- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir.
Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine
sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına
artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9'u oranında genişler. Buzda su
molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada
deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir. Bilindiği gibi, bilimsel formülü
'H2O' olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen
atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir
açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka
elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki
'H2S' eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su
hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı
100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.
İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer
buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk
bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı
alamayacaklarından eriyemiyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her
tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti. Ancak buz,
yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar
altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı
değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını
azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler. Eğer buz
sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu.
Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu
kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu,
buzun suyun üstünde kalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale
getirdi.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine
sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına
artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9'u oranında genişler. Buzda su
molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada
deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir. Bilindiği gibi, bilimsel formülü
'H2O' olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen
atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir
açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka
elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki
'H2S' eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su
hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı
100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.
İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer
buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk
bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı
alamayacaklarından eriyemiyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her
tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti. Ancak buz,
yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar
altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı
değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını
azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler. Eğer buz
sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu.
Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu
kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu,
buzun suyun üstünde kalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale
getirdi.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
