E-Eft Kursu

Işıldayan Safir

Administrators, Zerynthia
20
HD RANK
Katılım
6 Mart 2009
Mesajlar
5,993
Reaksiyon puanı
76
Puanları
0
Konum
Mutlulukya
Merhaba arkadaşlar,

İnternette bir takım aramalar yaparken Eft ile ilgili bir e-posta kursuna rastladım. Faydalı olduğunu düşündüğüm için bulduğum paylaşımları burada sizler için paylaşacağım. Yazıların tamamı Cavit Çağ'a aittir.

Sevgilerimle. actionsmile


 
Duygusal Özgürlük Yöntemlerini Öğrenmek İçin 7 Önemli Neden

1. Duygusal Özgürlük Yöntemleri, (DÖY, ing. Emotional Freedom Techniques, EFT) başka hiçbir yöntemin işe yaramadığı pek çok durumda işe yarayan bir tekniktir. Çok ciddi sağlık ve zihinsel-duygusal sorunu olan, ve ne yapsa kurtulamayan pek çok insan, çareyi DÖY'de bulmuştur.

2. Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin zararlı yan etkisi yoktur. İlaç veya ameliyat gibi vücuda çeşitli zararları olan müdahalelerde bulunmaz. Dolayısı ile her tür sorun için güvenle kullanılabilir.

3. Duygusal Özgürlük Yöntemleri, çok geniş bir yelpazedeki her tür soruna, aynı şekilde uygulanan, İsviçre çakısı gibi pratik bir yöntemdir. Başarı ile uygulandığı sorunlar arasında. Duygusal yeme bozuklukları (aşırı yeme, yiyememe, yedikten sonra çıkartma)… Bağımlılıklardan kurtulma (alkol, sigara, uyuşturucu, kumar vs)… Dikkat eksikliği ve hiperaktivite... Alerjiler, astım… Aşırı korkular (topluluk önünde konuşma… Kedi-köpek gibi hayvanlar, yükseklik… Açık alan, kapalı alan… Uçak, performans, sınav vs), takıntılı davranışlar… Ağrılar (migren, baş, boyun, bel, romatizma ağrıları gibi)… Ciddi kronik hastalıklar (kanser, aids, multiple sclerosis, fibromiyalji vs)… Stres ve kaygı temelli sorunlar (depresyon, panik atak, sarsıcı deneyim sonrası stres bozukluğu gibi), sporda, satışta ve her alanda performans geliştirme, öz imaj sorunları (özgüven eksikliği, kendini açıkça ifade edememe, kendini olduğu gibi kabul edemeyip suçlama yargılama, kendini sabote etme) sayılabilir.

4. Duygusal özgürlük yöntemleri kolay öğrenilir. 2 saatlik bir çalışma ile kısaltılmış yöntemi öğrenmiş, 1–2 basit sorununuza uygulamış, faydasını görmüş hale gelirsiniz. 6 saatlik 1. Düzey eğitim ile Temel Yöntemi her yönü ile öğrenmiş, kendi hayatınızda rahatlıkla uygulayabilir hale gelirsiniz.

5. Duygusal Özgürlük yöntemlerini günlük hayatta uygulamak kolaydır. Her gün karşınıza çıkan irili ufaklı sorunlar için, sabah kalkınca, yemek aralarında, tuvalete gidince, trafikte, önemli toplantı ya da görüşmelerden önce, gece yatmadan önce birkaç dakika DÖY uygulamak, stres, korku, kaygı gibi negatif duygularınızdan arınmanızda ve her alanda başarı düzeyinizin artmasında etkili olur.

6. Duygusal Özgürlük Yöntemleri, hem zaman hem para olarak, düşük maliyet ile yüksek etkinlik gösterir. Diğer pek çok yönteme göre, çok daha hızlı sonuç alınır. Örneğin, yıllardır tedaviye cevap vermeyen Vietnam Gazi'leri, 2 saatlik bir uygulama sonunda, sorunlarından kalıcı olarak kurtulmuştur. Çok ciddi, yıllardır geçmeyen depresyon veya bağımlılık veya kronik sağlık sorunlarında (kanser, aids, multiple sclerosis gibi), 3–6 ay içerisinde belirgin iyileşme görülmüştür. Aynı zamanda Duygusal Özgürlük Yöntemleri, grup halinde uygulamaya, telefon veya internet üzerinden sesli/görüntülü iletişimle uygun olduğu, öğrenmesi ve uygulaması diğer pek çok yönteme göre çok kolay olduğu için, maddi olarak da daha düşük maliyetle sorunların çözülmesini sağlamaktadır.

7. Duygusal Özgürlük Yöntemleri sizi güçlendirir. Diğer pek çok yöntem, sizi dışarıdaki bir uzmana veya ilaca, ameliyata veya bir uzmanın uyguladığı bir işleme bağımlı kılar. Bu tür yöntemler, sizi zayıflatırken, başkalarını güçlendirir. Duygusal Özgürlükte ise, danışmanın rolü, danışanın kendi içindeki sorunları çözme yeteneğini ortaya çıkarmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmasına yardımcı olmak ve en kısa sürede kendine yeterli hale getirmektir. Duygusal Özgürlük Yöntemlerini öğrenip uyguladıkça, kendi içinizdeki sınırsız potansiyeli açığa çıkarmanız kolaylaşır.

Uygulama Önerisi:

Duygusal Özgürlük Yöntemlerini öğrenmek için sizin nedenleriniz neler? Günlüğünüze yazın.

Her şeyde olduğu gibi, bu kursa başlarken de, amaçlarınızı belirlemeniz önemlidir. Bu e-posta kursundan ne bekliyorsunuz? Çözmek istediğiniz bir sorun mu var? Ulaşmakta zorlandığınız bir hedefiniz mi var? Bugünden itibaren, önümüzdeki 30 gün içerisinde, bu kurs sayesinde hayatınızda ne gibi somut değişiklikler görmek istersiniz? Eskiden yapamadığınız neleri yapabilmek istersiniz? Bunları kısaca yazmanızda büyük fayda var.

Baştan amacınızı net bir şekilde belirler, bundan sonra alacağınız bilgileri, bu amacınız doğrultusunda kullanır, uygulama önerilerini yaparsanız, bu sizin için çok faydalı bir kurs olur.

Eğer sadece okur, uygulama yapmazsanız, o kadar faydalı olmaz.
Yine en baştan, bu çalışmaya ayıracağınız zamanı da belirlemenizde de fayda var. Önümüzdeki 30 gün boyunca, her gün bir e-posta mesajı size otomatik gelecek.

Her mesaj 10–15 dakikanızı alır, hem okumak, hem uygulamak dâhil. Ama bunu belirli zamanlarda yapmazsanız, aksatabilir, giderek, hiç yapmayabilirsiniz. Sabah kalkar kalkmaz, öğlen arasında, akşam işten gelince veya gece yatmadan önce gibi belirli bir zamanda, 10–15 dakikayı bu çalışmaya ayırmanızı öneririm.

İlk gün için bu kadar yeter.
 
Bugün size Duygusal Özgürlük Yöntemleri hakkında genel bilgiler vereceğim.

Duygusal Özgürlük Yöntemleri (ing: Emotional Freedom Techniques-EFT), vücudun enerji sistemleri ile ilgili çarpıcı keşiflerden sonra, son 15 yılda geliştirilmiş, çok farklı alanlara uygulanabilen, doğal, kolay, olumsuz yan etkisi olmayan, öğrenildikten sonra kendi kendine uygulanabilen pratik bir yöntemdir.
Temelde iki varsayıma dayanır:

“Bütün olumsuz duyguların kökeni, vücudumuzdaki enerji akış sistemindeki bozukluklardan kaynaklanır.”

Ve

“Olumsuz duygular, vücudumuzdaki pek çok hastalığın ve ağrının temel nedenleri arasındadır.”

Duygusal Özgürlük Yöntemleri, zihnen belirli bir soruna veya negatif duyguya odaklanırken, vücuttaki belirli noktalara parmak ucuyla hafifçe vurulması (tıklamak) ile enerji akışını düzeltir ve böylece negatif duyguları kısa sürede kalıcı olarak ortadan kaldırır.

Uygulama alanları çok geniştir. Ağrı-sızıları azaltmaktan, bağımlılıklardan kurtulmaya, kilo vermeye, allerjilere ve astıma, depresyon, panik ve endişeye, travma (sarsıcı olay) ve travma sonrası stres bozukluğuna, yeme bozukluklarına (anoraxia-yiyememe, bulumia-yedikten sonra çıkarma vs.) her çeşit fobiye (kedi-köpek, uçma, açık alan, kapalı alan, yükseklik, topluluk önünde konuşma vs), spor, iş, satış performansına, tansiyon, şeker, kalp hastalıkları, kanser, aids gibi kronik hastalıklara kadar her alanda uygulanabildiğini ve olumlu sonuçlar alınmıştır.

Etkinlik düzeyine bir örnek vermek gerekirse, ustalıkla uygulandığında, kedi-köpek korkusu gibi bir sorun genellikle 5–15 dk içerisinde, Vietnam gazileri arasındaki travma sonrası stres bozukluğu (kabuslar, balon patlasa, televizyondan silah sesi gelse kendini yere atmalar vs) 1.5–2 saatte giderilebilmekte. Kronik sorunlar için ise (depresyon, bağımlılık, aids, kanser gibi ciddi kronik hastalıklar) 3–6 ay içerisinde belirgin gelişme kaydedilmekte.

Kolay öğrenilen ve herkesin kendi kendine uygulayabileceği Duygusal Özgürlük Yöntemleri, acemice uygulamada %50–75, ustalıkla uygulandığında %75–95 gibi yüksek bir başarı oranına sahip.

Eğer akupunkutur, chi-kung, shiatsu, reiki gibi doğu kökenli enerji tıbbı yöntemlerine aşina iseniz, bu yöntemi oldukça pratik bulacaksınız. Eğer bu tür şeyler size uzaksa, vücudun içinde bir televizyonda olduğu gibi, bir enerji akış sistemi olduğunu düşünün. Ve nasıl bazen televizyon çalışmayınca orasına burasına hafifçe vururuz, çalışır, onun gibi düşünün.

Gerçek şu ki, Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin tam çalışma mekanizması bilinmiyor. Bilinen tek şey işe yaradığı.

Yöntemi uygulamak için inanmanız da gerekmiyor. Sadece deneyecek kadar açık fikirli olmanız yeterli.

Kısacası, öğrenin, uygulayın, sonuçlarını görün, sonra isterseniz nasıl işe yaradığına kendiniz karar verin.


Uygulama Önerisi:

Dün uygulama önerisi olarak, sizden bu çalışmayı neden yaptığınızı, bu çalışmalardan neler beklediğinizi ve bu çalışma için ayıracağınız zamanı netleştirmenizi ve kayıt tutmaya başlamanızı tavsiye etmiştim.

Bugün sizden istediğim, ilk çalışma için belirli bir konu seçmeniz... Bu konu olabildiğince, iyi tanımlanmış ve dar kapsamlı olsun.

