- Katılım
- 13 Mart 2009
- Mesajlar
- 425
- Reaksiyon puanı
- 12
- Puanları
- 0
bunlar artık bana küçük geliyor... 
işte eskilerim:
17-06-2006
içimdeki kral bağırdı:buranın hakimi beniimm!değilsin dedim..burası demokratik bir iç...gece gece saçmalama dedi...bak ben ne dersem o oluyor...değil işte diye mızmızlandım...bu sefer içimin devrimcisi ayaklanacak,susturacak tüm taht sahiplerini...aklına estiği gibi davranış yasaları koyamayacak kral...hep hata yapıyor çünkü...yanlış tanıyor dışarıyı...hala seneler öncesinin dışarısı sanıyor..değil oysa...çok şey değişti...değişmiş...
biri gelse yeniden,içimin tüm sahte krallarını sustursa,tüm kargaşaları çekip götürse...
vazgeçtim...her gelen krallığını ilan ediyor,her seferinde ben köleliğe geri dönüyorum...özgürlüğümü özledim...bırakayım biraz karışık kalsın içim...müdehale yok bu sefer...
(sonra;''enkaz devraldık''diyorlar..)
17-06-2006
bugün üsküdara indim biraz..gariptir,bütün sokaklar ıhlamur ağacı kokuyordu sanki...mevsimi midir,yoksa hatırlamam gereken birşey mi var,bilemedim...
biraz düşününce hatırladım..ıhlamur kokusu bana üniversite yıllarımı ve ''kız yurdu''nu hatırlatıyor..üniversite ikinci sınıftaydım galiba...çocuk esirgeme kurumuna dadanmıştık o yıl..bir arkadaşla haftanın her gününü orada geçirirdik...
ordaki çocukların psikolojisi çok farklıydı...çocuk yurduyla erkek yetişkin yurdu aynı bahçeye bakardı..minikler anne ihtiyacıyla yanaşırken büyükler sevgili yanılgısıyla sokulurlardı...bayram'ın ''annem gibi kokuyorsun''sözü kulaklarımdan hiç gitmedi..ve ersin'in ''bu demir tabaklarda yemek yemekten bıktım,doğduğumdan beri aynı..'' sözü...on altı yaşındaki halil'in şiir defterini okuyan eğitmene kızıp camdan atlayıp kaçmaya çalışışını,sırf çocuklardan ayrılmak istemediğimiz için,gündüzden saklanıp,gece yurtta yatışımızı unutmadım hiç...
sonra kız yurdu...bahçesinde kocaman bir ıhlamur ağacı vardı..altında ziyaretçi sandalyeleri...aynı bahçede bir küçük odada kızların dikişlerini yapan terzi kadın..otuz dokuz yaşında ve bekar olan ilk arkadaşımdı...ne kadar yaşlı görünmüştü bu yaş,gözüme...
o ağaç huzur vermişti bana,ruhum orada dinlenmişti belki de.....ıhlamur ağacı rüzgarda hafif hafif salındıkça içime doldururdum tüm kokusunu...unutmak istemeyeceğimi hissediyordum o zaman..unutmamak içindi bu....
anneciğim bugün ''analığın özlemiştir seni'' dedi...artık batırma tırnaklarını annem,delik deşik oldu içim,ama acıyacak yerim kalmadı...
18-06-2006
neden bazı sabahlar yaşama sevinciyle dopdolu uyanırım?içimin ''ölmeliyim,ölmek lazım artık...''sızlanmalarına inat...şu içimdeki kıpır kıpır şeyin adı nedir?şu ayaklarımı titreten,nereye bastığımı bilmeyişime sebep...tekrar denemeye azmettiren nedir beni,hayattan bu derece yılmışken hem de...aylarca evde oturasım varken, ''bugün dışarı çıkmalıyım..''dedirten nedir peki?
havanın güneşli oluşu mu?hayata dönmeme sebep bir sabah,bu kadar basit bir neden mi?
hava güneşli bugün,sıcacık...üşüyesim yok ...hiç kimse üşütemeyecek beni, akşam döndüğümde, ''üşüdüm..''demeyeceğim bugün...
işte eskilerim:
avuçlarımı uzatıyorum içlerinde birşey gizleyerek..gizlemem sadece şaşırtmak ve daha fazla sevindirmek niyetiyle...yoksa hep gizli kalmayacak,birazdan sunacağım önünde eğilerek avcumdakini..
eğildiğimde başımı da eğiyorum,yüz ifadeni görmeyeyim diye..hayal etmek istiyorum..belki de yüz ifaden hayallerimi yıkmasın diye...
gözlerim sımsıkı kapalı,avuçlarımı uzatıyorum..avuçlarımdaki kıpır kıpır..kaçacak korkusuyla biraz daha sıkıyorum..sıkılmaktan hoşlanmıyor..
avcumdakiyle beraber terlediğimi hissediyorum..oysa incecik beyaz bir tül var üzerimde,rüzgar esiyor ve uçuşuyor etekleri...gözlerim kapalı hala,ama farkediyorum her yanın göz alabildiğine beyaz olduğunu...gözlerim acıyor beyazın parlaklığından...
başım önümde bekliyorum hala,içimde garip bir sevinç var,umutluyum da her nedense...duygularımı algılıyorum ama sebeplerini bulamıyorum,düşünmek de istemiyorum galiba fazlaca...
nihayet açıyorum avuçlarımı,cesaretle...uzun,upuzun,sanki asır süren bir bekleyiş..
sesin geliyor yavaş yavaş kulaklarıma,asırların ötesinden gelen bir uğultu daha çok..zaman öncesi ve zaman sonrası...sesin içimi dolduruyor,ama bir saniye sonra siliniverecek kadar bana ait değil..
-''kalbin mi?'' diyorsun...ağzımı açtıktan bir asır sonra çıkıyor sanki kelimelerim..
-''evet'' diyorum...
sonra susuyorum..susuyorsun..susuyoruz...ben önünde eğilmiş,ellerim sana uzanmış,başım önümde.......bekliyoruz, canlanmayı bekleyen yıllanmış resimler gibi...
sonra,aklımdan geçiyor bir an..başımı kaldırsam...yüzüne baksam,herşeyi göze alıp.....
tüm cesaretimi toplayıp yavaşça kaldırıyorum başımı....sesler susuyor o an...rüzgar kesiliyor...geçmeyen zaman hızla koşmaya başlıyor....
koca beyaz bir boşluk!göremiyorum seni...yoksun....YOKSUN!
ve uyanıyorum hayatın siyahlığına................................................................
eğildiğimde başımı da eğiyorum,yüz ifadeni görmeyeyim diye..hayal etmek istiyorum..belki de yüz ifaden hayallerimi yıkmasın diye...
gözlerim sımsıkı kapalı,avuçlarımı uzatıyorum..avuçlarımdaki kıpır kıpır..kaçacak korkusuyla biraz daha sıkıyorum..sıkılmaktan hoşlanmıyor..
avcumdakiyle beraber terlediğimi hissediyorum..oysa incecik beyaz bir tül var üzerimde,rüzgar esiyor ve uçuşuyor etekleri...gözlerim kapalı hala,ama farkediyorum her yanın göz alabildiğine beyaz olduğunu...gözlerim acıyor beyazın parlaklığından...
başım önümde bekliyorum hala,içimde garip bir sevinç var,umutluyum da her nedense...duygularımı algılıyorum ama sebeplerini bulamıyorum,düşünmek de istemiyorum galiba fazlaca...
nihayet açıyorum avuçlarımı,cesaretle...uzun,upuzun,sanki asır süren bir bekleyiş..
sesin geliyor yavaş yavaş kulaklarıma,asırların ötesinden gelen bir uğultu daha çok..zaman öncesi ve zaman sonrası...sesin içimi dolduruyor,ama bir saniye sonra siliniverecek kadar bana ait değil..
-''kalbin mi?'' diyorsun...ağzımı açtıktan bir asır sonra çıkıyor sanki kelimelerim..
-''evet'' diyorum...
sonra susuyorum..susuyorsun..susuyoruz...ben önünde eğilmiş,ellerim sana uzanmış,başım önümde.......bekliyoruz, canlanmayı bekleyen yıllanmış resimler gibi...
sonra,aklımdan geçiyor bir an..başımı kaldırsam...yüzüne baksam,herşeyi göze alıp.....
tüm cesaretimi toplayıp yavaşça kaldırıyorum başımı....sesler susuyor o an...rüzgar kesiliyor...geçmeyen zaman hızla koşmaya başlıyor....
koca beyaz bir boşluk!göremiyorum seni...yoksun....YOKSUN!
ve uyanıyorum hayatın siyahlığına................................................................
17-06-2006
içimdeki kral bağırdı:buranın hakimi beniimm!değilsin dedim..burası demokratik bir iç...gece gece saçmalama dedi...bak ben ne dersem o oluyor...değil işte diye mızmızlandım...bu sefer içimin devrimcisi ayaklanacak,susturacak tüm taht sahiplerini...aklına estiği gibi davranış yasaları koyamayacak kral...hep hata yapıyor çünkü...yanlış tanıyor dışarıyı...hala seneler öncesinin dışarısı sanıyor..değil oysa...çok şey değişti...değişmiş...
biri gelse yeniden,içimin tüm sahte krallarını sustursa,tüm kargaşaları çekip götürse...
vazgeçtim...her gelen krallığını ilan ediyor,her seferinde ben köleliğe geri dönüyorum...özgürlüğümü özledim...bırakayım biraz karışık kalsın içim...müdehale yok bu sefer...
(sonra;''enkaz devraldık''diyorlar..)
17-06-2006
bugün üsküdara indim biraz..gariptir,bütün sokaklar ıhlamur ağacı kokuyordu sanki...mevsimi midir,yoksa hatırlamam gereken birşey mi var,bilemedim...
biraz düşününce hatırladım..ıhlamur kokusu bana üniversite yıllarımı ve ''kız yurdu''nu hatırlatıyor..üniversite ikinci sınıftaydım galiba...çocuk esirgeme kurumuna dadanmıştık o yıl..bir arkadaşla haftanın her gününü orada geçirirdik...
ordaki çocukların psikolojisi çok farklıydı...çocuk yurduyla erkek yetişkin yurdu aynı bahçeye bakardı..minikler anne ihtiyacıyla yanaşırken büyükler sevgili yanılgısıyla sokulurlardı...bayram'ın ''annem gibi kokuyorsun''sözü kulaklarımdan hiç gitmedi..ve ersin'in ''bu demir tabaklarda yemek yemekten bıktım,doğduğumdan beri aynı..'' sözü...on altı yaşındaki halil'in şiir defterini okuyan eğitmene kızıp camdan atlayıp kaçmaya çalışışını,sırf çocuklardan ayrılmak istemediğimiz için,gündüzden saklanıp,gece yurtta yatışımızı unutmadım hiç...
sonra kız yurdu...bahçesinde kocaman bir ıhlamur ağacı vardı..altında ziyaretçi sandalyeleri...aynı bahçede bir küçük odada kızların dikişlerini yapan terzi kadın..otuz dokuz yaşında ve bekar olan ilk arkadaşımdı...ne kadar yaşlı görünmüştü bu yaş,gözüme...
o ağaç huzur vermişti bana,ruhum orada dinlenmişti belki de.....ıhlamur ağacı rüzgarda hafif hafif salındıkça içime doldururdum tüm kokusunu...unutmak istemeyeceğimi hissediyordum o zaman..unutmamak içindi bu....
anneciğim bugün ''analığın özlemiştir seni'' dedi...artık batırma tırnaklarını annem,delik deşik oldu içim,ama acıyacak yerim kalmadı...
18-06-2006
neden bazı sabahlar yaşama sevinciyle dopdolu uyanırım?içimin ''ölmeliyim,ölmek lazım artık...''sızlanmalarına inat...şu içimdeki kıpır kıpır şeyin adı nedir?şu ayaklarımı titreten,nereye bastığımı bilmeyişime sebep...tekrar denemeye azmettiren nedir beni,hayattan bu derece yılmışken hem de...aylarca evde oturasım varken, ''bugün dışarı çıkmalıyım..''dedirten nedir peki?
havanın güneşli oluşu mu?hayata dönmeme sebep bir sabah,bu kadar basit bir neden mi?
hava güneşli bugün,sıcacık...üşüyesim yok ...hiç kimse üşütemeyecek beni, akşam döndüğümde, ''üşüdüm..''demeyeceğim bugün...
