- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bu kuramı, 1905 yılında Albert
Einstein, fotoelektrik olayını açıklamakta kullandı. Danimarkalı Niels Bohr,
1913'te Kuantum Kuramı'yla, atomdaki elektron düzeninin ilk açıklamalarını
yaptı.Çağımıza damgasını vuran diğer büyük kuram da Görelilik
Kuramı'dır. Einstein, 1905'te Özel Görelilik Kuramı'nı, 1915'te de Genel
Görelilik Kuramı'nı ortaya koydu. Einstein, kütle ve enerjiyi apayrı şeyler
olarak değil, birbirine dönüşen olgular olduğunu ileri sürdü.O sıralar,
Zürih Patent Bürosu'nda memur olarak çalışıyordu. Kütle ve enerjiyi bambaşka iki
varlık olarak düşünmeye alışmış bilim çevreleri, kavramları birbirine karıştıran
patent bürosunun zırvaları üzerinde durmadı bile. Bilim dünyası, onun
söylediklerini ancak 15 yıl tartıştıktan sonra hazmedebildi.Einstein,
1921'de Nobel Ödülü'nü aldı; ama Görelilik Kuramı'ndan değil de foto elektrik
olayından. Arthur Eddington'un alkışlanası ukalalığına göre, o zaman bile birçok
bilim adamı göreliliği anlamamıştı. Eddington'a, göreliliği, yalnızca üç kişinin
anladığının doğru olup olmadığı sorulduğunda, nükteli İngiliz profesör durmuş ve
üçüncü kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyorum demişti (Time-2000, Frederic
Golden'in yazısı).Kütlenin yoğunlaşmış bir enerji olduğu görüşü, 1927'de
denel olarak da destek buldu. Aston, kütle spektrometresi denen bir aygıtı
geliştirmişti. Bu alet, atom kütlelerinin çok duyarlı olarak ölçülmesini
sağladı. Bu aygıt yoluyla, özellikle nükleer tepkimelerde, bir kısım kütlenin
enerjiye dönüştüğü ve bu dönüşümün Einstein'in ünlü denklemine (enerji= kütle x
ışık hızının karesi) uyduğu kanıtlandı.Atom çekirdeğini bulan
Rutherford, 1919 yılında, simyacıların ünlü düşünü gerçeğe dönüştürdü. Havanın
azotunu, alfa ışınlarıyla bombardıman ederek onun oksijene dönüştüğünü gördü.
Simyacılar, her şeyi altına çevirecek filozof taşını hiç bulamadılar; ama bir
elementin, insan elinde başka bir elemente dönüştürülmesi, bir düşün gerçek
olmasıdır elbette.Bir element, başka bir elemente dönüşebiliyordu.
İnsanoğlunun eli artık atom çekirdeğine gidiyordu. İlk yapay nükleer tepkime,
çekirdeğe ilk müdahale. Atom çekirdeği, pozitif yüklüydü; nötral bir atomda
elektron sayısı, eile proton sayısının, yani birim negatif yüklü parçacık sayısı
ile birim pozitif yükteki parçacık sayısının eşit olacağı açıktı.
Çekirdekte pozitif yükten başka ne var acaba? Bu sorunun yanıtını
Rutherford'un öğrencisi James Chadwick verdi: 1932 yılıydı. Alfa ışınlarıyla
berilyum çekirdeklerini bombardıman edince yüksüz bir radyasyonun oluştuğunu
açıkladı ve buna nötron dedi. Böylece, atomun üç temel parçacığı elektron,
proton ve nötron bulunmuş oluyordu. Alfa, kendisi de bir çekirdek (helyum
atomunun çekirdeği) olduğu halde, atom çekirdeğine giden yolu
aydınlatıyordu.Bilim tarihinin en büyük kadını Madam Curie, 4 Temmuz
1934'de gözlerini yaşama kaparken, birkaç ay önce damadının ve kızının
-Joliot-Curie çiftinin- yapay radyoaktifliği keşfettiklerini biliyordu.
Joiot-Curie çifti, alfa ışınlarıyla, alüminyum çekirdeğini bombardıman ettiler.