5 yıldır depresyonda iseniz, “depresyon”, veya 10 yıldır sigara içiyorsanız “sigara bağımlılığı” yeterince iyi tanımlanmış bir sorun değildir. Çok muğlâktır. Üzerinde net bir çalışma yapmak, somut sonuç elde etmek zordur. Pek çok alt konudan, daldan budaktan oluşan kompleks bir sorun seçmek, özellikle başlangıçta, iyi bir fikir değildir.

Bu nedenle ilk seçtiğiniz konu, biraz kolay, iyi tanımlanmış, belirli bir sorun olsun. Bedensel bir ağrı-sızı olabilir. Mesela yorgunluktan omuzlarınızda, boynunuzda, belinizde bir ağrı gibi. Veya küçük bir duygusal-zihinsel sorun da seçebilirsiniz. Son 2–3 günde kafanızı meşgul eden bir tartışma, bir sorun, bir gerginlik olabilir. Veya ille de sigara bağımlığı ya da depresyon gibi çetrefilli bir sorun üzerinde çalışmak istiyorsanız, bunun belirli bir alt başlığı üzerinde çalışabilirsiniz. Mesela şu andaki sigara içme isteğiniz veya en son canınızı sıkan olay gibi.

Spesifik konulara odaklanmak, Duygusal Özgürlük Yöntemleri için önemlidir. Bu nedenle bu günkü egzersiziniz, yarın uygulamaya başlamak için belirli bir konu seçmek ve bunu kısaca yazmak.

Yarın kısaltılmış yöntemi öğrenecek ve ilk uygulamanızı yapacaksınız. İsterseniz her zamankinden biraz fazla (20–30 dakika gibi) zaman ayırın.

Yarın görüşmek üzere.
 
Burada sizlere Duygusal Özgürlük Kısaltılmış Yöntemi anlatacağım.

Kısaltılmış Yöntem de, Temel Yöntem ile kıyaslandığında, %80–90 oranında aynı şekilde başarılıdır ve daha kolay öğrenilir ve daha kısa sürede uygulanır.

Burada anlatacağım kısaltılmış yöntem, benim uyguladığım şeklidir. Duygusal Özgürlük, çok esnek bir yöntem olduğu için, başka yerlerde küçük farklılıklarla başka kısa yöntemlerle karşılaşabilirsiniz. Genellikle hepsi işe yarar.

Kısa yöntemin uygulanması 4 basit adımdan oluşur.

1) Sorunu Tanımlama ve Ölçme

Bu adımda, çözmek istediğimiz soruna ilişkin, kısa bir tanımlama yaparız. Örneğin "başımdaki ağrı" veya "dün eşimle tartışmanın gerginliği" gibi. Bu kısa İfadeye "hatırlatıcı ifade" diyoruz. Daha sonra da bu sorunu ne kadar şiddetli hissettiğimize ilişkin, 0–10 arası bir seviye tespiti yaparız, 10 maksimum şiddette olmak üzere. Bu öznel bir seviye tespitidir, aklınıza ilk gelen rakam doğrudur. Bunun amacı, çalışma yaptıkça rahatlamayı bir şekilde ölçebilmektir.

2) Hazırlık Aşaması

Bu adımda Karate Vuruşu (Karetecilerin kiremit kırmak gibi gösteriler yaparken kullandığı, elin kenarında, küçük parmakla bileğin arasındaki nokta) noktasına parmak uçlarımızla tıplarken, şu ifadeyi 3 kere yüksek sesle tekrarlarız:
"Bu soruna rağmen, kendimi bütünüyle ve derinden bağışlamayı, kabul etmeyi ve sevmeyi seçiyorum. Buna Hazırlık İfadesi denir.

Örneğin, "Bu baş ağrısına rağmen, kendimi bütünüyle ve derinden bağışlamayı, kabul etmeyi ve sevmeyi seçiyorum." veya "Dünkü tartışmamızın gerginliğine rağmen, kendimi ve eşimi bütünüyle ve derinden bağışlamayı, kabul etmeyi ve sevmeyi seçiyorum" diye 3 kere tekrarlarız.

Bu aşama "Psikolojik Ters Akım" (kısaca PTA, ing. Psychological Reversal, PR) denilen durumu düzeltmek içindir. PTA varken, pilleri ters takılan bir radyonun, hangi düğmesine basarsanız basın çalışmaması gibi, ne yaparsanız yapın olumlu bir değişim elde edemezsiniz. PTA, depresyon, bağımlılıklar, özgüven özdeğer eksikliği, ciddi kronik hastalıklar (kanser, AIDS, Multiple Sclerosis...) gibi durumlarda %90–95 oranında vardır. Diğer sorunlarda bazen vardır bazen yoktur. Başlangıçta ben ne olur ne olmaz diye her zaman hazırlık aşamasını yapmanızı öneriyorum.

Zaman içinde ustalaştıkça, bu konuda yaratıcı olabilir, mesela önerdiğim "hazırlık ifadesini", kendi istediğiniz gibi değiştirebilir, ya da PTA'nın olmadığını düşündüğünüz sorunlarınız için uygulamayı tamamen kaldırabilirsiniz.

3)Hatırlatıcı İfadeyi Tekrarlarken Aşağıdaki Noktalara Tıklama:

Tıklamak derken, aşağıda şematik olarak gösterilen ve listelenen noktalara parmak uçları ile, hafifçe vurmaktan bahsediyorum. Vurmak derken canınızı yakacak veya vurduğunuz yeri çürütecek kadar değil, ama yine de sağlam, hissedilecek bir şiddette vurmak, tıklamak dediğim.

Tabi bu noktalara göre de değişiyor. Mesela yüzünüzdeki noktalara 1–2 parmağınızın ucu ile hafifçe tıklayabilirsiniz, çünkü bu noktalar daha kolay incinir. Yaka Kemiği noktasına tıplarken isterseniz Tarzan gibi ellerinizi yumruk yapıp oldukça şiddetli de vurabilirsiniz. Ben genellikle 4 parmağımın ucuyla tokatlar gibi vuruyorum göğüs kafesindeki noktalara.

Noktalara tam milimetrik olarak tıklamanız gerekmiyor, akupunkturdaki gibi iğne batırmadığımız için. Yaklaşık olarak oralarda bir yerleri tıklamanız, gerekli uyarıyı sağlıyor.

Tıplarken de, hatırlatıcı ifadeyi yüksek sesle tekrarlıyorsunuz. Sayı olarak da ortalama 7 kere tıklamanız gerekiyor, ama zihniniz kaç kere tıkladığınızı saymakla değil, hatırlatıcı ifadeyi tekrar etmekle meşgul olsun. 5 kere de tıklamış olsanız bir noktaya, 10 kere de tıplamış olsanız o kadar önemli değil.
Noktaların çoğu simetrik… İster sağdaki ister soldaki noktaya, isterseniz her iki noktaya birden tıklayabilirsiniz. Nasıl kolayınıza geliyorsa, hepsi işe yarar.
Bu şekilde, zihniniz soruna odaklanmışken, enerji meridyenlerinin başlangıç noktalarına tıklamak, bir şekilde enerji akışını düzene sokuyor ve olumsuz duygunuz azalıyor veya ortadan kalkıyor. Bu da, Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin özünü oluşturuyor.

Şimdi noktaları belirteyim:

Tepe Noktası (TN): Başınızın en tepesindeki nokta. 4 parmakla, tokatlar gibi tıklayabilirsiniz.

Kaş Başı (KB): Burnunuzun alnınızla birleştiği yerden, her iki tarafta 1 santim kadar uzakta, kaşlarınızın başladığı noktalar. 1–2 parmak ucu ile hafifçe tıklayabilirsiniz.

Göz Yanı (GY): Kafatasınızda, göz yuvarınız biraz kabarık, yuvarlak bir kemiktir. Onun en dışında, hafif çukur bir nokta. 1-2 parmak ucu ile hafifçe tıklayabilirsiniz.

Göz Altı (GA): Yine göz yuvarının, bu defa en altındaki nokta, bir-iki parmak ucu ile hafifçe tıklayabilirsiniz.

Burun Altı (BA): Burunla üst dudak arasındaki hafif çukurlukta, ortadaki nokta, bir veya iki parmak ucu ile tıklayabilirsiniz.

Çene Üstü (ÇÜ): Çene ile alt dudak arasındaki çukurlukta, ortadaki nokta, bir iki parmak ucu ile tıklayabilirsiniz.

Yaka Kemiği Noktası (YK): Göğüs kemiği yukarda gırtlağınızın altında U şeklindedir ve U'nun uçları köprücük kemiğinizle birleşip birer köşe oluşturur. 4 parmak ucuyla tokatlayarak veya yumruklayarak oldukça şiddetli tıklayabilirsiniz.

Koltuk Altı (KA): Koltuk altınızda, yumuşak dokunun bitip, kaburga kemiklerinizin hissedilmeye başlandığı nokta. Erkeklerde yaklaşık göğüs ucu ile aynı hizadadır. Kadınlarda da genellikle sutyen askısının en altına denk gelir. 4 parmakla tokatlayarak ya da yumruklayarak oldukça şiddetli tıklanabilir.
Yani, örneğimize devam edecek olursak, bir tur tıklama şöyle bir şey olur:

(TN): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(KB): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(GY): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(GA): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(BA): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(ÇÜ): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(YK): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği
(KA): eşimle dünkü tartışmanın gerginliği

4) Böylece bir tur tıkladıktan sonra, aynı duruma tekrar odaklanırız.

Ve rahatsızlığımızın düzeyinde bir azalma olup olmadığına bakarız. Diyelim ki ilk tanımlarken, sorunun şiddetine 7 demiştiniz 5'e düştü, "eşimle dünkü tartışmanın kalan gerginliği" diye hatırlatıcı ifadeyi değiştirir ve bir tur daha tıplarız. Böylece 3–4 tur tıkladıktan sonra genellikle sorun ortadan kalkar.
Yarın size uygulamanızı verecek ve işe yaramadığında neden yaramaz, ne yapmak gerekir gibi konulara değineceğim.
 
Dün kısaltılmış Duygusal Özgürlük Yöntemini tarif etmiştim size. Burada, hatırlarsak eğer 4 temel adım vardı:

1)Sorunu tanımlamak ve ölçmek
2)Hazırlık aşaması
3)Bir tur tıklama
4)Değerlendirme ve kalan uygulamaya devam etme.

Bugün biraz daha bu 4. aşamaya değineceğim.

Değerlendirme dediğimiz adımda, 1. adımda 10 üzerinden ilk verdiğimiz rahatsızlık düzeyi notuna göre, şu anda durum ne, bunu değerlendiriyoruz. Yani, diyelim ki ilk verdiğimiz not 7 idi, şimdi 5'e mi düştü, 0'a mı düştü, değişmedi mi arttı mı ona bakıyoruz. Ve sonra ne yapacağımıza karar veriyoruz.
Rahatsızlık düzeyi 0'a düştüyse, sorun çözüldü, başardık. Rahatsızlık düzeyi biraz düştü, ama tamamen 0 değilse henüz, hatırlatıcı ifadeyi "kalan sorun" diye değiştirerek, tamamen 0'a düşene kadar birkaç tur daha devam ediyoruz. Bunda da sorun yok.

Peki, rahatsızlık düzeyi değişmeden kaldı ise veya hatta arttı ise ne yapacağız?
Bu durumda acemi bir DÖY uygulayıcısı "işe yaramadı" diyip bırakabilir. Ancak usta bir DÖY, biraz daha dedektiflik yapıp, başkasının zorlanıp havlu attığı çeşitli durumlarda da, biraz daha fazla dikkat ve çaba ile başarılı sonuçlar alabilir.

Şimdi bu durumları daha detaylı inceleyelim:

Eğer rahatsızlık düzeyi aynı kaldı ise: Bağımlılıklar, depresyon, özgüven eksikliği gibi pek çok durumda, Psikolojik Ters Akım geçmemiş olabilir. Bu da iyileşmeyi engeller. Bu durumda, Hazırlık Aşamasını daha çok, daha fazla vurgulayarak (mesela hazırlık ifadesini bağırarak tekrarlamak) ya da ifadeyi değiştirip daha meseleyi 12'den vuran bir hale getirmek gibi yöntemler denenebilir.

Yeterince net tanımlanmış spesifik bir konuya odaklanmamışsınızdır. Bu durumda, daha detaylı bir alt başlık seçin, mümkünse, olayı zihninizde kısa bir film gibi canlandırın ve belirli net bir olaya veya duruma özel olarak tıklayın. Eğer bu ikisi de işe yaramıyor gibi görünüyorsa ve sorununuz kronik (sürekli) bir sorunsa, her gün düzenli olarak DÖY uygulamaya devam edin. Kısa sürede sonuçlar gözlenemez olsa da, 3 ay veya daha uzun süre uygulamada, bir şekilde faydasını görmeye başlayabilirsiniz.

Eğer rahatsızlık düzeyi arttı ise, bu genellikle, başta yüzeydeki bir sorunu ele aldığınızı, onu çözdüğünüzü veya en azından kısmen rahatlattığınızı, fakat bu sorunun bağlantılı olduğu daha derin bir sorunun ortaya çıktığının işaretidir. Uzun süre bastırılan duygular, bir soğan gibi, tabaka, tabaka başka görünümler alabilir ve asıl merkezdeki soruna yaklaştıkça, duygusal rahatsızlık geçici olarak artabilir.

Bu durumda da yöntemi uygulamaya devam edin. Bu tür durumlar genellikle daha derin ve çok yönlü sorunlarınızı çözmek için harika fırsatlardır. Sonuna kadar gittiğinizde, hayatınız önemli bir alanda köklü bir değişim geçirebilir.

Eğer dün verdiğim talimatlarla, bugün verdiğim bilgileri birlikte kullanırsanız, biraz pratikle, %80'in üzerinde başarılara ulaşmanız hiç de zor değil! Elbette daha ince noktalar da var, sizlere daha sonra da aktaracağım, ama bu kadar bilgi de sizin için iyi bir başlangıç yapmaya yeterli.

Şimdi, uygulama olarak, kendi seçtiğiniz sorununuzla ilgili olarak, Duygusal Özgürlük Yöntemleri'ni, uygulayın ve küçük de olsa bir sorununuzu hemen şimdi çözün!

Yarın tekrar görüşmek üzere.
 
Tebrikler, dün ilk uygulamanızı yaptınız... Umarım başarılı geçmiştir...

Büyük bir ihtimalle, eğer yönergeleri doğru uyguladı iseniz, en azından kısmi bir başarı kazandığınızı tahmin ediyorum.

Öte yandan, bu aşamada, kafanızda pek çok soru olacaktır. Biraz şaşırmış, yöntemi yadırgamış olabilirsiniz. Bu çok doğal… Duygusal Özgürlük Yöntemleri, "tedavi/terapi" için kafamızda oluşmuş kalıplara genellikle sığmaz.

Örneğin:

DÖY, istisnasız her soruna, temelde aynı şekilde uygulanır. Bu bizim, "farklı rahatsızlıklara farklı çareler" arama eğilimimizle çelişir. Bu da, yaygın Tıp anlayışından kaynaklanır. İnsanı makine gibi gören Batı Tıbbı, hangi parçada sorun varsa ona yönelik çalışır. Doğu Tıbbı, vücuttaki enerji sistemi başta olmak üzere, bütün bedeni etkileyen sistemler üzerinde çalışır. Bu bağlamda, DÖY, doğu tıbbına daha yakındır.

Başka yöntemlerle, çözümü çok zor olan bazı sorunlar, bazen DÖY ile çok kısa sürede çözülür. Bazen bu o kadar kolay olur ki, insanlar buna inanamaz. Yıllar süren korkular, kaygılar o kadar kolay ortadan kalktığında, bunun DÖY dışında bir nedenle olduğunu düşünenler veya negatif duyguları tamamen ortadan kalkmasına rağmen bunu kabullenemeyenlere sık rastlanır. Buna Duygusal Özgürlük literatüründe "Doruk Etkisi" (Apex Effect) denir.

DÖY, kolaylıkla öğrenilebilen, kendi kendinize uygulayabileceğiniz basit yöntemlerdir. Batı kültürü karmaşıklığa, işe yaramadığında bile değer veren bir kültürdür. Bir yöntem için Üniversite eğitimi, hatta Master, Doktora gerekmiyorsa, o kadar da faydalı veya değerli olamayacağını düşünürüz... Oysa hayattaki en önemli ve en faydalı ve değerli şeyler, genellikle en basit şeylerdir.

Benim size tavsiyem, tüm bunları bir kenara bırakın. Duygusal Özgürlük Yöntemlerini hayatınızın bir parçası haline getirin. Her gün uygulayın. Her konuda uygulayın. Sadece "büyük sorunlarınıza" değil küçük sorunlarınıza da, mesela trafikte sinirinizi bozan şoföre karşı duyduğunuz öfkeye de tıklayın. Sadece sorunlarınızı çözmek için değil, daha iyiye ulaşmak, yüksek performans göstermek, hedeflerinizi gerçekleştirmek, yeni ve olumlu alışkanlıklar edinmek, olumlu kişi ve olayları kendinize çekmek için de DÖY kullanın.

Kısacası, sizi hayatınızda kısıtlayan, hayallerinizi gerçekleştirmenizi, kendi potansiyelinizi bütünüyle ortaya koymanızı engelleyen her ne varsa, onlara Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygulayın.

Günün Uygulama Önerisi:

Elinizde sınırsız imkân olsa, elinizi attığınız her şeyi başaracağınızdan %100 emin olsanız, tam olarak nasıl bir hayat yaratırdınız kendinize, hayal edin. Sadece hayal etmekle kalmayın, kâğıda dökün. Tamamen tatmin olana kadar durmayın. Sihirli bir kâğıda yazı yazdığınızı, buraya yazdığınız her şeyin aynen gerçekleşeceğini, yazmadığınız hiçbir şeyin de gerçekleşmeyeceğini düşünün.
Eğer bu uygulamayı içtenlikle yaparsanız, belirli noktalarda dirençlerle karşılaşacaksınız. "Ben o kadar akıllı/güzel/özel/değerli bir insan değilim, bunu yapamam" gibi. Bunları, ayrı bir kâğıda not edin. Tüm bu sınırlayıcı duygu ve düşünceler, sizi hayallerinizden alıkoyan engeller. Bunların üzerine Duygusal Özgürlük Yöntemleri ile gidin.

Engelleri ortadan kaldırdığınızda, hedeflerinize ve hayallerinize çok daha kolay ulaşabiliyor olacaksınız!

Not: Bu uygulama önerisi, bir günde bitecek gibi değil. Bir günde, hayallerinizi yazmaya başlamanız ve en az bir "Ben yapamam, çünkü..." diyen engeli DÖY ile aşmanız, yeterli.

Ciddi bir kişisel gelişim çalışması yapmak için önerim, bir kişisel gelişim kitabını alıp, onu DÖY ile birlikte uygulamanız. Yani, kitapta önerilenleri uygulamakta karşılaştığınız dirençlere karşı DÖY kullanıp, bir kişisel gelişim kitabını %100 olarak uygulayabilmeniz.

Şu anda bunun için önereceğim kitap, Brian Tracy'den Maksimum Başarı. Eğer hayatınızdaki sorun daha çok para ise, Napoleon Hill'in Düşün ve Zengin Ol adlı kitabını, insan ilişkileri için de Marshall Rosenberg'den Şiddetsiz İletişim adlı kitabı önerebilirim. Tamamı kitapevlerinde bulunuyor bu kitapların.

Elbette, sizler de istediğiniz bir kitabı, %100 uygulayıp hayatınızın bir parçası haline getirmek için, DÖY ile birlikte uygulayabilirsiniz.
 
Eğer yakın zamanda oldukça popüler olan "The Secret" (Sır) gibi Evrensel Çekim Yasası'na vurgu yapan filmleri izlediyseniz, ya da kitapları okuduysanız, kendi duygusal enerji düzeyinizi yükseltmenin, sürekli kendinizi iyi hissetmenin, sizin hayatınıza iyi şeyleri çekeceğini duymuşsunuzdur.

Bu önemli ölçüde doğrudur. Herkes, mutlu, huzurlu, etrafına pozitif enerji yayan insanlarla bir arada olmak ister. Sadece sosyal arkadaşlık anlamında değil, aynı zamanda iş hayatında da, pozitif bir insan olmak, size pek çok kapıyı açabilir, pek çok fırsatı size çekebilir.

Ancak Sır ve benzeri yayınlarda genellikle eksik kalan şeylerden birisi şudur: Eğer siz sürekli negatif bir duygu içinde olmaya alıştı iseniz, enerji düzeyinizi nasıl yükselteceksiniz?

Bugün insanların büyük bir çoğunluğu, sessiz bir ümitsizlik, çaresizlik içinde yaşarlar. Dışarıya karşı mutlu, memnun, rahat rolü yapan pek çok insan, yüzeydeki maske çıkarıldığında, hayatın pek çok alanında, kendi hayatına hâkim olamadığını, çeşitli dış koşulların kurbanı olduğunu hisseder. Sevmediği işte "mecburen" çalışan, sevmediği bir insanla "mecburen" ilişkisini sürdüren insanlar, yazık ki, günümüzde yaygındır, hatta "normal"dir.

Bununla birlikte gelen çaresizlik, zayıflık, dış koşulların kurbanı olma ve yine bununla birlikte gelen depresyon (klinik anlamda kullanmıyorum, genel olarak hayatından memnun olmama, mutlu olmama duygusu olarak kullanıyorum) da günümüzde "normal" dir. Dahası, bu negatif duygulara alıştığınızda, bunlardan kurtulması da zordur.

İşte bu tür olumsuz duyguları sürekli tekrar etmekten kurtulmanın en kolay yollarından birisi, şükretmektir.

Eğer özellikle "Benim hayatımda şükredecek ne var ki? Her şey kötüye gidiyor, hiçbir şey benim istediğim gibi olmuyor" diye düşünüyorsanız, en çok sizin şükretmeye ihtiyacınız var.

Eğer "o kadar da kötü değil, idare ediyorum işte" diyorsanız, siz de biraz daha ileri şükretme egzersizlerini kullanabilirsiniz.

