- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları
onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle 'bilgi seven' anlamındaki 'filozof sözcüğünü
ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki
ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu. Pisagor'un müziğin içindeki
matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir.
Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler
çıkarması Pisagor'un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli
aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış. Batı
müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla
kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla
unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya
çıktı. Arezzo'lu Guido'nun (Gui d'Arezzo) notalama sisteminin seslerin
yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.
11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan portenin
kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik,
ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi. Aslında
müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk
ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine
dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler
ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır. Çeşitli sesleri belirtmek ve
bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel
isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce'de ve Almanca'da ise
notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-,
H=si-alm.-). Nota isimlerinden 'do'nun önceki ismi 'ut' idi. Sesli
harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12.
yüzyılda 'do' olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde 'ut' hala
kullanılır. 'Si' hariç diğer notaların isim babası Gui d'Arezzo'dur.
Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci
hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman 'B' olarak kalmış,
sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana
gelen 'si' adını almıştır. Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine
olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden
kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere
ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve
çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik
parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle 'bilgi seven' anlamındaki 'filozof sözcüğünü
ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki
ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu. Pisagor'un müziğin içindeki
matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir.
Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler
çıkarması Pisagor'un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli
aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış. Batı
müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla
kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla
unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya
çıktı. Arezzo'lu Guido'nun (Gui d'Arezzo) notalama sisteminin seslerin
yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi.
11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan portenin
kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik,
ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi. Aslında
müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk
ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine
dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler
ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır. Çeşitli sesleri belirtmek ve
bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel
isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce'de ve Almanca'da ise
notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-,
H=si-alm.-). Nota isimlerinden 'do'nun önceki ismi 'ut' idi. Sesli
harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12.
yüzyılda 'do' olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde 'ut' hala
kullanılır. 'Si' hariç diğer notaların isim babası Gui d'Arezzo'dur.
Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci
hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman 'B' olarak kalmış,
sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana
gelen 'si' adını almıştır. Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine
olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden
kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere
ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve
çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik
parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
