- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
kusursuz 19 albümünden bir demet akalın şarkısı.
belki özel şeyler yaşadık
ama açık konuşmayı başaramadık
güzel olan çabuk biter
bu küçük ayrıntıyı hep atladık
yanlışı doğruyu tartışalım ama
aşkı bu konudan ayrı tutalım
ne sen beni ne ben seni
üzüpde boşa kalp kırmayalım
hayat bazı anlarda bizi deniyor
ama her zaman ikinci bir şans vermiyor
herkes hakettiği gibi yaşıyor
senin gibiler çabuk unutuluyor
kaç aydır ilk kez yüzüm gülüyor
bende aşklar kısa sürüyor
herkes hakettiği gibi yaşıyor
senin gibiler çabuk unutuluyor
kaç aydır ilk kez yüzüm gülüyor
bende yaslar kısa sürüyor
koca bir yalandan ibaret olan cümle. en bariz örneği lübnanlı çocuklar ölmeyi hak edecek hiçbirşey yapmadılar.
çoğumuzun inanmadığı bir ifadedir ama buna karar vermek bizim sınırlarımızı aşar.
lösemili çocukları ziyaret ederek,
deprem bölgesinde gönüllü çalışarak,
kimsesiz çocuklara okuma yazma öğretme şansını yakalayarak,
engelliler için kitap kasedi doldurmaya gidilerek,
savaşlarda ölen sayısızca masum insana bakarak
bu soruyu herkesin kendine sorduğunu hissedebiliriz. cevabının da nedense hayır olduğunu. kim bilir belki de bu oyundaki en önemli taş da bu soruya rağmen mücadele ruhunu kaybetmemiş insanlardan gelmektedir.
hala hayattayken tekrar tekrar düşünmemiz gereken cümledir... çünkü herkesin yaşantısında bir noktada mutlaka bu cümleye bir başkaldırı vardır.
ağustos böceği sakat olmasına rağmen çaba sarfedip keman çalmayı öğrenmiştir, karınca ise bugün kariyer yapan yavşaklar gibi hırsına yenik düşmüş zırtapoz bir hayvandır, ibnedir.
hikayeyi ne kadar yanlış öğretmişler meğer, yeni nesile acıyorum...
yüzde yüz doğruluk ifade etmeyen tanımlamadır.
haketmenin sınırları bizzat sizin eylediklerinizle belirlenir. bugün sinirle bir anda patladığınız arkadaşınıza işiniz düştüğünde ortada kalmayı haketmişsinizdir. veya yüzünü görmediğiniz insanlarla günümüz teknolojik şartlarıyla samimi ve içten bir diyalog kurmuşsunuzdur, artık o yüzünü görmediğiniz arkadaşınızın yaşadığı yere gitmek zorunda kaldığınızda bir kapınız vardır. bu çıkar planlayarak değil, arkadaş seçtiğiniz kişinin, uzun vadede, sosyal çerçevede size hak kazandırdığı bir konfordur.
madalyonu çevirelim:
yüzünü hiç görmediğiniz arkadaşınızın sizin bulunduğunuz yerde size işi düştüğünde, onu kırk yıllık dostmuş gibi misafir edebilirsiniz. kolay sinirlenen bir insansınızdır belki ama bunu kontrol etmeyi başararak arkadaşlarınızı kırmamak için hareketlerinizi iki kez rafine ederek uyguluyorsunuzdur. basitçe iyi bir insansınızdır.
ama bu yaptıklarınız gece 11 gibi eve gelirken şans eseri iki tane ipi kopuğun sizi bıçakla ağır yaralamayacağı veya ateşim düşsün diye yaptırdığınız penisilin iğnesi yüzünden ağır bir alerjik reaksiyon geçirip ölümle burun buruna gelmeyeceğiniz anlamına tekabül etmez.
evet iyi birisinizdir belki ama hakettikleriniz, ta başında da söylediğim gibi, sadece *sizin elinizden* çıkan uzun ve kısa menzilli okların vurduğu noktalarla sınırlıdır. bunun haricinde hak etmek diye birşey yoktur. çünkü hayat işte dedirten hakettikleriniz kadar iyi-kötü rast geldiklerinizdir aynı zamanda.
özetle herkes hakettiği gibi yaşamaz. hayatın mantığına terstir. doğru-yanlış düz mantığına bağlanmış bir öss sınavı değil bu geçirdiğiniz.
yüce yaradanın yarattığı doğada sadece güçlü olanın yaşamaya hakkı vardır. güçlü olan sahip olduğu güce paralel olarak görece iyi yaşar. güç üzerine bir adalet kuruludur. bu doğa sisteminin içinde adalet kavramı sadece güç üzerine kurulu ise o vakit ortada zaten bir adalet yoktur. düz mantığa dayalı bir adalet aramak mantıksız bir sonuç geri döndürür
lakin ilahi bir adalet var ise, o da ancak bu görünen, güç üzerine kurulu hayvani adaletten sıyrılmakla anlaşılabilir olacaktır.
biri çıkıp herkes hak ettiği gibi yaşıyor dediği an, bu durumda hak tamamen gücün kendisi olur lakin o güç, cuzzi iradenin ötesinde, matematik ve fizik kanunlarına dayalı külli bir iradenin eseridir. o halde mevzu bahis hak etme meselesi, ne fizik olarak gerçekten vardır zira her şey başlangıç koşullarına bağlı olacagından , ne de dinen zira her şey allahın iradesindedir, onun iradesinin sonucu her şeyin ne zaman ne mekanda olacağı bellidir
hak ettiğimiz yaşam biçimi kendi seçimlerimizden kaynaklıysa doğru,kendi seçimlerimiz dışında gelişiyorsa yalnış olarak tanımlanan ifade biçimidir.
hak etmenin objektif bir kriterine henüz rastlanmadığı için konu hakkında yorum yapılması halinde, ciddi argümanlarla desteklense dahi çürütülmesi pek muhtemel önerme.
Kaynak: İtüSözlük
belki özel şeyler yaşadık
ama açık konuşmayı başaramadık
güzel olan çabuk biter
bu küçük ayrıntıyı hep atladık
yanlışı doğruyu tartışalım ama
aşkı bu konudan ayrı tutalım
ne sen beni ne ben seni
üzüpde boşa kalp kırmayalım
hayat bazı anlarda bizi deniyor
ama her zaman ikinci bir şans vermiyor
herkes hakettiği gibi yaşıyor
senin gibiler çabuk unutuluyor
kaç aydır ilk kez yüzüm gülüyor
bende aşklar kısa sürüyor
herkes hakettiği gibi yaşıyor
senin gibiler çabuk unutuluyor
kaç aydır ilk kez yüzüm gülüyor
bende yaslar kısa sürüyor
koca bir yalandan ibaret olan cümle. en bariz örneği lübnanlı çocuklar ölmeyi hak edecek hiçbirşey yapmadılar.
çoğumuzun inanmadığı bir ifadedir ama buna karar vermek bizim sınırlarımızı aşar.
lösemili çocukları ziyaret ederek,
deprem bölgesinde gönüllü çalışarak,
kimsesiz çocuklara okuma yazma öğretme şansını yakalayarak,
engelliler için kitap kasedi doldurmaya gidilerek,
savaşlarda ölen sayısızca masum insana bakarak
bu soruyu herkesin kendine sorduğunu hissedebiliriz. cevabının da nedense hayır olduğunu. kim bilir belki de bu oyundaki en önemli taş da bu soruya rağmen mücadele ruhunu kaybetmemiş insanlardan gelmektedir.
hala hayattayken tekrar tekrar düşünmemiz gereken cümledir... çünkü herkesin yaşantısında bir noktada mutlaka bu cümleye bir başkaldırı vardır.
ağustos böceği sakat olmasına rağmen çaba sarfedip keman çalmayı öğrenmiştir, karınca ise bugün kariyer yapan yavşaklar gibi hırsına yenik düşmüş zırtapoz bir hayvandır, ibnedir.
hikayeyi ne kadar yanlış öğretmişler meğer, yeni nesile acıyorum...
yüzde yüz doğruluk ifade etmeyen tanımlamadır.
haketmenin sınırları bizzat sizin eylediklerinizle belirlenir. bugün sinirle bir anda patladığınız arkadaşınıza işiniz düştüğünde ortada kalmayı haketmişsinizdir. veya yüzünü görmediğiniz insanlarla günümüz teknolojik şartlarıyla samimi ve içten bir diyalog kurmuşsunuzdur, artık o yüzünü görmediğiniz arkadaşınızın yaşadığı yere gitmek zorunda kaldığınızda bir kapınız vardır. bu çıkar planlayarak değil, arkadaş seçtiğiniz kişinin, uzun vadede, sosyal çerçevede size hak kazandırdığı bir konfordur.
madalyonu çevirelim:
yüzünü hiç görmediğiniz arkadaşınızın sizin bulunduğunuz yerde size işi düştüğünde, onu kırk yıllık dostmuş gibi misafir edebilirsiniz. kolay sinirlenen bir insansınızdır belki ama bunu kontrol etmeyi başararak arkadaşlarınızı kırmamak için hareketlerinizi iki kez rafine ederek uyguluyorsunuzdur. basitçe iyi bir insansınızdır.
ama bu yaptıklarınız gece 11 gibi eve gelirken şans eseri iki tane ipi kopuğun sizi bıçakla ağır yaralamayacağı veya ateşim düşsün diye yaptırdığınız penisilin iğnesi yüzünden ağır bir alerjik reaksiyon geçirip ölümle burun buruna gelmeyeceğiniz anlamına tekabül etmez.
evet iyi birisinizdir belki ama hakettikleriniz, ta başında da söylediğim gibi, sadece *sizin elinizden* çıkan uzun ve kısa menzilli okların vurduğu noktalarla sınırlıdır. bunun haricinde hak etmek diye birşey yoktur. çünkü hayat işte dedirten hakettikleriniz kadar iyi-kötü rast geldiklerinizdir aynı zamanda.
özetle herkes hakettiği gibi yaşamaz. hayatın mantığına terstir. doğru-yanlış düz mantığına bağlanmış bir öss sınavı değil bu geçirdiğiniz.
yüce yaradanın yarattığı doğada sadece güçlü olanın yaşamaya hakkı vardır. güçlü olan sahip olduğu güce paralel olarak görece iyi yaşar. güç üzerine bir adalet kuruludur. bu doğa sisteminin içinde adalet kavramı sadece güç üzerine kurulu ise o vakit ortada zaten bir adalet yoktur. düz mantığa dayalı bir adalet aramak mantıksız bir sonuç geri döndürür
lakin ilahi bir adalet var ise, o da ancak bu görünen, güç üzerine kurulu hayvani adaletten sıyrılmakla anlaşılabilir olacaktır.
biri çıkıp herkes hak ettiği gibi yaşıyor dediği an, bu durumda hak tamamen gücün kendisi olur lakin o güç, cuzzi iradenin ötesinde, matematik ve fizik kanunlarına dayalı külli bir iradenin eseridir. o halde mevzu bahis hak etme meselesi, ne fizik olarak gerçekten vardır zira her şey başlangıç koşullarına bağlı olacagından , ne de dinen zira her şey allahın iradesindedir, onun iradesinin sonucu her şeyin ne zaman ne mekanda olacağı bellidir
hak ettiğimiz yaşam biçimi kendi seçimlerimizden kaynaklıysa doğru,kendi seçimlerimiz dışında gelişiyorsa yalnış olarak tanımlanan ifade biçimidir.
hak etmenin objektif bir kriterine henüz rastlanmadığı için konu hakkında yorum yapılması halinde, ciddi argümanlarla desteklense dahi çürütülmesi pek muhtemel önerme.
Kaynak: İtüSözlük