Eskiden Sufizmle ilgili bir kitap okumuştum. O kitapta, Sufi dervişlerin, her gün şükrettiklerini ve şükretmeye şu iki ifadeyle başladıklarını söylüyordu:

"Tanrım, bir gün daha yaşadığım için şükürler olsun.
"Tanrım, bana şükretme bilgeliğini verdiğin için şükürler olsun."

Ben bu ifadelere kısa birer açıklama da ekliyorum:

"Tanrım, bir gün daha yaşadığım için şükürler olsun. Yaşamın kendisi en büyük armağan…"
"Tanrım, bana şükretme bilgeliğini verdiğin için şükürler olsun. Böylece hayatımdaki olumlu şeylere odaklanıyorum ve daha olumlu şeyleri kendime çekiyorum."

Bu şekilde başladığım şükretme çalışmasına, sağlığım için, enerjim için, bilgi ve becerilerim için, beni seven ailem ve arkadaşlarım için, sahip olduğum imkânlar için şükrederek devam ediyorum. Şöyle bir 25–30 farklı şey için şükrettiğimde, kendimi kesinlikle daha iyi hissediyorum.

Sonra, "ileri şükretme" dediğim uygulamalara başlıyorum.

Şu anda henüz gerçekleşmemiş hedef ve planlarım için, şimdiden teşekkür ediyorum, hem kendime başarabileceğime güvendiğim, hem de Tanrı'nın beni desteklediğine inandığım için.

Şu anda yaşadığım sorunlar için şükrediyorum, onlar içlerinde öğrenmem gereken dersleri taşıdığı için.

Tanrı'ya bana verdiği -ve vereceği- ilhamlar için şükrediyorum, eninde sonunda en önemli şeyleri bu şekilde öğrendiğim için.

O olmadan hiçbir başarıyı "tamamen tek başına" elde edemeyeceğim için.
Eğer bu sırada bana yeni bir ilham geldi ise, onu unutmadan yazıyorum ve o konuda o gün küçücük de olsa bir adım atıyor, harekete geçiyorum.

Sizin inançlarınızı bilmiyorum, ama temel bir Tanrı inancınız olduğunu varsayıyorum.

Eğer Tanrı'ya inanmıyorsanız, Tanrı yerine Evren, Doğa, Koruyucu Meleğiniz, Yüksek Benliğiniz, ya da her ne istiyorsanız onu koyabilirsiniz.

Peki, bunlarla Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin, tıklamanın ne ilgisi var?
Şöyle bir ilgisi var, böyle bir uygulamayı yaparken aynı zamanda tıplarsanız, duygusal/zihinsel dirençleriniz azalır ve uygulamadan daha çok fayda görürsünüz.

Bu şekilde tıplarken Hazırlık İfadesi ve Hatırlatıcı ifade ile falan uğraşmayın. Sadece bir yandan tıplarken, bir yandan şükredin. Tıkladığınız noktalara Karate Vuruşu noktasını da ilave edin.

Uygulama önerisi: Bir yandan tıplarken, bir yandan şükredin. En az 25–30 farklı şeye şükretmeden durmayın. Şükretmeden önce ve sonrasında kendinizi nasıl hissettiğinizi günlüğünüze not edin.
 
Daha önce, Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygularken, iyi tanımlanmış, net, küçük alt başlıklar ile çalışmanın öneminden bahsetmiştim. Çoğu zaman bu, hızlı ve belirgin ölçülebilir sonuçlar elde etmek için en iyi yöntemdir.

Bugün size, spesifik olmanın yöntemlerinden birinden bahsedeceğim. Bu yöntemin adı, hikâyeyi anlatmak…

Yöntem çok basit. Sizin için sarsıcı, üzücü, rahatsız edici olan olaylardan birini seçip, başından sonuna anlatıyorsunuz. Eğer kafanızda 100 olay varsa, hangisini seçeceğinizi düşünmeyin. İlk aklınıza gelen iyi bir başlangıç noktasıdır.

Daha sonra, bu olayı yüksek sesle anlatıyorsunuz. Ve anlatırken, duygusal rahatsızlığının yükseldiğini hissettiğiniz yerlerde, bu alt başlıklara özel olarak birkaç tur tıklıyorsunuz ve bu şekilde olayı duygusal bir gerginlik olmadan baştan sona anlatana kadar devam ediyorsunuz.

Örneğin, Ayşe adında bir kadının, ciddi bir trafik kazası geçirdiğini ve bu deneyimin sarsıcı etkisinden ötürü daha sonra araba kullanmaktan hatta arabaya binmekten korktuğunu ve bana danıştığını varsayalım.

Burada bir tek sarsıcı olay olsa da, bu birçok alt başlığı içeren bir olaydır. O nedenle, basitçe, "Bu araba kazasının yarattığı korku..." şeklinde bir ifade ile tıklamak (DÖY uygulamak) etkili olmayabilir.

Bu durumda daha başarılı bir yöntem, kazayı anlatırken, korkuyu tetikleyen her alt başlığa ayrı, ayrı tıklamak olabilir.

Bu tür bir durumda, bana danışan kişi ile aramdaki diyalog şu şekilde gelişebilir:

Ö> Bana olayı tüm detayları ile anlat. Kaza nasıl oldu?

A> Şehirlerarası yolda arabamızla, geceleyin tatilden dönüyorduk. Arabayı eşim kullanıyordu. Ben sağ koltuktaydım. Karşıdan gelen araç, önündeki kamyonu, aradaki mesafe azken sollamaya kalktı. Tam karşımda duran arabanın farları gözüme giriyordu...

Ö> Dur bir dakika... Bu farlar, seni korkutan şeylerden biri mi?

A> Evet, şimdi ne zaman gece karşıdan gelen bir arabanın farını görsem, yine gelip bana çarpacakmış gibi geliyor...

Ö> O halde önce bu farların yarattığı korku için tıklayalım. "gözüme giren farlar" senin için bu korkuyu tetikleyen uygun bir hatırlatıcı ifade mi?

A> Evet.

Ö> Şu anda "gözüne giren farların sende yarattığı korku düzeyi 10 üzerinden kaç?

A> 8

Ö> O zaman önce bunun için tıklayalım. "gözüme giren farlar"...

A> Gözüme giren farlar... (bir tur tıplarız birlikte)

Ö> Şimdi kaç gözüne giren farların yarattığı korku düzeyi?

A> 4.

Ö> O halde şimdi bir tur daha tıklayalım "gözüme giren farlar" diye...

A> Gözüme giren farlar... (bir tur daha tıplarız)

Farların yarattığı korku 0'a düştükten sonra, hikâyede korkuyu-kaygıyı tetikleyen bir sonraki alt başlığa geçeriz. Korna sesi, şiddetli fren, çarpışma anı, vs gibi...

Sonunda tüm alt başlıklarda korku/kaygı düzeyi 0'a indiğinde, korku geçmiş olur.
 
İnsanların bazı sarsıcı deneyimleri o denli acı verici olabilir ki, o olaya odaklanmaktan kaçınabilirler. Olayı zihinde canlandırmak, onlar için aşırı bir duygusal gerginlik yaratabilir. Öyle ki, olayı hatırladığında insanlar ağlayabilir veya korkudan veya öfkeden veya aşırı yoğun diğer negatif duygulardan, konuşamaz duruma gelebilir.

Öte yandan, Duygusal Özgürlük Yöntemleri için, önemli enerji noktalarına tıplarken, soruna odaklanmak da gerekli ve önemli bir şeydir.

O halde, bu süreci olabildiğince acısız, sancısız kılmak için ne yapabiliriz?

Bunun için Duygusal Özgürlük Yöntemleri'nde "sancısız sarsıntı" (tearless trauma) denilen bir yöntem var.

Bu yöntemde, sorunu zihinde net bir şekilde canlandırmadan önce, bir adım daha ekliyoruz. Danışandan "şimdi olayı zihninde net bir şekilde canlandırmasını istemiyorum, sadece eğer zihninde canlandırsaydın senin için ne kadar rahatsız edici olacağını tahmin etmeni ve buna 10 üzerinden bir not vermeni istiyorum" diyerek, önce bu gerginlik için tıklıyoruz.

Bu adım, konuya ilişkin gerginliği bir miktar hafifletiyor. Bu gerginlik düzeyi 0–3 gibi düşük bir düzeye ulaştığında, gerçekten olayı net bir şekilde zihninde canlandırmasını isteyebiliriz danışandan. Ve ondan sonra normal tıklamaya devam edebiliriz.

Bugünün uygulama önerisi:

Eğer sizin de geçmişinizde, bu tür hatırlamaya bile tahammülünüzün olmadığı, sarsıcı bir anınız varsa ve bu nedenle Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygulamaktan çekiniyorsanız, bu yöntemi kendi kendinize uygulayın ve sonuçlarını görün.

Alternatif olarak, eğer çevrenizde bu şekilde yardım edebileceğiniz tanıdıklarınız varsa, sancısız sarsıntı yöntemini onlarla birlikte de uygulayabilirsiniz.
Sizi seviyorum ve tamamen mutlu, sağlıklı ve başarılı olmanıza katkıda bulunabilmeyi diliyorum.
 
Duygusal Özgürlük Yöntemleri işe yaramıyor gibi göründüğünde, çoğu zaman bu asıl soruna odaklanmamaktan, henüz asıl merkezdeki çekirdek sorunu bulamamaktan kaynaklanır.

Örneğin DÖY ile genellikle asılsız korkular çok kısa sürede (5–20 dakikada) ortadan kaldırılabilen sorunlardır. Çünkü çok fazla dallı budaklı (çok miktarda alt başlığı olan) veya Psikolojik Ters Akım sorununun yoğun olduğu sorunlar değillerdir.

Öte yandan, nadiren de olsa, korkunun temelinde yatan sorunu bulmak, zor olabilir.

Örneğin, Gary Craig'in videolarında görülebileceği gibi, Nate, yükseklik korkusunu yenmekte, uzun süre DÖY ile fazla ilerleme kaydedemiştir. Gerçek ilerlemeyi, asıl çekirdek sorunu bulduktan sonra yaşamıştır. Çekirdek sorunu da, askerlikte bir helikopterden paraşütle atladığında arkadaşlarının acemiliği ile dalga geçtikleri ve kendisinin utanç hissettiği bir sarsıcı deneyim ortaya çıktıktan sonra bulabilmiştir.

Korkular veya diğer her tür sorunda, asıl meseleyi, merkezdeki çekirdek sorunu bulmak, zaman, zaman sizi zorlayabilir ve ilerleme kaydetmenizi engelleyebilir.
Bu tür çekirdek sorunlara ulaşabilmek, DÖY uygularken biraz "dedektiflik" gerektirir. Ve biraz da ustalık...

Aşağıdaki sorular, size asıl "çekirdek sorun" u bulmakta yardımcı olabilir.

"Bu size neyi hatırlatıyor?"
"Bu duyguyu ilk defa ne zaman hissettiğinizi hatırlıyorsunuz?"
"Eğer bu sorunun kökünde daha derin bir neden yatıyorsa, bu ne olabilir?"
"Eğer hayatınızı tekrar yaşamanız mümkün olsa ve bir olayı hiç yaşamama seçeneğiniz olsa, bu ne olurdu?"