Sonuçta, radyoaktif bir element (radyoaktif fosfor) oluştuğunu buldular.
Böylece, bir inanışa daha son verildi: Radyoaktiflik, yalnızca doğadaki
elementlerin bir özelliği değildi; onu insanoğlu da
yaratabilirdi.İnsanoğlu, radyoaktif elementler de üretiyordu artık.
Bombardımanda kullanılan radyasyonlar, doğal radyoaktif maddelerden
sağlanıyordu. Belli ki, doğal kaynaklara bağlı kalmamak ve doğal olanlardan
yayılan parçacıkları hızlandırarak kullanmak nükleer tepkimeleri
çeşitlendirecekti. Atlantik'in iki yakasında hemen aynı anda hızlandırıcılar
yapılmaya başlandı.Amerika'da Ennest Lawrence 1930'da, Robert J. van de
Graff 1931'de; yine aynı yıl içinde İngiltere'de John Cockroft ile E.T.S. Walton
kendi adlarıyla anılan hızlandırıcılar yaptılar. Çok kısa sürede, 3 yıl içinde
1937'de keşfedilen radyoaktif izotop sayısı 200'ü bulmuştu.H. G. Wells,
1913 yılında, The World Set Free: A Story of Mankind adlı kurgu bilim romanını
yayınlamıştı. Bu romanda, bazı tahminler de yer alıyordu. Örneğin, 1933'te yapay
radyoaktif maddelerin bulunacağını ve 1956 yılında atom bombasının kullanılacağı
hayali savaşları anlatmıştır. O günlerde bunlar neredeyse akıl dışı şeylerdi.
Yapay radyoaktiflik, yazarın öngördüğü tarihten bir yıl önce keşfedildi, ama
savaşa neden olmadı. Atom savaşı, yani atom bombasının kullanılması ise yazarın
öngördüğünden onbir yıl önce gerçekleşti.Macar doğumlu, Musevi asıllı
fizikçi Leo Szilard, 1932 yılında Berlin'de çalışırken, nasılsa bu romanı okuyor
ve çok etkileniyor. Ertesi yıl göçe zorlanıyor ve İngiltere'ye gidiyor. Romandan
aldığı esinle zincir tepkimelerine dayalı kanunun patenti ni 1934 yılında
İngiliz Amirallik Dairesi'ne tescil ettiriyor.Kuantum Kaosu
''Kuantum teorisi karşısında şaşkınlığa uğramayanlar bu teoriyi
anlamamış demektir'' diyen Fizikçi Niels Bohr, bu teorinin ne kadar zor
anlaşıldığına dikkat çekiyordu. Yüzyılın başlarında fizikçiler, radyasyonun
dalga gibi hareket ettiğine inanıyordu. Max Planck'ın enerjinin parçacıklar veya
kuvanta tarafından emildiğine ilişkin keşfi, fizikçiler tarafından pek tatmin
edici bulunmadı. Planck, bunun üzerine, nesnelerin parçacık şeklinde enerji
yaydığını duyurdu. Bundan sonraki 20 yılda bilim adamları, enerji ve maddenin
dalga ve parçacık özelliği taşıdığını kabul ettiler. 1927 yılında,
Werner Heisenberg, ''Belirsizlik İlkesi''ni bilimsel bir biçime dönüştürdü. Daha
sonraları Nazi Atom Enerjisi Projesi'nin başına getirilen Heisenberg, atomdan
küçük parçacıkların pozisyon ve momentumlarının aynı anda ölçülmesinin mümkün
olmadığını bildirdi. Bu teori Albert Einstein'ı yalnızca şaşırtmadı, bilimsel
birikimlerinin altüst olmasına yol açtı. 1920'li yılların ortalarında
Alman fizikçi Max Born, elektron gibi parçacıkların belirli bir pozisyonu işgal
etmelerinin çok düşük bir olasılık olduğunu ileri sürdü. Einstein, Born'a
yazdığı bir mektupta, ''Evren yasalarının şans üzerine kurulu olduğuna
inanmıyorum; bence Tanrı kumar oynamaz'' diyerek, Belirsizlik Kuramı'nı
onaylamadığını belirtti.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
Einstein, fotoelektrik olayını açıklamakta kullandı. Danimarkalı Niels Bohr,
1913'te Kuantum Kuramı'yla, atomdaki elektron düzeninin ilk açıklamalarını
yaptı.Çağımıza damgasını vuran diğer büyük kuram da Görelilik
Kuramı'dır. Einstein, 1905'te Özel Görelilik Kuramı'nı, 1915'te de Genel
Görelilik Kuramı'nı ortaya koydu. Einstein, kütle ve enerjiyi apayrı şeyler
olarak değil, birbirine dönüşen olgular olduğunu ileri sürdü.O sıralar,
Zürih Patent Bürosu'nda memur olarak çalışıyordu. Kütle ve enerjiyi bambaşka iki
varlık olarak düşünmeye alışmış bilim çevreleri, kavramları birbirine karıştıran
patent bürosunun zırvaları üzerinde durmadı bile. Bilim dünyası, onun
söylediklerini ancak 15 yıl tartıştıktan sonra hazmedebildi.Einstein,
1921'de Nobel Ödülü'nü aldı; ama Görelilik Kuramı'ndan değil de foto elektrik
olayından. Arthur Eddington'un alkışlanası ukalalığına göre, o zaman bile birçok
bilim adamı göreliliği anlamamıştı. Eddington'a, göreliliği, yalnızca üç kişinin
anladığının doğru olup olmadığı sorulduğunda, nükteli İngiliz profesör durmuş ve
üçüncü kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyorum demişti (Time-2000, Frederic
Golden'in yazısı).Kütlenin yoğunlaşmış bir enerji olduğu görüşü, 1927'de
denel olarak da destek buldu. Aston, kütle spektrometresi denen bir aygıtı
geliştirmişti. Bu alet, atom kütlelerinin çok duyarlı olarak ölçülmesini
sağladı. Bu aygıt yoluyla, özellikle nükleer tepkimelerde, bir kısım kütlenin
enerjiye dönüştüğü ve bu dönüşümün Einstein'in ünlü denklemine (enerji= kütle x
ışık hızının karesi) uyduğu kanıtlandı.Atom çekirdeğini bulan
Rutherford, 1919 yılında, simyacıların ünlü düşünü gerçeğe dönüştürdü. Havanın
azotunu, alfa ışınlarıyla bombardıman ederek onun oksijene dönüştüğünü gördü.
Simyacılar, her şeyi altına çevirecek filozof taşını hiç bulamadılar; ama bir
elementin, insan elinde başka bir elemente dönüştürülmesi, bir düşün gerçek
olmasıdır elbette.Bir element, başka bir elemente dönüşebiliyordu.
İnsanoğlunun eli artık atom çekirdeğine gidiyordu. İlk yapay nükleer tepkime,
çekirdeğe ilk müdahale. Atom çekirdeği, pozitif yüklüydü; nötral bir atomda
elektron sayısı, eile proton sayısının, yani birim negatif yüklü parçacık sayısı
ile birim pozitif yükteki parçacık sayısının eşit olacağı açıktı.
Çekirdekte pozitif yükten başka ne var acaba? Bu sorunun yanıtını
Rutherford'un öğrencisi James Chadwick verdi: 1932 yılıydı. Alfa ışınlarıyla
berilyum çekirdeklerini bombardıman edince yüksüz bir radyasyonun oluştuğunu
açıkladı ve buna nötron dedi. Böylece, atomun üç temel parçacığı elektron,
proton ve nötron bulunmuş oluyordu. Alfa, kendisi de bir çekirdek (helyum
atomunun çekirdeği) olduğu halde, atom çekirdeğine giden yolu
aydınlatıyordu.Bilim tarihinin en büyük kadını Madam Curie, 4 Temmuz
1934'de gözlerini yaşama kaparken, birkaç ay önce damadının ve kızının
-Joliot-Curie çiftinin- yapay radyoaktifliği keşfettiklerini biliyordu.
Joiot-Curie çifti, alfa ışınlarıyla, alüminyum çekirdeğini bombardıman ettiler.
