- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Daha önce söylediğimiz gibi,
seramik. Cilâlı Taş Çağı'nda biliniyordu. 'Bu insanların killi toprağa elle
biçim vererek meydana getirdikleri çanak-çömlekler, bugün arkeologlara,
kazıların tarihlerini tespit etme imkânını vermektedir. Çömlekçi, hammaddesine
elleriyle istediği biçimi verdikten sonra, bunu güneşte pişirirdi. Pişirme
işlemini ateşte yapmayı ve iklim şartlarının etkisinden kurtarmak için kapalı
yerde pişirmeyi, neden sonra düşünebildi. Böylece ilkel fırın doğmuş
oluyordu.İlk sanayinin eserleri kısa sürede Yakın Doğu'yu sardı; bunlar,
boyalı desenlerle süslü Mezopotamya çanak-çömlekleri, çok güzel şekiller
verilmiş ve üstleri mavi . yeşil sırla kaplı Mısır vazolarıdır. Ortak yönleri,
her ikisinin de çok gözenekli olmalarıdır; ancak bunun pek sakıncası olmasa
gerekti, çünkü bu kaplar sıvı değil, tahıl ve tohum koymaya yarıyordu Sümerler
iki küpü birleştirerek, tabut olarak kullanmaktaydılar. Günün birinde
'aklı evvel' bir zanaatçı, imal ettiği vazolara daha düzgün yuvarlak biçim
verebilmek için dönen bir tepsi kullanmanın yerinde olacağını düşündü. Bu buluş,
hangi tarihe rastlar? Tekerleğin icadından hemen sonraya diyebiliriz; çünkü,
dönme'nin izlerine M.Ö 4.000 yıllarından kalma vazolarda bile rastlanmaktadır.
Bu dönen tepsinin, başlangıçta zanaatçının elle çevirdiği tahta bir tekerlek
olduğu kesinlikle kabul edilebilir Aynı eksene monte edilmiş, ayakla çevrilen
bir düzenteker (Makinelerde devinim hızını düzgün tutmaya yarayan büyük çaplı
çark.) biçimindeki tezgâh daha sonra bulunmuştur. Öte yandan birkaç taşla inşa
edilmekte olan derme çatma ocaklar da yavaş yavaş gelişmiş; bacalı ve tuğladan
yapılma fırınlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün Louvre Müzesinin ve
British Museum'un Eski Sanatlar Bölümlerinin vitrinlerini dolduran sayısız
çanak-.çömlekler, işte böyle doğdu. Buralarda şimdi, mavi sırlı Mısır
fayanslarını, Perslerden kalma Sus şehrinde imal edilmiş renk renk panoları,
İndüs'ün pembe çanaklarını. Kuzeydoğu Çin yapısı siyah hamurdan üç ayaklı
vazoları ve inanılmaz zariflikte Girit vazolarını hayranlıkla seyrediyoruz. Aynı
çağlarda Sarı Irmak boylarındaki Çinliler yeni bir hamur denemekteydiler. Bunu
Kaolin'den (beyaz kil) elde ediyorlardı. Böylece, tertemiz bir işçilik ve eşsiz
bir zarifliğe imkân veren porselen icat edilmiş oldu. Bu çeşitli
sanayilerin köşelerinde, kendi hallerinde geliştiklerini düşünmek, büyük bir
hata olur. Mısır'ı, Ege adalarını, Mezopotamya'yı, Bülücistan'ı, İndüs vadisini
ve hatta Sarı Irmak'ı kapsayan geniş bir ticaretin var olduğunu düşünmemiz
gerekir. Bu insanlar, gerek eşek, sonrada deve kervanlarıyla, gerekse
akarsuların akışlarına uyarak, deniz kıyılarını izleyerek durmadan yolculuk
ederlerdi. Yükleri de ,özellikle seramik eşyaydı. Buna tohum, parfüm, deri,
kumaş, sanat eşyaları, mermer, fildişi ve hızla gelişmekte olan madenciliğin
yarattığı yeni ihtiyaç maddeleri de eklenirdi. M.Ö. 3.000 yılından
başlayarak Giritliler, Mezopotamyalılar ve Mısırlılar hızla bakırın yerini
almakta olan tuncu bol miktarda imal edebilmekteydiler. Yüzde 90 bakır ve yüzde
10 kalay karışımıyla elde edilen bu maden, yepyeni bir sanayinin hammaddesi
olmuştu. Dökümcüler, madeni kalıplamadan önce, kalıba bir 'çekirdek' koyarak
delik meydana getirmeyi biliyorlardı. Delik sayesinde mızrak, kılıç ve balta
gibi araçlara tahta saplar geçiriliyordu. Bu silahlar, tahtanın madene perçin
çivisiyle çakılmasıyla de imal edilmekteydi. Bundan başka halk
sınıfları için tunçtan süs eşyası da yapılıyordu, öyle ki, bu maden,
kuyumculukta da önemli bir yer tutmaktaydı. Tunçtan küpe, yüzük, kolye, bilezik,
taç gibi eşyalar Mısır ve 'Mezopotamya'da özellikle aranan ticari mallardı.
Louristan'daki kazılardan çıkarılan birçok kalıntılar, bu çeşit süslerin
zırhlara, silahlara, atların üzengilerine ve gemlerine kadar yayıldığını
göstermektedir.Bununla birlikte, önemli kişiler bu 'değersiz' madene
pek. 'itibar' etmemekte; pahalı süsleri tercih etmekteydiler. M.Ö. 3.000
yıllarında altının bilindiği bir gerçektir. Akarsularda saf olarak bulunabilen
bu maden, parlaklığı, rengi ve işleme kolaylığı gibi niteliklerinden ötürü hemen
kuyumculuğun en çok aranan maddesi haline gelivermişti. Çağımızdan beş bin yıl
önce altın, Sümerlerde, bugün bizde olduğundan daha bol ve yaygındı. Gerçekten
de bugün altın süs eşyasını Güney Amerikalı birkaç zenginden ya da bazı zenci
boksörlerden başka, bir Ur kralcığı kadar kim takıp
takıştırabilir?1927'de Ur'da bir kral mezarı ortaya çıkaran Wooley'in,
gördüğü manzara karşısında neden şaşkınlığa düştüğünü gözünüzde
canlandırabilirsiniz: Hükümdar, mezarına bütün eviyle birlikte; yani,
muhafızları, savaş arabası, seyisi, öküzü ve dokuz karısıyla gömülmüştü. Ayrıca
ev eşyaları, altın ve bakır silahtar, gümüş ve altın sofra takımları, çeşitli
mücevherler, altın kabzalı hançerler, iğneler, taçlar, küpeler, altından ve
gümüşten yapılmış taşlı araba süsleri de mezara konmuştu. Milattan otuz
yüzyıl önce kilolarla altının kullanıldığı ve bu çeşit bir 'israfa kuyumcuların
sanat ve dehalarını dökmüş olmaları, insanlık tarihinin başlangıç çağının
saltanatı üzerine yeterli bilgi vermektedir. Gerçekten de bu, Tutmosis, II.
Ramses, l. ve II. Sargon gibi büyük 'inşaatçı'ların göz kamaştırıcı
saltanatlarına yaraşır bir dönem olmuştu. Roma ve Atina'nın henüz birer
kulübe topluluğu halin de bulunduğu sırada bu 'haşmetli' imparatorluklarda yüce
uygarlıkların eserleri olan dev şehirler yer yer yükselmekteydi: Ege adalarında
Knosos; Nil boyunda Teb; Fırat boyunda Babil; Dicle'de Ninova; İndüs üzerindeki
olağanüstü şehir, Mohenjo-Daro... Dünyanın karanlığını boylu boyunca yaran
parlak ışıklı bir yıldız dizişiydi sanki.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
seramik. Cilâlı Taş Çağı'nda biliniyordu. 'Bu insanların killi toprağa elle
biçim vererek meydana getirdikleri çanak-çömlekler, bugün arkeologlara,
kazıların tarihlerini tespit etme imkânını vermektedir. Çömlekçi, hammaddesine
elleriyle istediği biçimi verdikten sonra, bunu güneşte pişirirdi. Pişirme
işlemini ateşte yapmayı ve iklim şartlarının etkisinden kurtarmak için kapalı
yerde pişirmeyi, neden sonra düşünebildi. Böylece ilkel fırın doğmuş
oluyordu.İlk sanayinin eserleri kısa sürede Yakın Doğu'yu sardı; bunlar,
boyalı desenlerle süslü Mezopotamya çanak-çömlekleri, çok güzel şekiller
verilmiş ve üstleri mavi . yeşil sırla kaplı Mısır vazolarıdır. Ortak yönleri,
her ikisinin de çok gözenekli olmalarıdır; ancak bunun pek sakıncası olmasa
gerekti, çünkü bu kaplar sıvı değil, tahıl ve tohum koymaya yarıyordu Sümerler
iki küpü birleştirerek, tabut olarak kullanmaktaydılar. Günün birinde
'aklı evvel' bir zanaatçı, imal ettiği vazolara daha düzgün yuvarlak biçim
verebilmek için dönen bir tepsi kullanmanın yerinde olacağını düşündü. Bu buluş,
hangi tarihe rastlar? Tekerleğin icadından hemen sonraya diyebiliriz; çünkü,
dönme'nin izlerine M.Ö 4.000 yıllarından kalma vazolarda bile rastlanmaktadır.
Bu dönen tepsinin, başlangıçta zanaatçının elle çevirdiği tahta bir tekerlek
olduğu kesinlikle kabul edilebilir Aynı eksene monte edilmiş, ayakla çevrilen
bir düzenteker (Makinelerde devinim hızını düzgün tutmaya yarayan büyük çaplı
çark.) biçimindeki tezgâh daha sonra bulunmuştur. Öte yandan birkaç taşla inşa
edilmekte olan derme çatma ocaklar da yavaş yavaş gelişmiş; bacalı ve tuğladan
yapılma fırınlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün Louvre Müzesinin ve
British Museum'un Eski Sanatlar Bölümlerinin vitrinlerini dolduran sayısız
çanak-.çömlekler, işte böyle doğdu. Buralarda şimdi, mavi sırlı Mısır
fayanslarını, Perslerden kalma Sus şehrinde imal edilmiş renk renk panoları,
İndüs'ün pembe çanaklarını. Kuzeydoğu Çin yapısı siyah hamurdan üç ayaklı
vazoları ve inanılmaz zariflikte Girit vazolarını hayranlıkla seyrediyoruz. Aynı
çağlarda Sarı Irmak boylarındaki Çinliler yeni bir hamur denemekteydiler. Bunu
Kaolin'den (beyaz kil) elde ediyorlardı. Böylece, tertemiz bir işçilik ve eşsiz
bir zarifliğe imkân veren porselen icat edilmiş oldu. Bu çeşitli
sanayilerin köşelerinde, kendi hallerinde geliştiklerini düşünmek, büyük bir
hata olur. Mısır'ı, Ege adalarını, Mezopotamya'yı, Bülücistan'ı, İndüs vadisini
ve hatta Sarı Irmak'ı kapsayan geniş bir ticaretin var olduğunu düşünmemiz
