Elindeki Kitap

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan bigokyanus
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
B

bigokyanus

Guest
Elinizde şu an okuduğunuz kitap ismi ve biraz bilgisi ile okumak isteyenlere sunulursa iyi olur kanaatindeyim.

Ana- Baba Okulu ( Remzi Kitabevi)

• Çocukla sağlıklı iletişim nasıl kurulur? • Yaygın ana-baba tutumları. • Bebeklik dönemi gelişim özellikleri ve eğitimi. • ılk çocukluk dönemi gelişim özellikleri. • ılk temel alışkanlıklar. • Son çocukluk dönemi gelişim özellikleri ve eğitimi. • Ergenlik dönemi özellikleri ve sorunları. • Baba-çocuk ilişkisi. • Eşler arasında problem çözme. • Evlilik ilişkilerinden doğan sorunlar. • Çocuğun eğitim başarısını yükseltmede ailenin rolü. • Çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları. • Çocuğun cinsel eğitimi.

Çocuğunuzun her evresinde elinizde olması gereken çok hoş bir bilgi kaynağı, tavsiye olunur ...
 
Sil Baştan
Roman / Edebiyat
Yazar : Ken Grimwood

Ken Grimwood'un sıradışı eseri Sil Baştan, zihninize şu soruyu kazıyor: Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?

43 yaşındaki Jeff Winston bu şansı birkaç kez elde eder. Heyecanını yitirdiği evliliği ile geleceği olmayan işi arasında sıkışıp kalmıştır ve hiç beklenmedik bir anda ölüverir. Tekrar hayata gözlerini açtığında ise takvimler 1963 yılını göstermektedir. O sabah 18 yaşında, üniversite yatakhanesinin duvarlarına bakarak uyanır. Her şey eskisi gibidir... Tek bir fark dışında: Jeff geleceği avcunun içi gibi bilmektedir. Futbol ligi final maçlarından at yarışlarına kadar kimin kazanacağını, Wall Street'te köşeyi dönmek için hangi şirketlere yatırım yapmak gerektiğini... Yalnız, bilmediği bir şey vardır: Neden hayatını sil baştan yaşamak zorundadır? Sevdiği her şeyi ve herkesi kazanıp kaybetmeye daha ne kadar devam edecektir?

Birçok dile çevrilen ve listeleri alt üst eden Sil Baştan hayatın karmaşık döngüsünü sorgularken hayal gücünüzü de sonuna kadar zorluyor.

"Uzun zamandır okuduğum en sıradışı, en sürükleyici roman."
Dean Koontz

"Grimwood olağanüstü gözlem yeteneği, üslubu ve orijinal kurgu yeteneğiyle benzerlerini fersah fersah gerilerde bırakıyor."
Publishers Weekly
 
Geri döneceksin - Maeve Binchy

Yazarın İtalyanca Aşk Başkadır'dan sonra okuduğum ikinci kitabı....

Yalnız Kadınlar Sokağı ve İtalyanca Aşk Başkadır'ın yazarı Maeve Binchy'nin yeni romanı. Bütün dünyadan sonra Türk okurunu da fetheden ve kitapları haftalarca 'çok satanlar' listesinden düşmeyen Maeve Binchy'den rüya gibi bir kitap daha...

ABD'de yüzyılın 100 yazarı arasında yer alan İrlandalı yazar Maeve Binchy Geri Döneceksin'de okurlarını hayal kırıklığına uğratmıyor, kadınların yalnızlıklarını, umutlarını, aşklarına sahip çıkışlarını, hayata karşı direnişlerini ortaya koyuyor. Onun kahramanları her şeye rağmen gözyaşlarını arkada bırakarak yaşamayı sürdürüyor.

(Arka Kapak)
 
Çok güzel bir bölüm olmuş fikrine sağlık Bigokyanus 956k

En çok merak ettiğim konulardan biridir şu an hangi kitap okunduğu y789

"Oku Ama Neyi" şu an bu kitabı okuyorum..

Evrende olup biten her şey, gizli bir kaderle birbirine bağlıdır. Sönen bir yıldız, sırasını hiç şaşırmayan mevsimler, kabaran bir ırmak, doğan ve büyüyen bir insan, deseni önceden belirlenmiş bir örgüyü işlemek için varlık sürerler. Bilim, bu muazzam döngünün ve sayısız çeşitliliğin sırlarını açığa çıkarmak için can atar ve yalnızca bir aracıdır.
Taşkın Tuna, "Oku Ama Neyi?" de, insanın hallerini, bir roman kurgusuyla ve bilimi, hakikatin aydınlatıcısı yaparak anlatıyor.
Kitapta geçen olaylarla, kişilerin "gerçek" olup olmadığı konusuna gelince... Hayalin hakikati ile hakikatin hayalinin birleşip kaynaştığı bu evrende; neyin gerçek, neyin gerçek olmadığını kim bilebilir ki?
(Arka Kapak)

Taşkın TUNA
Şule Yayınları



 
Güzel bi konu... Bu gün LA yı bitirdim Nazan Bekiroğlu. Adem in cennetten çıkarılışı, yeryüzüne inişi ve ilk cinayetin sebebinin aşk olduğunu öğrendim. İnsan egosunun, kibrinin, bencilliğinin yanında her zaman şeytanın büyük yardımcı olduğunu, külli irade nin ve cüzzi iradenin nasıl anlaşılması gerektiğini öğrendim. Her şeyi zengin edebi dil içeriğiyle güzel bi kurgusal roman olarak sunmuş yazar. İçerikten ziyade içeriğin edebi olarak nesıl zenginleştirildiği ve nasıl sunulduğuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.
 
Güzel bi konu... Bu gün LA yı bitirdim Nazan Bekiroğlu. Adem in cennetten çıkarılışı, yeryüzüne inişi ve ilk cinayetin sebebinin aşk olduğunu öğrendim. İnsan egosunun, kibrinin, bencilliğinin yanında her zaman şeytanın büyük yardımcı olduğunu, külli irade nin ve cüzzi iradenin nasıl anlaşılması gerektiğini öğrendim. Her şeyi zengin edebi dil içeriğiyle güzel bi kurgusal roman olarak sunmuş yazar. İçerikten ziyade içeriğin edebi olarak nesıl zenginleştirildiği ve nasıl sunulduğuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.

La sonsuzluk hecesi , kitaplığımda okumayı istediğim kitaplar arasında bekliyor, teşekkürler bilgi için . İlk fırsatta okuyup fikirlerimi paylaşacağım. sapkal89
 
IŞIĞIN SAVAŞÇISININ EL KİTABI
PAULO COELHO

Kitaptan alıntı:

-Işığın savaşçısı asla hile yapmaz. Işığın savaşçısı ne istediğini bilir. Açıklamalarla zaman yitirmeye ihtiyacı yoktur.

-Işığın savaşçısının ne yapacağı önceden belli olmaz.İşe giderken yolda dans edebilir. Hiç tanımadığı birinin gözlerine bakıp ilk görüşte aşktan söz edebilir ya da saçma sapan bir düşünceyi savunabilir... Eskiden tattığı kederleri için üzülmekten ya da yeni keşfettiği bir şeye sevinmekten çekinmez.

-Işığın savaşçısı bir deliye benzeyebilir ancak bu hali yalnızca bir kılık değiştirmedir.

-Işığın savaşçısı, ele geçirmeyi kafasına koyduğu yeri dikkatle inceler. Hedef ne kadar zorlu olursa olsun, engelleri aşmanın bir yolu hep bulunur. Savaşçı alternatif yollar arar, kılıcını biler, karşı koyabilmek için yüreğini gerekli azimle doldurmaya çalışır.

-Işığın savaşçısı kendi kusurlarını bilir. Ama erdemlerini de bilir. Üç şeyin her zaman kendisiyle birlikte olmasına dikkat eder : İnanç, umut ve sevgi...

-Işığın savaşçısı dünyasını sevdiği kişilerle paylaşır. Yüreğinin sessizliğinde, kendisine yol gösterecek bir ses duyacağını bilir.
Mücadelesinde melekler yardımcı olmuştur ona; ilahi güçler her şeyi yerli yerine oturtmuş, onun, elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlamışlardır.

-Işığın savaşçısı haksızlığa uğrarsa, çektiği acıyı başkalarına göstermemek için genellikle yalnız kalmaya çalışır. Bir savaşçı, yalnızlıkla başkasına bağlılık arasında denge kurar.

-Işığın savaşçısı sevgiye ihtiyaç duyar! Asla korkaklık etmez. Zor ve sıkıntılı günlerde savaşçı, kahramanlığıyla, yürekliğiyle ve Tanrı’ya güvenerek dayanılmaz müşküllere göğüs gerer.

-Işığın savaşçısının hem sabra hem de hıza ihtiyacı vardır.Cesaretinin kırıldığı da çok olur.

-Işığın savaşçısı için imkansız sevgi diye bir şey yoktur. Ne sessizlik ne de ilgisizlik ya da reddedilme onun gözünü korkutur. İnsanların yüzündeki ifadesiz maskenin gerisinde sıcacık bir yüreğin bulunduğunu bilir. Bir savaşçı, ihtiyacı olan şeyi ararken asla korkuya baş eğmez...

-Sevgisiz bir hiçtir o... Bazen çocuk gibi davranır.Önemli kararlar alması gerektiğinde ışığın savaşçısının eli ayağı titrer.Kılıcını elinde tutar. Neyi yapacağına, neyi yapmayacağına karar veren kendisidir.

-Geçmişteki acılar, savaşçının gücüdür. Yılan kadar bilge, güvercin kadar saftır.
Bazen savaşçı , aynı anda iki hayat yaşar gibi hisseder.

-Işığın savaşçısı kaybetmeyi bilir. Kanayan yaralar, arkadaşların kayıtsızlığı, kaybetmenin verdiği yalnızlık; bütün bunlar buruk bir tad bırakır.
Savaşçı şu deyimi bilir : “Pişmanlıktan ölünseydi...” Ve o, pişmanlıktan ölüneceğini bilir, pişmanlık , yanlış bir iş yapmış olanın ruhunu kemirir ve sonunda ra götürür. Savaşçı böyle ölmek istemez.
 
ışığın savaşçısı herbirimize ne kadar çok benziyor..aynı anda iki hayat yaşar gibidir diyor..aynı anda iki hayat yaşar gibiyim.rüyamda ve uyanınca..bazen gereğinden fazla uyuyorum bu yüzden ama..
 
Sil Baştan
Roman / Edebiyat
Yazar : Ken Grimwood

Ken Grimwood'un sıradışı eseri Sil Baştan, zihninize şu soruyu kazıyor: Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?

43 yaşındaki Jeff Winston bu şansı birkaç kez elde eder. Heyecanını yitirdiği evliliği ile geleceği olmayan işi arasında sıkışıp kalmıştır ve hiç beklenmedik bir anda ölüverir. Tekrar hayata gözlerini açtığında ise takvimler 1963 yılını göstermektedir. O sabah 18 yaşında, üniversite yatakhanesinin duvarlarına bakarak uyanır. Her şey eskisi gibidir... Tek bir fark dışında: Jeff geleceği avcunun içi gibi bilmektedir. Futbol ligi final maçlarından at yarışlarına kadar kimin kazanacağını, Wall Street'te köşeyi dönmek için hangi şirketlere yatırım yapmak gerektiğini... Yalnız, bilmediği bir şey vardır: Neden hayatını sil baştan yaşamak zorundadır? Sevdiği her şeyi ve herkesi kazanıp kaybetmeye daha ne kadar devam edecektir?

Birçok dile çevrilen ve listeleri alt üst eden Sil Baştan hayatın karmaşık döngüsünü sorgularken hayal gücünüzü de sonuna kadar zorluyor.

"Uzun zamandır okuduğum en sıradışı, en sürükleyici roman."
Dean Koontz

"Grimwood olağanüstü gözlem yeteneği, üslubu ve orijinal kurgu yeteneğiyle benzerlerini fersah fersah gerilerde bırakıyor."
Publishers Weekly

çok merak ettiğim eserlerden birisi, en yakın zmanda okumayı planlıyorum.
 
ışığın savaşçısı herbirimize ne kadar çok benziyor..aynı anda iki hayat yaşar gibidir diyor..aynı anda iki hayat yaşar gibiyim.rüyamda ve uyanınca..bazen gereğinden fazla uyuyorum bu yüzden ama..

Rüyayı çabuk alatıyorum benim yaşadığım ikilik durumu , düşünceler ve gerçekte yaşadıklarım oluyor bazen... Ve hatta kendime çok yabancılaştığımı hissediyorum o zamanlarda... Dışardan izliyorum kendimi, içerde de yaşıyorum.
 
çok merak ettiğim eserlerden birisi, en yakın zmanda okumayı planlıyorum.

Selamlar genco, ben de çok merak ederek almıştım, kitap bitmek üzere son 50 sayfa kaldı, biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim... Başlarda konu ilginç gelmişti, ama tekrarlıyor duruyor aynı olaylar açıkcası sıkıldım :) Çok da hevesinizi kırmak istemem ama, ben sonlara doğru sıkıldım biraz :) selamlar
 
Canla Ba(ğı)şla - Sadaka Kitabı
Senai Demirci

Her birimizi sessizce kül eden 'SözYangını'nı haber veren Senai Demirci, şimdi de bu yangını söndürmek için Canla Başla infaka çağırıyor bizi.

Her birimizi gül edecek bir fırsat olarak anlatıyor 'verme'yi. 'İnsan insanın kurdudur' diyerek krizler üreten küresel vurdumduymazlığa inat, 'insan insanın yurdudur' gerçeğini hatırlatıyor.

Zekât, en yapışkan kirimiz bencillikten aklıyor bizi. Sadaka, en büyük belâmız kibirlenmekten kurtarıyor bizi. Seve seve vererek, ebedî sevinçler kazanıyoruz. Canla başla kendimizden eksilterek, canımızı sonsuzluğa taşıyoruz, başımıza 'ebed kuşu' konduruyoruz.

Canla başla okuyacağımız satırlar, tebessümümüze muhtaç, tesellimize aç çaresizleri; yardımımızı bekleyen, ikramımızı uman yetim, öksüz ve yoksulları 'cennet'imiz olarak yeniden tanıştırıyor bizlere.

Not: Şu an elimde okuyor olduğum , 90. sayfaya gelmeme rağmen müthiş etkilendiğim bir kitap , tavsiye ederim.
 
Teşekkürler bigokyanus,harika bir bölüm olmuş burası..Daha fazla kitap hakkında fikir alışverişi yapabileceğiz..

Elimde (nihayet) okuduğum kitap,kızımın yoğun ısrarlarıyla başladığım :) "Uçurtma Avcısı".. Yer yer duygulanıp gözyaşlarıma hakim olamadığım, arkadaşlık,ihanet,ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman..babalar ve oğullar,babaların oğullarına etkileri,fedakarlıkları ve yalanları..Sovyetler işgali sırasında,daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını anlatan bu roman,zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip Afganistan topraklarının yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor..Ve olağanüstü bir dostluk..Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü..

yazarı Khaled Hosseini
everest yayınevi

Sıradaki kitabım bir an önce okumayı planladığım Mustafa Kartal'ın " Nefes Teknikleri"

Nefesini kontrol etmeyi başarabilen insan; kendini tanıyan,potansiyellerini doğru kullanan,kendine ve bütüne yararlı olabilen insandır.Varlığınız;bilim adamı kadar araştırmacı,şair kadar lirik,şaman kadar yüksek boyutlara açık,psikolog kadar insanı tanımakla ilgili ise; nefes alıp vermeyi, sonsuz olan yaşamın bir parçası olarak algılayabilir ve yaşamınızda mucizeler yaratabilirsiniz.Bu özelliklere sahip olmasanız bile;sadece nefes alışverişinize dikkat edere, bilginizin ve kültürünüzün zamanla çoğaldığını, varlığınızın derinlere doğru çekildiğinizi hissedeceksiniz.

Sistem Yayıncılık
 
IŞIĞIN SAVAŞÇISININ EL KİTABI
PAULO COELHO

Kitaptan alıntı:

-Işığın savaşçısı asla hile yapmaz. Işığın savaşçısı ne istediğini bilir. Açıklamalarla zaman yitirmeye ihtiyacı yoktur.

-Işığın savaşçısının ne yapacağı önceden belli olmaz.İşe giderken yolda dans edebilir. Hiç tanımadığı birinin gözlerine bakıp ilk görüşte aşktan söz edebilir ya da saçma sapan bir düşünceyi savunabilir... Eskiden tattığı kederleri için üzülmekten ya da yeni keşfettiği bir şeye sevinmekten çekinmez.

-Işığın savaşçısı bir deliye benzeyebilir ancak bu hali yalnızca bir kılık değiştirmedir.

-Işığın savaşçısı, ele geçirmeyi kafasına koyduğu yeri dikkatle inceler. Hedef ne kadar zorlu olursa olsun, engelleri aşmanın bir yolu hep bulunur. Savaşçı alternatif yollar arar, kılıcını biler, karşı koyabilmek için yüreğini gerekli azimle doldurmaya çalışır.

-Işığın savaşçısı kendi kusurlarını bilir. Ama erdemlerini de bilir. Üç şeyin her zaman kendisiyle birlikte olmasına dikkat eder : İnanç, umut ve sevgi...

-Işığın savaşçısı dünyasını sevdiği kişilerle paylaşır. Yüreğinin sessizliğinde, kendisine yol gösterecek bir ses duyacağını bilir.
Mücadelesinde melekler yardımcı olmuştur ona; ilahi güçler her şeyi yerli yerine oturtmuş, onun, elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlamışlardır.

-Işığın savaşçısı haksızlığa uğrarsa, çektiği acıyı başkalarına göstermemek için genellikle yalnız kalmaya çalışır. Bir savaşçı, yalnızlıkla başkasına bağlılık arasında denge kurar.

-Işığın savaşçısı sevgiye ihtiyaç duyar! Asla korkaklık etmez. Zor ve sıkıntılı günlerde savaşçı, kahramanlığıyla, yürekliğiyle ve Tanrı’ya güvenerek dayanılmaz müşküllere göğüs gerer.

-Işığın savaşçısının hem sabra hem de hıza ihtiyacı vardır.Cesaretinin kırıldığı da çok olur.

-Işığın savaşçısı için imkansız sevgi diye bir şey yoktur. Ne sessizlik ne de ilgisizlik ya da reddedilme onun gözünü korkutur. İnsanların yüzündeki ifadesiz maskenin gerisinde sıcacık bir yüreğin bulunduğunu bilir. Bir savaşçı, ihtiyacı olan şeyi ararken asla korkuya baş eğmez...

-Sevgisiz bir hiçtir o... Bazen çocuk gibi davranır.Önemli kararlar alması gerektiğinde ışığın savaşçısının eli ayağı titrer.Kılıcını elinde tutar. Neyi yapacağına, neyi yapmayacağına karar veren kendisidir.

-Geçmişteki acılar, savaşçının gücüdür. Yılan kadar bilge, güvercin kadar saftır.
Bazen savaşçı , aynı anda iki hayat yaşar gibi hisseder.

-Işığın savaşçısı kaybetmeyi bilir. Kanayan yaralar, arkadaşların kayıtsızlığı, kaybetmenin verdiği yalnızlık; bütün bunlar buruk bir tad bırakır.
Savaşçı şu deyimi bilir : “Pişmanlıktan ölünseydi...” Ve o, pişmanlıktan ölüneceğini bilir, pişmanlık , yanlış bir iş yapmış olanın ruhunu kemirir ve sonunda ra götürür. Savaşçı böyle ölmek istemez.

çok güzel ya..bu kitabı bende okumuştum!hemde yıllar önce,orta okuldayken..burda karşıma çıkacağını hiç ummazdım:...girlhaha
 
bende şu sıralar okumakta olduğum kitabı paylaşmak istiyorum;
ROBİN SHARMA:SEN ÖLÜNCE KİM AĞLAR

"gençlik yıllarımda,babam bana asla unutamayacağım bir şey söylemişti:'oğlum,doğduğunda bütün dünya sevinirken sen ağlıyordun,öyle bir yaşam sür ki,öldüğünd sen sevinirken bütün dünya ağlasın.'..
hayatın anlamını unuttuğumuz bir çağda yaşıyoruz.bir insanı kolaylıkla aya gönderebiliyoruz,ancak karşı dairemize yeni taşınan komşumuzu ziyaret etmekte güçlük çekiyoruz...
dünyanın öbür ucuna bir füze yollayıp hedefe yüzde yüz isabet ettirebiliyoruz,ancak çocuklarımıza kütüphaneye gitmek için verdiğimiz sözü tutmakta sorun yaşıyoruz.
iletişimimizi sürdürebilmemiz için e-postalarımız,faks makinelerimiz ve dijital telefonlarımız var ama yine de insanoğlunun enaz iletişim kurabildiği bir çağda yaşıyoruz..kendi insanlığımızla olan bağlarımızı kaybettik.kendi amacımızla olan bağlarımızı kaybettik...en fazla önem taşıyan değerleri gözardı ettik...
George Bernard Shaw'a ölüm döşeğinde,
"hayatınızı yeni baştan yaşama fırsatınız olsaydı,ne yapardınız?"diye sorulmuş...
Shaw biraz düşünmüş ve sonra derin bir iç çekişle:'olabileceğim,ama asla olmadığım kişi olmak isterdim'demiş..."
actionsmile
 
Çok teşekkür ederim paylaşımlarınıza, yazdığınız kitaplar okumayı istediğim kitaplar. İyi ki açmışım bu bölümü sayenizde fikir sahibi oluyorum.

Ve yeniden çok teşekkürler ....sapkal89
 
Hayatın Ta Kendisi Lokantası

Maeve Binchy



Dublin'deki Quentins Lokantası'nda her masanın anlatacak yüzlerce öyküsü vardır. Hem personelin, hem müşterilerin öyküleri. Lokanta başlangıçta başarısızlığa mahkum gibi görünse de sonraları Dublin'de bir efsane haline gelir. Bu başarının mimarları lokantanın yönetecileri Brenda ve Patrick Brennan'dır. Onların yaşamı da aslında hiç göründüğü gibi değildir. Ella Brady, lokanta hakkında bir belgesel hazırlamak ister; ancak lokantayla ilgili öyküleri ortaya çıkarmaya çalışırken kendi yaşamında kahredici bir ikilemle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

"Binchy bu romanıyla zirvede. Öykülerini büyülü bir sevimlilik, mizah ve dokunaklılıkla anlatıyor ve bize en çarpıcı 'mutlu son'lardan birini sunuyor."
- Mail On Sunday-

"Maeve Binchy'den beklediğiniz bütün içtenlik, mizah ve sezgiler bu kitapta. Hayranları bazı karakterleri eski kitaplarından tanıyacaklar - Yalnız Kadınlar Sokağı'ndan Ria, Aşk Mutfakta Pişer'den ikizler, İtalyanca Aşk Başkadır'dan Sinyora gibi. Ancak yeni karakterleri de aynı derecede unutulmaz."
- Sunday Mirror-

"Maeve Binchy okuyucunun kalbine dokunabilen ender yazarlardan biri... İyiliğe inanıyor ama dünyada kötü şeyler de olduğunu biliyor... Binchy okuyucuyu kendi yarattığı bir dünyanın içine çekmekte çok usta, öyle ki onun romanlarını okumak sanki eski dostlarla dedikodu yapmak gibi..."
- Daily Express-

( Arka kapak )
 
KATRE-İ MATEM (KATREİ MATEM) (İskender Pala)

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.



Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır. ( Tanıtım yazısından )
 
KATRE-İ MATEM (KATREİ MATEM) (İskender Pala)

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.



Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır. ( Tanıtım yazısından )

İyi bir seçim olmuş, okurken büyük keyif alacagınızı umuyorum.
İskender Pala yı tanımama vesile olan bu müthiş eserin etkisi hala hafızamda. İlk çıktıgında okuma fırsatı bulmuştum, sürükleyici ve şaşırtıcı bir eser. Malesef kitabı bir arkadasıma vermiştim ve bir daha da dönmedi.

Kitap okuma fırsatı bulamıyorum su sıralar, çok yoğun geçiyor zamanım, ilk fırsatta elimdeki kitaplardan başlayacagım bende.

Sevgiler, saygılarsapkal89
 
KATRE-İ MATEM (KATREİ MATEM) (İskender Pala)

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.



Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır. ( Tanıtım yazısından )





hep okurum diyerek erteledigim bi kitap bu y789
kitapligimdan ellerime dusme zamani geldi demekkii superxy

bu topic sahane olmus bigokyanus tesekurler zarif dusuncen icin terli345
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst