- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Zülkarneyn
kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana
gelmiştir. Zü, sahip ve malik demektir. Karn ise, boynuz, perçem, tepe, zaman,
güneş anlamlarına gelir. Karneyn, karn'ın tesniyesi yani iki tanesi demektir.
Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir
(el-Firuzabadî, el-Kamusu'l-Muhît, Kahire 1332, IV, 257 vd).Zülkarneyn'in
kim oluğu ve neden kendisine bu lakabın takıldığı konusu, eskiden beri
tartışmalı bir husus olarak devam etmiştir. Kendisine Zülkarneyn denilmesi,
alimler tarafından, başının iki yanında iki boynuza benzer çıkıntıların
bulunması, dünyanın şark ve garbını dolaşması, başının iki yanının bakırdan
olması, örülmüş iki deste saçı olması, Allah'ın kendisine nur ve zulmeti
musahhar kılması (emrine vermesi), yürürken nurun önünden, zulmetin ise
arkasından gelmesi, şecaatı dolayısıyle bu lakabı almış bulunması, rüyasında
gökyüzüne çıktığını ve güneşin iki tarafına asıldığını görmesi anlamlarında
yorumlanmıştır.Zülkarneyn'in
kim olduğu hususu da, çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bilindiği gibi
Zülkarneyn kelimesi onun esas adı değil, lakabıdır. Onun esas adı hakkında
değişik görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kişi, onun Büyük İskender (M.Ö
356-323) olduğunu iddia etmiştir. Fakat Kur'ân'da söz konusu olan Zülkarneyn
ile Büyük İskender'in vasıfları birbirini tutmamaktadır. Zülkarneyn, Allah'a
inanan, dürüst bir hayat süren ve peygamber olduğu bile ileri sürülen bir
kişidir. Büyük İskender ise, tek tanrı inancından uzak, girdiği şehirleri yerle
bir edecek kadar zalimve barbar bir insandı.Bilhassa
son devrin alimlerinin ekseriyeti ise, Zülkarneyn'in İran kralı Kisra (Hüsrev)
olduğunu kabul etmişlerdir. M.Ö altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra'nın
vasıflan, Kur'ân'da adı geçen Zülkarneyn'in vasıflarına daha uygun düşmektedir.
Nitekim Araplar Kisra'ya, Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn'in
gerçek adını Allah bilir. Onun peygamber olup olmadığını ihtilaflıdır.
(er-Razî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, XXI,163, vd.; İbn Kuteybe, el-Maarif,
Beyrut 1970, 25).Zülkarneyn'in
adı Kur'ân'da üç âyette geçmektedir
Ey
Muhammed), sana Zülkar neyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra
okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi
hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her
şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını
verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet
güneşin battığı yere ulaşınca, onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun
yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azab edersin veya
kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl
istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse, ona azap edeceğiz) sonra
o, Rabb'ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat
inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay
olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz, zor işlere koşmayız onu).
Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu, öyle bir
kavim üzerine doğar buldu ki, onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper
yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip)
idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası)
bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına
ulaşınca, onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki:
Ey Zülkarneyn, Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle
onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki:
Rabb'imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk, sizin vereceğinizden) daha
hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de, sizinle onlar arasına sağlam
bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını
(demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince, üfleyin dedi.
Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana,
üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi. Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşabildiler
ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu, Rabb'imden (kullarına) bir
rahmettir. Rabb'imin va'di ge(lip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin
kopması gerek)diği zaman, onu yerle bir eder. Şüphesiz, Rabb'imin va'di gerçektir
(el-Kehf, 18/83-98).Bazı
alimlerin rivayetine göre, Yahudilerden birkaç kişi, Hz. Muhammed (s.a.s)'e
gelerek Zülkarneyn'in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine bu âyetler nazil
olmuştur (en-Nisâburî, Esbâbu'n-Nuzûl, Mısır 1968, 75).Diğer
bir rivayette ise, Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz.
Muhammed (s.a.s)'i çetin bir sınavdan geçirmek için, birkaç soru hazırlayıp
göndermelerini istemişlerdi. Onlarda şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler:
Ruh, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn Bunun üzerine ilgili âyetler inmiştir
(et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır 1373, XVI, 7).Yukarıda
meâli sunulan âyetlere göre, Zülkarneyn'in bazı özelliklerini şöyle sıralamak
mümkündür. Zülkarneyn, üstün yeteneklere, geniş kudret ve imkanlara sahipti.
Bilgili, kültürlü, dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî
yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren, onları
cezalandıran, ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden, ona göre hareket eden
ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.Zülkarneyn,
Hakk'a karşı teslimiyet gösterir, her şeyi ilâhî emrin istikâmetine çevirmeye
çalışırdı.Hz. Ali'ye göre Zülkarneyn ne bir nebi, ne dg bir kraldı. Fakat Allah'ın
salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah'ı sevmişti (İbn İshâk,
Kitabu'l-Mübtedâ ve'l-Meb'as ve'l-Meğazî, thk. Muhammed Hamidullah, Mağrib
1976, 185).
kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana
gelmiştir. Zü, sahip ve malik demektir. Karn ise, boynuz, perçem, tepe, zaman,
güneş anlamlarına gelir. Karneyn, karn'ın tesniyesi yani iki tanesi demektir.
Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir
(el-Firuzabadî, el-Kamusu'l-Muhît, Kahire 1332, IV, 257 vd).Zülkarneyn'in
kim oluğu ve neden kendisine bu lakabın takıldığı konusu, eskiden beri
tartışmalı bir husus olarak devam etmiştir. Kendisine Zülkarneyn denilmesi,
alimler tarafından, başının iki yanında iki boynuza benzer çıkıntıların
bulunması, dünyanın şark ve garbını dolaşması, başının iki yanının bakırdan
olması, örülmüş iki deste saçı olması, Allah'ın kendisine nur ve zulmeti
musahhar kılması (emrine vermesi), yürürken nurun önünden, zulmetin ise
arkasından gelmesi, şecaatı dolayısıyle bu lakabı almış bulunması, rüyasında
gökyüzüne çıktığını ve güneşin iki tarafına asıldığını görmesi anlamlarında
yorumlanmıştır.Zülkarneyn'in
kim olduğu hususu da, çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bilindiği gibi
Zülkarneyn kelimesi onun esas adı değil, lakabıdır. Onun esas adı hakkında
değişik görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kişi, onun Büyük İskender (M.Ö
356-323) olduğunu iddia etmiştir. Fakat Kur'ân'da söz konusu olan Zülkarneyn
ile Büyük İskender'in vasıfları birbirini tutmamaktadır. Zülkarneyn, Allah'a
inanan, dürüst bir hayat süren ve peygamber olduğu bile ileri sürülen bir
kişidir. Büyük İskender ise, tek tanrı inancından uzak, girdiği şehirleri yerle
bir edecek kadar zalimve barbar bir insandı.Bilhassa
son devrin alimlerinin ekseriyeti ise, Zülkarneyn'in İran kralı Kisra (Hüsrev)
olduğunu kabul etmişlerdir. M.Ö altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra'nın
vasıflan, Kur'ân'da adı geçen Zülkarneyn'in vasıflarına daha uygun düşmektedir.
Nitekim Araplar Kisra'ya, Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn'in
gerçek adını Allah bilir. Onun peygamber olup olmadığını ihtilaflıdır.
(er-Razî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, XXI,163, vd.; İbn Kuteybe, el-Maarif,
Beyrut 1970, 25).Zülkarneyn'in
adı Kur'ân'da üç âyette geçmektedir
Muhammed), sana Zülkar neyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra
okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi
hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her
şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını
verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet
güneşin battığı yere ulaşınca, onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun
yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azab edersin veya
kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl
istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse, ona azap edeceğiz) sonra
o, Rabb'ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat
inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay
olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz, zor işlere koşmayız onu).
Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu, öyle bir
kavim üzerine doğar buldu ki, onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper
yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip)
idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası)
bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına
ulaşınca, onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki:
Ey Zülkarneyn, Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle
onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki:
Rabb'imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk, sizin vereceğinizden) daha
hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de, sizinle onlar arasına sağlam
bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını
(demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince, üfleyin dedi.
Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana,
üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi. Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşabildiler
ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu, Rabb'imden (kullarına) bir
rahmettir. Rabb'imin va'di ge(lip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin
kopması gerek)diği zaman, onu yerle bir eder. Şüphesiz, Rabb'imin va'di gerçektir
(el-Kehf, 18/83-98).Bazı
alimlerin rivayetine göre, Yahudilerden birkaç kişi, Hz. Muhammed (s.a.s)'e
gelerek Zülkarneyn'in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine bu âyetler nazil
olmuştur (en-Nisâburî, Esbâbu'n-Nuzûl, Mısır 1968, 75).Diğer
bir rivayette ise, Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz.
Muhammed (s.a.s)'i çetin bir sınavdan geçirmek için, birkaç soru hazırlayıp
göndermelerini istemişlerdi. Onlarda şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler:
Ruh, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn Bunun üzerine ilgili âyetler inmiştir
(et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır 1373, XVI, 7).Yukarıda
meâli sunulan âyetlere göre, Zülkarneyn'in bazı özelliklerini şöyle sıralamak
mümkündür. Zülkarneyn, üstün yeteneklere, geniş kudret ve imkanlara sahipti.
Bilgili, kültürlü, dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî
yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren, onları
cezalandıran, ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden, ona göre hareket eden
ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.Zülkarneyn,
Hakk'a karşı teslimiyet gösterir, her şeyi ilâhî emrin istikâmetine çevirmeye
çalışırdı.Hz. Ali'ye göre Zülkarneyn ne bir nebi, ne dg bir kraldı. Fakat Allah'ın
salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah'ı sevmişti (İbn İshâk,
Kitabu'l-Mübtedâ ve'l-Meb'as ve'l-Meğazî, thk. Muhammed Hamidullah, Mağrib
1976, 185).