Sonuçta, radyoaktif bir element (radyoaktif fosfor) oluştuğunu buldular.
Böylece, bir inanışa daha son verildi: Radyoaktiflik, yalnızca doğadaki
elementlerin bir özelliği değildi; onu insanoğlu da
yaratabilirdi.İnsanoğlu, radyoaktif elementler de üretiyordu artık.
Bombardımanda kullanılan radyasyonlar, doğal radyoaktif maddelerden
sağlanıyordu. Belli ki, doğal kaynaklara bağlı kalmamak ve doğal olanlardan
yayılan parçacıkları hızlandırarak kullanmak nükleer tepkimeleri
çeşitlendirecekti. Atlantik'in iki yakasında hemen aynı anda hızlandırıcılar
yapılmaya başlandı.Amerika'da Ennest Lawrence 1930'da, Robert J. van de
Graff 1931'de; yine aynı yıl içinde İngiltere'de John Cockroft ile E.T.S. Walton
kendi adlarıyla anılan hızlandırıcılar yaptılar. Çok kısa sürede, 3 yıl içinde
1937'de keşfedilen radyoaktif izotop sayısı 200'ü bulmuştu.H. G. Wells,
1913 yılında, The World Set Free: A Story of Mankind adlı kurgu bilim romanını
yayınlamıştı. Bu romanda, bazı tahminler de yer alıyordu. Örneğin, 1933'te yapay
radyoaktif maddelerin bulunacağını ve 1956 yılında atom bombasının kullanılacağı
hayali savaşları anlatmıştır. O günlerde bunlar neredeyse akıl dışı şeylerdi.
Yapay radyoaktiflik, yazarın öngördüğü tarihten bir yıl önce keşfedildi, ama
savaşa neden olmadı. Atom savaşı, yani atom bombasının kullanılması ise yazarın
öngördüğünden onbir yıl önce gerçekleşti.Macar doğumlu, Musevi asıllı
fizikçi Leo Szilard, 1932 yılında Berlin'de çalışırken, nasılsa bu romanı okuyor
ve çok etkileniyor. Ertesi yıl göçe zorlanıyor ve İngiltere'ye gidiyor. Romandan
aldığı esinle zincir tepkimelerine dayalı kanunun patenti ni 1934 yılında
İngiliz Amirallik Dairesi'ne tescil ettiriyor.Kuantum Kaosu
''Kuantum teorisi karşısında şaşkınlığa uğramayanlar bu teoriyi
anlamamış demektir'' diyen Fizikçi Niels Bohr, bu teorinin ne kadar zor
anlaşıldığına dikkat çekiyordu. Yüzyılın başlarında fizikçiler, radyasyonun
dalga gibi hareket ettiğine inanıyordu. Max Planck'ın enerjinin parçacıklar veya
kuvanta tarafından emildiğine ilişkin keşfi, fizikçiler tarafından pek tatmin
edici bulunmadı. Planck, bunun üzerine, nesnelerin parçacık şeklinde enerji
yaydığını duyurdu. Bundan sonraki 20 yılda bilim adamları, enerji ve maddenin
dalga ve parçacık özelliği taşıdığını kabul ettiler. 1927 yılında,
Werner Heisenberg, ''Belirsizlik İlkesi''ni bilimsel bir biçime dönüştürdü. Daha
sonraları Nazi Atom Enerjisi Projesi'nin başına getirilen Heisenberg, atomdan
küçük parçacıkların pozisyon ve momentumlarının aynı anda ölçülmesinin mümkün
olmadığını bildirdi. Bu teori Albert Einstein'ı yalnızca şaşırtmadı, bilimsel
birikimlerinin altüst olmasına yol açtı. 1920'li yılların ortalarında
Alman fizikçi Max Born, elektron gibi parçacıkların belirli bir pozisyonu işgal
etmelerinin çok düşük bir olasılık olduğunu ileri sürdü. Einstein, Born'a
yazdığı bir mektupta, ''Evren yasalarının şans üzerine kurulu olduğuna
inanmıyorum; bence Tanrı kumar oynamaz'' diyerek, Belirsizlik Kuramı'nı
onaylamadığını belirtti.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
