibi sayısız psikolojik problemin tehdidi altında yaşamaktadır. Rohner reddedilmenin bıraktığı etkilerin o kadar güçlü olduğuna inanır ki reddedilmeyi "Çocuğun duygusal sistemine tümüyle yayılan ve onu altüst eden psikolojik habislik" olarak tanımlar.
Cornell Üniversitesi' nde İnsan Gelişimi Profesörü olan James Garbarino şiddete yönelen ergenlerin iç dünyaları üzerinde yıllar süren araştırmalar yaptı ve reddedilme duygusunun şiddete yönelen bir ergenin psikolojik dokusundaki temel unsur olduğu sonucuna vardı. Bu duygu genelde söz konusu ergenin başka bir akraba ile kıyaslanmasından doğmaktadır. Garbarino, New Yorklu, 18 yaşında ve bir polis memurunu vurmaktan dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış bir gençle görüşme yaparken orada bulunan masanın üzerine iki teneke kutu koydu ve "Bu masanın bütün yüzeyini annenin sevgisi olarak düşünelim." diyerek kutulardan birini eline alıp "Bu teneke kutu sensin" dedi. Diğer kutuyu göstererek de "Bu da senin erkek kardeşin." dedi. "Annenin sevgisi senin teneke kutunu ne kadar dolduruyor, erkek kardeşininkini ne kadar?" diye sordu. Genç suçlu kendi teneke kutusunu göstererek onun yüzde 20 civarı dolduğunu erkek kardeşinin tenekesinin doluluk oranının ise yüzde 80 olduğuna işaret etti. Garbarino "Şimdi de masamızı kabul edilme ve reddedilme olgularını göstermek amacıyla kullanalım." deyip masanın bir ucunu göstererek açıkladı: "Bu köşe tamamen kabul görmeyi diğer köşe ise bütünüyle reddedilmeyi temsil ediyor. Sen annenin seni ve kardeşini ne derece kabul ettiğini göstermek için bu iki teneke kutuya yer seç." Genç adam kendi kutusunu reddedilme olgusunun temsil edildiği köşeye, erkek kardeşininkini ise bütünüyle kabul edilmeyi temsil eden diğer köşeye koydu. Rehber "Söylemek istediğin şey senin yüzde 90 oranında reddedildiğin, kardeşininse yüzde 100 kabul edildiği mi?" diye sordu. Genç bu soruya "Evet" cevabını verdi. Bu örnekte de görüldüğü gibi kendini reddedilmiş hisseden ergen çocuk aynı zamanda annesi tarafından sevilmediğini düşünmektedir.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Gizliliğinize değer veriyoruz
Bu sitenin çalışmasını sağlamak için temel çerezleri ve deneyiminizi geliştirmek için isteğe bağlı çerezleri kullanıyoruz.