Bilinçli Hata Yapma

Atakan Bey'e yazısı için teşekkürler...Ben bu yazıyı facebookta paylaşmak istiyorum kendi notlarım arasında izniniz olursa tabi?
 
Cevap: Ynt: Bilinçli Hata Yapma

evet reginacım tabiiki var
gözlerini kapat...kendini küçük bir kız olarak hayal et..üzgün,korkmuş,suçlu, vs ...bu küçük kızı iyice küçült ve ellerinin arasına al...derin bir nefes al ve onun ellerinden bedenine gitmesine izin ver...bedeninin içinde yürürken nereye gittiğine dikkat et kalbine..midene..vs...nereye gidiyor..gitmek istediği yere gitmesine izin ver..sonra ona kalbine gitmesini..ona, ihtiyaç duyduğu sevgiyi kalbinde bulacağını söyle..kalbini yeşil veya, pembe ışıkla doldur..ışığın bu narin küçük kızı iyice doldurmasına izin ver ihtiyaç hissettiği kadar orada kalsın..sonra onu öp ve bundan sonra senin koruman altında olduğunu..güvende olduğunu, istediği zaman kalbindeki bu yere gelebileceğini söyle ve kalbinden ellerine al.. ..içinden geliyorsa, onunla tekrar konuş..onunla istediği anda tekrar buluşmak üzere vedalaş...gözlerini aç şimdi ve buraya dön sevgiler
çok hoşuma gitti çok tşkkrler(:
 
Cevap: Ynt: Bilinçli Hata Yapma

evet reginacım tabiiki var
gözlerini kapat...kendini küçük bir kız olarak hayal et..üzgün,korkmuş,suçlu, vs ...bu küçük kızı iyice küçült ve ellerinin arasına al...derin bir nefes al ve onun ellerinden bedenine gitmesine izin ver...bedeninin içinde yürürken nereye gittiğine dikkat et kalbine..midene..vs...nereye gidiyor..gitmek istediği yere gitmesine izin ver..sonra ona kalbine gitmesini..ona, ihtiyaç duyduğu sevgiyi kalbinde bulacağını söyle..kalbini yeşil veya, pembe ışıkla doldur..ışığın bu narin küçük kızı iyice doldurmasına izin ver ihtiyaç hissettiği kadar orada kalsın..sonra onu öp ve bundan sonra senin koruman altında olduğunu..güvende olduğunu, istediği zaman kalbindeki bu yere gelebileceğini söyle ve kalbinden ellerine al.. ..içinden geliyorsa, onunla tekrar konuş..onunla istediği anda tekrar buluşmak üzere vedalaş...gözlerini aç şimdi ve buraya dön sevgiler

Ben gözüm açık bir şekilde de çok rahat imgeleme yapabiliyorum. İşyerinde kalabalık bir mekanda olmama rağmen kendi küçüklüğümü hayal ettim ellerime aldım o direk kalbime gitti kendine yatak yaptı içine girdi. Ben enerji hayal ettim ona doğru gönderdim yeşil renkle enerjiyle doldu o küçük kız. Sonra kendiliğinden kalktı ve oraları öptü bende onu elime aldım senin dediklerini söyleyip öptüm onu ellerimden aşağıya doğru sevinçle uçtu gitti. Teşekkürler güzel bir deneyimdi.O0
 
Cevap: Ynt: Bilinçli Hata Yapma

SELÇUK ARICI YAZDI: ÖZGÜVEN GELİŞTİRME TAKTİKLERİ!


Yazan: SELÇUK ARICI


Önemli bir savaş sırasında Japon bir komutan askerlerinin sayısının düşmanlarınkine kıyasla çok daha az olmasına rağmen saldırıya geçmeye karar verir. Ordusunun kazanacağına olan güveni tamdır. Ancak, askerleri zafer konusunda oldukça kaygılıdır. Savaş alanına doğru ilerlerken, yol kenarındaki bir tapınakta durup hep birlikte dua ederler. Daha sonra komutan cebinden bozuk para çıkararak “Şimdi yazı-tura atacağız. Eğer tura gelirse, biz kazanacağız, ama eğer yazı gelirse kaybedeceğiz, kaderimiz böylece ortaya çıkacak” der.

Bozuk parayı havaya atar ve herkes sabırsızca paranın yere düşmesini bekler. Tura gelmiştir. Askerler çok sevinirler; kendilerine olan güvenlerini toplamışlardır. Bu coşkuyla düşmana saldırır ve savaşı kazanırlar. Bir süre sonra yüzbaşı komutanının yanına gelerek onun kehanetini takdir edercesine, “Kimse kaderi değiştiremez” der. Bunun üzerine “Haklısın” der komutan, iki tarafı da –tura- olan parayı göstererek...!!

Hepimiz hikayede yazdığı gibi zor durumlarla karşı karşıya kalmışızdır.Çoğu zaman karar vermek ve harekete geçmek için bazı yönlendirilmelere ihtiyaç duymuş ve sanki içimizde bizi biz yapan ve harekete geçmemize yardımcı olacak o gücü hissetmekte zorlanmışızdır.

Burada asıl önemli olan o gücü ne zaman ve hangi koşullarda hissettiğimizdir aslında.Şöyle bir gözlerinizi kapayın.Hayatınızda gerçekten bir işi başardığınız aklınızda yer etmiş geçmişinizdeki o günleri hatırlayın.Örneğin okul yıllarınızda çok büyük bir kalabalığın karşısında yaptığınız konuşmayı hatırlayın.Veya ilk flörtünüze çıkma teklifi yaparken yaşadığınız heyecanı ve her şeye rağmen tüm heyecanınıza ve hata yapma korkunuza rağmen ona çıkma teklifi ettiğiniz günü hatırlayın.Ve her iki örnekte de başarıya ulaştığınız zaman içinizde hissettiğiniz iç huzuru hatırlayın.Ne kadar mutlu olmuştunuz değil mi?

Şu bir gerçek ki hayatta elde ettiğimiz başarıların hiçbiri tesadüfler sonucu kazanılmamıştır.Yani burada önemli olan nokta bizim başarılı olmak ve kazanmak için kadercilik oyunu oynamayıp bu kaderi oluşturabilmemiz için bir ön hazırlık yapmamız, çabalamamız, başarma içgüdüsüyle harekete geçmemizdir.
Bazen, sanki bir şeyler sesimizi keser; beğenilmemek korkusu, dışlanma kaygısı, süregelen düzene boyun eğmişlik ya da yoğun bir yetersizlik hissi, vs. gibi olumsuz öngörüler duygu ve düşüncelerimizi pek az açmamıza ya da hiç açmamamıza neden olur.

Özgüveni gelişmemiş bireyler kendilerine bir görev verildiğinde, ya da karşılarına başarmaları gereken bir durum çıktığında, bu durumdan kaçmaya çalışabilirler hatta mümkünse bu işleri başka arkadaşlarına, dostlarına yaptırmaya gayret ederler. Mahcubiyet duygusunu yaşamamak için bu çeşit riskli durumlardan sürekli uzak dururlar. Peki böyle bir durumdan kurtulunması için ne yapılması gerekir?

Esasında özgüven konusundan bahsederken özgüvenin tanımını yapmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.Özgüven kendimizle ile ilgili olumlu ve pozitif duygular geliştirmemiz sonucunda ortaya çıkan harekete geçme gücü şeklinde düşünülebilir.Ayrıca özgüveni yine iç ve dış özgüven olarak ta ikiye ayırabiliriz. . İç özgüven, kendimizle ilgili hissettiğimiz memnuniyet ve kendimize dair inancımız, dış özgüven ise dışarıya kendimiz hakkında verdiğimiz görüntü ve insanlarla olan iletişimlerimizde farklı duygularımızı ifade edebilme becerimizle ilgilidir.

Bizler toplumda yaşayan bireyler olarak hem iç hem de dış özgüveni farkında olarak ya da farkında olmadan çoğu zaman kullanırız.Bunlar arasında da zaten çok iyi bir dengenin kurulmuş olması gerekir.

Eğer iç ve dış özgüveni dengeleyemezsek sağlıksız bir iletişim kurmaya başlarız ki bu da bizim ilişkilerimiz olumsuz bir yönde etkiler.Keza bu durum çoğu zaman bizlerin bağımsız birer fert olmasını engellediği gibi bizlerin sadece yakınımızdaki topluluğun bizi iteklemesiyle harekete geçirmesi ya da toplumla çatışma topluluğa ters düşme şeklinde olumsuz sonuçları görülebilir.
Özgüven konusunda temel nokta bizi harekete geçiren bu gücün ne kadar sağlıklı ve gerçekten ne kadar olumlu ve pozitif olduğudur.Çünkü özgüvenin temelinde insanın pozitif olma duygusu yatar.Eğer bir durumla ilgili negatif düşünceleriniz ne kadar fazlaysa o durumla ilgili iş yapma kapasiteniz de o oranda azalacaktır. Kısacası o işi yapmak istemeyeceksiniz ya da mecbur olduğunuz için yapacaksınız.Bu da sizin o işten alacağınız verimi ve başarıyı haliyle düşürecek. Hangimiz başarmayı yürekten istediğimiz bir konuda çok çalışıp ta kaybetmiş ki.

Özgüven konusuyla, hayattaki başarılarımızın doğru orantılı olarak birbirini tamamladığı göz önünden kaçırılmaması gereken bir nokta.Bizler başarılı olduğumuz, üzerinde defalarca alıştırma yaptığımız bir konuda daha az hata yapma olasılığına sahibiz.Sizlere hata yapmayacağımızı söylemiyorum ama gerçekten böyle bir durumda heyecanımızı daha iyi kontrol ettiğimiz için daha başarılı oluruz.Çünkü biz önceki yaşantılarımızla, birer deneyim kazanmış ve artık tecrübe sahibi olmuşuzdur.

Dolayısıyla herhangi bir konuda ne kadar çok çalışırsak ve başarılı olursak özgüvenimizde o oranda artmakta diyebiliriz
Biz insanların en çok yaptığı hatalardan biri bir başarısızlıkla karşılaştığımızda o başarısızlığımızın sonucunda kendimize olumsuz ifadelerde bulunmamızdır.

Bunu biraz açarsak hepimiz zaman zaman “Ah ben ne beceriksizim”, “benden adam olmaz”, “zaten şu işi başarsaydım alim olurdum” vb. bir sürü olumsuz yükleme yapmışızdır kendimize.Esasında bu yüklemelerimiz bizlerin gelecekte ki hayatında gerçekten pahalıya mal olmakta.Bizleri pasif , çekinden, özgüveni olmayan, arka planda kalmayı tercih eden bireyler haline getiriyor.Her şeyden korkar oluyoruz ve içimizde bulunan girişimcilik ruhunu yok ediyoruz.

Bütün bunların yanı sıra kendi olumsuz varsayımlarımızla beslediğimiz “yıkıcı” düşünce yapılarımızı yenmek için bazı “onarıcı” teknikler de var:

Güçlü yönlerimizi belirlemek ve onların üstünde daha çok durmak: Denediğimiz her yeni şey için kendinize şans tanımalıyız. Önemli olan elde edilen sonuç değil, bu yolda harcanan çabalardır. Bu yüzden kendimizi takdir etmeyi bilmeliyiz.

Risk almak: Her yeni deneyime yeni bir öğrenme fırsatı olarak bakabilmek.Asıl olan kazanmak yahut kaybetmek değil! Ancak bu şekilde yeni fırsatlarla karşılaşabiliriz ve kendimizi olduğumuz gibi kabul edebiliriz. Aksi taktirde, her fırsat açılmamış bir kutu olarak içimizde kalacak; dolayısıyla doğrudan başarısızlıkla sonuçlanıp, kişisel gelişimimizi engelleyecektir.

İç konuşma yapmak: İç konuşma yaparak olumsuz varsayımlarımızla başa çıkabiliriz. Kendimize haksızlık ettiğimiz bu durumlarda, “dur bakalım, o kadar da değil” diyerek daha olumlu varsayımlar üretmeliyiz. Örneğin, herhangi bir şeyin mükemmel olmasını beklediğimiz bir durumda , herşeyi mükemmel yapamayacağımızı, önemli olanın elimizden geldiği kadarını en iyi şekilde yapmaya çalışmak olduğunu kendimize hatırlamak harika bir fikirdir.

Kişisel değerlendirme yapmak: Kendimizi her şeyden ve herkesten bağımsız olarak değerlendirebilmek... İçsel olarak kendimiz kendi davranışımız hakkında ne düşünüyoruz? Bu tarz bir bakış açısı içsel olarak daha güçlü hissetmemizi sağlayacak ve kişisel gücümüzü başkalarının ellerine teslim etmemizi engelleyecektir.

Kendini sevmek: İnsanlar kendilerini sevdiklerinde hem duygusal hem de fiziksel olarak kendilerini güvende hissederler ve kendileriyle barışık yaşarlar.

Kendini tanımak: Kendilerini tanıyan insanlar kendi güçlü ve güçsüz yönlerini iyi bilirler. Bir topluluğa girdiklerinde kendilerini ifade ederken kendi potansiyellerinin farkında olarak harekete geçerler.

Hedef Koymak: Tabi burada kastedilen hedef açık venet koyduğumuz hedefler.Elbetteki çok büyük genel hedeflerimiz olabilir.Ama bunlara ulaşmamız için mutlaka planlı ve daha gerçek hedeflerimizde olmalı.

Pozitif Düşünmek: Pozitif düşünce özgüveni harekete geçirmeye zorlayan belki de en önemli etkenlerden biri. Olumsuz bir düşünceyle herhangi bir başarı elde etmek çok güç. Bu bizi ancak karamsarlığa götürür. O yüzden kendimizi pozitif düşünmeye alıştırmamız ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmemiz bize hayatımızda çok şeyler kazandıracak.

İyi bir iletişim: Sağlıklı bir iletişim yeteneğimiz olması bizlerin çevremizde sevilen saygı duyulan güvenilen insanlar olmamızı sağlar.Çevremizde olumlu bir imaja sahip olduğumuzda kendimize güvenimiz artacaktır.

İyi bir ifade yeteneği: Toplum içinde konuşmak için bol bol okumamız konuşma tekrarları yapmamız ve hatta zaman zaman iyi birer hatip olabilmek için evde çalışmamız ve sonucunda da konuşma yeteneğimizi artırmamız bize topluluk içinde daha çok söz söyleme imkanı tanıyabilir.Bu da bizi yine özgüven konusunda olumlu destekleyebilir.

Duyguları kontrol etme : Duyguları ile başa çıkabilen çocuklar duygularının esiri olmazlar. Beklenmedik davranışlar göstermezler. Korkuları ve endişeleri ile başa çıkabildikleri için riskleri göze alabilirler. Mutsuzluklarının kendilerini sürekli engellemesine izin vermedikleri için sıkıntılı dönemlerini kısa sürede atlatabilirler. Anlaşmazlık olduğunda kendilerini iyi savunurlar. Kıskançlık, öfke gibi doğal olan duyguları yaşadıklarında suçluluğa kapılmazlar. İlişkilerinde neşe, sevgi ve mutluluk ararlar. Kimseye körü körüne kapılmazlar.

Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek için neler yapabilir ?
* Çocuğun güçlü olduğu konularda büyüklerine yardımcı olmalarına izin verilmesi.
* Yaptığı işe çok fazla müdahale etmeyerek kendisine duyulan güvenin belli edilmesi.
* Onunla zaman geçirerek önemli olduğunun kanıtlanması.
* Onların düşünce ve inançlarının eleştirilmeden dinlenmesi.
* Potansiyellerini sınamaları için riske atılmalarının teşvik edilmesi.
* Yaptığı işlerle ilgili ona olumlu tepkiler verilmesi.
* Çocuğa yönelik eleştirilerin dolaysız, açık ve dürüst olması.
* Kendisini tanıması için sosyal etkinliklere (Resim, tiyatro, spor.... vb.) yönlendirilmesi.
* Karşılaştırma yapmaktan kaçınılması.
* Çocuğun sınırlarını göz önünde bulundurarak çok zor hedefler belirlememesine yardımcı olunması.
* Hedeflerine ulaşmada geçtikleri her aşama için teşvik edilmesi. (Daha uzun birlikte olmak, hafta sonu sinemaya birlikte gitmek, evde parti yapmasına izin vermek.....vb.)
* Onların hedeflerine saygı gösterilmesi.
* Olumsuz düşüncelerini bir kenara bırakarak kendileri adına olumlu şeyler söylemeleri için cesaretlendirilmesi.
* Düşüncelerinde genelleme yapmalarının engellenmesi. (Sınav konularının hiçbirini öğrenmemistik yerine Sınav konularının bazılarını öğrenmemiştik .... vb.)
* Düsüncelerindeki abartılı ifadelerin daha doğru ifadelere yöneltilmesine yardımcı olunması (Öğretmen beni hiç dinlemiyor yerine Soru sorduğumda bazen öğretmen beni dinlemiyor.....vb.)
* Sık sık konuşma fırsatı verilmesi ve düzenli aralıklarla çesitli konularda sohbetler edilmesi.
* Kültür farklılıkları,farklı insanlar ve durumlar hakkında tartısmalar yapılması.
* Beden dilinin önemi üzerinde durulması.
* Ev içinde ve dışında basarabileceği sorumluluklar verilmesi. (Sofrayı kurma, telefon faturasını yatırma, ufak tefek alısveris yapma.... vb.)
* Değişik yaş gruplarındaki insanların bulunduğu ortamlara girmesine fırsat yaratılması.
* Pozitif düşüncelerin paylaşılarak olumlu düşünme yeteneğinin gelistirilmesi.

