- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Klasik liberalizmin babası John Locke'dur. Ancak öğretisinin
bazı unsurlarını İ.Ö. 4. yüzyılda Romalı Stoacıların düşüncelerinde bulmak
mümkündür. 1690 yılında yayınlamış olduğu Second Treatise on Government adlı
kitabında Locke, kişi ile devlet arasındaki ilişkiler hakkında üç önemli kavram
geliştirmiştir. Birincisi, sivil hükümetler kurulmadan önce kişiler, işbirliği
içinde bulunan sosyal gruplaşmalar halindedir. İkincisi, kişiler, siyasi topluma
girerken doğal bazı hakları beraberinde getirmektedir; bu haklardan ticari
mübadelelerle vazgeçilemeyeceği gibi, devlet de bu hakları kaldıramaz. Üçüncüsü,
hükümet, bu hakları himaye edemiyorsa veya buna istekli değilse, toplumun
üyeleri bu hükümeti devirmekte ve daha etkili bir hükümet getirmekte haklı
olurlar.18. ve 19. yüzyıllarda, ekonomistler, piyasalarda mevcut olan ve
kendi kendini düzenleyen faktörler sayesinde kaynakların sürekli olarak en fazla
değer verilen kullanımlara yöneldiğini ve ekonomik kalkınma sağladığını
açıklamışlardır.Açık piyasaların, israfı kaldırmak ve tüketici
isteklerindeki değişmeleri süratle cevaplandırmak hususundaki rolüne ağırlık
veren klasik liberaller, piyasaya girişi önleyen ve rekabeti sınırlayan
tertiplere karşı çıkmışlardır.Klasik liberaller, belediye hizmetlerinin
kurulmasına, mesleklere girmek için lisans mecburiyetinin konmasına, dış
ticarete sınırlamaların getirilmesine, göçlere kota konmasına ve devlet
kuvvetinin rekabeti önlemesine karşı çıkmaktadır. Bunlara rağmen klasik
liberaller, tam laissez faire nin savunucuları değildir. Devletin yapmasını
istedikleri şeyler milli savunma, polis kuvvetleri, sağlık, sanayi güvenliği
liman ve baraj gibi yatırım projelerinin yapımı, yaratıcılığı teşvik etmek için
patent sistemi, sağlam ve emniyetli bir paranı sağlanmasıdır.Klasik
liberalistler gibi neo-liberalistler de kişinin ekonomik ve manevi yükselmesini
savunmaktadır. Klasik liberalistlerden farklı olarak neo-liberalistler, devletin
piyasada fırsatlar yaratmak ve kişilerin, özellikle toplumun en fakir üyelerinin
durumlarını düzeltmek için daha aktif bir rol oynamasını ileri
sürmektedirler.Jeremy Bentham, John Stuart Mill, T.H. Green, Alfred
Marshall, A.C. Pigou, J. A. Hobson, John Dewey, John Maynard Keynes, John
Kenneth Galbraith ve John Rawls gibi neo-liberalistler, gelirden ve servetten
artan oranlı vergi alınmasını, devletin eğitim, sağlık, park ve şehir
plancılığını finanse etmesini, çeşitli sanayilere sübvansiyon vermesini
(marjinal bir arz birimi üretmenin sosyal maliyetinin sosyal faydasına eşit veya
ondan büyük olması şartıyla), miras yolu ile intikal eden servetin
vergilendirilmesini ve kaynak işsizliğini azaltmak için toplam talebin
yönetilmesini savunmaktadırlar.Neo-liberalistler, kişisel hürriyeti
pozitif bir şekilde tanımlamakta ve sosyal reform için kanunların kullanılmasına
karşı çıkmaktadırlar. Klasik liberalistlerden farklı olarak, neo-liberalistler
kişilerin topluma doğal bazı haklarla girdiklerini kabul etmemektedir. Özel
mülkiyeti, kişisel hürriyeti ve açık piyasaları en geniş kitleler için en büyük
faydayı sağladıkları için savunmaktadır.Uygulamada müdahalenin
boyutlarını ve sınırlarını tespit konusunda sezgiyle hareket etmesine karşın,
neo-liberalizm Batı demokrasilerinde son yüzyılda çok büyük etki yapmıştır.
Ancak neo-liberalizm, zamanla sosyalist programlara yakınlaşmış ve sanayiyi
millileştirmeye doğru kaymıştır.Çok az kontrol ile süratli sonuçlar
sağlayan programlar, zamanla daha fazla kontrole ihtiyaç yaratmış, sanayinin
millileştirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Hükümet kontrolünün tırmanma eğilimi
klasik liberalistler tarafından tahmin edilmiştir. 1944 yılında The Road to
Serfdom adlı eserinde Friedrich A. Hayek ve 1951 yılında Socialism adlı
eserinde Ludwig von Mises, müdahalenin bu şekli alacağını önceden tahmin
etmişlerdir.Müdahale sonucu kurulmuş olan bürokrasiler, ekonominin bir
çok sahasında özel karar vermenin yerini almışlardır. Bunun sonucunda teşebbüs
gayreti çok gerilemiş bulunmaktadır. Neo-liberalizm refah devletinin içinde
bulunduğu karışıklık ortamında gerilememiş olsa bile, başlangıçtaki
çekiciliğinden çok şey kaybetmiştir.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiFloresanların EkonomikliğiVarlık Vergisi1987-1993 Türkiye Ekonomisi1983-1987 Türkiye Ekonomisi1980-1982 Türkiye Ekonomisi1923-1980 Türkiye Ekonomisi19 Şubat KriziSermaye Piyasası Kurulu (SPK)İMKB PazarlarıİMKB'de Kote İşlemiMilli Korunma KanunuAltın Kurallar5 Nisan KararlarıElliot Dalga KuramıDow KuramıDirectional MovementDikdörtgen FormasyonuDestek ve Direnç
bazı unsurlarını İ.Ö. 4. yüzyılda Romalı Stoacıların düşüncelerinde bulmak
mümkündür. 1690 yılında yayınlamış olduğu Second Treatise on Government adlı
kitabında Locke, kişi ile devlet arasındaki ilişkiler hakkında üç önemli kavram
geliştirmiştir. Birincisi, sivil hükümetler kurulmadan önce kişiler, işbirliği
içinde bulunan sosyal gruplaşmalar halindedir. İkincisi, kişiler, siyasi topluma
girerken doğal bazı hakları beraberinde getirmektedir; bu haklardan ticari
mübadelelerle vazgeçilemeyeceği gibi, devlet de bu hakları kaldıramaz. Üçüncüsü,
hükümet, bu hakları himaye edemiyorsa veya buna istekli değilse, toplumun
üyeleri bu hükümeti devirmekte ve daha etkili bir hükümet getirmekte haklı
olurlar.18. ve 19. yüzyıllarda, ekonomistler, piyasalarda mevcut olan ve
kendi kendini düzenleyen faktörler sayesinde kaynakların sürekli olarak en fazla
değer verilen kullanımlara yöneldiğini ve ekonomik kalkınma sağladığını
açıklamışlardır.Açık piyasaların, israfı kaldırmak ve tüketici
isteklerindeki değişmeleri süratle cevaplandırmak hususundaki rolüne ağırlık
veren klasik liberaller, piyasaya girişi önleyen ve rekabeti sınırlayan
tertiplere karşı çıkmışlardır.Klasik liberaller, belediye hizmetlerinin
kurulmasına, mesleklere girmek için lisans mecburiyetinin konmasına, dış
ticarete sınırlamaların getirilmesine, göçlere kota konmasına ve devlet
kuvvetinin rekabeti önlemesine karşı çıkmaktadır. Bunlara rağmen klasik
liberaller, tam laissez faire nin savunucuları değildir. Devletin yapmasını
istedikleri şeyler milli savunma, polis kuvvetleri, sağlık, sanayi güvenliği
liman ve baraj gibi yatırım projelerinin yapımı, yaratıcılığı teşvik etmek için
patent sistemi, sağlam ve emniyetli bir paranı sağlanmasıdır.Klasik
liberalistler gibi neo-liberalistler de kişinin ekonomik ve manevi yükselmesini
savunmaktadır. Klasik liberalistlerden farklı olarak neo-liberalistler, devletin
piyasada fırsatlar yaratmak ve kişilerin, özellikle toplumun en fakir üyelerinin
durumlarını düzeltmek için daha aktif bir rol oynamasını ileri
sürmektedirler.Jeremy Bentham, John Stuart Mill, T.H. Green, Alfred
Marshall, A.C. Pigou, J. A. Hobson, John Dewey, John Maynard Keynes, John
Kenneth Galbraith ve John Rawls gibi neo-liberalistler, gelirden ve servetten
artan oranlı vergi alınmasını, devletin eğitim, sağlık, park ve şehir
plancılığını finanse etmesini, çeşitli sanayilere sübvansiyon vermesini
(marjinal bir arz birimi üretmenin sosyal maliyetinin sosyal faydasına eşit veya
ondan büyük olması şartıyla), miras yolu ile intikal eden servetin
vergilendirilmesini ve kaynak işsizliğini azaltmak için toplam talebin
yönetilmesini savunmaktadırlar.Neo-liberalistler, kişisel hürriyeti
pozitif bir şekilde tanımlamakta ve sosyal reform için kanunların kullanılmasına
karşı çıkmaktadırlar. Klasik liberalistlerden farklı olarak, neo-liberalistler
kişilerin topluma doğal bazı haklarla girdiklerini kabul etmemektedir. Özel
mülkiyeti, kişisel hürriyeti ve açık piyasaları en geniş kitleler için en büyük
faydayı sağladıkları için savunmaktadır.Uygulamada müdahalenin
boyutlarını ve sınırlarını tespit konusunda sezgiyle hareket etmesine karşın,
neo-liberalizm Batı demokrasilerinde son yüzyılda çok büyük etki yapmıştır.
Ancak neo-liberalizm, zamanla sosyalist programlara yakınlaşmış ve sanayiyi
millileştirmeye doğru kaymıştır.Çok az kontrol ile süratli sonuçlar
sağlayan programlar, zamanla daha fazla kontrole ihtiyaç yaratmış, sanayinin
millileştirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Hükümet kontrolünün tırmanma eğilimi
klasik liberalistler tarafından tahmin edilmiştir. 1944 yılında The Road to
Serfdom adlı eserinde Friedrich A. Hayek ve 1951 yılında Socialism adlı
eserinde Ludwig von Mises, müdahalenin bu şekli alacağını önceden tahmin
etmişlerdir.Müdahale sonucu kurulmuş olan bürokrasiler, ekonominin bir
çok sahasında özel karar vermenin yerini almışlardır. Bunun sonucunda teşebbüs
gayreti çok gerilemiş bulunmaktadır. Neo-liberalizm refah devletinin içinde
bulunduğu karışıklık ortamında gerilememiş olsa bile, başlangıçtaki
çekiciliğinden çok şey kaybetmiştir.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiFloresanların EkonomikliğiVarlık Vergisi1987-1993 Türkiye Ekonomisi1983-1987 Türkiye Ekonomisi1980-1982 Türkiye Ekonomisi1923-1980 Türkiye Ekonomisi19 Şubat KriziSermaye Piyasası Kurulu (SPK)İMKB PazarlarıİMKB'de Kote İşlemiMilli Korunma KanunuAltın Kurallar5 Nisan KararlarıElliot Dalga KuramıDow KuramıDirectional MovementDikdörtgen FormasyonuDestek ve Direnç
