BEŞ SEVGİ DİLİ

blume28zd5.gif


Sevgi Dili 5: Fiziksel Temas

Fiziksel temasın sevgiyi iletmenin bir yolu olduğunu uzun süredir biliyoruz. Çocuk gelişimi alanında yapılan birçok araştırma şu sonuca ulaşıyor: Dokunarak sevilen, kucaklanan ve öpülen çocuklar, uzun süre fiziksel temastan mahrum bırakılmış çocuklardan daha sağlıklı bir duygusal yaşam geliştiriyor. Çocuklara dokunmanın önemi modern bir fikir değildir. Her kültürdeki bilgi sahibi ana-babalar, dokunan ana-babalardır.

Fiziksel temas, evlilikteki sevgiyi iletmek için de güçlü bir araçtır. El ele tutuşma, öpüşme, sarılma ve cinsel ilişki bir kinin eşine olan sevgisini iletmenin yollarıdır. Fiziksel temas bazı insanların birincil sevgi dilidir. O olmadan sevildiklerini hissetmezler. Onunla sevgi depoları doludur ve eşlerinin sevgisinden emin olurlar.

Eskiler derdi ki: "Bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer." Birçok erkek bu felsefeye inanan kadınlar tarafından ölümüne şişmanlatılmıştır. Hiç şüphe yok ki, eskiler fiziksel kalbi değil, erkeğin romantizm merkezini kastetmişlerdi. Oysa "Bazı erkeklerin kalbine giden yol midesinden geçer" demek daha doğru olacaktı. Bir keresinde bir erkek şöyle demişti: "Dr. Chapman, karım şahane bir aşçıdır. Mutfakta saatler geçirir. Şu tarifi zor yemeklerden yapar. Ben mi? Bense et ve patates adamıyım. Ona vaktini boş yere harcadığını söylüyorum. Ben basit yemekleri severim. O buna bozuluyor ve onu tekdir etmediğimi söylüyor. Onu takdir ediyorum. Yalnızca kendisine eziyet etmemesini ve zor yemeklerle bu kadar vakit harcamamasını istiyorum. Böylelikle birlikte geçirecek daha çok zamanımız, onun da başka şeyler yapmak için daha çok enerjisi olacaktır. Açıkça görülüyordu ki, "başka şeyler" onun kalbine zor yemeklerden daha yakındı.

Bu adamın karısı, hüsrana uğramış bir aşıktı. Yetiştiği ailede annesi mükemmel bir aşçıydı, babasıysa onun çabalarını takdir ediyordu. Babasının annesine söylediklerini anımsıyordu: "Böyle sofralara oturduğumda benim için seni sevmek öyle kolay ki!" Babası annesinin aşçılığı söz konusu olduğunda bir iltifat makinesi haline geliyordu. Başkalarının yanında da eşinin usta aşçılığını överdi. Kızı annesinin modelini çok iyi öğrendi. Sorun, onun babasıyla evli olmamasıydı. Kocasının farklı bir sevgi dili vardı.

Bu adamla yaptığım sohbette, onun "başka şeyler" derken seksi kastettiğini keşfetmem fazla uzun sürmedi. Karısı cinsel açıdan karşılık vermeye istekli olduğu zaman sevildiğini hissediyordu ama her ne sebeple olursa olsun, karısı cinsel açıdan kendisini geri çektiği zaman, o usta aşçılığı bile onu sevildiğine inandıramıyordu. Güzel yemeklere itirazı yoktu ama onun kalbinde bunlar asla "sevgi" diye tanımlandığı şeyin yerini alamazdı.

Bununla birlikte, cinsel ilişki, fiziksel temas sevgi dilinin yalnızca bir diyalektidir. Dokunma, beş duyunun diğer dördünden farklı olarak vücudun belli bir bölgesiyle sınırlanmamıştır. Minik dokunsal algılayıcılar bütün vücudumuza yerleştirilmiştir. Bu alıcılara dokunulduğunda veya baskı yapıldığında, sinirler beyne bu etkileri taşır. Beyin bu etkileri yorumlar ve biz, bize dokunan şeyin soğuk mu, sıcak mı, yumuşak mı, sert mi olduğunu algılarız. Bu acıya veya zevke yol açar. Aynı zamanda bunun sevgi dolu mu, yoksa düşmanca mı olduğunu da yorumlayabiliriz.

Bir ilişkiyi yaratan da,
bozan da fiziksel temastır.
Sevgiyi de nefreti de o iletebilir.​

Vücudun bazı kısımları diğer bölgelere göre daha duyarlıdır. Bu fark, minik dokunsal algılayıcıların tüm bedene eşit şekilde değil de, kümeler halinde yayılmış olmasından kaynaklanır. Örneğin dilin ucu dokunmaya çok duyarlıyken, omuzların arkası en az duyarlı yerdir. Parmakların ucu ve burnun ucu, diğer son derece duyarlı bölgelerdendir ama bizim amacımız dokunma duyusunun nörolojik temelini değil, psikolojik önemini anlamaktır.

Bir ilişkiyi yaratan da, bozan da fiziksel temastır. O sevgiyi de, nefreti de iletebilir. Birincil sevgi dili fiziksel temas olan biri için bu mesaj "Senden nefret ediyorum" veya "Seni seviyorum" sözlerinden çok daha güçlü olacaktır. Yüze atılan bir tokat her çocuğa zarar verir fakat birincil sevgi dili dokunma olan bir çocuk için, yıkım demektir. Şefkatli bir sarılma her çocuğa sevgiyi ifade eder fakat birincil sevgi dili fiziksel temas olan çocuğa sevgiyi haykırır. Aynı şey yetişkinler için de geçerlidir.

Evlilikte sevgi dokunuşu birçok şekil alabilir. Dokunma algılayıcıları bütün vücuda yerleşmiş olduğu için, eşinizin hemen her yerine sevgiyle dokunmak bir sevgi ifadesi olacaktır. Bu bütün dokunuşların aynı etkiyi yaratacağı anlamına gelmez. Bazı dokunuşlarınız eşinize diğerlerinden daha çok zevk verecektir. Şüphesiz en iyi yol gösterici eşinizdir. Ne de olsa sevmeye çalıştığınız kişi odur. Neyi seven bir dokunuş olarak algıladığını en iyi o bilir. Ona kendi yönteminizle ve kendi zamanlamanızla dokunmakta ısrar etmeyin. Onun sevgi diyalektini konuşmayı öğrenin. Eşiniz bazı dokunuşları rahatsız veya huzursuz edici bulabilir. Bu dokunuşları sürdürmekte ısrar etmek, sevginin tersini iletmektir. Bu, onun gereksinimlerine karşı duyarlı olmadığınızı ve neyin zevk verici olduğu konusundaki algılamalarına pek az değer verdiğinizi söylemektir. Size zevk veren bir dokunuşun ona da zevk vereceği yanılgısına düşmeyin.

Sevgi dokunuşları aşikar olabilir ve bir cinsel ilişki öncesi hazırlayıcı oyunlarda veya sırtın ovulmasında olduğu gibi tüm dikkatinizi alabilir. Diğer yandan, sevgi dokunuşları, bir fincan kahve doldururken elinizi omuzuna koymak veya mutfakta yürürken vücudunuzu onunkine sürtmek gibi örtülü de olabilir ve yalnızca bir an gerektirebilir. Aşikar sevgi dokunuşları yalnızca fiziksel dokunuş olarak değil, bu yolla eşinize sevginizi nasıl ileteceğiniz konusundaki anlayışınızı geliştirmek bakımından da daha çok zaman alır. Eğer sırt masajı sevginizi eşinize haykıracaksa, iyi bir masör olmayı öğrenmek için harcanan zaman, para ve enerji iyi bir yatırımdır. Eğer cinsel ilişki eşinizin birincil diyalektiyse, o halde sevişme sanatını okuma ve tartışmak sevgi ifadenizi zenginleştirecektir.

Örtülü sevgi dokunuşları az zaman, çok düşünme ister; özellikle de fiziksel temas birincil sevgi diliniz değilse ve eğer "dokunan bir aile" içinde yetişmediyseniz. En sevdiğiniz televizyon programını izlerken birbirinize yakın oturmak ek bir zaman istemez ama sevginizi güçlü bir şekilde iletebilir. Eşinizin oturduğu odada yürürken ona dokunmak sadece bir an alır. Evden çıkarken ve tekrar eve döndüğünüzde birbirinize dokunmak yalnızca kısa bir öpüşme veya kucaklamayı içerebilir, fakat eşiniz için dünyalara bedel olacaktır.

Eşinizin birincil sevgi dilinin fiziksel temas olduğunu bir kez keşfettikten sonra, sevginizi ifade edecek yollar konusunda yalnızca kendi hayal gücünüzle sınırlısınız. Dokunmak için yeni yerler ve yeni yollar bulmak heyecanlı bir çaba olabilir. Eğer hayatınız boyunca hiç "masa altından dokunan" biri olmadıysanız, bu yemeği dışarıda yemeye bir kıvılcım katabilir. eğer insanlar içindeyken el ele tutuşmaya pek alışık değilseniz, otoparkta gezinirken eşinizin sevgi deposunu doldurabileceğinizi keşfedebilirsiniz. Normalde arabaya biner binmez öpüşmüyorsanız, bunun seyahatlerinizi büyük ölçüde zenginleştirebileceğini öğrenebilirsiniz. Karınızı alışverişe gitmeden önce kucaklamanız yalnızca sevgi ifade etmez, onu eve erken de getirebilir. Yeni yerlerde yeni dokunuşlar deneyin ve eşinizin bunu zevk verici bulup bulmadığı konusundaki tepkilerini göstermesine izin verin. Unutmayın, son sözü o söyler. Siz onun dilini öğreniyorsunuz.

blume28zd5.gif
 
boeket3ud1.gif


Vücut Dokunulmak İçindir

Bana ait ne varsa vücudumdadır. Vücuduma dokunmak, bana dokunmaktır. Vücudumdan uzaklaşman, duygusal olarak benden uzaklaşmandır. Bizim toplumumuzda, el sıkışmak karşınızdakine açıklığı ve sosyal yakınlığı iletmenin bir yoludur. Nadir durumlarda, bir kişi bir başkasının elini sıkmayı reddettiği zaman, ilişkilerinde bir şeylerin yolunda olmadığı mesajını iletir. Tüm toplumlar, sosyal bir selamlama yolu olarak fiziksel temasın bir formunu kullanırlar. Sıradan bir Amerikan erkeği bir Avrupalının teklifsiz kucaklaması ve öpmesinden rahatsızlık duyabilir fakat Avrupa'da bu Amerika'daki el sıkışmayla aynı işlevi görür.

Her toplumda karşı cinse dokunmanın uygun olan ve uygun olmayan yolları vardır. Son zamanlarda cinsel tacize duyulan ilgi dikkatleri uygunsuz yollara çekti fakat evlilikte uygun olan ve uygun olmayan dokunma genel çizgilerle belirlenmiştir. Şüphesiz fiziksel saldırı toplum tarafından uygunsuz karşılanır. Evlilikte dövülen karılar ve dövülen kocalara yardımcı olmak üzere sosyal kurumlar oluşturulmuştur. Açıkçası bedenlerimiz dokunulmak içindir, saldırılmak için değil.

Eğer eşinizin birincil sevgi dili
fiziksel temas ise, hiçbir şey ağlarken
onu kucaklamanızdan daha önemli olamaz.​

içinde bulunduğumuz çağ, cinsel açıklık ve özgürlük çağı olarak nitelendiriliyor. Bizler, bu özgürlüğün içinde bile, eşlerin başka bireylerle cinsel yakınlık kurmakta özgür oldukları serbest evliliğin ahlaki yanında bir sakınca görmeyenler bile, duygusal olarak baktıklarında buna karşı çıkıyor. Yakınlık ve sevgiye duyduğumuz ihtiyaç, eşimize böyle bir özgürlük tanımamıza izin vermez. Eşimizin başka biriyle cinsel ilişkisi olduğunu fark ettiğimiz anda ona duyduğumuz yakınlık kaybolur. böyle bir durumda hissedeceğimiz duygusal acı çok derin olacaktır. Danışmanların dosyaları, aldatan bir eşin yol açtığı duygusal sarsıntıyla boğuşmaya çalışan kadın ve erkeklerin kayıtlarıyla doludur. Bu sarsıntı, özellikle birincil sevgi dili fiziksel temas olan bireylerde çok daha fazladır. Özlemini çektiği -fiziksel temasla ifade edilen- o sevgi, artık başka birine verilmektedir. Sevgi deposu yalnızca boş değildir; bir patlamayla kalbura dönmüştür. Böyle bir bireyin duygusal gereksinimlerin karşılanabilmesi için büyük çağlı tamirler gerekir.

boeket3ud1.gif
 
Fiziksel temastan bahsedilirken sevginin de nefretin de bu yolla iletilebileceğini söylüyor yazar. Ancak ben bu görüşe tek başına katılmıyorum. Sadece diğerlerinden çok daha ağır bir durum şiddet. Bana göre sözler de nefreti iletebilir. Bazen derler ya dövseydin daha iyiydi diye. Sözler de insanlara çok ağır gelebiliyor. Hizmet davranışları nefreti iletir mi bilemiyorum ancak nefret ettirebilir. Şahsen ben bakımsız, pis kokan birinden kaçarım. :) İnsanlar kendilerine baksın isterim.
 
cicek3zu0.gif


Kriz Ve Fiziksel Temas

Kriz zamanlarında, neredeyse içgüdüsel olarak birbirimizi kucaklarız. Neden? Çünkü fiziksel temas sevgiyi güçlü bir şekilde iletir. Kriz zamanlarında, her şeyden çok sevildiğimizi hissetmeye ihtiyacımız vardır. Olayları her zaman değiştiremeyiz ama sevildiğimizi hissedersek, daha kolay dayanabiliriz.

Her evlilikte kriz dönemleri yaşanır. Ana-babaların ölümü kaçınılmazdır. Trafik kazaları her yıl binlerce insanı öldürür veya sakat bırakır. Hastalıklar insan ayrımı yapmaz. Hayal kırıklıkları yaşamın bir parçasıdır. Eşiniz için yapabileceğiniz en önemli şey, kriz zamanlarında onu sevmektir. Eğer eşinizin birincil sevgi dili fiziksel temas ise, hiçbir şey ağlarken onu kucaklamanızdan daha önemli olamaz. Sözleriniz çok az şey ifade edebilir, fakat fiziksel temasınız ona değer verdiğinizi iletecektir. Krizler sevgiyi ifade etmek için eşsiz birer fırsattır. Şefkatli dokunuşlarınız kriz atlatıldıktan çok sonra da hatırlanacaktır. Dokunmayı ihmal etmeniz ise asla unutulmayabilir.