Sonuç olarak ; Özgüven için başınızı kaldırıp biraz dik durmanız ve geleceğe güvenle pozitif bir şekilde bakmanız hayatınıza yeni bir ufuk kazandıracaktır.


Kaynak : www.kigem.com
değerli dostum, çıktısını aldım, yazan ve bizlerle paylaşan şahsınıza eekür edilecek bir bilgi buketi.
 
bende ne giydiğime çok dikkat ediyorum...bi insan yatacağı zaman ne giydiğine önem verir mi :S en sonunda balomda aldığım abiyemi basit bi nişan töreninde giydim :)..ayrıca herkesi bana bakmasına dayanamam.doğal olarak o gün bana bakıp durdular...tek taşla 2 kuş...özgünevim arttı doğrusu =)
 
özgüvenli çocuk yetiştirmek için yapılması gerekenlerin hemen hemen hiç bir insan bana yapmadı.şimdiyse kendim yapmaya çalışıyorum.her ne kadar başaramasamda.
 
Hata yapmaktan korkan ve mükemmelliyetçilik duygusu içinde sıkışanların mutlaka başından itibaren okuması gereken bir yazı..

Hata yapmadan öğrenmek neredeyse mümkün değil.
Fakat çoğumuzda hata yapma korkusu var.Bazılarımız da oldukça sıkıntılı ve bazen patolojik bir duruma kadar varan mükemmelliyetçilikten muzdarip..

Temel Aksoy bu konuda bakın neler demiş:

Ben mesleğimi çok hata yapmam sayesinde öğrendim. Hata yapma özgürlüğüm olmasaydı kesinlikle bu kadar yol kat edemezdim. Benim şansım, araştırmacılığı öğrenirken içinde bulunduğum ortamın da buna izin vermesiydi. Üstelik bu hataları müşterilerimle paylaşarak ilerledim. Bu açık ve şeffaf davranışım, müşterilerimde kızgınlık yerine güven oluşturdu. Bunu fark ettikten sonra kendime güvenim daha da arttı.

Daha sonra çalışma arkadaşlarımın yaptıkları hataları görünce, bu hataları çok değerli bir fırsat olarak görüp bunları şirketin bütün çalışanlarıyla paylaşmalarını istemeye başladım. Önceleri bu tutumum biraz garipsendi ama kısa zamanda herkes bu anlayışa uyum gösterdi. Hata yapmanın değil hatayı gizlemenin "ayıp" olduğu bir anlayış bütünlüğüne geldik.

Bu tutumumuz, hem çalışanlarımızla hem müşterilerimizle açık, şeffaf ve öğrenmeye dayalı bir ortamın oluşmasını sağladı. Araştırma sunumlarında "Biz bu araştırmanın bu sorusunu yanlış kurgulamışız, bunun cevaplarını dikkate almayın." dediğim zaman hem kendimi daha iyi hissettim hem de müşterilerimizin bize daha fazla güvendiğini gözlemledim. Sonra bu hatayı yapan arkadaşımdan bunu bütün şirketle paylaşmasını istedim. Diğer arkadaşarımızın aynı hatayı yapmamaları için hangi süreçleri yeniden oluşturmamız gerektiğini anlamak istedim.

Bu davranışımı "hatasız kul olmaz, insanları kırmayalım" türünden hümanist bir yaklaşımdan ziyade bugünün şirketlerinin başka bir anlayışla yönetilemeyeceğini, hataya hoşgörü göstermenin olmazsa olmaz bir yönetim anlayışı olduğunu sezgisel olarak kavradığım için böyle davrandım.

Sadece araştırma yapmayı değil insan yönetmeyi de hata yaparak öğrendim.

Her şeyi deneyerek öğrenemeyiz elbette. Bizden önce hata yaparak öğrenmiş olanların deneyimlerinden öğrenmek de seçeceğimiz en akıllı yoldur. Bu özellik herkeste bulunmuyor. Çok az insanın başkalarının deneyimlerinden öğrenme yeteneği var. Çoğunluk böyle bir akıl gösteremiyor.

Başkalarının hatalarından öğrenmek bir erdemdir. Bazılarımız bu erdeme sahibiz. Ben şahsen böyle bir akıl sergileyenleri gerçekten takdir ediyorum. Bireysel olarak bir erdem olarak kabul ettiğim bu davranışın, şirketler için de bir kültür olması gerektiğine inanıyorum. Yapılan hataların açıkça paylaşılması ve organizasyonun yapılan bir hatayı bir daha tekrar etmemesi için ciddi önlemler alması gerektiğine inanıyorum. Toplam kalite uygulamalarının da aslında bu yöntemin kurumsallaştırılması olduğuna inanıyorum.

Aile içinde ve eğitim hayatımızda "hata yapmayan mükemmel insanlar olmak" için koşullandırılırız. Yeni bir şey denememiz çok desteklenen bir durum değildir. Oysa hayat hata yaparak öğreniliyor. İnsan, kendi yolunu hata yaparak buluyor.

"Yer çekimi yasasını, kendi üzerinde, balkondan atlayarak test etmek" gibi bir çılgınlığa varmamak koşuluyla çocuklarımızın kendi yollarını -deneyip yanılarak -bulmalarına destek olmalıyız. Aksi takdirde en fazla bizim yaşadığımız deneyimlere, en çok bizim gittiğimiz yere kadar ulaşabilirler.

Michael Jordan'ın "Failure" isimli Nike reklâmında "defalarca yenildim, bu yüzden başardım" dediği gibi ancak hata yaptıktan, yenildikten sonra başarabiliriz.

Leonardo sadece dünyada yapılmış en iyi resimler arasında sayılan "Mona Lisa" ve "The Last Supper" gibi eserleri yaratan bir ressam değil aynı zamanda önemli bir mucitti de.

Onun çok farklı alanda, zamanının çok ötesinde buluşlar yapmasını sağlayan birinci ilkesi, çocuksu merakını korumak; ikinci temel ilkesi de hatadan korkmadan, deneye-yanıla öğrenmekti.

Çocukların sosyalleşip de cesaretlerinin kırılmaya başlamasından önceki yaşlarında hızlı öğrenmelerinin en önemli sebebi hata yapmaktan korkmamalarıdır. Çocuklarda ne hata yapmaktan korkma ne de hatadan utanma vardır. Bu davranış onları inanılmaz bağımsız, cesur ve yaratıcı kılar.

Büyüdükçe sosyal kaygılarımız , statü endişemiz artar ve "karizmayı çizdirmekten", eleştirilmekten korkar oluruz. (Alain de Botton)

Hata yapma endişesiyle kendimizi bastırıp deneme güdümüzü törpüler, kendimizi kilitleriz.

Halbuki bugün bilimsel ya da sosyal alanda dünyanın kaderini değiştirmiş bir çok mucit ve kahraman ne "mükemmel" ne de "hatasız" insanlardı. Örneğin Edison 999 denemeden sonra 1000. denemesinde ampulü bulmuş, ilk 999 başarısız denemenin ya da başka bir deyişle "hatanın" aslında kendisini son aşamaya götüren öğrenmeler olduğunu söylemişti.

Ralph Keyes ve Richard Farson, "İnovasyon Paradoksu" isimli kitaplarında inovatif bir şirket olmak için oldukça fazla hata yapmak gerektiğini savunuyorlar.

Hata yapma oranı yüksek şirketler daha çok inovasyon yapıyorlar çünkü çok hata demek çok denemiş olmak demektir.

Silikon Vadisi'nde "başarısızlık burada hoşgörüyle karşılanır" denmesi boşuna değildir. Dünyanın en inovatif insanlarından birisi olan Bill Gates, Da Vinci'den ilham alarak, "Yaratıcı ruhunun temelinde, her şeyi denemek güdüsü ve merakı" olduğunu söyler.

3M firmasında Post-it'ler bir hata sonucu bulunmuştur. Çok güçlü bir yapışkan icat edilmek istenirken tam aksine en zayıf yapıştırıcı icat edilmiştir. 3M şirketi, eğer ArGe ekibini hatasından dolayı cezalandırsaydı bugün 3M firmasını dünyanın en büyük şirketlerinden biri yapan Post-it hayatımızda olmayacaktı.

Viagra ve teflon gibi daha birçok ürün hatalardan doğmuş başarı öyküleridir.

Poşetsiz elektrikli süpürgeyi icat eden James Dyson da, bu buluşundan önce 5 bin 127 adet prototip yaptı ve her denemesinden bir şeyler öğrenerek elektrik süpürgesi sektöründe rekabetin yönünü değiştirdi.

Yapılan hataları fırsata dönüştürmek ve bu hatalardan öğrenen organizasyonlar yaratmak cesaret ve kararlılık istiyor.

Bütün bunları söylerken elbette çalışanların dikkatsiz ve sorumsuz davranma özgürlüğü vardır demek istemiyorum.

Hataya hoşgörüyle yaklaşan şirketler, inovasyonu destekleyen, iş süreçlerini iyileştiren, çalışanların kararlara katılımını sağlayan ve bağlılığın yüksek olduğu şirketlerdir.

Hatalardan bir "ortak akıl üretmek" ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek olağanüstü sonuçlar doğurabilir.

Hatadan korkup risk almamak yerine hata pahasına risk alma ve hatalardan öğrenme kültürünü yerleştirmeliyiz.

WalMart'ın efsanevi kurucusu Sam Walton'un dediği gibi kendimizi o kadar da ciddiye almayı bir tarafa bırakıp, hatalarımıza gülmeyi de öğrenmeliyiz. Hata yaptığımızda önce "kendimizle dalga geçmeyi" başarıp, sonra hatayı analiz edip, bu hatayı bir daha hiç yapmayacağımız önlemler almalıyız.
 
Günaydınlar.... Çok güzel bir paylaşım..Ben de uzun dönem iş hayatında üst yönetimde görev aldım ve sorumluluğum benim için çok önemliydi başarılıda bir yönetici olduğumu düşünüyorum..iş yerindeki pozisyonun beni zaman içerisinde çok geliştirdi yani strateji belirleme,ön görümlü bakış açısı, insan psikolojisi,ekip ruhu , planlama,organizasyon,problem çözme v.b.birçok gerekli konularda hızla donanımlarım çok arttı ve bu durum özel hayatımada yansıdı şöyleki; etrafımda sorun çözen, öngörümlü ve tedbir alan bir misyonum oluştu...Bu durum benim edinemediğim bir takım doğru yaklaşım şekliyle hayatımın nedeni anlamına geldi ve nerede zor bir durum varsa beni bulmaya başladı...Ve bu herşeyi başarmalıyım doğruları inanılmaz sorumluluklarla bir zaman sonra beni hayata karşı çok yorgun bırakamaya başladı....Biranda baktımki herşeyin sebebi olmuşum yani ben birşey yapmasam herşey kötü olacakmış gibi yaşamaya ve yaşatılmaya başlandı.. çok yorgun düştüm ve sıkıntılı anlardan sonra , insanlar için balık tutmayı bıraktım ve onlara balık nasıl tutuluru anlatmaya başladım....Fakat bu durum herşeyin çok doğru olması alışkanlığınada edindirmişti bana yani birşey ya çok mükemmel olmalı yada hiç olmamalı...şimdi bu düşünce alışkanlığından özellikle özel hayatımda çok zarar gördüğümü farkediyorum... birşeyin istediğim gibi proğramlayamayacağımı bilmek yada planımın aksıyacağını düşünmek o şeyi hiç yapmamama neden oluyor buda bende çok sıkıntı oluşturuyor..Bunu nasıl düzelte bileceğimi bilemiyorum..Bana yardımcı olabilirmisiniz acaba ?
 
2 gün üst üste okula gitmedim rapor almadım ve ilk gitmediğim gün sınav vardı 0 almışım çünkü ara karne verılcekmış :)
 
iyi yapmışsın manyakkk....
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst