Üçüncü Göz Dedikleri Bez

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan sweeet
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

sweeet

Administrator
20
HD RANK
Katılım
11 Nisan 2009
Mesajlar
4,053
Reaksiyon puanı
12
Puanları
0
Üçüncü Göz Dedikleri Bez

Tarih: 19 Mart 2014 | Yazar: Fer İnsanoğlu | Kategori: Bilim • Sayı: 102

Alnın ortasında üçüncü bir göz. İlk defa, Zeyna ve Herkül’ün savaştığı canavarlarda gördüm onu; sonra mitolojik resimlerde, eski çağ uygarlıklarının duvar yazılarında, ardından sık sık spiritüel bilgilerde karşıma çıkmaya başladı bu üçüncü göz hikayesi.

Ajna Çakra - Üçüncü göz çakrasının gösterildiği yer epifiz bezinin konumuna denk düşer. İfade ettiği yerse aslında alnın gerisinde, beynin merkezine doğrudur.

Hep efsanevi, ya da metaforik zannettiğim üçüncü göz, gitgide sağ kolum kadar somutluk kazandı benim için. Ben de bu gizem hakkında bildiklerimi, bulduklarımı paylaşmak istedim.

Üçüncü göz şu anda beyinde işlevi tam bilinmeyen bir beze deniyor aslında: Epifiz bezi.

Bu bezin yeri beynin iki yarım küresinin ortasında, ve önden bakınca iki gözün arasından biraz yukarı denk geliyor. Kireçlenmiş durumda olduğundan beyin röntgenlerinde gözüküyor daha çok. Dokusal yapısı gözünkine benzediğinden ve fotoreseptif ( ışığı algılayan yapıda ) olduğundan dolayı gözle bağdaştırılmış hep. Ama gözle ters olarak ışığın varlığına değil, karanlığa tepki gösteriyor; uyumamızda etkili melatonin hormonunun salgılanmasını sağlıyor. Ancak bilimsel olarak henüz kanıtlanmamış olsa da, epifiz bezinin görevlerinin bundan çok daha ileriye gittiği düşünülüyor.

Horus'un Gözü- Kadim Mısır duvaryazılarından tanıdık bu şeklin üçüncü gözü ifade ettiği düşünülüyor. Sebebiyse, beyin kesidinde ki bu benzerlik.

Tarihte ve günümüzde birçok kültür, felsefe, inanç ve uygulamada epifiz bezi, spiritüel anlamda bir keşif gözü olarak tanınıyor. Bu kavramın bağdaştırıldığı şeyler ise: Aydınlanma. Uyanış. Yüksek bilinç halleri. Ve yüksek algılama kapasitesi.

Bilimsel olarak, ilk başta evrim sürecinde gereksizleşen bir parça sanılmış epifiz bezi. Ardından uykuyla olan ilişkisi keşfedilmiş. Araştırmalara göre epifiz bezi 1-2 yaşlarına kadar geliştikten sonra büyümesi duruyor. Bundan sonraysa kireçlenme süreci başlıyor. Örneğin Amerika genelinde, 17 yaşına gelene kadar insanların %40ının epifiz bezi kireçlenmiş oluyor. Tabi ki bu zorunlu değil, ve kişiden kişiye değişebiliyor. Kireçlenmesine katkıda bulunan ciddi bir etken, diş macunlarında bulunan ve dişlere iyi geldiği gerekçesiyle birçok büyük şehrin sularına kattığı sodyum florid diye sağlığa da zararlı bir bileşik. Kireçlenmeyi geri çevirmenin ve aktifleştirmeninse çeşitli yolları olduğu söyleniyor.

Aktifleştirmek derken spiritüel bir uyanış için harekete geçirmekten bahsediyorum. Çünkü bu bezin aynı zamanda vücuttaki Dimetiltriptamin(DMT) isimli nörotransmiteri de (sinir hücrelerinin birbirleri arasında iletişimde kullandıkları madde) salgılayan bez olduğu düşünülüyor. DMT ise bitki aleminde bolca, memelilerde ise nörotransmiter olarak eser halde bulunan bir madde. Ve ilgi çekici olarak vücutta en fazla doğarken, ölürken, az miktarda da bazı uykularda ve bazen meditasyon sırasında salgılanan bir molekül. Bu konuyu derinlemesine inceleyen psikanalist Rick Strassman tarafından ‘Ruh Molekülü’ olarak adlandırılıyor. Bitki özlerinden elde edilerek dışarıdan alınabilen DMT, şamanların da ayinlerinde kullandığı, derin mistik ve spiritüel deneyimler yaşatan bir madde.

Epifiz bezi üzerine uzun çalışmaları olduğuna şaşırdığım bir isim: Descartes. Kendisi bir matematikçi ve felsefeci olarak bu konuya farklı bir yoldan yaklaşmış. Bezin nasıl çalıştığına değil, bulunduğu konum ve şekil itibariyle ne işi üstlenmiş olabileceğine dair fikir yürütmüş. Bu bezin beyinde, iki lobun arasındaki en merkezi yerde bulunması ve beyindeki çoğu bölümün aksine tek parça olmasından yola çıkmış. Böylece bu bezin beyin tarafından algılananların tümünün birleştiği ve bize tek bir fikir halinde sunulduğu yer olmak için en doğru parça olduğunu düşünmüş; burayı ‘ruhun esas koltuğu’, ve ‘zihnin bedenle birleştiği yer’ olarak tanımlamış.

Sonuç olarak bakıldığında epifiz bezi, yani üçüncü göz konusuna bilimsel olarak epey bir belirsizlik hakim. Ancak birbirinden kopuk bu bilgiler arasındaki bağlantı karanlıkta da olsa, bir bütünlüğün varlığı seçilebilmekte gibi geliyor bana. Kabul etmek için tanığa ve kanıta gereksinim duyanların bilmedikleri bu dünyaya yolculuğunu belki böyle tetikleyebilirim. Üçüncü gözün keşfi için yolculuğun geri kalanıysa biraz inançla kişiye kalıyor.


kaynak: indigo dergisi
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst