- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Yemek ağza gönderilmeden önce, gözler dış
görünüşü hakkında beyine bilgiler gönderirler. Sonra yiyecek ağza
yaklaştırılırken koklanır. Yemeğin kokusunun alınabilmesi için burun içinde hava
akımı olması gerekir. Nezle olunduğunda burun tıkanıp hava akımı durduğundan
koku alınamaz. Eğer burun parmaklarla iki yandan sıkılırsa, soğan mı yoksa elma
mı yendiği anlaşılmaz.İnsanlar çoğu yiyecekleri sıcak yemeyi severler.
Sıcaklığı, ağzın içinde bulunan sıcaklık alıcıları saptar ve beyine bildirirler.
Tadı ve kokusu iyi olan bir yiyecekten sırf soğuk olduğu için lezzet
duyamayabiliriz. Yiyeceğin yumuşak olması ve görüntüsünün güzelliği de daha
büyük bir iştahla yenilmesini sağlar.Bazı kişiler acı olarak sevdikleri
bir yiyeceği, bibersiz ve baharatsız yerlerse lezzet alamazlar. Ağızdaki ağrı
duyusunu akmaya yarayan alıcıların da lezzet duygusunun alınmasında rolleri
vardır.Ağızda sayıları 9-10 bin civarında olan tat alıcılarının 45
yaşından sonra azalmaya başlar. 80 yaşında normalin beşle birine düşer. Genç
yaşlarda sevilmeyen bazı yemeklerin ilen yaşlarda sevilerek yenilmesinin sebebi,
bu tat alıcılarının sayılarının azalmaları, yiyeceğin tadının tüm
ayrıntılarının, daha önce hoşlanılmayan kısımlarının artık algılanmaması
olabilir.Dişlerdeki protezler hem damaklardaki sıcaklık ve dokunma
alıcılarının üzerlerini kapadıklarından hem de tadın alınmasında ana etken olan
tükürük salgı miktarını etkilediklerinden tat alma duygumuzu önemli derecede
etkilerler.Ağrı duyusunu alan alıcılar dışında, ağız ve burundaki
alıcılar uyarılara çabuk adapte olurlar. Ağza alınan bir yiyeceğin lezzeti
başlangıçta iyi bir şekilde alınırken zaman geçtikçe bu alıcıların gönderdikleri
sinyal seviyesi azalır. Bu nedenle daha iyi lezzet alabilmek için yemeklerin
azar azar ve İki lokma arasında bir süre beklenerek yenilmesi tavsiye
edilir.İlk insanlar av hayvanlarının etlerini çiğ olarak yiyorlardı.
Sonra ateşte pişirmeye başladılar. Yıllar geçtikçe pişirdikleri yemeklerin daha
lezzetli olmalarını sağlamak ve çeşidi arttırmak için birbirleri ile
karıştırmaya başladılar. Yemekler zamanla toplumların tarihsel gelişimleri ve
çevre etkileriyle, geleneklere göre şekillendiler. İnsanların lezzet anlayışları
da bulundukları toplumlara göre gelişti.Yemek yeme alışkanlığı ve damak
tadı denilen lezzet anlayışında, sadece kültür ve coğrafi koşullar değil,
toplumun sosyolojik ve ekonomik yapısı, göçebelik, tarım, hayvancılık,
ormancılık, balıkçılık gibi yaşam alanları, iklim koşulları, din ve komşu
kültürler de etkili oldular.Bütün bunlara rağmen, aynı toplumdaki iki
insanda veya aynı insanda değişik yaşlarda oluşan farklı lezzet anlayışının
nedenleri tam anlaşılabilmiş değildir. Araştırmacılar en çok insan tükürüğündeki
kimyasallar ve bunların insandan insana fark eden genetik yapıları üzerinde
duruyorlar.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
görünüşü hakkında beyine bilgiler gönderirler. Sonra yiyecek ağza
yaklaştırılırken koklanır. Yemeğin kokusunun alınabilmesi için burun içinde hava
akımı olması gerekir. Nezle olunduğunda burun tıkanıp hava akımı durduğundan
koku alınamaz. Eğer burun parmaklarla iki yandan sıkılırsa, soğan mı yoksa elma
mı yendiği anlaşılmaz.İnsanlar çoğu yiyecekleri sıcak yemeyi severler.
Sıcaklığı, ağzın içinde bulunan sıcaklık alıcıları saptar ve beyine bildirirler.
Tadı ve kokusu iyi olan bir yiyecekten sırf soğuk olduğu için lezzet
duyamayabiliriz. Yiyeceğin yumuşak olması ve görüntüsünün güzelliği de daha
büyük bir iştahla yenilmesini sağlar.Bazı kişiler acı olarak sevdikleri
bir yiyeceği, bibersiz ve baharatsız yerlerse lezzet alamazlar. Ağızdaki ağrı
duyusunu akmaya yarayan alıcıların da lezzet duygusunun alınmasında rolleri
vardır.Ağızda sayıları 9-10 bin civarında olan tat alıcılarının 45
yaşından sonra azalmaya başlar. 80 yaşında normalin beşle birine düşer. Genç
yaşlarda sevilmeyen bazı yemeklerin ilen yaşlarda sevilerek yenilmesinin sebebi,
bu tat alıcılarının sayılarının azalmaları, yiyeceğin tadının tüm
ayrıntılarının, daha önce hoşlanılmayan kısımlarının artık algılanmaması
olabilir.Dişlerdeki protezler hem damaklardaki sıcaklık ve dokunma
alıcılarının üzerlerini kapadıklarından hem de tadın alınmasında ana etken olan
tükürük salgı miktarını etkilediklerinden tat alma duygumuzu önemli derecede
etkilerler.Ağrı duyusunu alan alıcılar dışında, ağız ve burundaki
alıcılar uyarılara çabuk adapte olurlar. Ağza alınan bir yiyeceğin lezzeti
başlangıçta iyi bir şekilde alınırken zaman geçtikçe bu alıcıların gönderdikleri
sinyal seviyesi azalır. Bu nedenle daha iyi lezzet alabilmek için yemeklerin
azar azar ve İki lokma arasında bir süre beklenerek yenilmesi tavsiye
edilir.İlk insanlar av hayvanlarının etlerini çiğ olarak yiyorlardı.
Sonra ateşte pişirmeye başladılar. Yıllar geçtikçe pişirdikleri yemeklerin daha
lezzetli olmalarını sağlamak ve çeşidi arttırmak için birbirleri ile
karıştırmaya başladılar. Yemekler zamanla toplumların tarihsel gelişimleri ve
çevre etkileriyle, geleneklere göre şekillendiler. İnsanların lezzet anlayışları
da bulundukları toplumlara göre gelişti.Yemek yeme alışkanlığı ve damak
tadı denilen lezzet anlayışında, sadece kültür ve coğrafi koşullar değil,
toplumun sosyolojik ve ekonomik yapısı, göçebelik, tarım, hayvancılık,
ormancılık, balıkçılık gibi yaşam alanları, iklim koşulları, din ve komşu
kültürler de etkili oldular.Bütün bunlara rağmen, aynı toplumdaki iki
insanda veya aynı insanda değişik yaşlarda oluşan farklı lezzet anlayışının
nedenleri tam anlaşılabilmiş değildir. Araştırmacılar en çok insan tükürüğündeki
kimyasallar ve bunların insandan insana fark eden genetik yapıları üzerinde
duruyorlar.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