Bu tür sorularla, yüzeysel olarak çözemediğiniz pek çok sorunun asıl çekirdeğinde ne olduğuna inip, onu çözme şansınız olacaktır.

Uygulama Önerisi:

Eğer hemen ilk uygulamada çözemediğiniz ve asıl nedene inemediğiniz bir sorun varsa, bunu az önce verdiğim soruları kullanarak, en temel nedenine inerek çözmeye çalışın.

Yarın da sizlerle, Psikolojik Ters Akım ve İkincil Fayda konusunu tartışacağım.
 
Psikolojik Ters Akımın (PTA), var olduğu zaman her tür iyileşmeyi (yani sadece Duygusal Özgürlük Yöntemlerinde değil, her türlü tedavi yöntemine engel olduğunu) daha önce ifade etmiştim.

PTA, depresyon, bağımlılıklar ve kronik ciddi hastalıklarda çok yaygın (%90+) görülür. Bu sorunların çözümünün zor olmasının önemli bir nedeni de budur.
Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin bir aşaması olan Hazırlık aşaması, buna karşı "bu soruna rağmen kendimi bütünüyle ve derinden bağışlamayı, kabul etmeyi ve sevmeyi seçiyorum" diyerek Karate Vuruşu noktasına tıklamayı içerir.

Çünkü çoğu zaman, PTA, kendini suçlamakla, yargılamakla, zayıf ve değersiz hissetmekle ilişkilidir. Bu nedenle, çoğu zaman, hazırlık aşaması, Psikolojik Ters Akımı engellemekte etkili olur, en azından tıklama süresince. PTA oldukça inatçı bir şeydir, bir kerede hemen tamamen çözdüm demek zordur. Birkaç dakikada bile hemen gidip gelebilir. Ama DÖY hızlı etki verdiği için, Psikolojik Ters Akımın olmadığı birkaç dakikada bile, belirgin bir gelişme sağlanabilir.

Öte yandan PTA, bazen de ikincil faydalarla ilişkilidir. Bu durumda, standart, kendini bağışlama, kabul etme, sevme ifadeleri o kadar etkili olmayabilir.

Bazı durumlarda, danışan kişi, sorununu içten içe çözmek istemiyordur. Bazen, bu soruna sahip olmanın ona kazandırdığı bir takım şeyler olduğunu hissediyordur. Çoğu zaman bunlar bilinçli düşünceler de değildirler. Belirsiz, ama rahatsız edici, "ben bu sorun olmadan yapamam" gibi bir duygudan ibaret olabilirler.

Mesela sigara içen bir kişi, zararlarını mutlaka biliyordur. Öte yandan, sigara kısa vadede stresini azaltıyordur. Aynı zamanda sosyal bir etkinliktir, sigarayı bırakmakla sigara arkadaşlarından uzaklaşmak istemiyordur. Veya ofiste sigara içmek yasak olduğu için zaten sevmediği işinden kısa bir mola verebilmek için bahane olabiliyordur. Bu gibi ikincil faydalar, sigarayı, zararlarına rağmen katlanılabilir, hatta giderek, istenilebilir bir şey yapabilir, en azından bilinçaltı duygular açısından. Özellikle de, başka şekilde elde edemeyeceğini hissettiği bir ikincil faydayı sigara sayesinde elde ediyorsa insan.

Bu tür durumlarda, farklı bir teknik kullanıp, danışanın, tıklamayı hem sigara içmeyi isteyen, hem de istemeyen yanlarının kendisini ifade etmesine izin verecek şekilde yönlendirmeyi tercih ederim. Bana danışan kişiye, önce sigarayı içmesini isteyen yanını ifade etmesini ve bu sırada tıklamasını öneririm.
Sigara içmeyi tercih ediyorum çünkü... İfadesini tamamlamasını, bunun detaylı düşünmemesini, aklına her ne gelirse önemli ve değerli olduğunu, bir yandan tıplarken, bir yandan sigara içmek için aklına gelen her olumlu nedeni ifade etmesini öneririm.

Bu şekilde bir kaç dakika boyunca hem tıklamak, hem de sigara içmenin faydalarına odaklanmak, kişiyi rahatlatır. Çünkü kendisinin sigara içmeyi seven ve isteyen yönü, sürekli çevresinden baskı gördüğü için, kendini ifade etme fırsatı bulamamıştır. Aynı zamanda, belki o zamana kadar bilinçli olarak farkına varmadığı nedenler, gün ışığına çıkar.

Öte yandan, bunları ifade ederken tıklamak, bu konulardaki birikmiş negatif duyguları gerginliği giderir. Bir süre sonra kişi, sigara içmenin veya içmemenin gerçekten kendi tercihi olduğunu ve sigara içmekle karşıladığı tüm ihtiyaçlarının da aslında farklı yollardan karşılanabileceğini fark eder.

Elbette, daha sonra, sigarayı bırakmakla ilgiyi çalışmayı devam ettirip tamamlamak gerekir. Ancak bazı kişiler, sigarayı bırakmayı önerdiğinizde bile sinirlenir, gerilirler ve aksine daha çok sigara içerler. Çünkü bu baskılarla, o insanın bir yönünü sürekli örselemiş, ona kendini ifade şansı vermemiş olursunuz.

Eğer bugün bahsettiğim tarzda bir giriş yaparsanız, bu gerginliği ortadan kaldırır ve sigarayı bırakmayı, yapılabilir bir şey haline getirirsiniz.

Benzer şekilde, bir soruna ilişkin içinizde ciddi çatışmalar olduğunda, bir yanınız doğru şeyi bildiğinde, ama diğer yanınız bu doğruya olanca gücüyle direndiğinde, önce bu direnen yanınıza iyice bir kulak vermek, önemlidir. Onun da size anlatmaya çalıştığı şeyler vardır çünkü.

Bugünün uygulama önerisi:

Eğer bu şekilde Psikolojik Ters Akımı tetikleyen, iç çatışmalarınızın yoğun olduğu bir sorununuz varsa, bir de "şeytanın avukatını" oynayarak tıklayın, bakalım neler öğreneceksiniz, içinizdeki şeytandan.

 
Bugün sizinle sadece sorunlarınızı aşıp, normal bir hayat sürmenin ötesinde, genel kişisel gelişiminiz ve hayallerinizi gerçekleştirmek için Duygusal Özgürlük Yöntemlerini kullanmakla ilgili bir şeyler tartışmak istiyorum.

Çok kişinin, Duygusal Özgürlük Yöntemleri ile tanıştığında, kafasında sadece bir sorun vardır ve eğer onu çözdü ise, sonra başka bir şey için onu kullanmaz.

Bu bir hatadır, ya da en azından eksiktir. Çünkü Duygusal Özgürlük Yöntemlerini, hemen her türlü sorun için kullanabilirsiniz. Eğer her gün düzenli olarak irili ufaklı her tür sorununuza Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygularsanız, birkaç ay veya bir yıl sonra çok daha fazla fayda görmüş olursunuz.

Öte yandan, duygusal özgürlüğü sadece sorunlara uygulamak da bir eksikliktir. Çünkü duygusal özgürlük, sizi sadece alıştığınız "normal" hayatınızda bir sorun olduğunda normal hayatınıza geri dönmek için değil, daha üst düzeyde başarılara, mutluluklara, sağlığa ve enerjiye ulaşmak için de kullanılabilir. Önümüzdeki günlerde de, bu yöntemlere örnekler vereceğim.

Bugün ilk tartışmak istediğim konu, onaylamalar... Mesela, özgüven öz değer eksikliği sorunu yaşıyorsanız (ki hemen herkes biraz daha özgüven ister), "Kendimi seviyorum" diye tekrar etmeniz, kendinize sürekli telkinde bulunmanız tavsiye edilir. "Her geçen gün her yönden daha iyiye gidiyorum" demek de, yaygın tavsiye edilen onaylamalar arasındadır. Veya para sorunları yaşıyorsanız "Ben zenginim, milyonerim, trilyonerim" diye tekrar etmeniz önerilir.

Yaygın teori şudur, siz bu sözlerle yavaş, yavaş bilinçaltınızı programlıyorsunuz ve bilinçaltınız da bunları gerçekleştirecek şekilde davranışlarınızı yönlendiriyor.
Ki bu doğrudur, en azından kısmen. Yani evet, sürekli tekrarladığınız düşünceleriniz, duygularınızı, davranışlarınızı ve hayatınızdaki sonuçları yaratır. Ve eğer bilinçaltı programlamanızı telkin yolu ile değiştirirseniz, hayatınızı da değiştirebilirsiniz.

Öte yandan bu biraz eksik kalan bir bilgidir. Bilinçaltı, aynı değişimi sevmez ve aynı görüşü sürdürme eğilimindedir. Yani eğer sizin şu andaki durumunuzla, onaylamanızda ifade ettiğiniz durum arasında uçurumlar varsa, mesela "ben zenginim milyonerim, trilyonerim" diyen insan boğazına kadar borca batmışsa… Bu onaylamaları tekrar ettikten sonra, içinizde bir ses "hadi oradan, kendini kandırıyorsun" der veya "evet ama ya o zaman şu olursa?" şeklinde başka negatif duygu ve düşüncelere kapılır ve asıl zihnimizi programlayan düşünce, onaylamadan sonra gelen negatif ekler olur... Ve bu negatif duygu ve düşünceler yine negatif davranışlarla, daha da durumunuzu kötüleştiren bir kısır döngü oluşturur.

Bunu kırmanın temelde iki yolu vardır.

Birincisi, başlangıçta, ilerleme sayılabilecek, ama inanılabilecek kadar küçük hedefler belirlemek. Boğazınıza kadar borca battıysanız, belki bu borçları biraz azaltmanın veya bir kısmının biraz vadesini ertelemenin bir yolu vardır. Belki biraz daha para kazanmanın bir yolu vardır, bugünden başlayabileceğiniz. Belki bu şekilde küçük adımlarla bir süre sonra borçlarınızı kapatabilirsiniz. Belki daha sonra, biraz birikim yapmaya başlayabilirsiniz. Belki o birikimler, sonra daha yatırımlara dönüşebilir ve sonunda bir gün bir bakmışsınız, milyoner olmuşsunuz.

İkincisi de, bu onaylamalardan sonra gelen negatif duygularınıza, tıklayarak, negatif duygularınızı ortadan kaldırabilir ve sizi sınırlayan önyargılarınızı ortadan kaldırabilirsiniz. Belki bu şekilde, biraz daha büyük adımlar sizin için inandırıcı ve mümkün olur. Ve belki bu şekilde, ulaşmak istediğiniz yere daha çabuk ulaşırsınız.

Elbette, en iyisi bu iki yöntemi bir arada kullanmak... İnanamayacağınız kadar iddialı hedefler ya da onaylamalar seçmemek, öte yandan, inanılmaz dediğiniz sınırları, imkansızlıkları, sürekli sorgulamak, Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygulayarak, zihninizdeki tıkanıklıkları açmak.