gerekir. Bu insanlar, gerek eşek, sonrada deve kervanlarıyla, gerekse
akarsuların akışlarına uyarak, deniz kıyılarını izleyerek durmadan yolculuk
ederlerdi. Yükleri de ,özellikle seramik eşyaydı. Buna tohum, parfüm, deri,
kumaş, sanat eşyaları, mermer, fildişi ve hızla gelişmekte olan madenciliğin
yarattığı yeni ihtiyaç maddeleri de eklenirdi. M.Ö. 3.000 yılından
başlayarak Giritliler, Mezopotamyalılar ve Mısırlılar hızla bakırın yerini
almakta olan tuncu bol miktarda imal edebilmekteydiler. Yüzde 90 bakır ve yüzde
10 kalay karışımıyla elde edilen bu maden, yepyeni bir sanayinin hammaddesi
olmuştu. Dökümcüler, madeni kalıplamadan önce, kalıba bir 'çekirdek' koyarak
delik meydana getirmeyi biliyorlardı. Delik sayesinde mızrak, kılıç ve balta
gibi araçlara tahta saplar geçiriliyordu. Bu silahlar, tahtanın madene perçin
çivisiyle çakılmasıyla de imal edilmekteydi. Bundan başka halk
sınıfları için tunçtan süs eşyası da yapılıyordu, öyle ki, bu maden,
kuyumculukta da önemli bir yer tutmaktaydı. Tunçtan küpe, yüzük, kolye, bilezik,
taç gibi eşyalar Mısır ve 'Mezopotamya'da özellikle aranan ticari mallardı.
Louristan'daki kazılardan çıkarılan birçok kalıntılar, bu çeşit süslerin
zırhlara, silahlara, atların üzengilerine ve gemlerine kadar yayıldığını
göstermektedir.Bununla birlikte, önemli kişiler bu 'değersiz' madene
pek. 'itibar' etmemekte; pahalı süsleri tercih etmekteydiler. M.Ö. 3.000
yıllarında altının bilindiği bir gerçektir. Akarsularda saf olarak bulunabilen
bu maden, parlaklığı, rengi ve işleme kolaylığı gibi niteliklerinden ötürü hemen
kuyumculuğun en çok aranan maddesi haline gelivermişti. Çağımızdan beş bin yıl
önce altın, Sümerlerde, bugün bizde olduğundan daha bol ve yaygındı. Gerçekten
de bugün altın süs eşyasını Güney Amerikalı birkaç zenginden ya da bazı zenci
boksörlerden başka, bir Ur kralcığı kadar kim takıp
takıştırabilir?1927'de Ur'da bir kral mezarı ortaya çıkaran Wooley'in,
gördüğü manzara karşısında neden şaşkınlığa düştüğünü gözünüzde
canlandırabilirsiniz: Hükümdar, mezarına bütün eviyle birlikte; yani,
muhafızları, savaş arabası, seyisi, öküzü ve dokuz karısıyla gömülmüştü. Ayrıca
ev eşyaları, altın ve bakır silahtar, gümüş ve altın sofra takımları, çeşitli
mücevherler, altın kabzalı hançerler, iğneler, taçlar, küpeler, altından ve
gümüşten yapılmış taşlı araba süsleri de mezara konmuştu. Milattan otuz
yüzyıl önce kilolarla altının kullanıldığı ve bu çeşit bir 'israfa kuyumcuların
sanat ve dehalarını dökmüş olmaları, insanlık tarihinin başlangıç çağının
saltanatı üzerine yeterli bilgi vermektedir. Gerçekten de bu, Tutmosis, II.
Ramses, l. ve II. Sargon gibi büyük 'inşaatçı'ların göz kamaştırıcı
saltanatlarına yaraşır bir dönem olmuştu. Roma ve Atina'nın henüz birer
kulübe topluluğu halin de bulunduğu sırada bu 'haşmetli' imparatorluklarda yüce
uygarlıkların eserleri olan dev şehirler yer yer yükselmekteydi: Ege adalarında
Knosos; Nil boyunda Teb; Fırat boyunda Babil; Dicle'de Ninova; İndüs üzerindeki
olağanüstü şehir, Mohenjo-Daro... Dünyanın karanlığını boylu boyunca yaran
parlak ışıklı bir yıldız dizişiydi sanki.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
