- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bireyler ve özellikle gençler hep başarıyı sağlayacak önerilerin ve
reçetelerin peşindedir. Oysa ilk atılacak adım bireysel ve toplumsal başarının
önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu engellerin çoğu da kendi içimizde ve
zihnimizdedir. Kendimizin ürettiği bu "sözde" engellerle, hareket alanımızı
daraltır, beyin tembelliğine ve atalete teslim oluruz. Ruhsal sorunların aslan
gibi delikanlıların ve dinamik genç kızların enerjilerini yiyip bitirmesine
seyirci kalırız. Bu sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin
yanlış algılanması ile ortaya çıkar.
Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek
imkansızdır. Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde;
çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz. Aşağıdaki rahatsızlıkların
bilincinde olduğumuz ve bunlarla mücadele ettiğimiz takdirde kişisel ve
toplumsal alanda başarıya ulaşmak kolaylaşabilir:Kimlik sorunları: Otobüsle seyahat eden bir kişi, mola verilen bir otogarda
indikten sonra bindiği aracı bulamamış. Paniğe düşen yolcu diğer otobüslere
çıkıp hep şu soruyu sorarmış " Ben bu otobüsün yolcusu muyum? Kendi konumunu
başkalarına doğrulatmaya çabalayan bu yolcu gibi bizler de kimliğimize sahip
çıkamıyoruz. Özgüvenimiz eksik olduğu için hep başkalarının referanslarına
ihtiyaç duyuyoruz.
Naiflik: Acı gerçekliği kabullenemeyen bazı kişiler ya bir gerçekleştirilmesi
zor bir ütopyaya sığınır ya da abartılmış tepkiler gösterir ancak olumsuzluklara
karşı mücadeleleri havada kalır. Çünkü hareket noktaları gerçeklik değildir.
"Adam etme" tutkusu: Kendisini çok mükemmel gördüğü için hayatını
çevresindekileri adam etmeye adayanlar, diğer insanların kişiliklerini, özlem
ve istemlerini yok sayar. Kendi kişisel gelişimini ihmal eden bu kişiler topluma
ve ekonomiye olumlu bir katkıda bulunamaz.
Travma sonrası stres: Kişisel ve toplumsal hayatta yaşanan felaketlerin,
şokların ve örselenmelerin ardından gelen bu gerilim hali, insanların endişeli
ve titrek olmasına yol açar. 1994-2001 döneminde yaşanan üç krizin yol açtığı
traumanın etkileri halâ canlı insanların sağlıklı ve soğukkanlı düşünmelerini
zorlaştırır.
Atalet: William Glasser´ın tanımladığı "aşırı rasyonalizasyon" rahatsızlığına
yakınanlar toplumdaki aksaklıklar üzerine sürekli konuşur, fikir yürütür, fırsat
bulduğunda tartışır. Ancak iş eyleme, bir şeyler yapmaya geldiğinde frene basar.
Bu tip, hayattan korkusunu konuşarak gizlemeye gayret eder.
Bağımlılık sendromu: Bu kişilik bozukluğunda kişi, kendi kişisel gelişim ve
başarısı için hep başkalarının desteğini arar. Kendi potansiyelini
geliştirmekten ve var gücüyle çalışmaktan kaçan bu kişi, işler kötü gittiğinde
ve başarısız olduğunda başkalarını suçlar.
Komplo teorileri: Kişiliğindeki yanlışlıkları, başka yerlere ve kimselere
yansıtanlar, neredeyse her olayı bir komplo, entrika ve kumpas çerçevesinde
açıklar. Karşı tarafı olduğundan daha güçlü gören bu kişiler gerçeklikten
koptuğu için , yalnız teşhis ile yetinir, olumsuzluğu tedavi için bir şey
yapmaz.
Kuralsızlık (Anomi) : Yaşadığı ortamı değiştirenlerde, örneğin köyden kente
veya Türkiye´den diğer bir ülkeye göçenlerde görülür. . Göç eden kişi, ardında
bıraktığı kırsal kesimin yüzyıllar boyu oluşmuş zengin kültürü ile köprüleri
atmıştır ama kent kültürünü de henüz özümseyecek zamanı bulamamıştır. Kuralsız
kişilere otosunu emniyet şeridinde sürerken, kuyruklara yandan kaynamaya
çalışırken rastlarsınız.
Sınır kişilik rahatsızlığı: İngilizcede "borderline" denen bu rahatsızlık son
zamanlarda moda oldu. Özellikle hayata atılmak üzere olan gençleri etkisi altına
alır. Bu rahatsızlık, aktif istikrarsızlık, dengesizlik, çevredeki olay ve
insanlara aşırı duyarlılık, kendine güvensizlik, kronik bir boşluk duygusu ve
bir uçtan diğer uca savrulma gibi belirtilerle kendini gösterir.
reçetelerin peşindedir. Oysa ilk atılacak adım bireysel ve toplumsal başarının
önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu engellerin çoğu da kendi içimizde ve
zihnimizdedir. Kendimizin ürettiği bu "sözde" engellerle, hareket alanımızı
daraltır, beyin tembelliğine ve atalete teslim oluruz. Ruhsal sorunların aslan
gibi delikanlıların ve dinamik genç kızların enerjilerini yiyip bitirmesine
seyirci kalırız. Bu sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin
yanlış algılanması ile ortaya çıkar.
Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek
imkansızdır. Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde;
çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz. Aşağıdaki rahatsızlıkların
bilincinde olduğumuz ve bunlarla mücadele ettiğimiz takdirde kişisel ve
toplumsal alanda başarıya ulaşmak kolaylaşabilir:Kimlik sorunları: Otobüsle seyahat eden bir kişi, mola verilen bir otogarda
indikten sonra bindiği aracı bulamamış. Paniğe düşen yolcu diğer otobüslere
çıkıp hep şu soruyu sorarmış " Ben bu otobüsün yolcusu muyum? Kendi konumunu
başkalarına doğrulatmaya çabalayan bu yolcu gibi bizler de kimliğimize sahip
çıkamıyoruz. Özgüvenimiz eksik olduğu için hep başkalarının referanslarına
ihtiyaç duyuyoruz.
Naiflik: Acı gerçekliği kabullenemeyen bazı kişiler ya bir gerçekleştirilmesi
zor bir ütopyaya sığınır ya da abartılmış tepkiler gösterir ancak olumsuzluklara
karşı mücadeleleri havada kalır. Çünkü hareket noktaları gerçeklik değildir.
"Adam etme" tutkusu: Kendisini çok mükemmel gördüğü için hayatını
çevresindekileri adam etmeye adayanlar, diğer insanların kişiliklerini, özlem
ve istemlerini yok sayar. Kendi kişisel gelişimini ihmal eden bu kişiler topluma
ve ekonomiye olumlu bir katkıda bulunamaz.
Travma sonrası stres: Kişisel ve toplumsal hayatta yaşanan felaketlerin,
şokların ve örselenmelerin ardından gelen bu gerilim hali, insanların endişeli
ve titrek olmasına yol açar. 1994-2001 döneminde yaşanan üç krizin yol açtığı
traumanın etkileri halâ canlı insanların sağlıklı ve soğukkanlı düşünmelerini
zorlaştırır.
Atalet: William Glasser´ın tanımladığı "aşırı rasyonalizasyon" rahatsızlığına
yakınanlar toplumdaki aksaklıklar üzerine sürekli konuşur, fikir yürütür, fırsat
bulduğunda tartışır. Ancak iş eyleme, bir şeyler yapmaya geldiğinde frene basar.
Bu tip, hayattan korkusunu konuşarak gizlemeye gayret eder.
Bağımlılık sendromu: Bu kişilik bozukluğunda kişi, kendi kişisel gelişim ve
başarısı için hep başkalarının desteğini arar. Kendi potansiyelini
geliştirmekten ve var gücüyle çalışmaktan kaçan bu kişi, işler kötü gittiğinde
ve başarısız olduğunda başkalarını suçlar.
Komplo teorileri: Kişiliğindeki yanlışlıkları, başka yerlere ve kimselere
yansıtanlar, neredeyse her olayı bir komplo, entrika ve kumpas çerçevesinde
açıklar. Karşı tarafı olduğundan daha güçlü gören bu kişiler gerçeklikten
koptuğu için , yalnız teşhis ile yetinir, olumsuzluğu tedavi için bir şey
yapmaz.
Kuralsızlık (Anomi) : Yaşadığı ortamı değiştirenlerde, örneğin köyden kente
veya Türkiye´den diğer bir ülkeye göçenlerde görülür. . Göç eden kişi, ardında
bıraktığı kırsal kesimin yüzyıllar boyu oluşmuş zengin kültürü ile köprüleri
atmıştır ama kent kültürünü de henüz özümseyecek zamanı bulamamıştır. Kuralsız
kişilere otosunu emniyet şeridinde sürerken, kuyruklara yandan kaynamaya
çalışırken rastlarsınız.
Sınır kişilik rahatsızlığı: İngilizcede "borderline" denen bu rahatsızlık son
zamanlarda moda oldu. Özellikle hayata atılmak üzere olan gençleri etkisi altına
alır. Bu rahatsızlık, aktif istikrarsızlık, dengesizlik, çevredeki olay ve
insanlara aşırı duyarlılık, kendine güvensizlik, kronik bir boşluk duygusu ve
bir uçtan diğer uca savrulma gibi belirtilerle kendini gösterir.
