- Katılım
- 29 Nisan 2008
- Mesajlar
- 1,076
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 17
Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
İki ayrı yürekte durmadan kanayan
Seyduna’yla Şahrud
Yüreklerinin akarken bıraktığı izi
Birbirlerinin gözlerinde aradılar
Yoktu.
İki iklim farkıydılar
Ne zaman göz göze değseler
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri
Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni
Seyduna yeryüzü cehennemi
Ölüm,çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi
İki iklim ayrıldılar.
“Ya Şahrud!”dedi Seyduna
“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
Ardına bakma,gözyaşımla vurulursun.
Su gibi git.”
Şahrud!un yüzüne keder mayın gibi durdu.
Ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu.
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak,
Yüzlerine oturdu.
Rivayet odur ki,
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta,
Seyduna,Şahrud’un gözlerinden kalan
Masalla yaşlanmakta...
(Biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyorsun.Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat,ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyor yatağımızda apansız,parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla.Biliyorsun yaşamaktır aşk. Geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda.Delice bir yangın parmaklarının buzulunda. Ah Şahrud her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli..)
İki ayrı yürekte durmadan kanayan
Seyduna’yla Şahrud
Yüreklerinin akarken bıraktığı izi
Birbirlerinin gözlerinde aradılar
Yoktu.
İki iklim farkıydılar
Ne zaman göz göze değseler
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri
Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni
Seyduna yeryüzü cehennemi
Ölüm,çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi
İki iklim ayrıldılar.
“Ya Şahrud!”dedi Seyduna
“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
Ardına bakma,gözyaşımla vurulursun.
Su gibi git.”
Şahrud!un yüzüne keder mayın gibi durdu.
Ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu.
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak,
Yüzlerine oturdu.
Rivayet odur ki,
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta,
Seyduna,Şahrud’un gözlerinden kalan
Masalla yaşlanmakta...
(Biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyorsun.Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat,ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyor yatağımızda apansız,parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla.Biliyorsun yaşamaktır aşk. Geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda.Delice bir yangın parmaklarının buzulunda. Ah Şahrud her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli..)
