- Katılım
- 19 Ekim 2008
- Mesajlar
- 53
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 51
Son yıllarda kişisel gelişim ve tinsel öğretiler konusunda toplumda bir patlama yaşanıyor. Bu konularda yazılan kitaplar, çekilen film ve videolar, yapılan programlar insanlara yeni ufuklar açmakla birlikte meraklarını kamçılamaya devam ediyor. Bütün bu ilgi sadece mistik olanın açığa çıkarılması isteğinden değil yolun sonunda bize vaat edilenlerden kaynaklanıyor.
Kişisel gelişim yöntemleriyle bir yandan, başta kendimiz olmak üzere insanı keşfetmeye çalışırken bir yandan da nasıl daha huzurlu, daha pozitif, daha başarılı, daha çekici vb. olabiliriz diye kafa yoruyoruz. Bilincimizin katmanlarını eşeleyip bir nevi arınma gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Reiki ile şifa vermek (almak), EFT ile zararlı alışkanlıklarımızdan kurtulmak, çekim yasasıyla zengin olmak, düşünce gücümüzle muhteşem bir kariyer yapmak yani sonsuz mutluluk ve bolluk içinde yaşamak istiyoruz. Endişe yanımıza yaklaşmasın, sevdiklerimizden ayrılmayalım, takıntılarımızdan sıyrılalım vs. vs. Bitmiyor isteklerimiz.
Tabii ki her insanın hakkıdır mutluluk. Herkesin mutluluk değerleri ve mutlu olma yöntemleri farklı olsa da nihayetinde hepimizin amacı mutlu olmak. Bu yoldaki arayışlar da hiç bitmeyecektir. Bitmesin de zaten. Ayrıca insanların gelişime açık olmaları, “kendini geliştirmek” gibi çok önemli bir konuda çaba sarf etmeleri de takdire değer. Bir tek insanın hayatındaki küçücük bir değişimin bile evreni etkilediğini düşünürsek bu olumlu çalışmalar daha da değer kazanıyor. Gelgelelim her şeyin hızla kullanılıp tüketildiği çağımızda gerek rant elde etmeye çalışan insanlar, gerekse bu öğretileri “her şeye sahip olmanın kolay yolu” olarak gören insanlar yüzünden amaçtan sapıldığını ve işin özünden uzaklaşıldığını düşüyorum.
Şöyle ki; kişisel gelişim yöntemleri ve tinsel öğretiler kulaktan dolma bilgilerle ya da uzman olmayan kişilerin önderliğinde uygulanmaya çalışılıyor. Ya da bir kitap okuyup, bir film izleyip hayatımızın değişeceğine inanıyoruz. Birkaç makale okuyup evrene hükmetmeye çalışıyoruz. Evet bir kitap okuyup hayatı değişen bir insan olabilir tabii, ama aynı kitabı okuyup bir arpa boyu ilerleyemeyen insanlar da vardır. Kitap aynı ama okuyanlar farklıdır. Bu da bizi temel felsefeye götürüyor. Farkındalık ve kendini bilme. İnsanın kendini tanıması, öz gözlemleme yapabilmesi sanıldığı kadar kolay bir süreç değildir. Bilinçaltına girebilmek için faklı yöntemlerin kullanılması bir yana bilinç düzeyinde gözlem yapmaya çalışırken de bizi bekleyen sayısız tuzak ve kaçış yolları vardır. Sarp ve dikenli yollarda yürümeye hazır olmayan bir kişi en yakın sapaktan çıkacaktır. Ne güzel söylemiş Yunus Emre; “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır” diye…
Farkındalığımızı geliştirmek, kendimize yatırım yapmak (okumak , seyahat etmek, yeni insanlarla tanışmak vb. yollarla) hayallerimizle çelişmeyen bir hayat yaşamaya çalışmak bir başlangıç noktasıdır. Mutluluk yolunda seçtiğimiz manevi yapıyı bu olgular üzerine inşa edebilirsek öğretilerin amacına ulaşabileceğini düşünüyorum. Kişisel gelişim yöntemlerinin temeli farkındalığımızı arttırmaya çalışmaktır zaten. Bu süreci geçiştirip, öğretileri, “pozitif düşünüyorum her şey iyi olacak”, “çekim yasası uyguladım aşık olduğum kişi de beni sevecek”, “yüksek maaşlı ve rahat bir iş hayal ediyorum, mutsuz olduğum işi bırakmalıyım” diyerek isteklerimizin gerçekleşmesi için kolay ve emeksiz bir yol olarak düşünmek yanılsamalar dünyasına davetiye çıkarır. Üstelik bunca öğreti arasında bir ondan bir bundan medet umup, hiçbirinin özüne inmeden yüzeysel çalışmalar yapmak istediğimiz sonucu elde edemeyince bir süre sonra yılgınlığa düşmemize ve hepten vazgeçmemize sebep olur.
Pozitif düşünceye yürekten inanan ve hayatında uygulayan bir insan olarak hayallerimize ulaşmanın “iste, inan ve senin olsun” mantık düzeyine çekilmesinden duyduğum rahatsızlığı paylaşmak istedim. Mutluluk çok kolaydır ama bir o kadar da zor. Ve asla unutmamamız gereken bir nokta; ” mutluluk içimizdedir”.
Kişisel gelişim yöntemleriyle bir yandan, başta kendimiz olmak üzere insanı keşfetmeye çalışırken bir yandan da nasıl daha huzurlu, daha pozitif, daha başarılı, daha çekici vb. olabiliriz diye kafa yoruyoruz. Bilincimizin katmanlarını eşeleyip bir nevi arınma gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Reiki ile şifa vermek (almak), EFT ile zararlı alışkanlıklarımızdan kurtulmak, çekim yasasıyla zengin olmak, düşünce gücümüzle muhteşem bir kariyer yapmak yani sonsuz mutluluk ve bolluk içinde yaşamak istiyoruz. Endişe yanımıza yaklaşmasın, sevdiklerimizden ayrılmayalım, takıntılarımızdan sıyrılalım vs. vs. Bitmiyor isteklerimiz.
Tabii ki her insanın hakkıdır mutluluk. Herkesin mutluluk değerleri ve mutlu olma yöntemleri farklı olsa da nihayetinde hepimizin amacı mutlu olmak. Bu yoldaki arayışlar da hiç bitmeyecektir. Bitmesin de zaten. Ayrıca insanların gelişime açık olmaları, “kendini geliştirmek” gibi çok önemli bir konuda çaba sarf etmeleri de takdire değer. Bir tek insanın hayatındaki küçücük bir değişimin bile evreni etkilediğini düşünürsek bu olumlu çalışmalar daha da değer kazanıyor. Gelgelelim her şeyin hızla kullanılıp tüketildiği çağımızda gerek rant elde etmeye çalışan insanlar, gerekse bu öğretileri “her şeye sahip olmanın kolay yolu” olarak gören insanlar yüzünden amaçtan sapıldığını ve işin özünden uzaklaşıldığını düşüyorum.
Şöyle ki; kişisel gelişim yöntemleri ve tinsel öğretiler kulaktan dolma bilgilerle ya da uzman olmayan kişilerin önderliğinde uygulanmaya çalışılıyor. Ya da bir kitap okuyup, bir film izleyip hayatımızın değişeceğine inanıyoruz. Birkaç makale okuyup evrene hükmetmeye çalışıyoruz. Evet bir kitap okuyup hayatı değişen bir insan olabilir tabii, ama aynı kitabı okuyup bir arpa boyu ilerleyemeyen insanlar da vardır. Kitap aynı ama okuyanlar farklıdır. Bu da bizi temel felsefeye götürüyor. Farkındalık ve kendini bilme. İnsanın kendini tanıması, öz gözlemleme yapabilmesi sanıldığı kadar kolay bir süreç değildir. Bilinçaltına girebilmek için faklı yöntemlerin kullanılması bir yana bilinç düzeyinde gözlem yapmaya çalışırken de bizi bekleyen sayısız tuzak ve kaçış yolları vardır. Sarp ve dikenli yollarda yürümeye hazır olmayan bir kişi en yakın sapaktan çıkacaktır. Ne güzel söylemiş Yunus Emre; “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır” diye…
Farkındalığımızı geliştirmek, kendimize yatırım yapmak (okumak , seyahat etmek, yeni insanlarla tanışmak vb. yollarla) hayallerimizle çelişmeyen bir hayat yaşamaya çalışmak bir başlangıç noktasıdır. Mutluluk yolunda seçtiğimiz manevi yapıyı bu olgular üzerine inşa edebilirsek öğretilerin amacına ulaşabileceğini düşünüyorum. Kişisel gelişim yöntemlerinin temeli farkındalığımızı arttırmaya çalışmaktır zaten. Bu süreci geçiştirip, öğretileri, “pozitif düşünüyorum her şey iyi olacak”, “çekim yasası uyguladım aşık olduğum kişi de beni sevecek”, “yüksek maaşlı ve rahat bir iş hayal ediyorum, mutsuz olduğum işi bırakmalıyım” diyerek isteklerimizin gerçekleşmesi için kolay ve emeksiz bir yol olarak düşünmek yanılsamalar dünyasına davetiye çıkarır. Üstelik bunca öğreti arasında bir ondan bir bundan medet umup, hiçbirinin özüne inmeden yüzeysel çalışmalar yapmak istediğimiz sonucu elde edemeyince bir süre sonra yılgınlığa düşmemize ve hepten vazgeçmemize sebep olur.
Pozitif düşünceye yürekten inanan ve hayatında uygulayan bir insan olarak hayallerimize ulaşmanın “iste, inan ve senin olsun” mantık düzeyine çekilmesinden duyduğum rahatsızlığı paylaşmak istedim. Mutluluk çok kolaydır ama bir o kadar da zor. Ve asla unutmamamız gereken bir nokta; ” mutluluk içimizdedir”.