Uzun yıllar önce Florida'daki West Palm Beach'e ilk gidişimden bu yana, o bölgede evlilik seminerleri vermem için yapılan davetleri daima memnuniyetle karşıladım. Pete ve Patsy'yi böyle bir vesileyle tanımıştım. Florida'nın yerlisi değillerdi (Çok azı yerlidir.), fakat Florida'da yirmi yıl yaşamış, West Palm'ı memleketleri olarak kabul etmişlerdi. Seminerimin sponsorluğunu o bögedeki bir kilise üstlenmişti ve beni havaalanından almaya gelen papaz, yolda Pete ve Patsy'nin geceyi onların evinde geçirmemi rica ettiklerini söyledi. Bundan etkilenmiş görünmeye çalıştım ama daha önceki tecrübelerimden biliyordum ki, bu tür bir davet, genellikle geç saatlere kadar uzayan bir danışma seansı demekti. Bununla birlikte, o gece birçok yönden şaşkınlığa uğrayacaktım.

Papaz ve ben geniş ve güzel döşenmiş İspanyol tarzı evden içeri girerken, Patsy ve ailesinin kedisi Charlie'yle tanıştırıldım. Eve göz gezdirirken, ya Pete'in işinin çok iyi durumda olduğu ya babasından yüklü bir miras kaldığı ya da umutsuz bir şekilde borç içinde olduğu önsezisine kapıldım. Daha sonra, birinci önsezimin doğru olduğunu keşfettim. Beni kalacağım odaya götürdüklerinde, Charlie'nin boylu boyunca yatağıma uzanmış olduğunu gördüm. "Bu kedi işini biliyor" diye düşündüm.

Çok geçmeden Pete eve geldi. Birlikte bir şeyler atıştırdık ve seminerden sonra akşam yemeğini birlikte yeme konusunda anlaştık. Birkaç saat sonra birlikte yemek yiyorduk ve ben hala danışma seansının başlamasını bekliyordum ama bir türlü başlamadı. Aksine, Pete ve Patsy'nin sağlıklı ve mutlu bir çift olduğunu keşfettim. Bu bir danışman için tuhaf bir durumdu. Sırlarını öğrenmeyi çok istiyordum fakat çok yorgundum. Nasıl olsa ertesi gün beni havaalanına Pete ve Patsy götürecekti. Böylece araştırmamı daha uyanık hissedeceğim bir anda yapmaya karar verdim. Beni odama götürdüler.

Charlie, ben oraya vardığımda odayı terk etme inceliğini gösterdi. Yataktan fırlayıp başka bir odaya yöneldi. Birkaç dakika içinde yataktaydım. Günü kısaca gözden geçirdikten sonra, alacakaranlık kuşağına giriyordum. Tam gerçekle temasımı kaybetmek üzereydim ki, birden kapı açıldı ve üzerime bir canavar sıçradı! Florida'nın akreplerini işitmiştim ama bu hiç de küçük bir akrep değildi. Hiç düşünmeden üzerimdeki örtüyü kavradım ve kanı donduran bir çığlıkla canavarı en uzaktaki duvara fırlattım. Bedeninin duvara çarptığını duydum ve sonra sessizlik... Pete ve Patsy koşarak odama geldiler, ışığı açtılar ve hep birlikte kıpırtısız yatan Charlie'ye baktık.

Pete ve Patsy beni hiç unutmadı; ben de onları unutmadım. charlie birkaç dakika içinde kendine geldi fakat bir daha benim odama gelmedi. Aslında, Pete ve Patsy'den öğrendiğime göre o odaya bir daha hiç girmemiş.

Charlie'ye yaptığımdan sonra Pete ve Patsy'nin ertesi gün beni havaalanına götürmeyi hala isteyip istemeyeceğinden veya benimle aynı şekilde ilgilenip ilgilenmeyeceklerinden emin değildim. Fakat seminerden sonra Pete "Dr. Chapman, birçok seminere katıldım ama hiç kimsenin Patsy'yi ve beni bu kadar netlikle tanımladığını duymadım. Bu sevgi dili fikri doğru. Size bizim hikayemizi anlatmak için sabırsızlanıyorum!" deyince korkularım kayboldu.

Seminere katılanlarla vedalaştıktan birkaç dakika sonra, havaalanına doğru kırk beş dakikalık bir yolculuğa çıkmak üzere arabadaydık. Pete ve Patsy bana hikayelerini anlatmaya başladılar. Evliliklerinin ilk yıllarında çok zorluk çekmişler. Ne var ki, yirmi iki yıldır bütün arkadaşları onların mükemmel bir çift olduğu konusunda hemfikirmiş. Üstelik artık Pete ve Patsy de evliliklerinin "cennette yaratıldığından" kesinlikle eminlerdi.

Aynı çevrede büyümüşler, aynı kiliseye gitmişler ve aynı liseden mezun olmuşlar. Ana-babalarının yaşam tarzları ve değerleri birbirlerininkine çok yakınmış. Pete ve Patsy'nin hoşlandıkları şeyler de çoğunlukla aynıymış. Her ikisi de tenisi ve tekneyle dolaşmayı seviyormuş ve sık sık ortak ilgi alanlarının ne kadar çok olduğunu konuşurlarmış. Neredeyse sorunsuz bir evliliği garantileyecek tüm ortak özelliklere sahip görünüyorlarmış.

Lise son sınıfta flört etmeye başlamışlar. Aynı yüksekokullara gitmişler fakat en az ayda bir, bazen daha da sık görüşebiliyorlarmış. Yüksekokuldaki ilk yıllarında "birbirleri için yaratıldıklarından" emin olmuşlar, fakat her ikisi de evlenmeden önce okullarını bitirmeleri gerektiği konusunda hemfikirlermiş. Sonraki üç yıl boyunca hoş ve sakin bir flört ilişkisinin keyfini sürmüşler. Bir hafta sonu Pete, Patsy'nin kampüsüne, sonraki hafta sonu Patsy, Pete'in kampüsüne gidiyormuş. Üçüncü hafta sonu memleketlerine gidip yakınlarını ziyaret ediyorlar, fakat zamanın çoğunu birbirleriyle geçiriyorlarmış. Dördüncü hafta sonu ise bireysel ilgi alanlarını geliştirmek için zaman yaratmak amacıyla görüşmeme kararı almışlar ve doğum günleri gibi özel günler dışında sürekli olarak bu programı izlemişler. Pete iş idaresi, Patsy sosyoloji diplomasını aldıktan üç hafta sonra evlenmişler. İki ay sonra, Pete iyi bir iş teklifi almış ve Florida'ya taşınmışlar. Artık onlara en yakın akrabaları iki bin mil uzaklıktaymış. Sonsuza dek "balayılarının" tadını çıkarabileceklerini düşünmüşler.

Ev bulmak, taşınmak ve yaşamdan birlikte zevk almakla geçen ilk üç ay onlar için çok heyecan vericiymiş. Anımsayabildikleri tek anlaşmazlıkları bulaşıkların yıkanması üzerineymiş. Pete kendi yönteminin daha etkili olduğunu düşünüyormuş fakat Patsy aynı fikirde değilmiş. Sonunda herkesin bulaşığı kendi yöntemiyle yıkayabileceği konusunda anlaşmışlar ve böylece anlaşmazlık giderilmiş. Patsy, Pete'in kendisinden uzaklaştığını düşünmeye başladığında yaklaşık altı aylık evlilermiş. Pete'in çalışma saatleri gittikçe uzamaya başlamış. Evdeyken de zamanının çoğunu bilgisayar başında geçiriyormuş. Patsy sonunda Pete'e onun kendisinden kaçtığını düşündüğünü söylemiş ama Pete ondan kaçmadığını, yalnızca mesleğinde zirvede kalmaya çabaladığını söylemiş. Ayrıca üzerindeki baskıyı ve işindeki ilk yılında başarılı olmanın ne kadar önemli olduğunu anlamadığını da söylemiş. Patsy aldığı yanıttan hoşnut değilmiş ama kocasına biraz zaman tanımaya karar vermiş.

İlk yılın sonunda
Patsy tüm ümidini yitirmişti.

Patsy apartmanda yaşayan diğer evli kadınlarla arkadaşlığını geliştirmeye başlamış. Pete'in işten geç geleceğini bildiği zamanlarda, işten çıkıp eve gelmek yerine, genelde arkadaşlarından biriyle alışverişe çıkıyormuş. Bazen Pete geldiğinde evde olmuyormuş. Pete bu durumdan çok rahatsızmış ve Patsy'yi düşüncesiz ve sorumsuz olmakla suçluyormuş. Patsy ise ona şöyle yanıt veriyormuş: "Tencere dibin kara, seninki benden kara. Kim sorumsuz? Bir telefon edip eve ne zaman geleceğini söyleme zahmetinde bile bulunmuyorsun. Ne zaman geleceğini bile bilmezsem nasıl sen geldiğinde evde olabilirim ki? Zaten evdeyken de bütün zamanını o aptal bilgisayarla geçiriyorsun. Senin bir işe ihtiyacın yok; ihtiyacın olan tek şey bir bilgisayar!"

Pete de Patsy'nin bu tepkisine "Bir eşe ihtiyacım var. Anlamıyor musun? Mesele de bu zaten. Benim karıma ihtiyacım var" diye bağırarak cevap veriyormuş.

Fakat Patsy anlamıyormuş. Kafası son derece karışıkmış. Yanıt ararken halk kütüphanesine gitmiş ve evlilikle ilgili birçok kitaba göz atmış. "Evlilik bu şekilde olmamalı" diyormuş kendi kendine. "Bu durumda bir çözüm bulmam gerekiyor." Pete bilgisayarın başına geçince Patsy'de eline bir kitap alıyormuş. Aslında çoğu zaman gece yarılarına kadar okuyormuş. Pete yatağına giderken yanına uğrayıp "Okulda bu kadar okusaydın, bütün derslerden A'yla geçerdin" gibi iğneleyici sözler söylüyormuş. Patsy'de "Artık okulda değilim. Artık evliyim ve evlilik dersinden bir C alabilseydim ona bile razı olurdum" diye karşılık veriyormuş. Pete ona bir kez daha bakmaya gerek bile duymadan yatmaya gidiyormuş.

İlk yılın sonunda Patsy tüm ümidini yitirmiş. Daha önce de Pete'e bir evlilik danışmanına gitmekten bahsetmiş ama sonra bu unutulmuş. Bu sefer sakin ve kararlı bir şekilde "Ben bir evlilik danışmanına gideceğim. Benimle birlikte gelmek ister misin?" diye sormuş. Pete "Benim evlilik danışmanına ihtiyacım yok. Ayrıca bir danışmana ayıracak zmaanım ve param da yok" diye yanıtlamış.

"O zaman ben yalnız gideceğim" demiş Patsy.

"Güzel, zaten danışmana ihtiyacı olan da sensin."

Konuşma orada bitmiş. Patsy kendini çok yalnız hissediyormuş fakat bir danışmandan bir hafta sonrasına randevu almış. Üç seans sonra danışman Pete'i aramış ve gelip evliliklerine bakış açısı hakkında konuşmak isteyip istemediğini sormuş. Pete kabul etmiş ve iyileşme süreci başlamış. Altı ay sonra, danışmanın bürosundan yeni bir evlilikle ayrılmışlar.

Pete ve Patsy'ye "Danışmanın bürosunda evliliğinizin akışını değiştirecek ne öğrendiniz?" diye sordum.

"Özet olarak birbirimizin sevgi dilini konuşmayı öğrendik" dedi Pete. "Danışman bu terimi kullanmamıştı ama bugünkü konferansınızı dinlerken kafama dank etti. Danışma deneyimimizi hatırladım ve bizim yaptığımızın da bu olduğunun farkına vardım. Biz birbirimizin sevgi dilini konuşmayı öğrenmiştik."

"Peki senin sevgi dilin hangisi Pete?" diye sorum.

"Fiziksel temas" dedi duraksamadan.

"Kesinlikle fiziksel temas" diyerek onayladı Patsy.

"Peki seninki Patsy?"

"Nitelikli beraberlik Dr. Chapman. Pete bütün zamanını işine ve bilgisayarına ayırırken önemsediğim şey buydu."

"Pete'in sevgi dilinin fiziksel temas olduğunu nasıl öğrendin?"

"Biraz zaman aldı" dedi Patsy. "Danışma seanslarında yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk başlarda Pete'in bile bunun farkında olduğunu sanmıyorum."

"Haklı" dedi Pete. "Ben kendi özdeğer duygum konusunda öyle güvensizdim ki, onun dokunma eksikliğinin benim içe dönmeme neden olduğunu görmem ve kabul etmem çok zaman aldı. İçimden onun bana dokunması için haykırıyorken, dokunulmak istediğimi ona asla söylemedim. Flört ederken sarılmayı, öpüşmeyi el ele tutuşmayı hep ben başlatmıştım ama o da her zaman karşılık vermişti. Onun beni sevdiğini hissetmiştim. Evlendikten sonra ona fiziksel olarak yakınlaştığım zamanlarda karşılık vermediği oluyordu. Belki de yeni işindeki sorumluluklarından dolayı çok yorgundu ama ben bunu kendi üzerime alındım. Beni çekici bulmadığını düşündüm. Sonra artık bunu başlatmamaya, çünkü reddedilmek istemediğime karar verdim ve onun bir öpüşmeyi, bir dokunmayı veya cinsel ilişkiyi başlatmasının ne kadar süreceğini görmek için bekledim. Bir keresinde bana dokunana kadar altı hafta bekledim. Buna dayanamıyordum. Geri çekilmemin nedeni, onunla birlikteyken hissettiğim acıdan uzak durmaktı. Reddedildiğimi, istenmediğimi ve sevilmediğimi hissediyordum."

Sonra Pİatsy, "Ne hissettiği konusunda hiçbir fikrim yoktu" dedi. "Benden uzak olduğunun farkındaydım. Daha önce yaptığımız gibi sarılmıyor ve öpüşmüyorduk ama ben evlendikten sonra bunların onun için eskisi kadar önem taşımadığını düşünüyordum. İşinde baskı altında olduğunu biliyordum. İlk adımı benim atmamı istediği aklımın ucundan bile geçmemişti."

"Haklı. Haftalarca ona dokunmadan durabilirdim. Aklımdan bile geçmiyordu. Yemekler hazırlıyor, evi temiz tutuyor, çamaşırlarını yıkıyor ve sorun çıkarmamaya çalışıyordum. Açıkçası başka ne yapabileceğimi bilmiyordum. Neden benden uzak durduğunu ya da benimle ilgilenmediğini anlayamıyordum. Dokunmaktan hoşlanmıyor değildim ama bu benim için çok önemli de değildi. Bana sevildiğimi ve beğenildiğimi hissettiren şey benimle zaman geçirmesi ve ilgilenmesiydi. Sarılmak veya öpüşmek umurumda bile değildi. Benimle ilgilendiği sürece sevildiğimi hissediyordum."

