- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Sırtüstü düşen bir kedi önce
bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere
bakacak şekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve
kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt
etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.
Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin,
yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratabileceği tespit
edilmiştir. Örneğin yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki, 32 katlı bir binanın
tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, 7 katlı binalardan düşenlerde
ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da
'limit hız' ile izah ediyorlar. Havadan yere düşen cisimler, önce
gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli
bir mesafede hızdaki bu artış durur ve 'limit hız' denilen sabit bir hızla yere
düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenin tepesinden atılan madeni bir paranın
yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir
fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu 'limit hız' olmasaydı ve cisimler
gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etselerdi, yağmur damlaları kafamıza
kurşun gibi düşebilirlerdi. Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler,
yaklaşık saatte 100 kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep
aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler.
Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya'da
yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi
kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler. Tabii
bütün bu deney sonuçları ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz
önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan
düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanelerine
uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere
bakacak şekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve
kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt
etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.
Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin,
yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratabileceği tespit
edilmiştir. Örneğin yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki, 32 katlı bir binanın
tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, 7 katlı binalardan düşenlerde
ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da
'limit hız' ile izah ediyorlar. Havadan yere düşen cisimler, önce
gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli
bir mesafede hızdaki bu artış durur ve 'limit hız' denilen sabit bir hızla yere
düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenin tepesinden atılan madeni bir paranın
yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir
fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu 'limit hız' olmasaydı ve cisimler
gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etselerdi, yağmur damlaları kafamıza
kurşun gibi düşebilirlerdi. Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler,
yaklaşık saatte 100 kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep
aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler.
Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya'da
yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi
kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler. Tabii
bütün bu deney sonuçları ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz
önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan
düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanelerine
uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
