- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Hollanda'da denizden kazanılan yerlerin kurutulması da bambaşka bir su
sorunuydu. Bu bitmez tükenmez iş XVI. yüzyıldan beri sürüp geliyordu. Önce
denizin bir kısmını ayıran bentler inşa ediliyor, sonra bu sular tulumbalarla
çekilip boşaltma kanallarına veriliyordu. Geriye toprağın tuzunu almaktan başka
bir şey kalmıyordu. Bu muazzam işe koşulan ilk araç, yel değirmeni olmuştu.
Buharlı tulumba çıkar çıkmaz buna baş vuruldu. Asıl bu araç sayesinde başarılı
çalışmalar yapılabildi ve toprak, denizleri kemirmeye başladı. Hollanda'dan
sonra İngiltere, Fransa ve Almanya da işe koyuldular. Kayalıklarda ya da zaman
zaman suların altında kalan topraklarda sürdürülen bu savaş insanların
başarısıyla sona erdi. Ve buralarda tarımın başlaması, başarının armağanı
oldu.İnsanoğlunun fundalıklarla savaşı da uzun sürmüştü; bu da başarıyla
sonuçlandı. Bu topraklarda bir kumtaşı tabakası suların sızmaların engellemekte
ve sular toprağın üstünde bir tabaka halinde durmaktaydı. Böylece Fransa'da
Landes bölgesinde 14.000 kilometre karelik bir alan kayalık haline gelmiş olup
oturulmaz durumdaydı. Burada sular ne toprağın altına geçebiliyor, ne de akıp
denize ulaşabiliyordu. Önlerinde Avrupa'nın en büyük kumulu duruyordu ve rüzgâr
bu kumulu yılda 20-25 metre ileriye itmekteydi. Öyle ki, Landes tehlikeli bir
çöl olarak görülüyordu. XVI. Louis zamanında bir mühendis işi ele almaya ve bu
toprakları uygarlığa elverişli duruma sokmaya karar verdi. Nicolas
Bremonier adındaki bu mühendis (1738-1809), kendisinden önce bu konuda
çalışmalar yapmış olan meslektaşları Charlvoix ve Abbe Desbiey'nin girişimlerini
inceledikten sonra, 1787'de işe koyuldu. Önce kumulun ilerlemesini durdurmak
için çam ağaçlan dikmeye başladı. Girişim başarıya ulaştı ve 1867'ye kadar
80.000 hektarlık alanda dikilen ağaçlar sayesinde kumul kesinlikle durduruldu.
Ancak bu işlem, araziyi kayalık olmaktan çıkaramamıştı. O kadar ki, söylentiye
göre, Napolyon bir ara bu bölgeye develeri alıştırmayı bile tasarlamıştı. İşin
ikinci kısmını Orman Mühendisi Jules Chambrelent (1817-1893), üstüne aldı. Bu
kıraç düzlüğü akaçlamak ve açmak yoluyla 650.000 hektarlık bir orman meydana
getirdi ve bu bölgenin odunla ilgili sanayilerin merkezi halini almasına yol
açtı. Su, ekmekle eşdeğer ölçüde bir hayat öğesidir. Toprağı bastı mı
felâketlere sebep olurken, toprağın ekilmesi ve insanın beslenmesi için de
kaçınılmaz şarttır. Susuz toprak çöldür. Bir kuyu, bir vaha, bir uygarlık
merkezi demektir. Bu durumda insanın suyu izlemesi, tarihin en eski çağlarından
bu yana en önemli kaygısı olmuştur, insanın hemen yakınında bir kaynak ya da
ırmak bulamadığı her yerde kuyuculuk imdadına yetişmiştir. Artois gibi bazı
yerlerdeyse, su kendiliğinden toprağın yüzüne kadar çıkmaktaydı. Ta eski
zamanlardan beri bilinen artezyen kuyuları işte bu ihtiyaçtan doğmuştur. Bazen
bu kuyular, su bulunduğundan kuşkulanılan yerlerde suni olarak meydana
getirilir, toprakta su tabakasına rastlayıncaya kadar kazıldıktan sonra, sular
tulumba ya da dolaplara çekilirdi. Bunca yararlı bir zanaat kimin
buluşudur? İlk kuyu açma tekniğini bulanların Çinliler olduğu sanılmakla
birlikte suyun bulunduğu yeri teşhis etmekte ve kuyu açmakta Araplar büyük hüner
göstermişlerdi. Ancak modern araçlar ve yöntemlerle kuyuculuğun ilk tanımını
Bernard Palissy'ye borçluyuz. Palissy aracı: Ucunda bir kol ya da tahta sap
bulunan bir oluklu burgaç diye anlatmaktadır. Bu oluklu burgacın kullanılması
öylesine yaygınlaştı ki, İtalya'da, Modena şehrinde iki soyluluk almasında
görüldü ve Kuzey İtalya kuyucuların vatanı olarak ün yaptı. Ancak, bu
zanaatın ampirizmden kurtularak jeolojiye dayanan rasyonel bir teknik haline
gelmesi ve kuyucuların yerini uzman mühendislerin alması için XIX. yüzyılı
beklemek gerekti. O güne kadar en fazla 10-12 metreye inilebilmişti. Öyle ki
sondajcılar, Fransız meslektaşları Degousee'nin, kireçli bir katmanı geçip 140
metre derinliğe inmesini inanılmayacak bir başarı olarak, hayranlıkla
karşıladılar (1830). Bu tarihlerde Paris'e içme suyu sağlamak bir kere daha acil
ihtiyaç haline gelmiş ve resmi makamlar birçok artezyen kuyusunun açılması için
karar almışlardı. İlk kuyu Grenelle'de açıldı; 1833-1841 arasında
yapılan çalışmalar sonunda 548 metreye inildi ve su öylesine bir hızla fışkırdı
ki, şantiyeleri barınaklarıyla birlikte devirdi. Bunu 1866'da Passy'deki
artezyen kuyusu izledi, 586 metre derinliğe, Hebert alanındakinde de 718 metreye
inildi.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
sorunuydu. Bu bitmez tükenmez iş XVI. yüzyıldan beri sürüp geliyordu. Önce
denizin bir kısmını ayıran bentler inşa ediliyor, sonra bu sular tulumbalarla
çekilip boşaltma kanallarına veriliyordu. Geriye toprağın tuzunu almaktan başka
bir şey kalmıyordu. Bu muazzam işe koşulan ilk araç, yel değirmeni olmuştu.
Buharlı tulumba çıkar çıkmaz buna baş vuruldu. Asıl bu araç sayesinde başarılı
çalışmalar yapılabildi ve toprak, denizleri kemirmeye başladı. Hollanda'dan
sonra İngiltere, Fransa ve Almanya da işe koyuldular. Kayalıklarda ya da zaman
zaman suların altında kalan topraklarda sürdürülen bu savaş insanların
başarısıyla sona erdi. Ve buralarda tarımın başlaması, başarının armağanı
oldu.İnsanoğlunun fundalıklarla savaşı da uzun sürmüştü; bu da başarıyla
sonuçlandı. Bu topraklarda bir kumtaşı tabakası suların sızmaların engellemekte
ve sular toprağın üstünde bir tabaka halinde durmaktaydı. Böylece Fransa'da
Landes bölgesinde 14.000 kilometre karelik bir alan kayalık haline gelmiş olup
oturulmaz durumdaydı. Burada sular ne toprağın altına geçebiliyor, ne de akıp
denize ulaşabiliyordu. Önlerinde Avrupa'nın en büyük kumulu duruyordu ve rüzgâr
bu kumulu yılda 20-25 metre ileriye itmekteydi. Öyle ki, Landes tehlikeli bir
çöl olarak görülüyordu. XVI. Louis zamanında bir mühendis işi ele almaya ve bu
toprakları uygarlığa elverişli duruma sokmaya karar verdi. Nicolas
Bremonier adındaki bu mühendis (1738-1809), kendisinden önce bu konuda
çalışmalar yapmış olan meslektaşları Charlvoix ve Abbe Desbiey'nin girişimlerini
inceledikten sonra, 1787'de işe koyuldu. Önce kumulun ilerlemesini durdurmak
için çam ağaçlan dikmeye başladı. Girişim başarıya ulaştı ve 1867'ye kadar
80.000 hektarlık alanda dikilen ağaçlar sayesinde kumul kesinlikle durduruldu.
Ancak bu işlem, araziyi kayalık olmaktan çıkaramamıştı. O kadar ki, söylentiye
göre, Napolyon bir ara bu bölgeye develeri alıştırmayı bile tasarlamıştı. İşin
ikinci kısmını Orman Mühendisi Jules Chambrelent (1817-1893), üstüne aldı. Bu
kıraç düzlüğü akaçlamak ve açmak yoluyla 650.000 hektarlık bir orman meydana
getirdi ve bu bölgenin odunla ilgili sanayilerin merkezi halini almasına yol
açtı. Su, ekmekle eşdeğer ölçüde bir hayat öğesidir. Toprağı bastı mı
felâketlere sebep olurken, toprağın ekilmesi ve insanın beslenmesi için de
kaçınılmaz şarttır. Susuz toprak çöldür. Bir kuyu, bir vaha, bir uygarlık
merkezi demektir. Bu durumda insanın suyu izlemesi, tarihin en eski çağlarından
bu yana en önemli kaygısı olmuştur, insanın hemen yakınında bir kaynak ya da
ırmak bulamadığı her yerde kuyuculuk imdadına yetişmiştir. Artois gibi bazı
yerlerdeyse, su kendiliğinden toprağın yüzüne kadar çıkmaktaydı. Ta eski
zamanlardan beri bilinen artezyen kuyuları işte bu ihtiyaçtan doğmuştur. Bazen
bu kuyular, su bulunduğundan kuşkulanılan yerlerde suni olarak meydana
getirilir, toprakta su tabakasına rastlayıncaya kadar kazıldıktan sonra, sular
tulumba ya da dolaplara çekilirdi. Bunca yararlı bir zanaat kimin
buluşudur? İlk kuyu açma tekniğini bulanların Çinliler olduğu sanılmakla
birlikte suyun bulunduğu yeri teşhis etmekte ve kuyu açmakta Araplar büyük hüner
göstermişlerdi. Ancak modern araçlar ve yöntemlerle kuyuculuğun ilk tanımını
Bernard Palissy'ye borçluyuz. Palissy aracı: Ucunda bir kol ya da tahta sap
bulunan bir oluklu burgaç diye anlatmaktadır. Bu oluklu burgacın kullanılması
öylesine yaygınlaştı ki, İtalya'da, Modena şehrinde iki soyluluk almasında
görüldü ve Kuzey İtalya kuyucuların vatanı olarak ün yaptı. Ancak, bu
zanaatın ampirizmden kurtularak jeolojiye dayanan rasyonel bir teknik haline
gelmesi ve kuyucuların yerini uzman mühendislerin alması için XIX. yüzyılı
beklemek gerekti. O güne kadar en fazla 10-12 metreye inilebilmişti. Öyle ki
sondajcılar, Fransız meslektaşları Degousee'nin, kireçli bir katmanı geçip 140
metre derinliğe inmesini inanılmayacak bir başarı olarak, hayranlıkla
karşıladılar (1830). Bu tarihlerde Paris'e içme suyu sağlamak bir kere daha acil
ihtiyaç haline gelmiş ve resmi makamlar birçok artezyen kuyusunun açılması için
karar almışlardı. İlk kuyu Grenelle'de açıldı; 1833-1841 arasında
yapılan çalışmalar sonunda 548 metreye inildi ve su öylesine bir hızla fışkırdı
ki, şantiyeleri barınaklarıyla birlikte devirdi. Bunu 1866'da Passy'deki
artezyen kuyusu izledi, 586 metre derinliğe, Hebert alanındakinde de 718 metreye
inildi.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
