Şaşkın Tilki

Berilce

New member
8
HD RANK
Katılım
21 Mart 2011
Mesajlar
834
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Konum
Ankara
Şaşkın Tilki

Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir!

Kurnaz çakal:
- Bir gün, dedi; bir tilki ormanda geziniyordu.
Ağacın üzerinde semiz mi semiz bir horoz gördü. Ağzının suyu aktı, kenara sindi, saklandı, tam horoza saldıracağı anda, garip bir ses:
- Güüüm güm de güm güm!
Baktı sesin geldiği yere, gördüğünden bir şey anlayamadı. Tilki, davulu ne bilsin, saf saf düşündü. “ Bu da ne acaba?” Nasıl bir yaratık bu böyle? diye… Fakat sesi böyle ilginç olur da tadı olmaz mı? Bu düşünceyle horoza değil, ona saldırmayı düşündü. Bir süre bekledi, davul rüzgârın sallamasıyla, “ Güüüm güm de güm güm !” diye sesler çıkarıyordu. Tilki gerildi gerildi, davula doğru atıldı birden.
Fakat bir de ne görsün! İçi boş bir kasnak…
Yiyecek gibi değil.
Bu arada horoz da kaçmıştı.
Tilki yaptığına pişman, önüne baka baka uzaklaştı oradan.
Çakal, Arslan’a bu hikayeyi anlattıktan sonra,
- Doğrusu, dedi sizin gibi güçlü kuvvetli bir sultanın ne olduğu belirsiz bir gürültüden çekinmesi doğru değil efendimiz.
Arslan kuşkuyla baktı bir an, Şetrebe’nin böğürtüsü bir daha duyulunca, Arslan’ı tekrar aldı bir korku…
Çakal, Arslan’dan bu olayı öğrenmek için izin istedi.
Birkaç gün sonra çakal huzura geldi, gülümsüyordu, Arslan şaşırdı,
- “Aklını kaçırmış olmalı”, diye düşündü.
Çakal, kurnaz kurnaz gülümseyerek,
- Sizi korkutan o korkunç sesin sahibi, inanmayacaksınız ama, bir öküz, dedi.
- Öküz mü? diye atıldı Arslan, nasıl da şaşırmıştı.
- -Evet, Öküz, diye devam etti çakal, otlamaktan semirmiş büyük bir öküz, ama sevimli mi sevimli, dilerseniz getireyim onu huzurunuza.
Arslan kulaklarına inanamadı, niye olmasındı, öküze sahip olmak güzel olurdu.
- Pekala getir bakalım, diye buyruk verdi.
- Çakal, Şetrebe’nin yanına gitti, buralarda ne aradığını sordu ona, Şetrebe başından geçenleri bir bir anlattı.
Çakal:
- Bu ülkenin bir sultanı var, büyük ve güçlü bir arslan, şimdiye dek onun huzuruna niçin çıkmadın? diye sordu.
Şetrebe:
- Eğer canıma kastı yoksa niçin gitmeyeyim? diye kuşkulu kuşkulu konuştu.
Kurnaz çakal güldü:
- Canına niye kastı olsun, tam tersi, senin gibi güçlü kuvvetli hayvanları sever, dedi.
Bunun üzerine Şetrebe ile saraya gittiler. Arslan Şetrebe’yi huzura kabul etti, onu dinledi, çok iltifatlarda bulundu, bununla da yetinmedi, sarayda yaşamasını istedi. Şetrebe artık padişahın adamı olmuştu, artık kırlarda başıboş gezmek yoktu, Arslan’ın yanında ülke yönetimine yardımcı olacaktı. Aradan uzun yıllar geçti. Öküz, sarayda önemli görevler üstlendi. Kral pek çok konuda ona danışıyordu, toplantılarda yer alıyor, düşüncesine başvuruluyordu. Gün geçtikçe öküzün durumu daha da iyiye gitti.
Çakal bile gölgede kalmıştı artık, kurnaz çakal bundan rahatsızdı ama, gidip durumu arkadaşı Kelile’ye anlattı.
- Sen, dedi Kelile, kendi elinle yapmışsın, Öküzü tut arslanın huzuruna getir, onun has adamı yap, sonra da şikayet et. Buna hakkın yok.
Çakal çok üzgündü, Kelile ona bir öykü anlattı.
- Senin durumun öyküdeki adama benziyor, dinle de gör…

( Hikayemiz Bir derviş masalı ile devam edecek…ttli3)

 
kıymetini bilene :) Süper paylaşım sevincli
 
rica ederim, ne demek sevincli sevgilerr...::)))
 

(Kelile, Çakal’a –Dimne- hikayeyi anlatıyor, bizde kulak misafiri olalım…)

Bir Derviş masalı

Çok sağlam surlu şehirlerden geçtim.
Beni tanımadılar.

Bir zamanlar yüce Padişah, eşsiz güzellikteki kaftanını garip bir Derviş’e armağan etmişti.
Derviş gece gündüz ibadet eden, kendi halinde sessiz bir adammış. Ne kaftanda gözü varmış, ne fistanda. Meğer açgözlü bir hırsız Kaftan’a göz dikmiş.
“ Nasıl yaparım da bu elbiseye sahip olurum” demiş…
Sonunda bir yolunu bulmuş, gidip dervişin öğrencisi olmuş. Gerçekte gözü kaftandaymış. Her şeyi onun için yapıyormuş. Böylece günler akıp geçmiş, Hırsız, dervişin en sadık öğrencisi olmuş. Bir gün sessizce bir yolunu bulup, kaftanı çalıvermiş. Derviş günlerce düşünmüş durmuş, sonunda kayıplara karışan öğrencinin bunu yaptığını anlamış. Onu bulmak için düşmüş yollara. Yolda iki inatçı keçi görmüş, kıyasıya dövüşüyorlarmış. Öyle ki kan revan içinde kalmışlar. Bu arada kavgayı fırsat bilen bir tilki, keçilerin kanı aktıkça, yalanıp dururmuş.
Derviş, “çok garip” diye söylenmiş, devam etmiş yoluna. Gide gide bir şehre varmış, biraz dolaşmış, gezerken bir ev görmüş, pencereden bir kadın onu görmüş, eve davet etmiş. Tekin bir ev değilmiş burası, bunu anlayınca dervişimiz evi terk etmiş. Sokakta gezinirken eski öğrencisine rastlamış. Adam terlik satıyormuş, hocasını görünce çok sevinmiş, onu evine götürmüş, eskilerden konuşmuşlar, anılarını hatırlamışlar. Terlikçi daha sonra pazara gitmek üzere evden çıkmış, giderken de karısına tembih etmiş…
- Misafirimiz benim hocamdır, çok saygıdeğer, çok dindar insandır, saygıda kusur etme.
Kadın;
- Olur, sen merak etme, diyerek kocasını göndermiş.
Meğer kadının bir aşığı varmış, onunla haberleşmesini yaşlı, cadaloz bir kadın yapıyormuş
Terlikçi akşam evine gelmiş, gelirken de evinin çevresinde dolaşan adamı görünce pek sinirlenmiş, içeri girer girmez, karısını dövmeye başlamış. Hırsını alamayıp, karısını mahzende bir direğe bağlamış. Derviş olanı biteni kaygıyla izlemiş…
Aracı kadın gizlice mahzene gelmiş, kadını direğe bağlı bulmuş.
Yalvarıyormuş kadın:
- N’olur çöz beni, akşamdan beridir dayak yiyorum kocamdan, sevgilime de haber ver, onunla görüşeyim.
Kadın:
- Nasıl olur? Dedi, sen bağlısın bir kere.
- Direğe ben sevgilimle görüşene dek seni bağlarım, biraz durursun olur biter.
Aracı kadın kabul etmiş, kadının yerine kendisini bağlatmış. Terlikçi gece uyanmış, siniri hala yatışmamış, karanlık mahzene girmiş, elinde bıçakla kadının burnunu kesmiş.
- Al, demiş, bağırarak bunu sevgiline gönder, hediye olarak.
Aracı kadın çok korkmuş, canı çok yansa da hiç sesini çıkarmamış. Terlikçi hışımla dönüp yatmış yatağına. Sabah olmuş kadın mahzene dönmüş, bir bakmış ki, aracı kadının yüzü kanlar içinde, çözmüş kadını, kendisini bağlatmış direğe. Sabah olmuş, yeni gün neler saklıyormuş bilinmez, dindar adam olanları dehşet içinde izlemiş.
Ne garipti bu dünya…
Ne ilginç olaylar yaşanıyordu.
Terlikçinin karısı, sabah kocasının burnunun kesik olmadığını göreceğini düşününce telaşa kapıldı. Kendini temize çıkarmak için bir plan hazırladı.
Kocası mahzenin kapısına geldiğinde bağırmaya başladı:
- Ey zulme uğrayanların Rabbi! Ey yerleri ve gökleri yaratan Yüce Allah! Benim günahsız olduğumu sen biliyorsun, kocam burnumu keserek güzelliğimi yok etmeye çalıştı, sen yüzümü eski haline döndür…
Terlikçi karısının sözlerini duydu, kızgınlık içinde;
- Vay, utanmaz kadın, hangi yüzle dua ediyorsun! Cenab-ı Hak, hiç senin gibi birinin duasını kabul eder mi diye bağırmış.
Terlikçi karısının yanına yaklaştığında ne görsün! Burnu yerinde duruyor. Önce şaşırmış, sonra karısının iyi bir insan olduğunu düşünmüş ve özür dilemiş.
Gelelim aracı kadına, çektiği acı bir yana, “sabah ben insanların içine nasıl çıkarım? diye telaştaymış.
Kocası:
- Usturalarımı, neşterlerimi, bütün bıçaklarımı getir deyince, aracı kadın bunu fırsat bilmiş.
Gidip sadece bir ustura getirmiş.
- Bundan başka bıçağın yok, demiş.
Kızgınlıktan deliye dönen adam, usturayı fırlatınca, “ Vay burnum! Vah yandım!” diyerek yere yıkılmış, o denli bağırmış ki konu komşu başlarına üşüşmüş. Durum mahkemeye iletilmiş, hâkim tarafları dinlemiş ve adamın da burnunun kesilmesine karar vermiş. Tam ceza uygulanacakmış ki bizim derviş çıkmış ortaya, olayları başından sonuna dek anlatmış. Böylece adam kurtulmuş, aracı kadınla terlikçinin karısı cezasını bulmuş.

* * * * * * *

Kelile, öyküyü anlatmayı burada bitirdi ve arkadaşı Çakal’a (Dimne) dönüp:
- Sen de sultanların yanına sokulmak için hırs göstermeseydin, bu duruma sürüklenmezdin. Bir öküz yüzünden (Şetrebe) kendi ellerinle gözden düşmezdin, diye çıkıştı.
Dimne: - Sen, dedi kuşların öyküsünü biliyormusun?
- Hangi kuşların? Dedi Kelile.
- Düşmanlarından öç alan serçelerin.
- - Hayır, dedi Kelile, lütfen bana anlatırmısın?
- - Tabi, dedi Dimne, neden olmasın.
Ve intikamcı serçelerin hikâyesini anlatmaya başladı…. ( Hikâyemiz Serçe kuşunun intikamıyla devam edecek…)


 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst