- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
-Hocam, …gün …saati ile …saati arasına lütfen hiçbir şey koymayalım. Talepleri ilgimi çekti. Nedenini sorduğumda şaşkınlığım birkaç kat daha
arttı. Cevap, kanallardaki dizilerin gençlerimizin hayatlarının vazgeçilmezleri
arasına ne denli girdiğinin bir ispatıydı:
-Hocam o saatlerde…. kanalında benim dizim var. O saate bir ders ayarlasak da
ders çalışamam. Bir başkası, aynı hafta içinde , başka bir gün başka saatleri
kastederek yine aynı taleple, başka bir dizi için karşıma gelmişti. Mazeret ve
açıklama yine aynıydı:
-O saatte benim dizim başlıyor. Kesinlikle ders çalışamam hocam.
Burada
bir ifade dikkatimi çekmişti; "benim dizim. "Evet öğrencilerim, "benim evim,
benim annem, benim babam, benim ailem" der gibi "benim dizim" demişlerdi.
"benim" kelimesinin arkasına eklediğiniz şeyi benimsemişsiniz demektir.
Öğrencilerimin dizileri ve dizilerdeki karakterleri benimsemiş olmaları yanlış
değildi. Yanlış olan, benimsedikleri dizilerin çok yanlış düşünce formatları
içerebilecek, gençler üzerinde olumsuz etki yapabilecek sahneler içermesiydi.
O dizileri merak etmiştim. Ve birkaç hafta süreyle o iki diziyi
izledim. Her bölümde "Aman Allah'ım", demekten kendimi alamadım. Her iki dizinin
de konusu aşk hikayesi idi. Bunda bir şey yok. Ama beni rahatsız eden ; bu aşk
hikayesi etrafında olayların anlatılış biçimleriydi. Eminim dizilerin
senaristleri ve yönetmenleri bu alt imajların ve algı öbeklerinin gençler
tarafından bu şekilde, yanlış algılanmasını amaçlamamışlardır. Ama olayların
işleniş biçimi çok rahat yanlış anlamlandırılacak türdendi.
Dizinin birinde birbirine aşık iki gencin ailelerine söylediği yalanlar
öylesine çoktu ki…Ve beni asıl ürküten ise gençlerin bu yalanlara buldukları
kılıftı. Bu iki gencin hayatı modern bir peri masalı havasında, " zengin oğlan ,
fakir kız" formuyla veriliyor ve aşkları için ailelerine " masum" yalanlar
söylüyorlardı. Yalanın bu derece masum( ve hatta ürkerek ifade edeyim gerekli)
olduğunun zihinlere kodlanıyor olabileceği düşüncesi ve endişesi tüylerimi diken
diken etti. Dizinin işleyişi içinde elbette ki bu savunulmuyordu. Ama dizinin
satır arası ifadelerini ve sahneleri dikkatle incelendiğinde şu yanlış yorum
algılanabilirdi: "Aşkı için insan ailesine ve hatta herkese yalan söyleyebilir.
Aşk her şeydir. "Oysa
herkesin bildiği bir fenomen vardır;yalan çok kötüdür ve mutlaka felaketlere yol
açar…
Diğer dizi ise daha da tehlikeli olabilecek düşünce çekirdekleri içeriyordu.
Çocukları için her şeye katlanabilecek fedakar bir anne(!) portesi çizen bir
kadın karakterin etrafında yoğrulan olaylar dizisi. Fakat diğer dizide olduğu
gibi bunda da toplumsal bilinçaltına atılan yanlış ve hatta çok tehlikeli bakış
açısı formları vardı. Dikkatimi çeken birkaç noktayı belirtmeden geçemeyeceğim.
Birincisi bu çilekeş annenin kocası rolündeki kahramanın fiziksel yapısı
itibariyle ürkütücü, psikolojik yapısı itibariyle karakteri oturmamış, agresif,
gergin, takıntılı, vicdansız, aldatan ve hatta zaman zaman paranoya sınırlarında
gezinen bir kişi olması. Buna karşılık hanımın sevdiği kişinin doktorluk gibi
saygın bir mesleğin üyesi, fiziği itibariyle düzgün, sağlam karakterli, ruhen
çok sağlıklı, mantıklı bir insan olmasıydı.
Diğer yandan: "Türk kadınları kocanız sizi aldatırsa siz de onu
aldatabilirsiniz. ", "Aşkınız söz konusu olduğunda mutsuz bir evliliğin hiçbir
önemi yoktur. Kağıt üzerinde bir evliliktir o. Dolayısıyla evliyken de başka
birine aşık olabilirsiniz. Mutlu
olmak sizin de hakkınız. ", "Çocuklarınızı da kocalarınızdan almalısınız. " gibi
olumsuz yargılara kolaylıkla vardırabilecek sahneler o kadar çoktu ki…Bu arada
çok daha derinlerde algılanma ihtimali olan başka yanlış bir genel kanaat vardı
ki tüylerimi diken diken etmeye yetti de arttı:Sanki- tüm Türkiye'deki kocaların
dizideki kocaya benzedikleri imajı.
Seyircinin ağzına sürülen bir parmak bal hükmünde olan duygulu bir aşk
hikayesini izlerken bu yanlış anlaşılabilecek olay örüntülerini fark etmek
dikkat istiyor. Burada yeniden belirtmek istiyorum. Bu ve buna benzer dizilerin
senaristleri elbette ki bu olumsuz sonuçları amaçlamamışlardır. Bizim her şeye
rağmen koruduğumuz odak toplumsal değerlerimizden biri de ailenin kutsallığıdır.
Senaristler ve dizi yapımcıları da bunu biliyorlardır elbette. Burada
örnek olarak iki diziden bahsettim. Oysa benzer şekilde yanlış alt bilinç
oluşturabilecek birçok dizi var. Bizler bu tür dizileri izleye izleye zaman
içinde düşünce formatlarımızda olan değişikliği belki anlamayabiliriz. Farkına
vardığımızda ise bakış açımız çoktan değişmiş olur. Ve dolayısıyla dizilerle
bilinçaltına yerleştirilen yeni ve yanlış, zararlı zihin formlarının mayası
tutmuş ve toplumsal bilinçaltımız yanlış şekillenmiş olur.
Kanaatimce ailelere çok ciddi görevler düşüyor. Bu arada kızıyla birlikte o
tür dizileri izleyen annelerin varlığını öğrenmiş olmam ise bir eğitimci olarak
yüreğimi burkan bir durum.
Değerli aileler, çocuğunuza nasıl ki zehirli bir
yiyecek yedirmiyorsanız; yanlış imajlar içeren dizlerin zihinlerini kirletmesine
izin vermeyin.
Bu arada tüm dizilerin hakkını yememek lazım. İzleyicisinde vicdan kültürünü,
iyiliğin ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağını, tüm yapıp ettiklerimizin bir
gün hesabını vereceğimizi anlatan ve bunu vicdanlarımıza, bellek formlarımıza
yerleştiren çok olumlu diziler de var. Onlara bir sözümüz yok. Bu yapımcıların
ellerine, yüreklerine sağlık…Ümmühan YAPAR
\n
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Rehber Psikolojik Danışman
Özel Güventaş Lisesi / Konya
arttı. Cevap, kanallardaki dizilerin gençlerimizin hayatlarının vazgeçilmezleri
arasına ne denli girdiğinin bir ispatıydı:
-Hocam o saatlerde…. kanalında benim dizim var. O saate bir ders ayarlasak da
ders çalışamam. Bir başkası, aynı hafta içinde , başka bir gün başka saatleri
kastederek yine aynı taleple, başka bir dizi için karşıma gelmişti. Mazeret ve
açıklama yine aynıydı:
-O saatte benim dizim başlıyor. Kesinlikle ders çalışamam hocam.
Burada
bir ifade dikkatimi çekmişti; "benim dizim. "Evet öğrencilerim, "benim evim,
benim annem, benim babam, benim ailem" der gibi "benim dizim" demişlerdi.
"benim" kelimesinin arkasına eklediğiniz şeyi benimsemişsiniz demektir.
Öğrencilerimin dizileri ve dizilerdeki karakterleri benimsemiş olmaları yanlış
değildi. Yanlış olan, benimsedikleri dizilerin çok yanlış düşünce formatları
içerebilecek, gençler üzerinde olumsuz etki yapabilecek sahneler içermesiydi.
O dizileri merak etmiştim. Ve birkaç hafta süreyle o iki diziyi
izledim. Her bölümde "Aman Allah'ım", demekten kendimi alamadım. Her iki dizinin
de konusu aşk hikayesi idi. Bunda bir şey yok. Ama beni rahatsız eden ; bu aşk
hikayesi etrafında olayların anlatılış biçimleriydi. Eminim dizilerin
senaristleri ve yönetmenleri bu alt imajların ve algı öbeklerinin gençler
tarafından bu şekilde, yanlış algılanmasını amaçlamamışlardır. Ama olayların
işleniş biçimi çok rahat yanlış anlamlandırılacak türdendi.
Dizinin birinde birbirine aşık iki gencin ailelerine söylediği yalanlar
öylesine çoktu ki…Ve beni asıl ürküten ise gençlerin bu yalanlara buldukları
kılıftı. Bu iki gencin hayatı modern bir peri masalı havasında, " zengin oğlan ,
fakir kız" formuyla veriliyor ve aşkları için ailelerine " masum" yalanlar
söylüyorlardı. Yalanın bu derece masum( ve hatta ürkerek ifade edeyim gerekli)
olduğunun zihinlere kodlanıyor olabileceği düşüncesi ve endişesi tüylerimi diken
diken etti. Dizinin işleyişi içinde elbette ki bu savunulmuyordu. Ama dizinin
satır arası ifadelerini ve sahneleri dikkatle incelendiğinde şu yanlış yorum
algılanabilirdi: "Aşkı için insan ailesine ve hatta herkese yalan söyleyebilir.
Aşk her şeydir. "Oysa
herkesin bildiği bir fenomen vardır;yalan çok kötüdür ve mutlaka felaketlere yol
açar…
Diğer dizi ise daha da tehlikeli olabilecek düşünce çekirdekleri içeriyordu.
Çocukları için her şeye katlanabilecek fedakar bir anne(!) portesi çizen bir
kadın karakterin etrafında yoğrulan olaylar dizisi. Fakat diğer dizide olduğu
gibi bunda da toplumsal bilinçaltına atılan yanlış ve hatta çok tehlikeli bakış
açısı formları vardı. Dikkatimi çeken birkaç noktayı belirtmeden geçemeyeceğim.
Birincisi bu çilekeş annenin kocası rolündeki kahramanın fiziksel yapısı
itibariyle ürkütücü, psikolojik yapısı itibariyle karakteri oturmamış, agresif,
gergin, takıntılı, vicdansız, aldatan ve hatta zaman zaman paranoya sınırlarında
gezinen bir kişi olması. Buna karşılık hanımın sevdiği kişinin doktorluk gibi
saygın bir mesleğin üyesi, fiziği itibariyle düzgün, sağlam karakterli, ruhen
çok sağlıklı, mantıklı bir insan olmasıydı.
Diğer yandan: "Türk kadınları kocanız sizi aldatırsa siz de onu
aldatabilirsiniz. ", "Aşkınız söz konusu olduğunda mutsuz bir evliliğin hiçbir
önemi yoktur. Kağıt üzerinde bir evliliktir o. Dolayısıyla evliyken de başka
birine aşık olabilirsiniz. Mutlu
olmak sizin de hakkınız. ", "Çocuklarınızı da kocalarınızdan almalısınız. " gibi
olumsuz yargılara kolaylıkla vardırabilecek sahneler o kadar çoktu ki…Bu arada
çok daha derinlerde algılanma ihtimali olan başka yanlış bir genel kanaat vardı
ki tüylerimi diken diken etmeye yetti de arttı:Sanki- tüm Türkiye'deki kocaların
dizideki kocaya benzedikleri imajı.
Seyircinin ağzına sürülen bir parmak bal hükmünde olan duygulu bir aşk
hikayesini izlerken bu yanlış anlaşılabilecek olay örüntülerini fark etmek
dikkat istiyor. Burada yeniden belirtmek istiyorum. Bu ve buna benzer dizilerin
senaristleri elbette ki bu olumsuz sonuçları amaçlamamışlardır. Bizim her şeye
rağmen koruduğumuz odak toplumsal değerlerimizden biri de ailenin kutsallığıdır.
Senaristler ve dizi yapımcıları da bunu biliyorlardır elbette. Burada
örnek olarak iki diziden bahsettim. Oysa benzer şekilde yanlış alt bilinç
oluşturabilecek birçok dizi var. Bizler bu tür dizileri izleye izleye zaman
içinde düşünce formatlarımızda olan değişikliği belki anlamayabiliriz. Farkına
vardığımızda ise bakış açımız çoktan değişmiş olur. Ve dolayısıyla dizilerle
bilinçaltına yerleştirilen yeni ve yanlış, zararlı zihin formlarının mayası
tutmuş ve toplumsal bilinçaltımız yanlış şekillenmiş olur.
Kanaatimce ailelere çok ciddi görevler düşüyor. Bu arada kızıyla birlikte o
tür dizileri izleyen annelerin varlığını öğrenmiş olmam ise bir eğitimci olarak
yüreğimi burkan bir durum.
Değerli aileler, çocuğunuza nasıl ki zehirli bir
yiyecek yedirmiyorsanız; yanlış imajlar içeren dizlerin zihinlerini kirletmesine
izin vermeyin.
Bu arada tüm dizilerin hakkını yememek lazım. İzleyicisinde vicdan kültürünü,
iyiliğin ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağını, tüm yapıp ettiklerimizin bir
gün hesabını vereceğimizi anlatan ve bunu vicdanlarımıza, bellek formlarımıza
yerleştiren çok olumlu diziler de var. Onlara bir sözümüz yok. Bu yapımcıların
ellerine, yüreklerine sağlık…Ümmühan YAPAR
\n
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Rehber Psikolojik Danışman
Özel Güventaş Lisesi / Konya