"Sorunun kökenine inanmamız uzun bir zaman aldı ama birbirimizin sevilme ihtiyacını karşılamadığımızı fark ettiğimiz andan itibaren her şeyi düzeltmeye başladık. Ona fiziksel temasta bulunma girişimine ilk başladığımda gördüklerim çok şaşırtıcıydı. Kişiliği ve ruh hali inanılmayacak kadar değişti. Artık yeni bir kocam vardı. Onu gerçekten sevdiğime bir kez ikna olunca, benim ihtiyaçlarıma karşı daha duyarlı olmaya başladı."

"Evde hala bir bilgisayarın var mı?" diye sordum.

"Evet" dedi. "Fakat onu nadiren kullanıyor ve kullandığında da aldırmıyorum; çünkü artık bilgisayarla 'evli' olmadığını biliyorum. Birlikte öyle çok şey yapıyoruz ki, artık ona istediği zaman bilgisayarı kullanma özgürlüğünü tanımak benim için çok kolay."

"Bugünkü seminerde beni hayrete düşüren şey, sevgi dilleri konusundaki konferansı veriş şeklinizin beni onca yıl önceki deneyime geri götürmesiydi" dedi Pete. "Bizim altı ayda öğrendiğimiz şeyi siz yirmi dakikada anlattınız."

"Şey" dedim. "Önemli olan ne kadar hızlı değil, ne kadar iyi öğrendiğinizdir. Hem zaten siz bunu çok iyi öğrenmişsiniz."

Pete, birincil sevgi fiziksel temas olan birçok insandan biri. Duygusal olarak, onlar eşlerinin uzanıp kendilerine dokunmasını arzu ederler. Elini saçlarının arasında gezdirmek, sırtını ovmak, ellerini tutmak, sarılmak, cinsel ilişki ve diğer "sevgi dokunuşları", birincil sevgi dili fiziksel temas olan biri için, onu hayatta tutacak duygusal bir emniyet kemeridir.

cicek3zu0.gif
 
ama bazende sevgiliyken bitiyor bu dedikleriniz... peki bunun nedeni ne oluyor? Sevgili olmak için uğraşan adam sevgili olduktan bir süre sonra ne aryor ne merak ediyor ne buluşalım diyor. Ne özledim seni diyor... Buna ne demeli Peki cvap yazarsanız sevinirim...:D
 
ama bazende sevgiliyken bitiyor bu dedikleriniz... peki bunun nedeni ne oluyor? Sevgili olmak için uğraşan adam sevgili olduktan bir süre sonra ne aryor ne merak ediyor ne buluşalım diyor. Ne özledim seni diyor... Buna ne demeli Peki cvap yazarsanız sevinirim...:D

Bu aslında daha önce Bluepebbles'ın sorduğu sorunun aynısı... Frekanslara değinmiştim önceden. Bir gün bakmışsınız ki farklı frekanslara geçmişsiniz bu mümkün.

Bunun dışında sevgili olmak için uğraşıp duran adam belki de karşısındakinden beklemeye başlıyor biraz da ilk adımı... Birlikte olmaya başladıktan sonra kimin sevgili olmak için uğraştığının bir önemi yok. Bir kere bu hatalı bir düşünce. O benim peşimden koştu. Şimdi de öyle olmalıydı diye her şeyi ondan bekleyemezsiniz. Siz ne yaptınız ilişkinizin yolunda gitmesi için? Ona bakacaksınız.

Birbirinizi kabul etmişsiniz ve bir yola birlikte girmişsiniz. Birlikte yürüyorsunuz. Burada artık o yola nasıl girildiğinin bir önemi yok. Önemli olan karşınızdakinin mutluluğu için ne yaptığınızdır. Sevgide karşılık bekleyemezsiniz. Evliliklerde flörtlerde yaptığımız en büyük hatalardan birisi sevgimizin karşılığını beklememiz...

Üstelik de o karşılığın kendi istediğimiz şekilde gelmesini bekliyoruz. Aslında birlikte olduğumuz kişi kendince elinden geleni yapıyordur ancak biz bunları anlamıyoruzdur. Her birimizin konuştuğu dil farklı. Bu bölümleri hep yazdım. Birbirimizin konuştuğu dili öğrenmemiz gerekiyor. Bu karşılıklı olur. Tek taraflı olamaz.

Eşimiz ya da sevgilimiz bir şekilde isteklerimizi yerine getirmediğinde onu sevmekten ve onun mutluluğu için bir şeyler yapmaktan vazgeçiyoruz. Bu kitapta da anlatılan aslında baştan sona budur. Sevgilinizin size buluşalım dememesi ya da aramaması sevmediği anlamına gelmez her zaman.

Beraber olduğumuz kadına veya erkeğe karşı biraz daha anlayışlı olursak ve sorunlarını çözmesinde yardımcı olursak bunları yaparken zaten sevilip sevilmediğimizi yani frekanslarda bir oynama olup olmadığını çok daha kolay anlayabiliriz.

Sevgilerimle. actionsmile

 
blume27vs5.gif


Birincil Sevgi Dilinizi Keşfetmek

Eşinizin sevgi deposunu dolu tutmak istiyorsanız, onun birincil sevgi dilini keşfetmek zorundasınız. Fakat önce kendi sevgi dilimizi bildiğimizden emin olalım. onay sözleri, nitelikli beraberlik, armağan alma, hizmet davranışları ve fiziksel temastan oluşan beş sevgi dilini duyan birçok kişi, kendilerinin ve eşlerinin birincil sevgi dillerini derhal bilecektir. Bazıları içinse bu o kadar kolay olmayacaktır. Bu insanlar, beş sevgi dilini duyduktan sonra bana "Bilmiyorum. Şu ikisi aynı şeymiş gibi geliyor" diyen Ohio, Parma Heightslı Bob gibidir.

"Hangi ikisi?" diye sordum.

"Fiziksel temas ve onay sözleri" diye yanıtladı Bob.

"Fiziksel temasla neyi kastediyorsun?"

"Şey, aslında seksi"

"Eşinin ellerini senin saçlarının arasında gezdirmesi, sırtını ovması, ellerini tutması, seni kucaklaması veya öpmesi cinsel ilişki kurmadığınız zamanlarda da hoşuna gidiyor mu?" diye sorarak biraz daha derine indim.

"Bunlar hoş şeyler" dedi Bob. "Bunlara itirazım olmaz ama asıl olan cinsel ilişkidir. Ancak o zaman beni gerçekten sevdiğini bilirim."

Fiziksel temas konusunu bir an için bir yana bırakarak onay sözlerine döndüm ve "Onay sözlerinin de önemli olduğunu söyledin. Peki ne tür ifadeleri çok faydalı buluyorsun?" diye sordum.

"Olumlu olan her ifadeyi" diye yanıtladı Bob.

"Bana ne kadar iyi göründüğümü, ne kadar akıllı olduğumu, ne kadar çok çalıştığımı söylemesi, evde yaptığım işler için beni takdir etmesi, çocuklarla zaman geçirmem konusunda olumlu yorumlarda bulunması, beni sevdiğini söylemesi, bütün bunlar benim için gerçekten çok şey ifade eder."

"Çocukken annenden ve babandan bu tür sözler duyar mıydın?"

"Pek sık değil" dedi Bob. "Annemden ve babamdan duyduklarım çoğunlukla eleştirel veya talepkar sözlerdi. Sanırım Carol'ı ilk etapta bu kadar takdir etmemin nedeni buydu. O bana onay sözleri söylüyordu."

"Sana bir şey sormama izin ver. Eğer Carol senin cinsel ihtiyaçlarını karşılıyor olsaydı, eğer siz istediğin sıklıkta nitelikli bir cinsel ilişki kuruyor olsaydınız fakat o senin için olumsuz sözler sarf ediyor, eleştirel yaklaşıyor, bazen de seni başkalarının önünde küçük düşürüyor olsaydı, seni sevdiğini düşünür müydün?"

"Sanmıyorum" diye yanıtladı. "Sanırım kendimi ihanete uğramış ve derinden incinmiş hissederdim. Sanırım bunalıma girerdim."

"bob" dedim. "Sanırım şimdi senin birincil sevgi dilinin onay sözleri olduğunu keşfettim. Cinsel ilişki ve Carol'la yakınlık kurmak senin için son derece önemli; fakat onay sözleri duygusal açıdan daha önemli. eğer Carol seni sürekli eleştirseydi ve başkalarının önünde seni küçük düşürseydi, artık onunla cinsel ilişkide bulunmayı arzu etmeyeceğin bir zaman gelebilirdi, çünkü o senin için derin bir acı kaynağı olacaktı."

Bob birçok erkeğe özgü bir hata yapmıştı. Birçok erkek, cinsel ilişkiyi çok yoğun olarak arzu ettiği için birincil sevgi dilinin fiziksel temas olduğunu düşünür. Erkek için cinsel isteğin fiziksel bir temeli vardır. Yani erkeklerde cinsel ilişki arzusunun uyanışı, sperm hücrelerinin yapısı ve seminel kanallardaki seminel sıvıya bağlıdır. Seminel kanallar doluysa, boşalması için fiziksel bir baskı ortaya çıkar. Kısacası, erkeğin cinsel ilişki için duyduğu arzunun fiziksel bir kökeni vardır.

Evlilikte çoğu cinsel sorun
fiziksel rahatsızlıklardan çok,
duygusal gereksinimlerin
karşılanmasıyla ilgilidir.

Kadınlardaysa cinsel arzunun kökeni fizyoloji değil, duygulardır. Onu ilişkide bulunmaya iten fiziksel hiçbir şey yoktur. Arzusunun temeli duygusaldır. Eğer kocası tarafından sevildiğini, beğenildiğini ve takdir edildiğini hissederse, onunla fiziksel olarak yakınlaşmak için bir arzu duyar, fakat duygusal yakınlık yoksa fiziksel arzu duyması pek mümkün değildir.

Erkek neredeyse düzenli bir şekilde cinsel boşalma için fiziksel bir baskı duyduğundan, otomatik olarak birincil sevgi dilinin bu olduğunu varsayabilir. Fakat eğer başka zamanlarda ve cinsel olmayan şekillerde fiziksel temastan hoşlanmıyorsa, bu onun sevgi dili değildir. Cinsel arzu, sevildiğini hissetmek için duyduğu duygusal gereksinimden oldukça farklıdır. Bu, cinsel ilişkinin onun için önemli olmadığı anlamına gelmez. aksine son derece önemlidir, fakat tek başına cinsel ilişki erkeğin sevildiğini hissetme ihtiyacını karşılamayacaktır. Karısı da onun birincil sevgi dilini konuşmalıdır.

Aslında her iki eş de birbirlerinin sevgi dillerini konuşur ve birbirlerinin sevgi depolarını dolu tutarsa, ilişkilerinin cinsel boyutunda pek problemle karşılaşmazlar. Evlilikte çoğu cinsel sorun fiziksel rahatsızlıklardan çok, duygusal gereksinimlerin karşılanmasıyla ilgilidir.

Biraz daha sohbet edip düşündükten sonra Bob, "Biliyor musunuz?" dedi. "Sanırım haklısınız. Onay sözleri kesinlikle benim birincil sevgi dilim. Karım bana eleştirel ve kırıcı sözler sarf ettiği zaman, cinsel olarak ondan uzaklaşıp başka kadınlarla ilgili fanteziler kurmaya başlarım. Ama, beni takdir ettiğini ve bana hayranlık duyduğunu söylediği zaman, cinsel arzularım ona yönelir." Bob, kısacık sohbetimiz esnasında önemli bir keşif yapmıştı.

Sizin birincil sevgi diliniz nedir? Eşiniz tarafından sevildiğinizi size en çok hissettiren şey nedir? Her şeyden çok neyi arzu edersiniz? Eğer bu soruların yanıtı zihninizde derhal belirmiyorsa, belki sevgi dillerinin olumsuz kullanımına bakmak size yardımcı olabilir. Eşinizin yaptığı, söylediği ya da yapmayı veya söylemeyi ihmal ettiği neler sizi derinden incitir? Örneğin, eğer eşinizin eleştirel ve yargılayıcı sözleri sizin en derin acınızsa, o halde belki de sizin sevgi diliniz onay sözleridir. Eğer birincil sevgi diliniz eşiniz tarafından olumsuz kullanılıyorsa, yani ondan beklediklerinizin tam tersini yapıyorsa, bu sizi başka birini incittiğinden çok daha fazla incitecektir; çünkü bunu yaparken birincil sevgi dilinizi konuşmayı ihmal etmekle kalmaz, bu dili kalbinize bir bıçak gibi saplar.

blume27vs5.gif
 
evet bazen sözler okadar can yakar ki. onun için ağzından çıkanı kulağın duysun ilk önce derler :)
 
bursa_cicek.gif

Ontario, Kitchener'da yaşayan Mary şöyle demişti: "Dr. Chapman, beni en çok inciten şey, Ron'ın evde bana yardımcı olmak için parmağını bile kımıldatmaması. Ben bütün işleri yaparken o televizyon seyrediyor. Beni gerçekten seviyorsa bunu nasıl yapabiliyor anlamıyorum." Mary'yi en çok üzen şey, Ron'ın ev işlerinde ona yardım etmemesiydi. Bu da Mary'nin birincil sevgi dilinin hizmet davranışları olmasından kaynaklanıyordu. eğer eşinizin size özel günlerde nadiren armağan vermesi sizi en çok üzen şeyse, belki de birincil sevgi diliniz armağan almadır. eğer en çok üzüldüğünüz şey eşinizin size zaman ayırmamasıysa, birincil sevgi diliniz nitelikli beraberlik olabilir.

Birincil sevgi dilinizi keşfetmenin başka bir yolu da geriye dönüp evliliğinizi bir gözden geçirmek ve "Eşimden en çok neyi istedim?" diye sormaktır. Çok istediğiniz şey her ne ise, büyük olasılıkla birincil sevgi dilinizi görmenizi sağlayacaktır. Bu ricalar muhtemelen eşiniz tarafından dırdır olarak yorumlanmıştır. Oysa sizin tek istediğiniz eşinizin sevgisinden emin olmaktı.

İndiana Maryville'de yaşayan Elizabeth, birincil sevgi dilini keşfetmek için bu yaklaşımı kullanmıştı. Bir seminerin bitiminde bana demişti ki: "Evliliğimin son on yılına bakıp Peter'dan en çok ne istediğimi sorduğumda sevgi dilimin ne olduğu apaçık belli oluyor. En çok nitelikli beraberlik istedi.m Durup durup 'Pikniğe gidelim mi? Ne dersin?', 'Şu televizyonu bir saatliğine olsun kapatıp konuşamaz mıyız?', 'Beraber yürüyüşe çıkalım mı?' gibi sorular soruyordum. Sevilmediğimi ve ihmal edildiğimi düşünüyordum, çünkü bu isteklerimin çok azına karşılık veriyordu. Doğum günümde ve özel günlerde bana güzel armağanlar veriyordu ve bunların beni mutlu etmemesine anlam veremiyordu."

"Sizin semineriniz boyunca ikimizin beyninde de bir ışık yandı. Antrakt sırasında, yıllar boyu bu kadar kalın kafalı olduğu ve ricalarıma karşı bu kadar kayıtsız kalmakta ısrar ettiği için özür diledi. Gelecekte her şeyin farklı olacağı konusunda söz verdi ve buna ben de inanıyorum."

birincil sevgi dilinizi keşfetmenin diğer bir yolu da sizin eşinize sevginizi ifade etmek için neler yaptığınızı veya söylediğinizi incelemektir. Büyük olasılıkla onun için yaptığınız şey, onun sizin için yapmasını dilediğiniz şeydir. Eğer eşiniz için sürekli hizmet davranışlarında bulunuyorsanız, belki de (ama her zaman değil) bu sizin sevgi dilinizdir. Eğer onay sözleri size sevgiyi ifade ediyorsa, büyük olasılıkla eşinize sevginizi ifade ederken onları kullanıyorsunuzdur. Bu şekilde, yani kendinize "Eşime sevgimi nasıl ifade etmeye çalışıyorum?" diye sorarak kendi dilinizi de keşfedebilirsiniz.

Unutmayın, bu yaklaşım sevgi diliniz konusunda yalnızca muhtemel bir ipucu sağlar ancak, sizi kesin sonuca ulaştırmayabilir. Örneğin babasından eşine sevgisini ifade etmenin yolunun ona güzel armağanlar vermek olduğunu öğrenen bir erkek, sevgisini göstermek için babasının yolunu kullanacaktır. Oysa onun birincil sevgi dili armağan alma olmayabilir. O yalnızca babasının öğrettiklerini uyguluyordur.

bursa_cicek.gif
 
0wk75cjmgx4xs3mm8.gif


Önce birincil sevgi diliniz olduğunu
düşündüğünüz şeyi yazın,
sonra diğer dört dili
önem derecelerine göre sıralayın.​

Kendi birincil sevgi dilinizi keşfetmeniz için üç yol önermiştim.

1- Eşinizin yaptığı ya da yapmayı ihmal ettiği şeylerin hangisi sizi en çok üzer? Muhtemelen sizi en çok inciten şeyin zıttı sizin sevgi dilinizdir.

2- Eşinizden en çok neyi rica edersiniz? En sık istediğiniz şey, muhtemelen sevildiğinizi en çok hissetmenizi sağlayacak şeydir.

3- Eşinize sevginizi ne şekilde ifade edersiniz? Sevgiyi ifade etme yönteminiz, aynı zamanda sevildiğinizi hissetmenizi sağlayacak şeyin bir işareti de olabilir.

Bu üç yaklaşımı kullanmak muhtemelen birincil sevgi dilinizi belirlemenizi sağlayacaktır. size aynı derecede önemli görünen iki dil varsa ve birini diğerinin üzerine koyamıyorsanız, o zaman belki de iki diliniz vardır. Eğer öyleyse, bu eşinize büyük kolaylık sağlayacaktır; çünkü onun her ikisi de size sevgiyi güçlü bir şekilde iletecek iki seçeneği vardır.

İki tür insan birincil sevgi dilini keşfetmekte güçlük çekebilir. İlki, sevgi deposu uzun süredir dolu olan kişidir. Eşi ona olan sevgisini birçok şekilde ifade etmiştir ve o bu yollardan hangisinin ona sevildiğini hissettirdiğinden emin değildir. Yalnızca sevildiğini biliyordur. İkincisi ise, sevgi deposu sevildiğini hissetmesini sağlayan şeyin ne olduğunu hatırlamayacak kadar uzun süredir boş olan kişidir. Her iki durumda da aşık olma yaşantısına geri dönüp, kendinize "O günlerde eşimde sevdiğim neydi? Onun yaptığı veya söylediği şeylerin hangileri bende onunla olma isteği uyandırdı?" diye sorarsanız, bu anıları uyandırırsanız, bu size birincil sevgi diliniz hakkında bir fikir verecektir. Başka bir yaklaşım ise, kendinize "Benim için ideal eş nedir? Eğer mükemmel bir eşim olsaydı nasıl biri olurdu?" diye sormaktır. Hayalinizdeki mükemmel eş size birincil sevgi dilinizin ne olduğu konusunda bir fikir verebilir.

Bütün bunlardan sonra, son bir önerim daha var: Önce birincil sevgi diliniz olduğunu düşündüğünüz şeyi yazın, sonra diğer dört dili önem derecelerine göre sıralayın. Eşinizin birincil sevgi dili olduğunu düşündüğünüz şeyi de yazın ve dilerseniz diğer dört dili de önem derecelerine göre sıralayın. Eşinizle oturup, onun birincil sevgi dili olduğunu tahmin ettiğiniz şeyi tartışın. Sonra birbirinize birincil sevgi diliniz olduğunu düşündüğünüz şeyi anlatın.

Bir kez bu bilgiyi paylaştıktan sonra, aşağıdaki oyunu üç hafta boyunca haftada üç kez oynamanızı öneriyorum. Oyunun adı "Depo Kontrolü" ve şöyle oynanıyor: Eve geldiğinizde, biriniz diğerinize "Bu gece sevgi depon on üzerinden kaçı gösteriyor?" diye sorar. Sevgi deponuza sıfırla on arasında bir ölçüm oranı verirsiniz. Sıfır boş demektir ve 10 "Sevgi doluyum ve daha fazlasını kaldıramam" anlamın gelir. Eşiniz sorar: "Deponu doldurmak için ne yapabilirim?"

Yanıt olarak eşinizin o akşam yapmasını ya da söylemesini istediğiniz bir şey önerirsiniz. İsteğinize elinden geldiğince karşılık verecektir. Sonra aynı oyunu diğeriniz üzerinde tekrarlarsınız. Böylece her ikiniz de sevgi deponuzda bir ölçüm yapma ve deponuzu doldurmak üzere bir öneride bulunma fırsatına sahip olursunuz. Bu oyunu üç hafta boyunca oynarsanız onu benimsersiniz ve bu, evliliğinizde sevgi ifadelerini teşvik eden neşeli bir yol olabilir.

Bir keresinde evli bir erkek şöyle demişti: "Şu depo oyununu sevmiyorum. Karımla bu oyunu oynadık. Eve geldim ve ona 'Bu akşam sevgi depon on üzerinden kaçı gösteriyor?' diye sordum. 'Yedi civarında' dedi. 'Onu doldurmak için ne yapabilirim?' diye sordum. 'Benim için bu gece yapabileceğin en harika şey çamaşırları yıkamaktır.' dedi. 'Sevgi ve çamaşırları yıkamak? Anlamıyorum' dedi."

"Sorun bu işte" dedim. "Belki de siz karınızın sevgi dilini anlamıyorsunuz. Sizin birincil sevgi diliniz nedir?"

Hiç duraksamadan "Fiziksel temas, özellikle de cinsel olanı" dedi.

"Beni dikkatlice dinleyin" dedim. "Eşiniz fiziksel temas yoluyla sevgisini ifade ettiğinde duyduğunuz sevgi, onun siz çamaşırları yıkadığınızda duyduğu sevgiyle aynıdır."

"Ben çamaşır yıkayınca orgazm mı oluyor yani?" diye bağırdı. "Eğer bu onun bu kadar iyi hissetmesini sağlıyorsa, her gece çamaşır yıkayacağım."

Sırası gelmişken, eğer hala birincil sevgi dilinizi keşfedemediyseniz, bu oyunu oynamaya devam edin. Eşiniz size "Deponu doldurmak için ne yapabilirim?" diye sorduğunda, önerileriniz birincil sevgi diliniz etrafında kümelenecektir. Beş dilinin beşinden de ricalarınız olabilir fakat birincil sevgi dilinizi merkez alan ricalarınızın sayısı daha çok olacaktır.

Belki bazılarınız içinizden Illinois, Zion'da yaşayan Raymond ve Helen'ın bana söylediklerini söylüyorsunuzdur. "Dr. Chapman, bütün bunlar iyi hoş da, ya içinizden eşinizin sevgi dilini konuşmak gelmiyorsa?"

Yanıtımı "Sevgi Bir Seçimdir" başlğında vereceğim.

0wk75cjmgx4xs3mm8.gif
 
Benim için ideal eş nedir? Eğer mükemmel bir eşim olsaydı nasıl biri olurdu? sorularını yanıtlamak istiyorum. Açıkçası ortaya nasıl bir manzara çıkacağını ben de tam olarak bilmiyorum. :)

Benim için ideal eş profilini çiziyorum. Aslında benim düşüncelerim ruh eşimi çağırmak için yeterli midir bilemiyorum. Çünkü çok sınırlayıcı olduğumu düşünmüştüm bu konuda.

1- Ben eşimin konuşmasının güzel olmasını isterim. Höt höt konuşmasın. Uyuz olurum öyle konuşanlara. Kibar olsun. Güzel sözler söylesin. Ya zaten höt höt konuşan biriyle çıkmam ki bendeki de laf yani. khkh56 Düzgün konuşsun işte. Nezaket çok önemli. Bana bağırırsa kafasını patlatırım. khkh56 Bir de benimle konuşurken başka şeylerle uğraşmasın. dlckrn

2- Sonra düzgün yemek yesin. Sofrada garip sesler çıkararak yemek yenmesinden rahatsız olurum. Bir de diş karıştırmasın. O ne öyle yaa iğrenç iğrenç. hih33

3- İnşallah ilerde işe girdiğim zaman alacağım maaştan daha fazla maaş alsın. Aynı da olabilir ama az olmasın. Erkekler kompleks yapıyor çünkü bu tür şeyleri. Onun iyiliğini düşünüyorum yani ben. khkh56

4- Sonracığıma kesinlikle bulaşık yıkayıp, ev işi yapacak bir erkek olması lazım. Ayrıca ben çocuğum olduğunu düşünemiyorum. Yani hadi oldu diyelim ben bakamam ki altını filan temizlemesi lazım. khkh56

5- Bakımlı ve temiz olsun. Kıyafetlerini her gün değiştirsin. Roll on ve deodorant kullansın. Ayakkabıları temiz olsun. ttli3 Çok güzel koksuuuunnnn. utananadam

6- Ben evliliğe pek sıcak bakmıyorum aslında. Sanırım her gün birlikte olunduğu için. Ben eşimle flört etmek isterim. Mesela devamlı gezelim, yemek yemeye gidelim, sinemaya, tiyatroya, operaya, baleye gidelim. Belki de babam bunları yapmadığı içindir. Babama bu konuda uyuz olurum. Eşimin öyle olmasını istemem. Babama ne zaman tiyatroya ya da sinemaya gidelim desem ben çok izledim, bıktım, gelmem diyor. Babamla hiç sinemaya, tiyatroya gitmedim. Biz hep kendimiz öğrendik. Annemle de gittiklerini görmedim. Ama annem götürür bizi. Artık biz onu götürüyoruz gerçi. Sosyal olsun biraz. Değişik aktiviteler bulalım birlikte. blissy

7- Benim sevdiğim şeyleri eleştirmesin. Sevmese bile saygı göstersin. Bu tür laflar duymaktan hiç hoşlanmıyorum.

8- Ayrıca ben çok nazlıyım. Benim nazımı çekmesi lazım. utananadam

9- Bir şeye hayır diyorsam ısrar etmesin. Isrardan hoşlanmam. Bir şeylere zorlanmaktan daha da fazla rahatsız olurum. Bu tür davranışları da sevgi olarak algılamam. Terkederim valla. dlckrn

10- Armağan da isterim. Alsın, yapsın... Özel günlerde zaten alır ama onun dışında da küçük sürprizler yapsın. Özel bir günü unutursa çok kızarım. Hatırlasın. ttli3

Şimdi sevgi dillerini benim için önem derecelerine göre sıraya koyayım:

1- Onay sözleri
2- Nitelikli beraberlik
3- Hizmet davranışları
4- Armağan alma
5- Fiziksel temas

Aşırı derecede ilgiden de sıkılırım ben. Her şeyim olmasın yani. dlckrn

Bu kadar benim isteklerim. ttli3
 
İnşallah hayallerinin bile ötesinde bir insan en uygun zamanda hayatına girer..
 
Ayyy nazendem çok teşekkür ederim dileğin için. Çok incesin. :)

İnşallah... Umarım böyle biri vardır yeryüzünde. :))

Sevgiyle kal, sağlıkla nefes al. actionsmile
 
itzphcxhihb.gif


Sevgi Bir Seçimdir

Geçmişte birbirimize yaptıklarımızdan dolayı hala üzüntü, kızgınlık ve öfke doluysak, nasıl birbirimizin sevgi dilini konuşabiliriz ki? Bu sorunun yanıtı insan doğasının özünde yatar. Bizler, seçimler yapan varlıklarız. Bu demektir ki, zaman zaman hepimizin yaptığı gibi, kötü seçimler yapma kapasitesine sahibiz. Tenkit edici sözler, acı verici şeyler yaparız. O anda eşimizin bunu hak ettiğini düşünmüş olsak bile, bugün geriye dönüp baktığımızda bu seçimlerimizle gurur duymuyoruz. Geçmişte yanlış seçimler yapmış olmamız, gelecekte de aynı hatayı yapmamız gerektiği anlamına gelmez. Bunun yerine "Üzgünüm. Seni kırdığımı biliyorum ama gelecekte farklı davranmak istiyorum. Seni senin dilinde sevmek istiyorum. İhtiyaçlarını karşılamak istiyorum" diyebiliriz. Sevmeyi seçen birçok çiftin boşanmanın eşiğinden döndüğüne şahit oldum.

Sevgi geçmişi silmez, fakat geleceği değiştirebilir. Sevgimizi eşimizin birincil sevgi dilinde ifade etmeyi seçtiğimizde, geçmiş çelişkilerin ve başarısızlıkların üstesinden gelebileceğimiz bir duygusal atmosfer yaratırız.

Brent, duygusuz bir ifade taşıyan duvar gibi yüzüyle büromdaydı. Kendi isteğiyle değil, benim ricam zerine gelmişti. Bir hafta önce karısı Becky aynı koltukta oturmuş, kontrolsüzce ağlıyordu. Gözyaşı selleri arasından, ancak Brent'in artık onu sevmediğini ve ondan ayrılacağını söylediğini anlatabildi. Perişan olmuştu.

Sükunetini yeniden kazandığında, "Son iki üç yıldır ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz. Birbirimizle eskiden olduğu kadar zaman geçirmediğimizin farkındaydım ama ikimizin de ortak bir amaç için çalıştığımızı düşünüyordum. Söylediklerine inanamıyorum. Daima öyle iyi ve şefkatliydi ki! öyle iyi bir babadır ki! bunu bana nasıl yapabilir?"

Bana on iki yıllık evliliklerini anlattı. Daha önce birçok kez dinlediğim bir hikayeydi. Güzel bir flört dönemi yaşamış, aşık olma deneyimlerinin zirvesindeyken de evlenmişlerdi. Evliliklerinin ilk günlerinde herkesin yaptığı gibi belirli bir düzen oturtmuşlar ve Amerikan rüyasını oluşturmaya çalışmışlardı. Zamanla aşık olma deneyiminin duygusal zirvelerinden aşağı inmişler, fakat birbirlerinin sevgi dilini konuşmayı yeterince öğrenmemişlerdi. Son birkaç yıl boyunca yalnızca yarı yarıya dolu bir sevgi deposuyla yaşamıştı. Ona her şeyin yolunda olduğunu düşünmesini sağlamaya yetecek kadar sevgi gösteriliyordu ama kocasının sevgi deposu tamamen boştu.

Becky'ye Brent isterse onunla görüşebileceğimi, Brent'e de telefonda şunları söyledim: "Bildiğin gibi, Becky beni görmeye geldi ve evliliğinizin bugünkü durumuyla ilgili sorunlarını anlattı. Ona yardımcı olmak istiyorum ama bunu yapabilmek için senin ne düşündüğünü de bilmem gerekiyor."

Hiç tereddütsüz kabul etti ve şimdi de büromda oturuyordu. Dış görünüşü Becky'ninkiyle tam bir tezat oluşturuyordu. Becky geldiğinde kontrolsüzce ağlamıştı ama Brent'in yüzünden hiçbir duygu okunmuyordu. Bununla birlikte onun haftalar, belki de aylar önce ağlamış olduğu ve ağlamasının içten içe olduğu düşüncesine kapıldım. Brent'in anlattığı hikaye bu önsezimi doğruladı.

"Onu artık sevmiyorum" dedi. "Onu uzun bir süredir sevmiyorum. Onu incitmek istemiyorum ama artık kendimi ona yakın hissetmiyorum. İlişkimiz anlamsız bir hal aldı. Artık onunla olmaktan hoşlanmıyorum. Ne olduğunu bilmiyorum. Farklı olmasını isterdim ama artık ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum."

Brent, yüz binlerce evli erkeğin yıllarca düşündüğü ve hissettiği şeyleri düşünüyor ve hissediyordu. Bu, erkeklere sevgiyi başka birinde aramak için duygusal özgürlük veren "Artık onu sevmiyorum" avuntusudur. Bazı evli kadınlar da aynı bahaneyi kullanarak eşlerini aldatır.

Ben de geçmişte aynı şeyleri yaşamış olduğum için Brent'i çok iyi anladım. Binlerce evli kadın ve erkek bunu yaşamıştı; duygusal açıdan boş, doğru olanı yapmak isteyen, kimseyi incitmek istemeyen, fakat duygusal gereksinimleri yüzünden sevgiyi evliliğin dışında aramaya itilen binlercesi. Neyse ki ben aşık olma deneyimiyle sevildiğini hissetme ihtiyacı arasındaki farkı daha evliliğimin başlarında keşfetmiştim. Toplumumuzdaki çoğu insan bu farkı henüz öğrenemedi. Filmler, pembe diziler ve romantik dergilerde bu iki sevgi iç içe sokuldu. Böylelikle, kafamızın daha çok karışmasına sebep oldular. Oysa bunlar birbirinden çok farklı iki şeydir.

Aşık Olmak bölümünde tartıştığımız aşık olma deneyimi içgüdüsel düzeydedir. Önceden tasarlanmamıştır. Normal kadın-erkek ilişkisi bağlamında oluşur. Beslenebilir veya bastırılabilir, fakat bilinçli bir seçimle ortaya çıkmaz. Kısa ömürlüdür (genellikle iki yıl veya daha az) ve insanoğlu için Kanada kazlarının çiftleşme çağrısıyla aynı fonksiyonu yerine getiriyor gibidir.

Aşık olma deneyimi, bir insanın sevilmek için duyduğu duygusal gereksinimi geçici olarak karşılar. Birinin bize değer verdiği, hayranlık duyduğu ve bizi takdir ettiği duygusunu verir. Duygularımız, karşımızdaki kişinin bizi bir numara olarak gördüğü, zamanını ve enerjisini özel olarak ilişkimize adamayı arzu ettiği düşüncesiyle coşar. Kısa bir dönem için, ne kadar sürerse, sevilme ihtiyacımız karşılanmıştır. Depomuz doludur; dünyayı fethederiz. Hiçbir şey imkansız değildir. Birçok kişi için bu, dolu bir duygusal depoyla yaşadıkları ilk zamandır ve coşku dolu bir deneyimdir.

Karımın sevgi ihtiyacını karşılamak
her gün yaptığım bir seçimdir.
Eğer onun birincil sevgi dilini bilir
ve konuşmayı seçersem,
sevilme ihtiyacını karşılamış olurum.
O da sevgimden emin olur.​

Ne var ki, zamanla o zirvelerden gerçek dünyaya ineriz. Eğer eşimiz bizim birincil sevgi dilimizi konuşmayı öğrenmişse, sevilme ihtiyacımız karşılanmaya devam edecektir. Öte yandan eşimiz sevgi dilimizi konuşmuyorsa, depomuz zamanla kurur ve bir süre sonra sevildiğimizi hissetmemeye başlarız. Eşimizin bu gereksinimini karşılamak kesinlikle bir seçimdir. Eğer eşimin sevgi dilini öğrenir ve bunu sık sık konuşursam, sevildiğini hissetmeye devam eder. Aşık olma deneyiminin tutkusundan kurtulduğunda da o günleri hiç özlemez, çünkü sevgi deposu dolmayı sürdürür. Ne var ki onun birincil sevgi dilini öğrenmemiş ve konuşmayı seçmemişsem, o zirveden indiğinde, karşılanmayan ihtiyaçları yüzünden eksiklik duyar. Boş bir sevgi deposuyla yıllarca yaşadıktan sonra da muhtemelen başka birine aşık olur ve bu devir tekrar başlar.

Karımın sevgi ihtiyacını karşılamak her gün yaptığım bir seçimdir. Eğer onun birincil sevgi dilini bilir ve konuşmayı seçersem, sevilme ihtiyacı karşılamış olurum. O da sevgimden emin olur. Eğer o da benim için aynı şeyi yaparsa, benim de duygusal ihtiyaçlarım karşılanır ve her ikimiz de dolu birer depoyla yaşarız. Duygusal olarak huzurlu olduğumuzda, yaratıcı enerjilerimizi evliliğin dışında birçok yararlı proje için kullanırken, bir yandan da evliliğimizin heyecanlı ve gelişen bir evlilik olmasını sağlayabiliriz.

Zihnim bütün bunlarla doluydu. Brent'in donuk yüzüne tekrar baktım ve ona yardımcı olup olamayacağımı düşündüm. Aslında biliyordum ki, büyük ihtimalle o başka bir aşk deneyimine atılmıştı bile. Bunun başlangıç aşamalarına mı, yoksa zirvesinde mi olduğunu merak ettim. Boş bir sevgi deposunun acısını çeken pek az erkek bu gereksinimi başka bir yerde karşılama umudu olmadan evliliklerini bitirir.

Brent dürüst davrandı ve birkaç aydır başka birine aşık olduğunu anlattı. Bu duyguların kaybolacağını ve evliliğinin düzeleceğini ummuştu ama evde işler daha da kötüye gidince diğer kadına duyduğu aşk da artmıştı. Yeni sevgilisi olmadan yaşamayı hayal bile edemiyordu artık.

Brent'in çelişkisini anlıyordum. Karısını veya çocuklarını incitmeyi hiç istemiyordu ama bir yandan da mutlu bir yaşamı hak ettiğini düşünüyordu. Ona ikinci evliliklerle ilgili istatistiklerden bahsettim (Yüzde 60 boşanmayla sonuçlanıyor).Bunu duyduğunda çok şaşırdı ama o mutlu olacağından emindi. Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini gösteren araştırmalardan bahsettim ama o çocuklarına iyi bir baba olmaya devam edeceğinden ve onların boşanmanın sarsıntısını aşacağından emindi. Bu kitabın konularına değinerek aşık olma deneyimiyle sevildiğini hissetmek için duyulan derin duygusal gereksinim arasındaki farkı açıkladım. Beş sevgi dilini anlattım ve evliliğine yeni bir şans vermesini önerdim. Bütün bu görüşme boyunca, benim evliliğe entelektüel ve akılcı yaklaşımımla onun deneyimlediği duygusal zirvelerin birbirinden bir av tüfeğiyle otomatik bir silah kadar uzak olduğunu biliyordum. Benim ilgimi takdir ettiğini söyledi ve Becky'ye yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapmamı rica etti. Ardından da ona göre evliliğini kurtarmak için hiçbir ümit olmadığına beni temin etti.

Bir ay sonra Brent büromu aradı ve benimle tekrar konuşmak istediğini söyledi. Bu kez büroma girdiğinde, dikkati çekecek kadar rahatsızdı. Daha önce gördüğüm sakin ve serinkanlı adam değildi. Sevgilisi duygusal zirvelerden aşağı inmeye ve Brent'te hoşlanmadığı bazı özelliklerin olduğunu fark etmeye başlamıştı. İlişkiden uzaklaşıyordu ve Brent çok acı çekiyordu. Onun kendisi için ne kadar önemli olduğunu ve kendisini reddedişinin ne kadar dayanılmaz olduğunu anlatırken gözünden yaşlar geldi.

Brent benim tavsiyemi sormadan önce, bir saat boyunca sabırla anlattıklarını dinledim. Acısını çok iyi anladığımı söyledim ve yaşadığının bir kayıptan doğan duygusal bir acı olduğunu ve bu acının bir gecede geçmeyeceğini belirttim. Bununla birlikte, bu deneyimin kaçınılmaz olduğunu da açıkladım. Aşık olma deneyiminin geçici doğasını, er veya geç ama mutlaka o yüksekliklerden gerçek dünyaya ineceğimizi hatırlattım. Bazılarının aşkları evlenmeden önce, bazılarınınki de evlendikten sonra bitiyordu. Şimdi olmasının sonra olmasından çok daha iyi olduğunu düşünüyordu.

Bir süre sonra, belki de bu krizin eşiyle birlikte evlilik danışmanlığı lması için iyi bir fırsat olduğunu söyledim. Ona gerçek ve uzun ömürlü sevginin bir seçim olduğunu, birbirlerini doğru sevgi diliyle sevmeyi öğrenirlerse bu sevginin yeniden doğabileceğini hatırlattım. Evlilik danışmanlığını kabul etti ve dokuz ay sonra Brent ve Becky büromdan yeni doğmuş bir evlilikle çıktılar. Üç yıl sonra Brent'i gördüğümde, evliliğinin ne kadar harika yürüdüğünü anlattı ve yaşamının can alıcı bir noktasında kendisine yardım ettiğim için teşekkür etti. Sevgilisini kaybetmenin acısının iki yıldan fazla bir süredir geçtiğini söyledi. Gülümsedi ve "Benim depom hiç bu kadar dolu olmamıştı. Şu anda Becky de karşılaşabileceğiniz en mutlu kadın" dedi.

Neyse ki Brent aşık olma deneyiminin dengesizliğinden fayda gören biriydi. İki insan asla aynı gün aşık olmaz ve asla aşkları aynı günde bitmez. Bu gerçeği keşfetmek için sosyal bilimci olmanız gerekmiyor. Şarkıları dinleyin, yeter. Brent'in sevgilisinin aşkı tam zamanında bitmişti.

Brent ve Becky'ye danışmanlık yaptığım dokuz ay boyunca, daha önce çözmedikleri birçok problem üzerinde çalıştık; fakat evliliklerinin yeniden doğuşunun anahtarı, birbirlerinin birincil sevgi dilini keşfetmeleri ve bunu sık sık konuşmayı seçmeleriydi.

itzphcxhihb.gif
 
035ju4.gif


İçinizden gelmeyen bir şeyi yapmak,
daha büyük bir sevgi ifadesidir.​

Birincil Sevgi Dilinizi Keşfetmek bölümünde ortaya attığım soruya dönmeme izin verin. "Ya eşinizin sevgi dilini konuşmak içinizden gelmiyorsa?" Evlilik seminerlerimde bu soru bana sık sık sorulur. Ben de her zaman "Ne olacak?" diye yanıt veririm.

Benim eşimin sevgi dili hizmet davranışlarıdır. Ona duyduğum sevgiyi göstermek için en sık yaptığım şeylerden biri, evi süpürmektir. Evi süpürmenin benim içimden geldiğini mi sanıyorsunuz? Annem evi hep bana süpürtürdü. Tüm ortaokul ve lise yıllarım boyunca, cumartesi günleri bütün evi süpürmeden top oynamaya gidemezdim. O günlerde kendi kendime şunu söylerdim: "Buradan gidince asla yapmayacağım bir tek şey varsa, o da ev süpürmektir. Bunu karıma yaptıracağım."

Oysa şimdi bizim evi süpürüyorum ve bunu düzenli olarak yapıyorum. Evimizi süpürmemin de yalnızca bir nedeni var: Sevgi. Bana bir evi parayla süpürtmeye gücünüz yetmezdi; fakat bunu sevgi için yapıyorum. Görüyorsunuz, içinizden gelmeyen bir şeyi yapmak daha büyük bir sevgi ifadesidir. Karım biliyor ki, ben evi süpürdüğümde, bu yüzde yüz katışıksız sevgiden başka bir şey değildir ve ben bunun için tam not alıyorum!

İçinizde şöyle diyenler olabilir: "Fakat Dr. Chapman, bu farklı bir şey. Eşimin birincil sevgi dilinin fiziksel temas olduğunu biliyorum ve ben dokunma alışkanlığı olan bir insan değilim. Annemle babamın birbirlerine sarıldığını hiç görmedim. Bana da hiç sarılmazlardı. Ben dokunmayı bilen biri değilim. Ne yapacağım?"

İki eliniz var mı? Onları birleştirebiliyor musunuz? Şimdi, eşinizin onların arasında olduğunu ve onu kendinize çektiğinizi hayal edin. Eşinize üç bin kez sarıldıktan sonra bunu çok daha rahat yapacağınıza bahse girerim. Ne var ki bizim konumuz rahatlık değil. Biz sevgiden bahsediyoruz. Sevgi başka biri için yaptığınız bir şeydir, kendiniz için değil. Çoğumuz her gün içimizden gelmeyen pek çok şey yaparız. Bazılarımız için bu sabahları yataktan kalkmaktır. Duygularımıza karşı gelip yataktan kalkarız. Neden? Çünkü o gün yapılacak bir işimiz olduğunu düşünürüz. Normal olarak, gün bitmeden önce de kalktığımız için kendimizi iyi hissederiz. İşimiz isteklerimizden önce gelir.

Aynısı sevgi için de geçerlidir. Eşimizin birincil sevgi dilini keşfederiz ve bize doğal gelsin ya da gelmesin, onu konuşmayı seçeriz. Bunu yapmaktaki amacımız haz almak ya da heyecan yaşamak değildir. Niyetimiz eşimizin duygusal gereksinimini karşılamaktır ve onun sevgi dilini konuşmak üzere bir hamle yaparız. Bunu yaparak onun sevgi deposunu doldururuz. Büyük olasılıkla da o da buna yanıt verecek ve bizim dilimizi konuşacaktır. O bizim için bir şey yaptığında da bizim sevgi depomuz dolmaya başlar.

Sevgi bir seçimdir. Bu süreci eşlerden herhangi biri hemen bugün başlatabilir.

035ju4.gif
 
25bdb5cdcf5d.gif


Farkı Yaratan Sevgidir

Sevgi bizim tek duygusal gereksinimimiz değildir. Psikologların gözlemlerine göre, temel gereksinimlerimiz arasında özgüveni, güvende olduğunu ve önemli olduğunu hissetme gereksinimleri de vardır. Ancak, sevilme ihtiyacı bu gereksinimlerin tümüyle etkileşim halindedir.

Eğer eşim tarafından sevildiğimi hissedersem, sevdiğimin bana bir zarar vermeyeceğini bilerek rahatlayabilirim. Onun yanında kendimi güvende hissederim. İşimde birçok belirsizlikle yüz yüze gelebilirim. Yaşamın başka alanlarında düşmanlarım olabilir; fakat eşimleyken kendimi güvende hissederim.

Özgüven duygum, eşimin beni sevdiği gerçeğiyle beslenir. Sonuçta, eğer o beni seviyorsa, ben sevilmeye değer olmalıyım. Annem ve babam bana kendi değerim konusunda olumsuz veya karışık mesajlar vermiş olabilir; fakat eşim beni bir yetişkin olarak görüyor ve beni seviyor. Onun sevgisi benim özgüvenimi tazeliyor.

Kendimizi önemli hissetme ihtiyacı, çoğu davranışımızın gerisindeki duygusal güçtür. Yaşam başarma arzusuyla anlam kazanır. Yaşamamızın bir anlamı olsun, varlığımız bir işe yarasın isteriz. Önemli olmanın ne anlama geldiği konusunda kendi fikirlerimiz vardır ve hedeflerimize ulaşmak için çok çalışırız. eşimiz tarafından sevildiğimizi hissetmek önemli olduğumuz duygusunu artırır. "Eğer beni seven biri varsa, bir önemim olmalı" diye düşünürüz.

Önemliyim, çünkü yaratılış düzeninin zirvesinde duruyorum. Soyut terimlerle düşünme, düşüncelerimi sözlerle ifade etme ve kararlar verme yeteneğim var. Basılmış veya kaydedilmiş sözlerin yardımıyla yardımıyla benden önce yaşamış insanların düşüncelerinden yararlanabiliyorum. Başka bir çağda veya kültürde yaşamış olsalar da, onların deneyimlerinden faydalanabiliyorum. Aile üyelerinin ve arkadaşların ölümüne tanık oluyor ve maddenin ötesinde varlık olduğunu düşünüyorum. Bütün kültürlerde, insanların ruhsal aleme inandığını keşfediyorum. Bilimsel gözlemlerle eğitilmiş zihnim eleştirel sorular yöneltse bile, bunun gerçek olduğunu kalbim bana söylüyor.

Ben önemliyim. Yaşamın bir anlamı var. Daha yüce bir amaç var. Buna inanmak istesem de, biri bana sevgisini ifade edene kadar kendimi önemli hissetmeyebilirim. Eşim bana zamanını, enerjisini ve çabasını severek verdiğinde, önemli olduğuma inanırım. Sevgisiz kalırsam, bütün bir ömrü önem, özgüven ve güvence arayışıyla geçirebilirim. Sevgiyi deneyimlediğim zaman, tüm bu gereksinimlerim olumlu yönde etkiler. Şimdi potansiyelimi geliştirmek için özgürüm. Özgüvenimle daha çok güvencedeyim ve kendi gereksinimlerime yoğunlaşmak yerine, artık çabalarımı dışarıya yöneltebilirim. Gerçek sevgi her zaman özgürleştirir.

Evlilik ortamında sevildiğimizi hissetmezsek, aramızdaki farklar gözümüzde büyür. Birbirimizi ortak mutluluğumuzu tehdit eden kişi olarak görmeye başlarız. Özgüven ve önem duyguları için savaşırız ve evlilik bir cennetten ziyade bir savaş alanı haline gelir.

Sevgi her şeye yanıt değildir; fakat canımızı şeylere yanıtlar arayacağımız bir çift, birbirlerini kınamadan aralarındaki farkları tartışabilir. Çelişkiler çözümlenebilir. Farklı iki insan birlikte uyum içinde yaşamayı öğrenebilir. Birbirlerinin en iyi yanlarını nasıl ortaya nasıl ortaya çıkarabileceklerini keşfederler. Bunlar sevginin ödülleridir.

Eşinizi sevme kararı, içinde çok büyük bir potansiyel barındırır. Onun birincil sevgi dilini öğrenmek ise bu potansiyeli gerçekliğe dönüştürür. dünyayı döndüren gerçekten sevgidir. En azından Jean ve Norm için böyleydi.

25bdb5cdcf5d.gif
 
1260840eth3cfgbsh.gif

Benim büroma gelmek için üç saat yolculuk yapmışlardı. Norm'un orada olmak istemediği açıktı. Jean onu terk etme tehditleriyle onu buna mecbur etmişti. (Bu yaklaşımı ben önermiyorum; fakat genellikle insanlar beni görmeye gelmeden önce önerilerimi bilmezler.) otuz beş yıllık evlilerdi ve daha önce bir danışmanın yardımına başvurmamışlardı.

Konuşmayı Jean başlattı. "Dr. Chapman, önce iki şeyi bilmenizi istiyorum. Her şeyden önce, bizim hiç para sorunumuz yok. Bir dergide, paranın evlilikte en büyük sorun olduğunu okumuştum. Bu bizim için geçerli değil. İkimiz de yıllarca çalıştık. Evin parası ödendi, arabanın parası ödendi. Hiç para sorunumuz yok. İkincisi, bizim tartışmadığımızı bilmenizi istiyorum. Arkadaşlarım sürekli olarak tartıştıklarından bahsediyorlar. Biz hiç tartışmadık. Son kez tartıştığımız zamanı hatırlayamıyorum. İkimiz de tartışmanın yararsız olduğu konusunda hemfikiriz; bu yüzden tartışmayız."

Bir danışman olarak, Jean'in yolumu açmasını takdirle karşıladım. Asıl konuya geleceğini biliyordum. Açış konuşmasını önceden düşündüğü açıktı. Sorun olmayan şeylerle zaman kaybetmeyeceğimizden emin olmak istiyordu. birlikte geçireceğimiz zamanı akıllıca kullanmak istiyordu.

Devam etti: "Sorun, kocamın beni sevdiğini hiçbir zaman hissetmeyişim. Yaşam bizim için bir rutin. Sabah kalkar ve işe gideriz. Öğleden sonra o kendi işine bakar, ben kendi işime. Genellikle akşam yemeğini birlikte yeriz ama hiç konuşmayız. Yemek yerken o televizyon seyreder. Yemekten sonra tuvalete gider, sonra da ben ona yatma vaktinin geldiğini söyleyene kadar televizyon karşısında uyur. Bu, bizim hafta içindeki beş günlük programımız. Cumartesi sabahları golf oynar, öğleden sonra bahçede çalışır. Cumartesi geceleri başka bir çiftle dışarıda yemeğe çıkarız. Onlarla konuşur, fakat eve dönmek üzere arabaya bindiğimizde sohbet biter. Eve geldiğimizde de yatana kadar televizyonun karşısında uyur. Pazar sabahı kiliseye gideriz. Her pazar sabahı mutlaka kiliseye gideriz Dr. Chapman" diye vurguladı.

"Sonra" dedi. "Arkadaşlarımızla öğlen yemeğine gideriz. Eve dönünce, bütün pazar öğleden sonra televizyon karşısında uyur. Pazar gecesi genellikle kiliseye tekrar gider, eve döner, patlamış mısır yer ve yatarız. Bu bizim haftalık programımız. Bütün yaptığımız bundan ibaret. Aynı evde yaşayan iki oda arkadaşı gibiyiz. Aramızda olup biten hiçbir şey yok. Onun beni sevdiğini hissetmiyorum. Sıcaklık yok, duygu yok. Bomboş, ölü bir evlilik sürdürüyoruz ve ben bu durumda daha fazla devam edebileceğimi sanmıyorum."

Jean ağlamaya başlamıştı. Ona bir mendil verdim ve Norm'a baktım. İlk yorumu şuydu: "Onu anlamıyorum." Kısa bir duraklamadan sonra devam etti. "Ona onu sevdiğimi göstermek için bildiğim her şeyi yaptım, özellikle bu konuda şikayet etmeye başladığı bu son iki üç yıl içerisinde. Hiçbir şey işe yaramıyor sanki. Ne yaparsam yapayım, sevildiğini hissetmediği konusunda şikayet etmeyi sürdürüyor. Başka ne yapabileceğimi bilmiyorum."

Norm'un sinirli ve kızgın olduğu anlaşılıyordu. "Jean'e duyduğun sevgiyi göstermek için ne yapıyordun?" diye sordum.

"Şey, ilk olarak" dedi. "Be eve ondan önce gelirim. Bu yüzden her gece yemeği yapmaya ben başlarım. Aslında haftanın dört gecesi o eve geldiğinde yemek neredeyse hazırdır. Diğer gece de akşam yemeğini dışarıda yeriz. Haftada üç gece yemekten sonra bulaşıkları yıkarım. Bir gece toplantım olur ama diğer üç gece yemek bitince bulaşıkları yıkarım. Sırtı rahatsız olduğu için bütün süpürme işini ben yaparım. Onun polene alerjisi olduğu için bahçede de ben çalışırım. Kurutucudan çıktıktan sonra çamaşırları katlarım."

Jean için yaptığı diğer şeyleri anlatmaya devam etti. Bitirdiği zaman, "Peki bu kadın ne iş yapıyor?" diye düşündüm. Onun payına düşen hiçbir şey yok gibiydi.

Norm devam etti: "Onu sevdiğimi göstermek için bütün bunları yapıyorum ama o orada oturmuş, size bana iki üç yıldır söylediği şeyi, yani sevildiğini hissetmediğini söylüyor. Onun için başka ne yapacağımı bilmiyorum."

Jean'e geri döndüğümde, "Dr. Chapman" dedi. "Bütün bunlar çok güzel ama ben onun kanepede oturup benimle konuşmasını istiyorum. Biz hiç konuşmuyoruz. Otuz yıl boyunca konuşmadık. O hep bulaşık yıkıyor, yer süpürüyor, çim biçiyor. Daima bir şeyler yapıyor. Benimle kanepede oturmasını, bana biraz zaman ayırmasını, bana bakmasını, bizim hakkımızda, yaşamlarımız hakkında konuşmasını istiyorum.

Jean tekrar ağlamaya başlamıştı. Onun birincil sevgi dilinin nitelikli beraberlik olduğu bence açıktı. Dikkat çekmek için ağlıyordu. ona bir nesneymiş gibi değil, bir insanmış gibi davranılmasını istiyordu. Norm'un koşuşturması onun duygusal gereksinimini karşılamıyordu. Norm'la biraz daha konuşunca, onun da sevildiğini hissetmediğini keşfettim ama bundan bahsetmiyordu. "eğer otuz beş yıllık evliysen, faturaların ödeniyorsa, tartışmıyorsan, daha başka ne bekleyebilirsin ki?" diye akıl yürütüyordu. Onun bulunduğu nokta buydu. Fakat ona "Senin için ideal bir eş nasıl olmalıdır? Eğer ideal bir eşe sahip olsaydın, o nasıl biri olurdu?" diye sorduğumda, ilk kez gözlerimin içine baktı ve "Gerçekten bilmek istiyor musunuz?" dedi.

"Evet" dedim.

Kanepeye oturdu, kollarını göğsüne kavuşturdu, yüzünde koca bir gülümseme belirdi ve "Bunu hayal ettim" dedi. "mükemmel bir eş, öğleden sonra eve gelip benim için yemek hazırlayan bir kadın olurdu. Ben bahçede çalışırdım ve o beni yemeğe çağırırdı. Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları yıkardı. Muhtemelen ona biraz yardım ederdim, fakat sorumluluğu o alırdı. gömleğimin düğmesi koptuğunda düğmemi dikerdi."

Jean kendini daha fazla tutamadı ve kocasına dönüp "Sana inanmıyorum. Bana yemek pişirmeyi sevdiğini söylemiştin." dedi.

"Yemek pişirmeye bir itirazım yok" diye yanıtladı Norm. "Fakat bu bey bana idealimin ne olduğunu sordu."

Başka bir söze gerek kalmadan Norm'un birincil sevgi dilini de anlamıştım: Hizmet davranışları. Norm'un Jean için bunca şeyi neden yaptığını düşünüyorsunuz. Ona göre sevgiyi göstermenin yolu buydu: İnsanlar için bir şeyler yapmak. Sorun, bir şeyler yapmanın Jean'in birincil sevgi dili olmayışıydı. O Norm için bir şeyler yapıyor olsaydı, bu Norm'a çok şey ifade ederdi ama Jean için aynı şey geçerli değildi.

Norm'un zihni aydınlandığında söylediği ilk şey şuydu: "Neden kimse bunu ban otuz yıl önce söylemedi? Bu kadar işi yapacağıma her gece on beş dakika kanepede oturup onunla konuşabilirdim."

Jean'a döndü ve "Yaşamımda ilk kez 'Biz konuşmuyoruz' dediğinde ne kastettiğini anladım" dedi. "Bunu hiç anlayamıyordum. Konuştuğumuzu zannediyordum. Hep 'İyi uyudun mu?' diye soruyordum. Sen her gece kanepede on beş dakika oturmamızı, birbirimize bakmamızı ve konuşmamızı istiyorsun. Şimdi ne demek istediğini anlıyorum ve şimdi bunun senin için neden bu kadar önemli olduğunu kavrıyorum. Bu senin sevgi dilin. Bu gece başlıyoruz. Yaşamımın geri kalan kısmında, her gece sana kanepede on beş dakika ayıracağım. Buna inanabilirsin."

Jean Norm'a dönerek, "Bu çok güzel olur" dedi. "Benim için de sana yemek hazırlamanın bir sakıncası yok. Eve senden sonra geldiğim için her zamankinden geç yiyebiliriz ama yemek yapmak benim için hiç sorun değil. Düğmelerini de seve seve dikerim. Onları hiçbir zaman kopuk halde bırakmıyordun ki dikeyim. Eğer sana sevildiğini hissettirecekse, yaşamımın geri kalan kısmında bulaşıkları da yıkarım."

Jean ve Norm evlerine döndüler ve birbirlerini doğru sevgi dilleriyle sevmeye başladılar. görüşmemizin üzerinden iki ay geçmemişti ki, ikinci balayılarına çıktılar. Evliliklerinde ne kadar köklü değişimlerin olduğunu söylemek için beni Bahamalar'dan aradılar.

Sevgi, bir evlilikte yeniden doğabilir mi? Elbette! Anahtar, eşinizin birincil sevgi dilini öğrenmeniz ve onu konuşmayı seçmenizdir.

1260840eth3cfgbsh.gif
 
boeket1td5.gif


Sevimsizi Sevmek​
Eylül ayında güzel bir cumartesiydi. Karım ve ben Reynolda Bahçeleri'nde, bazıları dünyanın değişik yerlerinden ithal edilmiş bitkilerin tadına vararak geziniyorduk. Bu bahçeler aslında büyük tütüncü R.J. Reynolds'ın malikanesine ait bir kısım olarak oluşturulmuştu. Buraları artık Wake Forest Üniversitesi'ne ait bir yerdir. İki hafta önce danışma seanslarına başlayan Ann'in bize yaklaştığını fark ettiğimde, gül bahçelerini henüz geçmiştik. Parke taşlarıyla döşenmiş patikaya bakıyordu. Çok derin düşünceler içinde olduğu görülüyordu. Onu selamladığımda önce ürktü, sonra bana bakıp gülümsedi. Onu Karolyn'le tanıştırdım ve biraz hoşbeş ettik. Sonra birden bana o ana kadar duyduğum en derin sorulardan birini sordu: "Dr. Chapman, nefret ettiğiniz birini sevmeniz mümkün mü?"

Bu sorunun derin bir acıdan doğduğunu ve düşünceli bir yanıtı hak ettiğini düşündüm. ertesi hafta başka bir danışma seansında onu göreceğimi biliyordum. Bu yüzden "Ann" dedim. "Bu şimdiye kadar duyduğum en düşündürücü sorulardan biri. Neden bunu gelecek hafta tartışmıyoruz?" Kabul etti. Karolyn ve ben de gezintimize devam ettik ama Ann'in sorusu bir türlü aklımdan çıkmadı. Daha sonra, eve dönerken, Karolyn ve ben bunu tartıştık. Evliliğimizin ilk zamanlarını düşündük ve nefret duygusunu sık sık yaşadığımızı anımsadık. Birbirimize söylediğimiz kınayıcı sözler acı, acının peşinden de kızgınlık uyandırıyordu. İfade edilmeyen kızgınlık nefrete dönüşür. Bizim bunu atlatmamızı sağlayan şey neydi? Bunun sevme konusundaki seçim olduğunu ikimiz de biliyorduk. Talep etme ve kınama modelini sürdürdüğümüz takdirde evliliğimizi mahvedeceğimizin farkındaydık. Neyse ki, aşağı yukarı bir yıl içinde birbirimizi kınamadan aramızdaki farkları tartışmanın, birlikteliğimizi bozmadan ortak kararlar alabilmenin, talepkar olmadan yapıcı önerilerde bulunmanın ve nihayet birbirimizin sevgi dilini konuşmanın yollarını öğrenmiştik. Tam birbirimize karşı olumsuz şeyler hissediyorduk ki, birbirimizi sevmeyi seçtik. Birbirimizin birincil sevgi dilini konuşmaya başladığımızda kızgınlık ve nefret gibi olumsuz duygular azaldı.

Fakat bizim durumumuz Ann'inkinden farklıydı. Karolyn ve ben öğrenmeye ve gelişmeye açıktık. Oysa Ann'in kocası böyle değildi. Ann önceki hafta danışma seanslarına gelmesi için kocasına yalvardığını söylemişti. Evlilik üzerine bir kitap okumasını veya bir kaset dinlemesini rica etmişti fakat kocası onun gelişme yolundaki tüm çabalarını reddetmişti. Ann'e göre kocası bu davranışıyla "Benim hiçbir sorunum yok. Sorunları olan sensin." demek istiyordu. Kendisince o haklıydı, Ann hatalıydı. Bu bu kadar basitti. Kocasına duyduğu sevgi, onun yıllar boyunca Ann'i sürekli eleştirmesi ve kınaması sonucunda ölmüştü. On yıllık evlilikten sonra duygusal enerjisi tükenmiş, özgüveni neredeyse yok olmuştu. Ann'in evliliği için umut var mıydı? Sevimsiz bir kocayı sevebilir miydi? Kocası onun sevgisine karşılık verir miydi?

Ann'in oldukça dindar bir insan olduğunu ve düzenli olarak kiliseye gittiğini biliyordum. Evliliğinin yaşması için belki de tek umudun Ann'in inancında olduğunu düşündüm. Ertesi gün, aklımda Ann olduğu halde Luke'un yazdığı Hazreti İsa'nın yaşam hikayelerini okumaya başladım. Luke'un üslubuna daima hayran olmuşumdur, çünkü o detaylara önem veren bir hekimdi ve birinci yüzyılda, Hazreti İsa'nın yaşam tarzı ve öğretilerinin düzenli bir hikayesini yazmıştı. Birçok insanın İsa'nın en büyük vaazı olarak nitelendirdiği konuşmadan, "sevginin karşılaşacağı en büyük zorluklar" olarak adlandırdığım şu sözleri okudum.

"Beni işitenlere söylüyorum: Düşmanınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size beddua edenlere siz hayırduada bulunun, size kötü davrananlar için dua edin... Başkalarına, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın. Sadece sizi sevenleri sevmenizin ne kıymeti var? Kendilerini sevenleri günahkarlar da sever."

Bana öyle geliyordu ki, neredeyse iki bin yıl önce yazılmış bu derin sözler, Ann'in aradığı bakış açısı olabilirdi. Fakat o bunu yapabilir miydi? Bir insan bunu yapabilir miydi? Sizin düşmanınız haline gelmiş bir eşi sevmek mümkün müydü? Size beddua eden, kötü davranın ve size karşı nefret ve aşağılama sözleri sarf eden birini sevmek mümkün müydü? Eğer yapabilirse, bunun karşılığını alabilir miydi? Kocası değişip ona sevgi ve ilgi göstermeye başlayabilir miydi? İsa'nın bu çok eski vaazındaki şu söz beni çok şaşırttı: "Verin, size verilecektir. Ne kadar çok verirseniz, o kadar çoğu geri döner; çünkü kullandığınız ölçüyle ölçüleceksiniz."

Bu çok eski, sevimsiz olanı sevme prensibi Ann'inki kadar bozuk bir evlilikte işe yarayabilir miydi? Benim varsayımıma göre, Ann kocasının birincil sevgi dilini öğrenebilir ve bu dili onun sevgi ihtiyacı karşılanana kadar bir süre konuşabilirse, sonunda kocası karşılık verecek ve ona sevgi göstermeye başlayacaktı. Bunun işe yarayıp yaramayacağını çok merak ediyordum.

boeket1td5.gif
 
boeket2nh0.gif

Ertesi hafta Ann'le buluştum ve evliliğinin korkunç yanlarını tekrar gözden geçirirken onu dinledim. Özetinin sonunda, Reynolda Bahçeleri'nde sorduğu soruyu tekrarladı. Bu kez bunu bir ifade şeklinde ortaya koydu: "Dr. Chapman, bütün bu yaptıklarından sonra onu tekrar sevebilir miyim bilmiyorum."

"Bu durumu hiç arkadaşlarından hiç arkadaşlarından biriyle konuştun mu?" diye sordum.

"En yakın arkadaşlarımdan ikisiyle ve bir kısmını da başka insanlarla konuştum."

"Onların yanıtı neydi?"

"Bitir!" dedi. "Hepsi bana bitirmemi, onun asla değişmeyeceğini ve benim tek yaptığımın bu eziyeti uzatmak olduğunu söylüyorlar. Fakat kendimi bunu yapmaya ikna edemiyorum Dr. Chapman. Belki yapmam gerekiyor ama bunun doğru bir şey olduğuna inanamıyorum."

"Bana öyle geliyor ki, evliliği bitirmenin yanlış olduğunu söyleyen dini ve ahlaki inançlarınla, evliliği bitirmenin yaşaman için tek yol olduğunu söyleyen duygusal ıstırabın arasında bölünmüşsün."

"Bu tamamıyla doğru Dr. Chapman. Hissettiğim şey tam olarak bu. Ne yapacağımı bilmiyorum."

Duygusal depomuz
neredeyse boş olduğunda
eşimize karşı bir
sevgi kırıntısı bile hissetmeyiz.
Yalnızca boşluk ve
acı duyarız.​

"Mücadeleni çok iyi anlıyorum" diye sürdürdüm. "Çok zor bir durumdasın. Keşke sana kolay bir çözüm önerebilseydim. Ne yazık ki yapamıyorum. Muhtemelen sözünü ettiğin her iki alternatif de sana büyük bir acı verecektir. Kararını vermeden önce bir fikir önereceğim. İşe yarayacağından emin değilim ama denemeni istiyorum. Bana anlattıklarından, dini inancının senin için önemli olduğunu ve İsa'nın öğretilerine büyük saygı duyduğunu biliyorum."

Başıyla onayladı. Devam ettim. "İsa'nın bir zamanlar söylediği ve senin evliliğine uygulanabileceğini sandığım bir şeyi okumak istiyorum." Yavaşça ve dikkatlice okudum.

"Beni işitenlere söylüyorum: Düşmanınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size beddua edenlere siz hayırduada bulunun, size kötü davrananlar için dua edin... Başkalarına, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın. Sadece sizi sevenleri sevmenizin ne kıymeti var? Kendilerini sevenleri günahkarlar da sever."

"Bu sana kocanı anımsatıyor mu? Sana bir arkadaştan çok bir düşman gibi mi davranıyor?" diye sordum.

Onaylayarak başını salladı.

"Sana hiç beddua etti mi?"

"Birçok kez."

"Sana hiç kötü davrandı mı?"

"Genellikle kötü davranır."

"Peki senden nefret ettiğini söyledi mi?"

"Evet."

"Ann, eğer arzu edersen, bir deneme yapmak istiyorum. Bu prensibi evliliğine uyarladığımız takdirde ne olacağını görmek istiyorum. İzin verirsen ne demek istediğimi açıklayayım."

Ann'e duygusal depo kavramını, onunki kadar az dolu bir depoyla eşimize karşı hiç sevgi duymayacağımızı, yalnızca boşluk ve acı duyacağımızı açıklamaya giriştim. Sevgi böylesine derin bir duygusal gereksinim olduğu için, belki de onun yokluğu en derin acımızdır. Birbirimizin sevgi dilini öğrenirsek bu duygusal gereksinimin karşılanabileceğini ve olumlu duyguların tekrar oluşabileceğini anlattım.

"Bu sana mantıklı geliyor mu?" diye sordum.

"Dr. Chapman, her şeyiyle benim yaşamımı tanımladınız. Onu daha önce hiç bu kadar ner görmemiştim. Evlenmeden önce birbirimize aşıktık. Çok geçmeden zirveden aşağı indik ve hiçbir zaman birbirimizin sevgi dilini konuşmayı öğrenmedik. Benim depom yıllardır boştu. Eminim onunki de öyledir. Dr. Chapman, eğer bu kavramı daha önceden bilseydim, belki de bunların hiçbiri olmayacaktı.

"Geriye dönemeyiz Ann" dedim. Bütün yapabileceğimiz, geleceği farklı kılmak. Altı aylık bir deneme önermek istiyorum."

"Her şeyi denerim" dedi Ann.

Onun olumlu tavrından hoşlanmıştım ama bu denemenin ne kadar zor olabileceğini kavradığından emin değildim.

"İşe hedefimizi ortaya koymakla başlayalım" dedim. "Eğer altı ayda en çok arzu ettiğin dileğin gerçekleşecek olsaydı, bu ne olurdu?"

Ann bir süre sessiz oturdu, sonra düşünceli bir şekilde "Glenn'in beni tekrar sevdiğini ve benimle zaman geçirerek bunu ifade ettiğini görmek isterdim" dedi. "Birlikte bir şeyler yaptığımızı, bir yerlere gittiğimizi görmek isterdim. Benim dünyamla ilgilendiğini görmek isterdim. Dışarı yemeğe çıktığımızda konuştuğumuzu görmek isterdim. Beni dinlemesini isterdim. Fikirlerime değer verdiğini hissetmek isterdim. Birlikte seyahatler yaptığımızı ve yine eğlendiğimizi görmek isterdim. Evliliğimize her şeyden çok değer verdiğini bilmek isterdim."

Durakladı, sonra yine devam etti. "Kendi açımdan ise, ona karşı tekrar sıcak ve olumlu duygular beslemek isterdim. Ona yeniden saygı duymak isterdim. Ondan gurur duymak isterdim. Şu anda bu duygulara sahip değilim."

Ann konuşurken ben yazıyordum. Bitirdiğinde, söylediklerini ona okudum. "Bu oldukça yüksek bir amaç gibi görünüyor" dedim. "Ama senin istediğin gerçekten bu mu Ann?"

"Şu anda bu imkansız bir amaç gibi görünüyor Dr. Chapman" diye yanıtladı Ann. "Fakat bunu görmeyi her şeyden çok isterim."

"O zaman anlaşalım" dedim. "Bu senin amacın olacak. Altı ay içinde senin ve Glenn'in bu tür bir sevgi ilişkisine sahip olduğunu görmek istiyoruz."

"Şimdi izin verirsen sana bir varsayım önereceğim. Deneyimizin amacı, bu varsayımın doğru olup olmadığını ispatlamak olacak. Eğer altı ay boyunca Glenn'in birincil sevgi dilini sürekli olarak konuşabilirsen, bu süre boyunca bir yerde onun sevgi gereksiniminin karşılanacağını, duygusal deposunun dolacağını ve sevgine karşılık vermeye başlayacağını varsayalım. Bu varsayım, sevgi gereksinimimizin en derin duygusal gereksinimimiz olduğu ve bu karşılandığında, onu karşılayan kişiye olumlu yanıt verme eğilimimiz olduğu fikri üzerine kurulmuştur."

Devam ettim: "Bu varsayımın bütün inisiyatifi senin ellerine verdiğini anlıyorsundur. Glenn bu evliliği iyileştirmeye çabalamıyor. Sen çabalıyorsun. Bu varsayım der ki, eğer enerjini doğru yöne kanalize edebilirsen, Glenn'in sonuçta karşılık vermesi büyük bir olasılık."

İsa'nın Hekim Luke tarafından kaydedilmiş başka bir vaazından bir parça okudum: "Verin, size verilecektir. Ne kadar çok verirseniz, o kadar çoğu geri döner; çünkü kullandığınız ölçüyle ölçüleceksiniz."

"Anladığım kadarıyla İsa insanları kullanmanın yolunu değil, bir prensibi anlatıyor. Genel olarak konuşmak gerekirse, eğer insanlara karşı iyi ve sevecensek, onlar da bize karşı iyi ve sevecen olma eğiliminde olacaklardır. Bu, bir insanı ona karşı iyi davranarak iyi yapabiliriz anlamına gelmez. Bizler bağımsız varlıklarız. Bu yüzden sevgiyi reddedebilir, sevgiden uzaklaşabilir ve hatta sevginin yüzüne bile tükürebiliriz. Glenn'in senin sevgi dolu davranışlarına bir karşılık vereceğinin hiçbir garantisi yok. Yalnızca, büyük olasılıkla bunu yapacağını söyleyebiliriz." (Bir danışman bireysel davranışları asla tam bir kesinlikle tahmin edemez. Danışman, araştırmalara ve kişilik incelemelerine dayanarak kişinin yalnızca belirli bir durumda muhtemelen nasıl davranacağını tahmin edebilir.)

boeket2nh0.gif
 
coeurrosede1uk4zf5.gif

Varsayım üzerinde anlaşmaya varınca, Ann'e "Şimdi senin ve Glenn'in birincil sevgi dilini tartışalım" dedim. "Şu ana kadar anlattıklarından, senin birincil sevgi dilinin nitelikli beraberlik olduğunu tahmin ediyorum. Ne düşünüyorsun?"

"Sanırım tahmininiz doğru Dr. Chapman. Birlikte zaman geçirdiğimiz ve Glenn'in beni dinlediği o ilk günlerde, konuşarak ve birlikte bir şeyler yaparak uzun saatler geçirirdik. Gerçekten sevildiğimi hissederdim. Keşke evliliğimizin o kısmı geri dönebilse. Birlikte zaman geçirdiğimizde, onun bana gerçekten değer verdiğini hissediyorum. Fakat o hep başka işler yaptığında, konuşmaya ve benimle bir şeyler yapmaya hiç zaman ayırmadığında, iş ve diğer uğraşlar ilişkimizden daha önemliymiş gibi hissediyorum."

"Peki Glenn'in birincil sevgi dilinin ne olduğunu düşünüyorsun?"

"Sanırım fiziksel temas, özellikle de evliliğin cinsel yönü. Bana olan sevgisini hissettiğim ve cinsel olarak daha aktif olduğumuz zamanlarda farklı bir tutumu olduğunu biliyorum. Sanırım bu onun birincil sevgi dili Dr. Chapman."

"Onunla konuşma tarzından hiç şikayet eder mi?"

"Şey, sürekli onun başının etini yediğimi söyler. Ayrıca onu desteklemediğimi, daima onun fikirlerine karşı olduğumu da söyler."

"O halde" dedim. "Fiziksel temasın birincil sevgi dili, onay sözlerinin de ikincil sevgi dili olduğunu farz edelim. İkincisini de ortaya koymamın nedeni, olumsuz sözlerden yakınıyorsa, olumlu sözlerin onun için anlamlı olacağını düşünmem."

"Şimdi izin verirsen, varsayımımızı test etmek için bir plan önereceğim. Diyelim ki eve gittin ve Glenn'e şöyle dedin: 'Evliliğimiz hakkında biraz düşündüm ve sana daha iyi bir eş olmaya karar verdim. Bu yüzden, nasıl daha iyi bir eş olabileceğim konusunda herhangi bir önerin varsa, buna açığım. Bunu bana şimdi söyleyebilirsin ya da bu konuda düşünebilir ve ne düşündüğünü açıklayabilirsin. Şunu bil ki, ben gerçekten daha iyi bir eş olma konusunda çaba sarf etmek istiyorum.' Onun yanıtı her ne olursa olsun, bunu yalnızca bir bilgi olarak kabul et. Bu başlangıç beyanı, onun ilişkinizde değişik bir şeylerin olmak üzere olduğunu bilmesini sağlar."

"Sonra, onun birincil sevgi dilinin fiziksel temas olduğu konusundaki tahminine ve ikincil sevgi dilinin onay sözleri olabileceği konusundaki önerime dayanarak, bir ay boyunca bu iki alan üzerine odaklan."

"Eğer Glenn nasıl daha iyi bir eş olabileceğin konusunda bir öneriyle çıkagelirse, bu bilgiyi kabul et ve onu planına kat. Glenn'in yaşamındaki olumlu şeyleri ara ve bu şeyler hakkında onu sözlerle takdir et. Bunları yaparken tüm yakınmaları da bir kenara bırak. Eğer bir şeylerden şikayet etmek istiyorsan, bu ay içinde Glenn'e bu konuda bir şey söyleme. Bunları kendi defterine yaz."

"Fiziksel temas ve cinsel ilişki konusunda daha çok inisiyatif al. Yalnızca onun girişimlerine karşılık vererek değil, kendi başına da girişimde bulunarak onu şaşırt. İlk iki hafta için haftada bir kez, ikinci iki hafta için de haftada iki kez cinsel ilişkide bulunmayı hedefle." Ann bana geçen altı boyunca Glenn'le yalnızca bir veya iki kez cinsel ilişkide bulunduklarını söylemişti. Bu planın işleri oldukça çabuk düzelteceğini düşündüm.

Eğer hissetmediğiniz şeyleri
hissettiğinizi iddia ederseniz,
bu ikiyüzlülüktür...
Fakat eğer karşınızdaki kişinin yararı veya
zevki için bir sevgi davranışında bulunuyorsanız,
bu yalnızca bir seçimdir.​
"Ah Dr. Chapman, bu çok zor olacak" dedi Ann. O beni sürekli ihmal ederken cinsel olarak ona karşılık vermek çok zor geliyor. Cinsel beraberliklerimizde sevilmekten çok kullanıldığımı hissediyorum. Diğer zamanlarda hiçbir önemim yokmuş gibi davranıyor ve sonra yatağa atlayıp vücudumu kullanmak istiyor. Buna güceniyorum. Son birkaç yıldır çok sık seks yapmamamızın nedeninin de bu olduğunu tahmin ediyorum."

"Senin tepkin normal ve doğal" diyerek Ann'i rahatlattım. Birçok kadının kocalarıyla cinsel yakınlaşma arzusu, kocaları tarafından sevildikleri duygusundan kaynaklanır. eğer sevildiklerini hissetmezlerse, cinsel temasta muhtemelen kullanıldıklarını hissederler. Bu yüzden seni sevmeyen birini sevmek son derece zordur. Doğal eğilimlerimize karşıdır. Bunu yapmak için büyük ölçüde Tanrıya olan inancına dayanacaksın. Belki, İsa'nın düşmanını sevmek, senden nefret edeni sevmek, seni kullananları sevmek üzerine vaazını tekrar okumak sana yardımcı olacaktır. Sonra da Tanrı'dan İsa'nın öğretisini uygulayabilmen için yardım iste."

Ann'in söylediklerimi büyük bir dikkatle dinlediği belliydi. Ağır ağır başını sallıyordu. Kafasına takılan birçok sorun olduğu gözlerinden okunuyordu.

"Fakat Dr. Chapman, birine karşı bu kadar olumsuz şeyler hissediyorken cinsel olarak sevgi göstermek ikiyüzlülük olmuyor mu?"

"Belki de bir duygu olarak sevgi ve bir eylem olarak sevgi arasındaki farkı ayırt etmek bize yardımcı olacaktır" dedim. Eğer hissetmediğiniz şeyleri hissettiğinizi iddia ederseniz, bu ikiyüzlülüktür... Fakat eğer karşınızdaki kişinin yararı veya zevki için bir sevgi davranışında bulunuyorsanız, bu yalnızca bir seçimdir. Bu eylemin derin bir duygusal bağdan kaynaklandığını iddia etmiyorsun. Yalnızca onun yararı için bir şey yapmayı seçiyorsun. Sanırım İsa'nın kastettiği buydu."

"Tabii ki bizden nefret eden insanlara karşı sıcak duygular besleyemeyiz, bu normal bir tepki değil. Ama onlara karşı sevgi dolu davranışlarda bulunabiliriz. Bu sevgi davranışlarının onların tutumunda ve davranışlarında olumlu etkiler yaratacağını umarız. En azından, onlar için olumlu bir şeyler yapmayı seçmişizdir."

Yanıtım Ann'i en azından o an için tatmin etmiş görünüyordu. Bunu tekrar tartışacağımızı hissediyordum. Aynı zamanda, bu denemenin işe yaraması durumunda, bunun Ann'in Tanrıya olan derin inancı sayesinde olacağını da hissediyordum.

"İlk aydan sonra Glenn'e yeni halini nasıl bulduğu konusundaki düşüncelerini sormanı istiyorum" dedim. "Bunu kendi kelimelerini kullanarak sor: 'Glenn, birkaç hafta önce sana daha iyi bir eş olmaya çalışacağımı söylediğimi anımsıyor musun? Beni nasıl bulduğunu öğrenmek istiyorum!'"

"Glenn ne söylerse söylesin, bunu bir bilgi olarak kabul et. Alaycı olabilir, küstah veya düşmanca olabilir veya olumlu olabilir. Yanıtı ne olursa olsun onunla tartışma. Kabul et ve ciddi olduğundan, gerçekten daha iyi bir eş olmak istediğinden, başka önerileri varsa bunlara açık olduğundan emin olmasını sağla."

"Altı ay boyunca ayda bir kez bu soruyu tekrarla. Glenn sana ne zaman olumlu bir tepki verirse, ne zaman 'Biliyor musun, bana daha iyi bir eş olaya çalışacağını ilk söylediğinde buna çok gülmüştüm, fakat bir şeylerin değiştiğini kabul etmeliyim' derse, çabalarının ona ulaştığını bileceksin. Sana ilk ayın veya ikinci ya da üçüncü ayın sonunda olumlu tepki verebilir. İlk olumlu tepkiyi aldıktan bir hafta sonra, ondan senin birincil sevgi diline uyan bir ricada bulunmanı istiyorum. Örneğin, bir akşam ona 'Glenn' diyebilirsin. 'Bir zamanlar birlikte nasıl Scrabble oynadığımızı anımsıyor musun? Perşembe gecesi seninle Scrabble oynamak istiyorum. Çocuklar Mary'de kalacaklar. Sence bu mümkün mü?'"

"Rican genel bir şeyden ziyade belirgin bir şey olsun. 'Biliyor musun, seninle daha fazla zaman geçirmek isterdim' deme. Bu çok belirsiz. Bunu yapıp yapmadığını nasıl bileceksin? Fakat belirgin bir ricada bulunursan, bunu yaptığında senin iyiliğin için bir şey yapmayı seçtiğini bilirsin."

"Her ay ondan özel bir ricada bulun. Bunu yaparsa iyi, yapmazsa da umursama. Fakat yaptığı zaman, senin gereksinimlerine yanıt verdiğini bileceksin. Bu süreç içerisinde ona senin sevgi dilinle uyumla. Eğer seni birincil sevgi dilinde sevmeye başlarsa, eskiden ona karşı hissettiğin olumlu duygular yeniden yüzeye çıkmaya başlayacaktır. Sevgi depon dolmaya, zamanla da evliliğiniz yeniden doğmaya başlayacaktır."

Belki sizin de evliliğinizi kurtarmak için
bir mucizeye ihtiyacınız vardır.
Neden Ann'in deneyiminden
faydalanıyorsunuz?​

"Bunun gerçekleşebilmesi için her şeyi yaparım Dr. Chapman" dedi Ann.

"Şey" diye karşılık verdim. "Çok sıkı bir çalışma gerektirecek ama inan bu çabaya değer. Kişisel olarak bu deneyin işe yarayıp yaramadığını ve bu varsayımın doğruluğunu görmeyi istiyorum. Bu süreç boyunca seninle düzenli olarak görüşmek istiyorum. Örneğin iki haftada bir olabilir. Her hafta Glenn'e söylediğim olumlu onay sözlerinin bir kaydını tutmanı istiyorum. Glenn'e söylemeksizin kaydını tuttuğun şikayetleri de getirmeni istiyorum. Belki hissedilmiş rahatsızlıklardan hareket ederek, bu rahatsızlıklardan bazılarının giderilmesine yardımcı olacak özel ricaları saptayabilirim. Sonuçta engellemeleri ve rahatsızlıkları yapıcı bir şekilde nasıl paylaşacağını öğrenmeni istiyorum. Senin ve Glenn'in bu rahatsızlıklar ve çelişkilerle nasıl başa çıkacağınızı öğrenmenizi istiyorum. Fakat bu altı aylık deneme boyunca, bunları Glenn'e söylemeden yazmanı istiyorum."

Ann gitti. Onun sorusuna yanıt aldığına inanıyordum: "Nefret ettiğin birini sevmek mümkün mü?"

Sonraki altı ayda Ann, Glenn'in tutumunda ve ona karşı davranışında çok büyük bir fark gördü. İlk ayda Glenn küstahtı ve bütün bu olayı hafife aldı. İkinci ayda Ann'in çabalarına olumlu tepki verdi. Son dört ayda da, onun neredeyse tüm ricalarına olumlu karşılık verdi. Ann'in ona karşı hissettikleri büyük bir değişiklik gösterdi. Glenn hiçbir zaman danışma seanslarına gelmedi ama kasetlerimin bazılarını dinledi ve bunları Ann'le tartıştı. Ann'i danışma seanslarını sürdürmeye teşvik etti. O da bu deney bittikten sonra üç ay daha devam etti. Glenn hala arkadaşlarına benim mucizeler gerçekleştiren bir adam olduğumu anlatır.

Belki sizin de evliliğinizi kurtarmak için bir mucizeye ihtiyacınız vardır. Neden Ann'in deneyiminden yararlanmıyorsunuz? Eşinize, evliliğiniz hakkında düşündüğünüzü ve onun gereksinimlerini karşılama konusunda daha iyi olmaya karar verdiğinizi söyleyin. Nasıl gelişebileceğiniz hakkında önerilerini isteyin. Önerileri, onun birincil sevgi dili konusunda ipuçları verecektir. Eğer hiç öneride bulunmazsa, sevgi dilinin ne olduğunu yıllar boyunca şikayet ettiği şeylere dayanarak tahmin edin. Sonra, altı ay boyunca dikkatinizi bu sevgi dili üzerine yoğunlaştırın. Her ayın sonunda yeni halinizi nasıl bulduğu konusundaki görüşlerini alın ve başka öneriler isteyin.

Eşinizin gelişme gördüğünü belirttiği her defa bir hafta bekleyin ve bir haftanın sonunda özel bir ricada bulunun. Bu rica, onun sizin için yapmasını gerçekten istediğiniz bir şey olmalı. bunu yapmayı seçerse, sizin gereksinimlerinize karşılık verdiğini bilirsiniz. Eğer ricanıza yanıt vermezse, onu sevmeye devam edin. Belki gelecek ay olumlu tepki verecektir. Eşiniz sizin ricalarınızı yerine getirerek sizin sevgi dilinizi konuşmaya başlarsa, eskiden ona karşı hissettiğiniz olumlu duygular geri dönecek, zamanla evliliğiniz yeniden doğacaktır. Sonuçları garanti edemem. Fakat danışmanlığını yaptığım çok sayıda insan sevginin mucizesini yaşadı.

coeurrosede1uk4zf5.gif
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst