- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Aynı şekilde,
doktrinde de bir kısım yazar, kurucu hisse senetlerini, anonim ortaklıkların
kuruluşunda ya da sermaye artırımında kuruculara veya kuruluş ile sermaye
artırımında önemli yararı görülen diğer kişilere esas sözleşme hükmü ile
tanınan, sahiplerine TK. M. 298 sınırları içinde kâra katılma hakkı sağlayıp
başkaca bir hak vermeyen, kurucu haklarını temsilen düzenlenen, nama yazılı
bedelsiz hisse senetleri olarak tanımlamaktadırlar.Bir anonim ortaklıkta
kimlerin kurucu sayılacağı, TK. M. 278'de gösterilmiştir. Buna göre, ana
sözleşmeyi düzenleyerek imza eden ve sermaye olarak sözleşmede belirlenen parayı
ya da paradan başka bir şeyi koymayı taahhüt eden pay sahipleri, ani kuruluş
açısından kurucu sayılırlar. (TK. m. 278/1)Tedrici kuruluşta, ana
sözleşmeyi düzenlememek ve imza etmemekle beraber, paradan başka bir şeyi
sermaye olarak koyanlar da kurucu sayılır. (TK m. 278/2) (Ne var ki, Sermaye
Piyasası Kanunu'nun 12. maddesi karşısında, günümüzde halka açık anonim
ortaklıklarda ayni sermaye getirmek çok güçleşmiş, en azından halka arz edilen
hisse senetleri bakımından, nakden ödeme zorunluluğu nedeniyle imkânsız hale
gelmiştir.)Nihayet, kurucular, yukarıdaki işlemlerden birini üçüncü bir
kişi hesabına yaptıkları takdirde, bu kişiler de kuruluştan doğan sorumluluk
bakımından kurucu kabul edilirler (TK. m. 278/3). TK, kurucu hisse senedini
düzenlememekle beraber, m. 279/2, b.5, 281, 289, 298 ve 300/2, b.6'da
kuruculara sağlanabilen özel menfaatler kavramından söz etmiştir. Bu özel
çıkarlar, ortaklığın, pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın bizzat
kuruculara ya da buna benzer kişilere kuruluş işlemlerini gerçekleştirmeleri ve
ortaklığın oluşmasındaki hizmetleri karşılığında sağlanan özel
yararlardır.Bu konudaki TK. m. 298, kurucuların ortaklığı kurdukları
sırada harcadıkları emeğe karşılık, para ya da bedelsiz hisse senedi
alamayacaklarını, fakat ortaklığın elde ettiği kârdan, TK. m. 466/1'de yer alan
yedek akçe ile pay sahipleri için %5 kâr payı ayrıldıktan sonra, kalanın onda
birini kendilerine tahsis edebileceklerini öngörmekte ve bu gibi çıkarlar
karşılığında kuruculara verilecek senetlerin nama yazılı olmasını zorunlu
kılmaktadır.Görüldüğü gibi, yasa koyucu, TK. m. 298'de, kuruculara
sağlanacak menfaatler karşılığında verilecek senetlerin nama yazılı olacağını
belirtmiş, fakat bunların hukuki niteliğini açıklamamıştır. Hukukumuzda bazı
yazarlar, TK. m. 298'de sözü edilen senedin, pay (hisse) senedi olduğunu ileri
sürmüş, diğer bazıları, bunu sadece kuruculara kârdan pay sağlayan kıymetli
evrak olarak tanımlamış, nihayet son bir grup da, bunun TK. m. 402 ve 403
bağlamında bir intifa senedi olduğu görüşünü savunmuşlardır.Bizce,
kurucular harcadıkları emeğe karşılık para ya da bedelsiz hisse senedi
alamamakla beraber, paylarının imtiyazlı olacağını kararlaştırabilirlerü Bu
durumda, içinde kurucuların bulunduğu bir grup pay sahibi, diyelim kârdan
imtiyazlı bir biçimde yararlanır. Ne var ki, kurucu hisse senetleri deyimi ile
kastedilen, bu imtiyazlı pay (hisse) senetleri değil, aksine TK. m. 298'de
düzenlenen senettir.İşte, TK. m. 298 uyarınca sağlanan menfaat, hisse
senetlerinden ayrı olarak bağımsız bir senette tecessüm ettirilmek isteniyorsa,
ancak intifa senedi çıkarılabilir. Gerçekten, anonim ortaklıkta, hisse senedi ya
da tahvil sahipliğine bağlı bulunmaksızın herhangi bir kişiye ortaklık kârından
yararlanma olanağı veren senetler, sadece intifa senetleridir.Olağan
intifa senetlerinin aksine, kurucu intifa senetleri, ancak ilk anasözleşme ile
oluşturulabilir ve bunlara sağlanabilecek kâr payı sınırlandırılmıştır. Anonim
ortaklıkta, esas sermaye muayyen olduğu ve alacaklılar ile pay sahiplerinin
korunmaları bakımından sermayenin bölümlerini oluşturan hisse bedellerinin tümü
ile ödenmesi gerektiği, yani bedelsiz hisse senedi çıkarmak mümkün olmadığı
için, kuruculara tanınan menfaati temsilen çıkarılabilecek senetler, hisse
senedi değil, intifa senedi olarak adlandırılmalıdır.Bizce TK. m. 403'ün
genel nitelikteki bir kural olmasından hareket edilerek, TK. m. 298'de getirilen
sınırlandırmanın, sadece kâr payına ilişkin olduğu ve tasfiye artığından
yararlanma hakkına uygulanamayacağı kabul edilmelidir.Kurucu intifa
senedi çıkaracak bir anonim ortaklık, kuruculara sağlayacağı bu menfaatleri ana
sözleşmede göstermeli ve ayrıca tescil ve ilan ettirmelidir. Hukukumuzda,
kuruluştan sonra ve özellikle, sermaye artırımlarında, kurucu intifa senedi
çıkarılabilip çıkarılamayacağı tartışmalıdır.Bazı yazarlar, TK m.
402/2'de yer alan kuralın, emredici nitelikte olmakla beraber, kesin bir yasak
getirmediğini, bütün pay sahiplerinin rıza göstermeleri, yani oybirliğinin
sağlanması halinde, sonradan da kurucu intifa senedi çıkarabileceğini ileri
sürerken, diğerleri, soruna gelecekteki pay sahipleri açısından bakmak
gerektiğini söyleyerek bunu reddetmektedirler.Bizce, pay sahipleri,
kuruluşu izleyen yıllarda ortaklığın oluşmasındaki katkılarının büyüklüğüne
inandıkları kişileri ödüllendirmek istiyorlarsa, TK. m. 402/2'deki engeli
aşabilmelidir. Çünkü, kurucu intifa senetlerinin sonradan çıkarılması halinde,
hem alacaklılar zarar görmemekte, hem de pay sahipleri bu karara muhalif kalarak
oybirliği koşulunun gerçekleşmesini engellemek olanağını ellerinde
bulundurmaktadır.Nihayet, anonim ortaklığın kuruluşundan sonra, üstelik,
TK. m. 298'de getirilen sınırlandırma ile bağlı olmaksızın, dilediği kadar
olağan intifa senedi çıkarabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Yine bizce,
TK. m. 392'de kuruluş hükümlerine yollama yapılarak, sermaye artırımlarında da
kurucu intifa senedi çıkarılabilmesi mümkün kılınmıştır.Bütün intifa
senetlerinde olduğu gibi, kurucu intifa senetleri de, sahiplerine yönetime
katılmak (örneğin genel kurul toplantılarına iştirak etmek), oy kullanmak, iptal
davası açmak gibi hakları vermez. İntifa senedi sahibi, anonim ortaklıkta ayrıca
pay sahibi ise, hiç kuşkusuz, bu ikinci sıfatı nedeniyle yönetime ilişkin
hakları da kullanabilir.Kurucu intifa senedi sahipleri de, TK. m
429-432'degösterilen hükümlere tâbi bir kurul oluşturur. Bunlara tanınan haklar,
rızaları olmadıkça ellerinden alınamaz. Daha önce de değindiğimiz gibi, kurucu
intifa senetleri, sadece nama yazılabilir. Ortaklığın, bu senet sahipleri için
bir intifa senedi sahipleri defteri tutması gerekir.Nama yazılı hisse
senetlerinin aksine, kurucu intifa senetleri, alacağın temliki ve teslim sureti
ile devrolunabilir. Anonim ortaklığın esas sözleşmesi ile, devrin güçleştirilmiş
ya da tümü ile yasaklanmış olması da mümkündür. Hukukumuzda, SPK m. 36/2
uyarınca, yatırım ortaklıklarının kurucu intifa senedi çıkarmaları
yasaklanmıştır.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiZoraki KabulZihniyetZevk-Gerçeklik İlkesiYansımalı DüşünceYafes ve Sam KompleksiVücut ŞemasıVerbalizmVaroluşun EstetiğiÜst İletişimUyuz Keçi EtkisiUyumUlyses MetaforuTutum ÖlçekleriTutum DeğişimiTutumTutuklular İkilemiTransaksiyonel SüreçTransaksiyonel Analiz
doktrinde de bir kısım yazar, kurucu hisse senetlerini, anonim ortaklıkların
kuruluşunda ya da sermaye artırımında kuruculara veya kuruluş ile sermaye
artırımında önemli yararı görülen diğer kişilere esas sözleşme hükmü ile
tanınan, sahiplerine TK. M. 298 sınırları içinde kâra katılma hakkı sağlayıp
başkaca bir hak vermeyen, kurucu haklarını temsilen düzenlenen, nama yazılı
bedelsiz hisse senetleri olarak tanımlamaktadırlar.Bir anonim ortaklıkta
kimlerin kurucu sayılacağı, TK. M. 278'de gösterilmiştir. Buna göre, ana
sözleşmeyi düzenleyerek imza eden ve sermaye olarak sözleşmede belirlenen parayı
ya da paradan başka bir şeyi koymayı taahhüt eden pay sahipleri, ani kuruluş
açısından kurucu sayılırlar. (TK. m. 278/1)Tedrici kuruluşta, ana
sözleşmeyi düzenlememek ve imza etmemekle beraber, paradan başka bir şeyi
sermaye olarak koyanlar da kurucu sayılır. (TK m. 278/2) (Ne var ki, Sermaye
Piyasası Kanunu'nun 12. maddesi karşısında, günümüzde halka açık anonim
ortaklıklarda ayni sermaye getirmek çok güçleşmiş, en azından halka arz edilen
hisse senetleri bakımından, nakden ödeme zorunluluğu nedeniyle imkânsız hale
gelmiştir.)Nihayet, kurucular, yukarıdaki işlemlerden birini üçüncü bir
kişi hesabına yaptıkları takdirde, bu kişiler de kuruluştan doğan sorumluluk
bakımından kurucu kabul edilirler (TK. m. 278/3). TK, kurucu hisse senedini
düzenlememekle beraber, m. 279/2, b.5, 281, 289, 298 ve 300/2, b.6'da
kuruculara sağlanabilen özel menfaatler kavramından söz etmiştir. Bu özel
çıkarlar, ortaklığın, pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın bizzat
kuruculara ya da buna benzer kişilere kuruluş işlemlerini gerçekleştirmeleri ve
ortaklığın oluşmasındaki hizmetleri karşılığında sağlanan özel
yararlardır.Bu konudaki TK. m. 298, kurucuların ortaklığı kurdukları
sırada harcadıkları emeğe karşılık, para ya da bedelsiz hisse senedi
alamayacaklarını, fakat ortaklığın elde ettiği kârdan, TK. m. 466/1'de yer alan
yedek akçe ile pay sahipleri için %5 kâr payı ayrıldıktan sonra, kalanın onda
birini kendilerine tahsis edebileceklerini öngörmekte ve bu gibi çıkarlar
karşılığında kuruculara verilecek senetlerin nama yazılı olmasını zorunlu
kılmaktadır.Görüldüğü gibi, yasa koyucu, TK. m. 298'de, kuruculara
sağlanacak menfaatler karşılığında verilecek senetlerin nama yazılı olacağını
belirtmiş, fakat bunların hukuki niteliğini açıklamamıştır. Hukukumuzda bazı
yazarlar, TK. m. 298'de sözü edilen senedin, pay (hisse) senedi olduğunu ileri
sürmüş, diğer bazıları, bunu sadece kuruculara kârdan pay sağlayan kıymetli
evrak olarak tanımlamış, nihayet son bir grup da, bunun TK. m. 402 ve 403
bağlamında bir intifa senedi olduğu görüşünü savunmuşlardır.Bizce,
kurucular harcadıkları emeğe karşılık para ya da bedelsiz hisse senedi
alamamakla beraber, paylarının imtiyazlı olacağını kararlaştırabilirlerü Bu
durumda, içinde kurucuların bulunduğu bir grup pay sahibi, diyelim kârdan
imtiyazlı bir biçimde yararlanır. Ne var ki, kurucu hisse senetleri deyimi ile
kastedilen, bu imtiyazlı pay (hisse) senetleri değil, aksine TK. m. 298'de
düzenlenen senettir.İşte, TK. m. 298 uyarınca sağlanan menfaat, hisse
senetlerinden ayrı olarak bağımsız bir senette tecessüm ettirilmek isteniyorsa,
ancak intifa senedi çıkarılabilir. Gerçekten, anonim ortaklıkta, hisse senedi ya
da tahvil sahipliğine bağlı bulunmaksızın herhangi bir kişiye ortaklık kârından
yararlanma olanağı veren senetler, sadece intifa senetleridir.Olağan
intifa senetlerinin aksine, kurucu intifa senetleri, ancak ilk anasözleşme ile
oluşturulabilir ve bunlara sağlanabilecek kâr payı sınırlandırılmıştır. Anonim
ortaklıkta, esas sermaye muayyen olduğu ve alacaklılar ile pay sahiplerinin
korunmaları bakımından sermayenin bölümlerini oluşturan hisse bedellerinin tümü
ile ödenmesi gerektiği, yani bedelsiz hisse senedi çıkarmak mümkün olmadığı
için, kuruculara tanınan menfaati temsilen çıkarılabilecek senetler, hisse
senedi değil, intifa senedi olarak adlandırılmalıdır.Bizce TK. m. 403'ün
genel nitelikteki bir kural olmasından hareket edilerek, TK. m. 298'de getirilen
sınırlandırmanın, sadece kâr payına ilişkin olduğu ve tasfiye artığından
yararlanma hakkına uygulanamayacağı kabul edilmelidir.Kurucu intifa
senedi çıkaracak bir anonim ortaklık, kuruculara sağlayacağı bu menfaatleri ana
sözleşmede göstermeli ve ayrıca tescil ve ilan ettirmelidir. Hukukumuzda,
kuruluştan sonra ve özellikle, sermaye artırımlarında, kurucu intifa senedi
çıkarılabilip çıkarılamayacağı tartışmalıdır.Bazı yazarlar, TK m.
402/2'de yer alan kuralın, emredici nitelikte olmakla beraber, kesin bir yasak
getirmediğini, bütün pay sahiplerinin rıza göstermeleri, yani oybirliğinin
sağlanması halinde, sonradan da kurucu intifa senedi çıkarabileceğini ileri
sürerken, diğerleri, soruna gelecekteki pay sahipleri açısından bakmak
gerektiğini söyleyerek bunu reddetmektedirler.Bizce, pay sahipleri,
kuruluşu izleyen yıllarda ortaklığın oluşmasındaki katkılarının büyüklüğüne
inandıkları kişileri ödüllendirmek istiyorlarsa, TK. m. 402/2'deki engeli
aşabilmelidir. Çünkü, kurucu intifa senetlerinin sonradan çıkarılması halinde,
hem alacaklılar zarar görmemekte, hem de pay sahipleri bu karara muhalif kalarak
oybirliği koşulunun gerçekleşmesini engellemek olanağını ellerinde
bulundurmaktadır.Nihayet, anonim ortaklığın kuruluşundan sonra, üstelik,
TK. m. 298'de getirilen sınırlandırma ile bağlı olmaksızın, dilediği kadar
olağan intifa senedi çıkarabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Yine bizce,
TK. m. 392'de kuruluş hükümlerine yollama yapılarak, sermaye artırımlarında da
kurucu intifa senedi çıkarılabilmesi mümkün kılınmıştır.Bütün intifa
senetlerinde olduğu gibi, kurucu intifa senetleri de, sahiplerine yönetime
katılmak (örneğin genel kurul toplantılarına iştirak etmek), oy kullanmak, iptal
davası açmak gibi hakları vermez. İntifa senedi sahibi, anonim ortaklıkta ayrıca
pay sahibi ise, hiç kuşkusuz, bu ikinci sıfatı nedeniyle yönetime ilişkin
hakları da kullanabilir.Kurucu intifa senedi sahipleri de, TK. m
429-432'degösterilen hükümlere tâbi bir kurul oluşturur. Bunlara tanınan haklar,
rızaları olmadıkça ellerinden alınamaz. Daha önce de değindiğimiz gibi, kurucu
intifa senetleri, sadece nama yazılabilir. Ortaklığın, bu senet sahipleri için
bir intifa senedi sahipleri defteri tutması gerekir.Nama yazılı hisse
senetlerinin aksine, kurucu intifa senetleri, alacağın temliki ve teslim sureti
ile devrolunabilir. Anonim ortaklığın esas sözleşmesi ile, devrin güçleştirilmiş
ya da tümü ile yasaklanmış olması da mümkündür. Hukukumuzda, SPK m. 36/2
uyarınca, yatırım ortaklıklarının kurucu intifa senedi çıkarmaları
yasaklanmıştır.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiZoraki KabulZihniyetZevk-Gerçeklik İlkesiYansımalı DüşünceYafes ve Sam KompleksiVücut ŞemasıVerbalizmVaroluşun EstetiğiÜst İletişimUyuz Keçi EtkisiUyumUlyses MetaforuTutum ÖlçekleriTutum DeğişimiTutumTutuklular İkilemiTransaksiyonel SüreçTransaksiyonel Analiz