Tamam, yarın size piyangodan para çıkmayabilir. Ama yarın aklınıza gelen bir fikir, çok karlı bir işin tohumunu atabilir. Kim bilir?

Neyin gerçekten mümkün olduğunu, neyin imkânsız olduğunu, bugün imkânsızmış gibi görünen bir şeyleri denemeden bilemezsiniz. Çok değil 100 sene insanlar hala "allah uçmamızı istese bizi kanatlı yaratırdı" diyen insanlar, uçan bir makine yapılabileceğine inanmıyordu ve 500 sene önce dünyanın düz olduğuna ve evrenin merkezi olduğuna inanılıyordu.

Mümkün olan veya olmayan şeyler değişmedi, sadece insanların kafalarındaki düşünceler değişti.

Duygusal Özgürlük Yöntemleri, "zoru hemen başarırız, imkânsız biraz zaman alır" demek için harika bir araçtır. İşinizi çok kolaylaştırır.

Uygulama önerisi:

Elinizi attığınız her şeyde tamamen başarılı olacağınızdan emin olsaydınız, ne yapmak isterdiniz? Hayatınız başyapıtınız olsa, tamamen sizin kontrolünüzde olsa her şey, onu nasıl yaratırdınız?

Bunları eğer şimdiki zamanda, yani hayalleriniz şimdiden gerçekleşmiş gibi yazarsanız, bunlar onaylamalar olarak da kullanılabilir.

Bugün bunları düşünün ve günlüğünüze yazın. Aklınıza "ben bunu yapamam, çünkü..." gibi şeyler geldikçe, bunları ayrı bir yere not edin.

Bunlar sizin zihinsel engelleriniz. Bunların üzerine tıkladıkça, hayallerinizin o kadar da imkânsız olmadığını fark edebilirsiniz.

Onaylamaları tekrar ederken sürekli olarak tıplarsanız, bu negatif eklentiler gücünü kaybeder. Onaylamalarınız inanılır hale gelir. İnanarak tekrar ettiğiniz ifadeler, düşüncelerinizi, duygularınızı, davranışlarınızı, alışkanlıklarınızı, giderek hayatınızı değiştirir... Ve giderek bugünün imkânsız gibi görünen hayalleri, bir bakmışsınız, bir gün gerçek olmuş...
 
Bugün sizlerle kişisel sorumluluk kavramını incelemek istiyorum. Birkaç gün önce sizinle "ikincil fayda" konusunu tartışmıştık. Bazı sorunların, ikincil faydalarından ötürü, "katlanılabilir" ya da hatta "istenebilir" olduğundan bahsetmiştik.

Pek çok sorunun ikincil faydalarından biri, kişisel sorumluluktan kaçmaktır. Özellikle Psikolojik Ters Akımın olduğu (depresyon, bağımlılıklar, kronik ciddi hastalıklar -kanser, aids, multiple sclerosis gibi-) durumlarda bu önemli ihtimallerden biridir. Kişi, kendisini "kurban" rolüne sokar ve "ne kadar da kötü değil mi?", "ben ne yapabilirim ki?" gibi kendisine karşı acıma, şefkat ve onaylanma ihtiyacını belirtir.

Oysaki hiç kimse %100 kurban değildir. Ne kadar kötü durumda olursa olsun, başına neler gelirse gelsin, her insanın, durumunu birazcık olsun iyiye götürmek için yapabileceği şeyler vardır.

"Ben kurbanım" demek, suçu dışarıda birilerine veya bir şeylere atarken, bununla birlikte gücü ve kontrolü de başka birilerine veya şeylere devretmek anlamına gelir. Bir "kurban" ın olması için, onu o konuma getiren, elini kolunu bağlayan, bir "efendi" olmalıdır bir yerlerde.

O nedenle hayatımızın kontrolünü elimize almak, zayıf yönlerimizi güçlendirmek, hayallerimizi gerçekleştirmek, her zaman için hayatımızın %100 sorumluluğunu almamızı gerektirir.

Bunu söylediğimde genellikle şu tepki ile karşılaşırım: "Nasıl yani? Bu savaşlar, deprem, felaketler, hepsi benim sorumluluğum mu? Bunların olması benim suçum mu?"

Şimdi, sorumluluk demek suçluluk demek değil. Bu bir gün kelimenin ingilizcesini düşünürken kafama dank etti: Sorumluluk (Responsibility) = Tepki Verme Yeteneği (Response Ability). Kısacası, elbette, tüm dünyaya, tüm evrene siz %100 hâkim değilsiniz. Elbette hayatınızda sizin iradeniz dışında gelişen iyi veya kötü şeyler her zaman olacak. Bu sizin suçunuz değil.

Öte yandan, sizin sorumluluğunuz, sizin tüm bu dış koşullara ve olaylara ne tepki verdiğiniz.

Dolayısı ile kendinizi her ne kadar kötü durumlarda bulursanız bulun, kendinize şu tür soruları sorun:

Bu durumu biraz olsun iyiye götürmek için, şimdi, burada, elimdeki imkânlarla, ne yapabilirim?

Bu durumu nasıl iyi bir şeye dönüştürebilirim?

Parasızlıktan yakınıyorsanız, bir lira daha kazanmak için birkaç fikir üretebilirsiniz.

Arkadaşsızlıktan yakınıyorsanız, birkaç kişi ile daha tanışabileceğiniz ortamlara girebilirsiniz. Ya da uzun süredir görmediğiniz eski arkadaşlarınızı arayabilirsiniz.
Mutsuzluktan yakınıyorsanız, biraz olsun gülmenizi sağlayacak bir şeyler yapabilirsiniz.

Günün uygulama önerisi:

Eğer duygusal özgürlük yöntemleri uygularken, çözemediğiniz bir Psikolojik Ters Akım varsa, bu gün okuduklarınızı da değerlendirerek tekrar tıklayın. Veya eğer bunları okurken aklınıza sorumluluktan kaçtığınız bir alan geldi ise, o konu için tıklayın.
 
Duygusal Özgürlük Yöntemlerinin en önemli avantajlarından biri de, grupça uygulanmaya çok uygun olmasıdır.

Başka pek çok yöntem, tek, tek herkesle kişisel olarak ilgilenmeyi gerektirir. Bu nedenle, ne kadar büyük grup olursa, tek, tek herkes daha az fayda görmüş olur.

Bu durum Duygusal Özgürlük Yöntemlerinde tam tersine işler. Yani, kalabalık gruplarla çalışmak, Duygusal Özgürlük Yöntemlerinde, bir avantajdır. Çünkü sahnedeki birkaç kişi ile birlikte, bütün grup tıklayabilir. Ben sahnede birkaç kişi ile ilgilenirken ve onlara yardımcı olurken, grubun kalanı da aynı sırada tıklayabilir ve onlarla özel olarak ilgilenmesem de, epeyce fayda göreceklerdir.
Çünkü onların sorunlarına özel olarak odaklanmasak ve onlara özel hatırlatıcı ifadeler oluşturmasak bile, tıplarken bilinçaltı onların kendi sorunlarını seçer, ortaya çıkarır ve tıklamakla da bu negatif duygular çözülür.

Aynı zamanda biz vücuttaki duygusal enerji sistemi ile çalıştığımız için, aynı odadaki insanların birlikte rahatlaması, atmosferi değiştirir, herkesin olumlu duyguları birbirine bulaşır.

Bunda öyle çok da gizemli veya mucizevî bir şey yoktur. Herkes neşeli insanların arasına girdiğinde kendisini neşeli, üzgün insanların arasına girdiğinde üzgün hissetme eğilimindedir. Duygular, bilinç halleri, duygusal enerji, bulaşıcıdır.

Bu nedenle, eğer mümkünse, duygusal özgürlük yöntemlerini tek başına değil, birkaç kişi de olsa, grupla uygulamanızı tavsiye ederim.

Uygulama Önerisi:

Etrafınızda, sorunları sizinle benzer olan birkaç arkadaşınızla, bir Duygusal Özgürlük çalışma grubu kurun. Örneğin, sizinle birlikte sigarayı bırakmak isteyen 3 arkadaşınız olabilir. Düzenli olarak bir araya gelin. Mesela haftada bir şu gün şu saatte buluşalım gibi bir anlaşmanız olsun. Duygusal Özgürlük Yöntemlerini birlikte uygulayın ve deneyimlerinizi paylaşın.

Bu şekilde çalışmak, özellikle çözülmesi zor sorunlarda, tek başına çalışmaya göre, kat kat daha etkilidir.

Böyle bir grup düzenlemenin ek bir faydası daha var, o da yarının konusu.
 
Hayatta en başarılı insanlara baktığınızda, onların sıradan insanlara göre pek çok farklı alışkanlıkları olduğunu görebilirsiniz. Erken yatıp erken kalkmaktan, hedef belirlemeye ve plan yapmaya, egzersiz yapmaktan, sağlıklı beslenmeye, başarının pek çok faktörü, olumlu alışkanlıklar edinmeye bağlıdır. O kadar ki, başarı bir sonuç değil, bir alışkanlıktır denebilir.

Fakat pek çoğumuz, alıştığımız "rahatlık çemberi"nin dışına çıkmayı sevmeyiz, değişimin olumlu olduğunu bilsek bile. Sabah yarım saat erken kalkıp egzersiz yapmanın bize faydalı olduğunu bilsek de, o yarım saatlik uyku vazgeçilmez olabilir bizim için. Hâlbuki pek çok başarılı insan için bu o kadar da önemli bir kayıp değildir.

O halde, bu ataleti nasıl yenebilir, yeni olumlu alışkanlıklar nasıl elde edilir, hatta yeni alışkanlıklar edinmek, nasıl kolay, doğal ve keyifli bir süreç haline getirilebilir?

Şimdi sizlerle bunu tartışacağım.

Yeni bir alışkanlık edinmek için 21 gün gerektiğini ilk okuduğumda, şöyle düşünmüştüm: "Tamam, tek yapmam gereken, aynı şeyi kesintisiz 21 gün boyunca yapmak"

Mesele şu ki gerçekten geliştirmek istediğim, ama biraz zorlandığım alışkanlıklarda, bu kesintisiz 21 gün hiçbir zaman dolmadı. Bazen 3. bazen 10. bazen 15. günde kesinlikle aksattım.

Kısacası, bu yöntem iradem olmadığına karar vererek kendimi daha kötü hissetmekten başka bir işe yaramamıştı.

Daha sonra, bilinçaltının, canlı bir şekilde hayal edilen bir olay ile gerçek arasında ayrım yapmadığını okuduğumda şöyle düşündüm: "Çok şükür, kesintisiz 21 gün yeni alışkanlığımı uygulamam gerekmiyor, 21 gün sadece yeni alışkanlığımı zihnimde canlandırabilirim ve gerisini oluruna bırakabilirim".
Ve bu işe yaramaya başladı. Hakikaten, 21 günlük zihinde canlandırmanın sonunda, yeni alışkanlığı uygulamak, uygulamamaktan daha doğal ve kolay geliyordu. Günde 15–20 dakika zihinde canlandırma yeterli idi.

Öte yandan, bu günde 15–20 dakikayı da ayırmakta zorladığım, çok yoğun olduğum dönemler oldu. Bu dönemlerde, yeni alışkanlıklar geliştirmeye odaklanamıyordum. Hâlbuki uzun vadede bu yeni olumlu alışkanlıkları geliştirmek, benim kalıcı başarıya erişmem için gerekli idi.

Sonra Duygusal Özgürlük Yöntemleri ile onaylama ve zihinde canlandırma egzersizlerini bir arada uygulamaya başladım. Bu sayede daha kısa sürede, daha iyi sonuç almaya başladım. Onaylamaları tekrar ederken ve zihnimde yeni alışkanlıklarımı canlandırırken tıklamak, daha önceden 15–20 dakikada ulaşabildiğim konsantrasyon, netlik, ve duygusal yoğunluğa, 5 dakikada ulaşabilmemi sağladı.

Bu sayede, günün içindeki küçük boşluklara yeni alışkanlıklarımı zihinde canlandırma egzersizlerini sıkıştırabilmeye başladım. Ne kadar yoğun olursanız olun, siz de bir yerlerde bir 5 dakika mutlaka bulabilirsiniz.

Ve biraz daha rahat olduğum zamanlarda da, bir tek alışkanlık yerine, 3–4 alışkanlığı birden geliştirebilmeye başladım. Böylece, hayatımda istediğim yeni alışkanlıkları, çok daha hızlı geliştirmeye başladım.

Uygulama Önerisi:

Hayatınızda geliştirmek istediğiniz bir alışkanlık seçin. Örneğin, 30 dakika daha erken kalkıp, 15 dakika egzersiz, sağlıklı bir kahvaltı ve 5 dakika meditasyon (sakince oturup derin nefes alıp vererek gevşeyin, bunu karmaşık bir bilim haline getirmeyin) ile güne iyi başlama alışkanlığı edinmek istiyorsunuz diyelim ki. Bu alışkanlığı tarif eden, şimdiki zamanda yazılmış onaylamaları, her gün 5 dakika boyunca okurken, tıklayın. Bu sırada özellikle, bu alışkanlık sayesinde edineceğiniz pozitif sonuçlara ve duygulara odaklanın. Buna da en az 21 gün boyunca (veya daha rahat geliyorsa bir ayın başından sonuna) devam edin.
Sonunda bu alışkanlık, bilinçaltınıza yerleşecek ve siz de kolaylıkla ve keyifle yeni bir alışkanlık edinmiş olacaksınız.
 
Daha önce sizlerle, rahatlık çemberi kavramından ve nasıl genişletileceğinden bahsetmiştim. Dün de yeni alışkanlıklar geliştirmekten bahsettim. Bugün de hedeflerden bahsetmek istiyorum. Çünkü bunlar aslında ilişkili konular.

Hedef belirlerken en önemli şeylerden birisi, gerçekten sizi heyecanlandıran bir şeyler bulmak. Şu soruya ciddi bir yanıt verin:

Mutlaka başarabileceğinizden emin olsaydınız en çok neyi başarmak isterdiniz?

Genellikle böyle şeyler düşününce, aklımıza bir hayal gelir "ben hep şarkı söylemek isterdim" gibi ve hemen sonrasında da "ama bunun için artık çok yaşlıyım" gibi bir bahane eklenir.

Gerçek şu ki, hayalinizi gerçekleştirmenize engel olan bu tür bahaneler, çoğunlukla tamamen zihninizdedir. Rahatlık çemberiniz, neyi yapabileceğiniz ve neyi yapamayacağınızla ilgili bu sınırı belirler.

İşte tam da bu tür bahaneler "ama yapamam çünkü..." dediğiniz her şey, üzerinde Duygusal Özgürlük Yöntemlerini kullanarak etkisini ortadan kaldırabileceğiniz negatif bir düşüncedir.

Ve eğer bu tür bahaneleri birer, birer ortadan kaldırırsanız, yavaş yavaş o "büyük hayalleriniz" yapılabilir şeyler olmaya başlarlar. Aklınıza en azından atılabilecek bir ilk adım gelir. Dersiniz ki, "belki amatör bir Türk Sanat Müziği Korosu'na katılabilirim..."

Elbette sizin hayallerinizin şarkı söylemek olup olmadığını bilmiyorum, bu aklıma ilk gelen, basit bir örnek. Ama hayalleriniz ne olursa olsun, sizi engelleyen negatif duygu ve düşünceleri Duygusal Özgürlük Yöntemleri ile aşabileceğinizi biliyorum.

Uygulama Önerisi:

Çok istediğiniz bir hayalinizi yazın. Daha sonra, ona eşlik eden bahanelerinizi not alın. Bu bahanelere, birer, birer Duygusal Özgürlük Yöntemlerini uygulayarak, onlardan kurtulun. Kendinizi hazır hissettiğinizde, hayallerinize doğru, ilk adımı atın.
 
Dün duygusal özgürlük ve hedefler konusunu tartışmıştık. Bugün buna biraz daha devam etmek istiyorum.

Dün hayallerimizle bizim aramızda bize engel olan çeşitli "ama yapamam çünkü.." şeklindeki zihinsel engellerden bahsetmiş, ve bunlara duygusal özgürlük yöntemlerini kullanarak, şu anda imkansız gibi görünen hayallerin, ulaşılabilir hedefler haline dönüşebileceğini söylemiştim.

Şimdi bunu biraz daha detaylandırmak ve somutlaştırmak istiyorum. Örneğin, sadece "hoş bir hayal" den, "somut ulaşılabilir hedef" haline gelene kadar, arzularımız çeşitli aşamalar geçirir.

Bunlardan birincisi "gerçekten istediğim bu mu?" aşamasıdır. Pek çok zaman, insanlar "yapmaları gerektiğini düşündükleri" hedefler koyarlar, gerçek istekler yerine. "Herkes evleniyor, benim de evlenmem lazım.", "Yaşım geldi, artık çocuk yapmam lazım." gibi şeyler genellikle bizim gerçek isteklerimizi yansıtmayan, toplumsal şartlanmalardır. Öncelikle, başkalarının bizden bekledikleri ya da istedikleri şeyler yerine kendi isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı görmemiz daha sağlıklı bir durumdur. Eğer kendi istediğinizi yaparsanız, eşinizin, ailenizin, ya da başkalarının kırılacağını düşünüyorsanız, bu tür kaygılarınıza tıklayın.

İkincisi, "bunun bedelini ödemeye hazır mıyım?" aşamasıdır. Pek çok insan, milyonlarca, milyarlarca lira parası olsun ister, ama bunun için gerekenleri yapmayı istemez. Bu yüzden piyangolar ya da "var mısın yok musun" tarzı yarışmalar çok popülerdir. Ama gerçek şu ki, para, sadece karşılığında aldığınız paradan daha değerli ürün ve hizmetler sunduğunuz insanlar tarafından size gönüllü olarak verilir. Bu da, pazarlamadan tutun, insanlara satılabilir değer yaratacak belirli uzmanlıklar, beceriler edinmeye kadar, çeşitli çabalar sarf etmeyi gerektirir. Eğer bir hayali gerçekleştirmeyi istiyorsanız, ancak bedelini ödemeye hazır hissetmiyorsanız, bu kararsızlığınıza tıklayın. İki şeyden biri olabilir: Ya bedel ödemeye hazır hale gelirsiniz, ya da o kadar önemli bir hayal olmadığını düşünüp, gerçekleştirmekten vazgeçersiniz.

Hayallerinizi gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırsanız, bir sonraki aşama, hayalinize bir son tarih belirleyerek, onu bir hedef haline getirmenizdir. Bu noktada iş gerçekten ciddileşmektedir. Bir tarih belirleyene ve yazana kadar, hayalinizi sonsuza dek ertelemenizi engelleyen bir şey yoktur. Ama bir tarih belirlediğiniz hedefe doğru, bugünden itibaren bir adım atma yükümlülüğünüz doğar. İlla tam o tarihte hedefinizi gerçekleştirip gerçekleştirememeniz ölüm kalım meselesi değildir. Sonra tarihi tekrar değiştirebilirsiniz, sonraki bir tarihe tekrar aynı hedefi koyabilirsiniz. Ama bir tarih konmuş hedef artık hayal olmayı aşmıştır. Eğer tarih belirlemekten ya da yetiştirememekten korkuyorsanız, onun için ayrıca tıklayabilirsiniz.

Tarihi konmuş bir hedeften sonraki aşama, taslak bir plan yapmaktır. Diyelim hedefiniz 3 sene içerisinde 1,000,000$ para kazanmak. Ama ömür boyu sabit maaşlı işlerde çalışmış bir emeklisiniz. Bildiğiniz şekilde maaşlı işlerden bu parayı kazanamayacağınızı biliyorsunuz. Bildiğiniz pek çok zengin insan kendi işinin sahibi. Sizin de kendi işinizi kurmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Belirli alanlarda bilgi ve becerileriniz de var, ama bunları nasıl bir işe dönüştürebileceğinizi bilmiyorsunuz. Bu durumda sizin taslak planınız, örneğin, kafanızdaki muğlak fikirleri biraz daha olgunlaştırmak, girişimcilik, pazarlama gibi konularda kitaplar okumak, seminerlere katılmak, ilk 6 ay içerisinde bir iş fikrini iş planı haline getirdikten sonra, 2 sene boyunca tüm kaynaklarınızla işi senede 250,000$ veya daha fazla kar eder hale getirmek ve sonra da 1.000.000$ veya üzeri bir fiyata satmak olabilir.

Elbette, bu taslak plan, ilerledikçe çok daha detaylandırılması gereken bir plandır ve yine elbette, sonraki aşamalarda, planda değişiklikler de yapabilirsiniz. Sonunda uyguladığınız şey, ilk düşündüğünüzden çok farklı olabilir, bu doğaldır. Ama bir taslak plan, şimdiden hedefe yönelik harekete geçebilmenizi sağlar.

Özellikle planlama aşamasında "mükemmel bir plan yapmam lazım" "o kadar çok şey bilmiyorum" gibi gerginlikleriniz oluyorsa, bunlara tıklayın. Bildiğiniz kadarı ile yapabildiğiniz kadar iyi bir plan yapın. Sonra deneyim kazandıkça düzeltirsiniz.

Bir sonraki aşama da harekete geçmek ve sonucu elde edene kadar durmamaktır. Eğer harekete geçmekte tereddüt ediyorsanız veya bir engelle karşılaştığınızda vazgeçmeyi düşünüyorsanız, bu tür olumsuz duygularınıza tıklayın. Attığınız her adım sizi hedeflerinize yaklaştırdığı sürece, eninde sonunda hedeflerinize ulaşacağınız kesindir.

Uygulama Önerisi:

Kendinizi heyecanlandıran bir hayali, hedefe dönüştürmek için, buradaki tavsiyeleri uygulayın ve en önemlisi, en küçük adımla da olsa, harekete geçin! Unutmayın, en büyük yolculuklar, küçücük adımlarla başlar.

 
Son birkaç gündür, sizlere hedeflerden, rahatlık çemberini genişletmekten, onaylamalardan bahsediyorum.

Tüm bu çalışmaların yaptığı önemli bir şey var: Kanalınızı ayarlamak.

Beyninizde "Retiküler Aktivasyon Sistemi" denilen bir yapı var. Fasulye büyüklüğündeki bu gri topak, beş duyunuzdan her saniye gelen milyonlarca bilgi parçasından hangilerinin sizin bilincinize geçeceğine karar veriyor. Ben bu "retiküler aktivasyon sistemi"ne kısaca "kanal" diyorum.

Psikolojide yaygın olarak bilinen "algıda seçicilik" kavramını üstlenen organ o. Tüm algılanan bilgiler arasında, en önemli birkaç şeyi bilinç düzeyine çıkarıyor.
Buna bir örnek vermek gerekirse, yeni bir araba aldığınızda her yerde aynı model arabadan görmeye başlarsınız. Ya da saç modelinizi değiştirdi iseniz, sizinle aynı veya benzer model saç yaptırmış kadınlar dikkatinizi çeker.
Tıpkı televizyonunuzun kanalını değiştirdiğinizde gördükleriniz değiştiği gibi, siz de kendi kanalınızı, zihinde canlandırma, onaylama, hedef belirleme ve belirlediğiniz hedeflere odaklanma çalışmaları yaptıkça, farkına vardığınız şeyler değişir.

Eğer sürekli sorunlara odaklanmak yerine, istekleriniz, hedefleriniz doğrultusunda, çözümlere odaklanırsanız, giderek, her durumda çözümleri daha rahat görürsünüz. Başkalarının sorun gördüğü şeyler, sizin için fırsatlara dönüşür.

Duygusal Özgürlük Yöntemleri'nin bu tür çalışmalara kattığı değer ise, negatif duygu ve düşüncelerinizin, çabucak farkına varıp, ortadan kaldırmanıza ve istek ve hedeflerinize tekrar odaklanıp küçücük de olsa bir adım atmanıza yardım etmesidir. Zira günün başında ve sonunda onaylamalarınızı tekrar etseniz de, hedeflerinizi gözden geçirseniz de, sinirinizi bozan bir küçük olay kafanızı saatlerce meşgul ediyorsa, en iyi performansınızı sergileyemezsiniz.

Bu nedenle hedeflerinizle, isteklerinizle paralel olmayan duygu ve düşüncelere kapıldığınızı hissettiğinizde, bir an önce Duygusal Özgürlük Yöntemlerini kullanarak, bu negatif duyguyu ortadan kaldırın. Hedeflerinize tekrar odaklanın ve çalışmalarınıza kaldığınız yerden devam edin.

Günün uygulama önerisi:

Bugün için, en önemli üç hedefinizi, 30 saniye içinde yazın. Bugünün sonuna kadar, sizi bu üç hedeften uzaklaştıracak herhangi bir duygu veya düşünce içinde bulursanız kendinizi, derhal DÖY uygulayın. Sonra kaldığınız yerden, hedeflerinize yönelik çalışmaya devam edin. Bunun yarattığı pozitif değişimi günlüğünüze not edin.
 
Bugün sizlerle sınırlayıcı inançlar konusunu tartışmak istiyorum. Çünkü bir süredir onaylamalar, hedefler ve zihninizi programlamakla ilgili mesajlar aldınız ve eğer bunları uyguluyorsanız, mutlaka bir noktada sınırlayıcı inançlarla karşılaşırsınız.

Nedir sınırlayıcı inançlar? Sınırlayıcı inançlar, sınırlayıcı düşüncelerin, son derecede pekiştirilmiş, farklı deneyim ve duygularla desteklenmiş halidir. Öyle ki, sınırlayıcı inançlarınız, sizin hayatınızdaki gerçekleri algılamanızı engelleyen birer filtre görevi görürler. Eğer karşılaştığınız bir olay, sizin inançlarınıza aykırı ise, onu fark edemezsiniz.

Sınırlayıcı inançların güzel bir örneği öğrenilmiş çaresizliktir. Hiç sirklerde filleri izlediniz mi? Filler en büyük ve güçlü hayvanlardan biridir. O kocaman yetişkin filleri ince bir iple bağlarlar. Yetişkin fil o ipi rahatlıkla koparabilecek güçte iken, bunu hiçbir zaman denemez. Çünkü o fil, daha çocukken o ipi koparamayacağını, denemenin boşuna olduğunu öğrenmiştir. Nasıl mı? Sirkteki fil terbiyecisi, yeni doğan yavru fili, çok sağlam zincirlerle, kalın, derin çakılmış, demir bir kazığa bağlar. Hayvan ne yaparsa yapsın bu zincirden kurtulamaz. Bir süre sonra denemekten vazgeçer, çünkü denemenin boşuna olduğunu öğrenmiştir.

Elbette, fil büyür ve güçlenir ve giderek tahta bir kazığa ince bir iple bağlanır. Ama fil çocukken o ipi koparamayacağını çok iyi öğrendiği için, ipi ve bağlı olduğu kazığı gördükçe, koparmayı hiç denemez. Buna öğrenilmiş çaresizlik denir. Bu öğrenilmiş çaresizliğin temelinde de, o ipi ne yaparsa yapsın koparamayacağına olan sınırlayıcı inancı vardır.

Şimdi, fili bırakalım ve sizi sınırlayan inançlara gelelim.

Sizin ne yaparsanız yapın aşamayacağınızı düşündüğünüz ne gibi sınırlar var?
En çok ne kadar para kazanabilirsiniz?
En çok ne kadar koşabilir, ya da şınav çekebilirsiniz?
En çok ne kadar sağlıklı olabilirsiniz?
En çok ne kadar kendinize güvenebilirsiniz?
En çok ne kadar neşeli olabilirsiniz?
En çok ne kadar sevebilir, ne kadar sevilebilirsiniz?
En çok ne kadar mutlu olabilirsiniz?
Biraz daha mutlu, zengin, sağlıklı, başarılı olmanızı engelleyen ne?
Acaba sizi sınırlayan bir inancınız olabilir mi?

Uygulama Önerisi:

Eğer, şu satırları okurken, fark ettiğiniz belirli sınırlayıcı inançlarınız var ise, bunların üzerine Duygusal Özgürlük Yöntemleri ile gidin. İnançlar çok derinleşmiş, farklı deneyim ve duygularla güçlenmiş düşünceler oldukları için, o inanca dayanak olan farklı alt başlıklara, deneyimlere, duygu ve düşüncelere birer, birer tıklayın. Eğer bu şekilde sınırlayıcı inançları ortadan kaldırabilirseniz, yepyeni içgöçüler elde edeceksiniz ve eski sınırlarınızı rahatlıkla aşacaksınız.
 
Dün sizinle sınırlayıcı inançlarımızı tartışmıştık.

Sınırlayıcı inançlar, fark edildikten sonra, Duygusal Özgürlük gibi yöntemlerle onlardan kurtulmak nispeten kolaydır. Ancak, daha zor olan şey, bu sınırlayıcı inançların farkına varmaktır. Neden? Çünkü sınırlayıcı inançlar, dünyayı görüşümüzü engelleyen filtreler gibidir. Uzun süredir gözlük takıyorsanız, gözünüzde gözlük olduğunu unutabileceğiniz gibi, sınırlayıcı inançlarınızı da, çoğu zaman göremezsiniz. O nedenle, bazen, eğer ilerleyememenizin nedeni, farkında olamadığınız sınırlayıcı bir inanç ise, bunu aşmak zorlaşır. Bu bir hayaleti aramak gibidir.

Çok şükür, görünmez sınırlayıcı inançları da aşmanın, kolay bir yolu var. O da, zihninize, geliştirici inançları programlamak. Çünkü zihninizde, aynı anda, birbiri ile çelişen iki inanç birden olamaz. Bunu denemek isterseniz, kendinizin bir insan olarak, aynı anda hem değerli, hem değersiz bir insan olduğunuzu düşünün. Bunu yapmak mümkün değildir. Çünkü bilinçaltınızın en önemli önceliği, tutarlı bir dünya görüşünü korumaktır.

Peki, olumlu, geliştirici inançları bilinçaltınıza nasıl programlarsınız?

1)Programlamak istediğiniz inançları belirleyin.

Diyelim zengin olmak, milyonlarca, milyarlarca YTL'lik servet edinmek istiyorsunuz. Bu nedenle, bir milyonerin inanç sistemini kendi bilinçaltınıza programlamak istiyorsunuz. Önce bu inançları belirlemeniz lazım. Örneğin, bir milyoner, para ile ilgili olarak şunlara inanıyor olabilir:

*Sahip olduğum zenginlik düzeyini, tamamen ben yaratıyorum.
*Bir milyoner ve daha fazlası olmaya kendimi adıyorum.
*Büyük düşünüyorum! Binlerce, on binlerce insana yardımcı olmayı seçiyorum.
*Sorunlar yerine fırsatlara odaklanıyorum.
*Zenginlere imreniyorum ve onları seviyorum. Çünkü ben de zenginlik yolunda ilerliyorum.
*Zengin ve başarılı insanları kendime örnek alıyorum. Onlarla temas kuruyor, zengin ve başarılı insanlardan bir çevre ediniyorum. Onlar başardı ise, ben de başarabilirim!
*Benim zengin olmam, başkalarının da zenginliğini arttırıyor. Çünkü her zaman karşılığında aldığım paradan daha fazla değer yaratıyorum.

Bu ve benzeri inançları belirlemek sizin için ilk adımdır. Sizin istediğiniz alandaki başarılı insanların inançlarını, bu şekilde kitaplardan, başarılı insanların yaşam öykülerinden, ya da tanıdığınız başarılı insanlarla konuşarak belirleyebilirsiniz.

Şu aşamada sizin bunlara inanmanız gerekmiyor. Sadece, istediğiniz olumlu, geliştirici inançları belirleyin ve yazın.

2)Bu geliştirici inançları onaylayın.

Yani, bu yeni inançları, sabah kalkar kalkmaz ve gece yatmadan önce okuyun ve bunu yaparken tıklayın. Bu şekilde, bu yeni inançlara karşı direnciniz ortadan kalkacak ve bu inançlar güçlü bir şekilde bilinçaltınıza programlanacak. Bunu en az 30 gün boyunca tekrarlayın.

3)Bu yeni inançlara uygun küçük davranışlarda bulunun.

Siz bu yeni inançlara odaklandıkça, aklınıza çeşitli yeni fikirler gelecek. Bunları uygulamaya koyun. Eylemden, harekete geçmekten daha önemli hiçbir şey yok. Küçücük bir adım bile, çok büyük bir yolculuğun başlangıcı olabilir.

4)Günlük tutun.

Her gün günlüğünüze yeni inançlarınız doğrultusunda, farklı yeni eylemlerinizi ve bunlar sayesinde, elde ettiğiniz sonuçları yazın. 30 gün sonra fark edeceksiniz ki, aslında çok büyük bir yol kat etmişsiniz.

Günün uygulama önerisi:

Sizin hayatınızda sizi en çok sınırlayan alan her ne ise, o alandaki olumlu inançları belirleyin ve yukarıda saydığım 4 adımla, bu yeni olumlu inançları bilinçaltınıza programlayın.
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst