E
ECEM18
Guest
Bir Tibet manastırında üstatları ile birlikte yaşayan bir grup keşiş ile ilgili eski bir hikaye vardır. Onların yaşamları disiplinli ve adanmış idi
ve içinde yaşadıkları atmosfer uyumlu ve huzurlu idi. Uzak köylerden gelen insanlar böyle sevgiyle dolu spiritüel bir ortamın sıcaklığının tadını çıkarmak için
manastıra akın ediyorlardı.
Sonra bir gün üstat dünyasal formunu terk etti. Önce, keşişler geçmişte yaptıkları gibi devam ettiler, ama bir süre sonra, günlük rutin özellikleri olan disiplin
ve adanmada gevşemeler başladı. Her gün kapıya gelen köylülerin sayısı azalmaya başladı ve yavaş yavaş manastır bir bakımsızlık haline düştü.
Kısa süre sonra keşişler aralarında tartışmaya, çekişmeye başladılar, bazıları parmaklarını uzatarak başkalarını suçladı, bazıları da suçluluk ile doldu. Manastır
duvarlarındaki enerji düşmanlık ile çatırdadı. Sonunda, kıdemli keşiş artık buna dayanamaz oldu. İki günlük yürüyüş mesafesinde bir münzevi olarak yaşayan
spiritüel bir üstat olduğunu duyan keşiş onu aramak için zaman kaybetmeden yola koyuldu. Ormandaki inziva yerinde üstadı bulunca, ona manastırın düştüğü
üzücü durumu anlattı ve tavsiye istedi.
Üstat gülümsedi. "Aranızda yaşayan, Tanrı'nın Enkarnasyonu olan biri var. Etrafındakiler tarafından saygı görmediği için, kendisini göstermeyecek ve manastır
bakımsızlık içinde kalacak." Bu sözleri söyledikten sonra üstat sessiz kaldı ve başka bir şey söylemedi. Manastıra dönüş yolu boyunca, keşiş kardeşlerinden
hangisinin Enkarne Olan olabileceğini merak etti.
"Belki o, yemeklerimizi yapan Jaspar kardeştir" dedi yüksek sesle. Ama bir saniye sonra, "Hayır, o olamaz. O pasaklı ve aksi ve yaptığı yemeklerin tadı yok"
diye düşündü.
Sonra, "Belki bahçıvanımız, Timor kardeştir" diye düşündü. Bu düşünce de çok çabuk inkar edildi. "Şüphesiz" dedi yüksek sesle. "Tanrı tembel değil ve Timor
kardeşin yaptığı gibi asla yabani otların marulları yok etmesine izin vermezdi."
Sonunda, kardeşlerinin hepsini ve her birini kusurlar bulup azlederek, kıdemli keşiş hiç kimsenin kalmadığını fark etti. Üstadın söylediği gibi keşişlerden biri
olması gerektiğini bilerek, yeni bir fikir ortaya çıkmadan önce buna biraz daha üzüldü. "Bu Kutsal Olan, kendisini gizlemek için kusurlu görünmeyi seçmiş
olabilir mi?" diye düşündü. "Tabi ki, olabilirdi! Böyle olmalıydı!"
Manastıra ulaşınca, üstadın söylediklerini hemen kardeşlerine anlattı ve hepsi de İlahi Olanın aralarında yaşadığını öğrenince şaşkına döndüler.
Her biri, Enkarne Olan Tanrı'nın kendisi olmadığını bildiği için, her biri de kardeşlerini dikkatle incelemeye başladı, hepsi aralarından kimin Kutsal Olan olduğunu
belirlemeye çalıştı. Ama hepsi de diğerlerinin hatalarını ve başarısızlıklarını görebiliyordu. Eğer Tanrı aralarında ise, kendisini çok iyi gizliyordu. Enkarne Olan'ı
bunlar arasında bulmak zor olacaktı.
Birçok tartışmalardan sonra, sonunda birbirlerine karşı nazik ve sevgi dolu olmak için çaba göstermeye karar verdiler, birbirlerine Enkarne Olan'a karşı doğal
olarak gösterecekleri saygı ve onur ile davranacaklardı. Eğer Tanrı gizli kalmakta ısrar ederse, o zaman her bir keşişe, o sanki Kutsal Olanmış gibi
davranmaktan başka seçenekleri yoktu.
Her biri diğerlerinde Tanrı'yı görmeye o kadar yoğunlaşmıştı ki, bir süre sonra kalpleri birbirlerine karşı sevgiyle doldu, onları bağlayan negatifliğin zincirleri
kopup gitti. Zaman geçtikçe, Tanrı'yı sadece birbirlerinde değil, herkeste ve her şeyde görmeye başladılar. Günler Onun Kutsal Varlığı ile sevinç içinde, keyifli
geçti. Manastır bu sevinci bir deniz feneri gibi yaydı ve kısa süre içinde köylüler geri döndüler, oradaki sevgi ve sadakatın dokunuşunu arayarak daha önceki
gibi kapılardan dalga dalga aktılar.
Bir süre sonra kıdemli keşiş, verdiği sır için teşekkür etmek üzere üstada bir ziyaret daha yapmaya karar verdi. "Enkarne Olan'ın kimliğini keşfettiniz mi?" diye
sordu üstat.
"Evet" diye yanıtladı kıdemli keşiş. "Onun hepimizin içinde olduğunu bulduk."
Üstat gülümsedi..... Yani burdan ne ders çıkardık. Allah'ı ararken gökyüzüne bakmak yanlışşş:=))
alıntıdır.
ve içinde yaşadıkları atmosfer uyumlu ve huzurlu idi. Uzak köylerden gelen insanlar böyle sevgiyle dolu spiritüel bir ortamın sıcaklığının tadını çıkarmak için
manastıra akın ediyorlardı.
Sonra bir gün üstat dünyasal formunu terk etti. Önce, keşişler geçmişte yaptıkları gibi devam ettiler, ama bir süre sonra, günlük rutin özellikleri olan disiplin
ve adanmada gevşemeler başladı. Her gün kapıya gelen köylülerin sayısı azalmaya başladı ve yavaş yavaş manastır bir bakımsızlık haline düştü.
Kısa süre sonra keşişler aralarında tartışmaya, çekişmeye başladılar, bazıları parmaklarını uzatarak başkalarını suçladı, bazıları da suçluluk ile doldu. Manastır
duvarlarındaki enerji düşmanlık ile çatırdadı. Sonunda, kıdemli keşiş artık buna dayanamaz oldu. İki günlük yürüyüş mesafesinde bir münzevi olarak yaşayan
spiritüel bir üstat olduğunu duyan keşiş onu aramak için zaman kaybetmeden yola koyuldu. Ormandaki inziva yerinde üstadı bulunca, ona manastırın düştüğü
üzücü durumu anlattı ve tavsiye istedi.
Üstat gülümsedi. "Aranızda yaşayan, Tanrı'nın Enkarnasyonu olan biri var. Etrafındakiler tarafından saygı görmediği için, kendisini göstermeyecek ve manastır
bakımsızlık içinde kalacak." Bu sözleri söyledikten sonra üstat sessiz kaldı ve başka bir şey söylemedi. Manastıra dönüş yolu boyunca, keşiş kardeşlerinden
hangisinin Enkarne Olan olabileceğini merak etti.
"Belki o, yemeklerimizi yapan Jaspar kardeştir" dedi yüksek sesle. Ama bir saniye sonra, "Hayır, o olamaz. O pasaklı ve aksi ve yaptığı yemeklerin tadı yok"
diye düşündü.
Sonra, "Belki bahçıvanımız, Timor kardeştir" diye düşündü. Bu düşünce de çok çabuk inkar edildi. "Şüphesiz" dedi yüksek sesle. "Tanrı tembel değil ve Timor
kardeşin yaptığı gibi asla yabani otların marulları yok etmesine izin vermezdi."
Sonunda, kardeşlerinin hepsini ve her birini kusurlar bulup azlederek, kıdemli keşiş hiç kimsenin kalmadığını fark etti. Üstadın söylediği gibi keşişlerden biri
olması gerektiğini bilerek, yeni bir fikir ortaya çıkmadan önce buna biraz daha üzüldü. "Bu Kutsal Olan, kendisini gizlemek için kusurlu görünmeyi seçmiş
olabilir mi?" diye düşündü. "Tabi ki, olabilirdi! Böyle olmalıydı!"
Manastıra ulaşınca, üstadın söylediklerini hemen kardeşlerine anlattı ve hepsi de İlahi Olanın aralarında yaşadığını öğrenince şaşkına döndüler.
Her biri, Enkarne Olan Tanrı'nın kendisi olmadığını bildiği için, her biri de kardeşlerini dikkatle incelemeye başladı, hepsi aralarından kimin Kutsal Olan olduğunu
belirlemeye çalıştı. Ama hepsi de diğerlerinin hatalarını ve başarısızlıklarını görebiliyordu. Eğer Tanrı aralarında ise, kendisini çok iyi gizliyordu. Enkarne Olan'ı
bunlar arasında bulmak zor olacaktı.
Birçok tartışmalardan sonra, sonunda birbirlerine karşı nazik ve sevgi dolu olmak için çaba göstermeye karar verdiler, birbirlerine Enkarne Olan'a karşı doğal
olarak gösterecekleri saygı ve onur ile davranacaklardı. Eğer Tanrı gizli kalmakta ısrar ederse, o zaman her bir keşişe, o sanki Kutsal Olanmış gibi
davranmaktan başka seçenekleri yoktu.
Her biri diğerlerinde Tanrı'yı görmeye o kadar yoğunlaşmıştı ki, bir süre sonra kalpleri birbirlerine karşı sevgiyle doldu, onları bağlayan negatifliğin zincirleri
kopup gitti. Zaman geçtikçe, Tanrı'yı sadece birbirlerinde değil, herkeste ve her şeyde görmeye başladılar. Günler Onun Kutsal Varlığı ile sevinç içinde, keyifli
geçti. Manastır bu sevinci bir deniz feneri gibi yaydı ve kısa süre içinde köylüler geri döndüler, oradaki sevgi ve sadakatın dokunuşunu arayarak daha önceki
gibi kapılardan dalga dalga aktılar.
Bir süre sonra kıdemli keşiş, verdiği sır için teşekkür etmek üzere üstada bir ziyaret daha yapmaya karar verdi. "Enkarne Olan'ın kimliğini keşfettiniz mi?" diye
sordu üstat.
"Evet" diye yanıtladı kıdemli keşiş. "Onun hepimizin içinde olduğunu bulduk."
Üstat gülümsedi..... Yani burdan ne ders çıkardık. Allah'ı ararken gökyüzüne bakmak yanlışşş:=))
alıntıdır.
