- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Kur'ânı
Kerîm'de, Hızır (a.s.)'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin
60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan Katımızdan
kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan
bir kul... (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu
şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, ilm 16, 44,
Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).Bu
rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona
kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz.
Musâ: Hayır, yoktur! diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz.
Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih
bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun
üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere
uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca,
yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı
ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre
uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın
denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının
alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada
Hızır (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi
66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.Hz.
Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize
dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda,
bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran,
içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada
balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve
Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak,
Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da ölümsüzlük
isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.Hızır
aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan
yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta
karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine
hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz
sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile
gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.)
sabredemeyip söyle demiştir: Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin?
Doğrusu çok kötü bir iş yaptın (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk
bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.)
şöyle belirtir: O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu
kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam
gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır (el-Kehf, 18/79).
Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa
(a.s.): Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü
bir iş yaptın, dedi (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat
ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: Öldürdüğüm
erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. ileride onları
isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk
yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin
(el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler
olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir
çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın
verilmesinin, gerçekte o aile için hayır olduğuna işaret ediliyor.Yolculuğun
üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır: Musa ve salih kul yollarına
devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise
onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir
duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa:
isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi:
işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin
içyüzünü sana anlatacağım (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir
etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: Bu ev, şehirde iki yetim
çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların
babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini
bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben
bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım. işte, sabredemediğin
şeylerin içyüzü budur (Kehf 18/82).Bu
hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir
takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde
arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların
arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde
söyle buyurulur: Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı.
Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza
giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el
Bakara, 2/216). ... Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki,
hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir.
(en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hızır(a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak,
gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: Bir serçe,
denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya
göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin
denizden eksilttiği su kadar bir şeydir (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27,
Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V,
118; bilgi için bk. Ibn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, İstanbul 1985,
V,172-185).Yazar
& Kaynak:Şamil İslam Ansiklopedisi
Kerîm'de, Hızır (a.s.)'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin
60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan Katımızdan
kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan
bir kul... (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu
şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, ilm 16, 44,
Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).Bu
rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona
kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz.
Musâ: Hayır, yoktur! diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz.
Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih
bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun
üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere
uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca,
yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı
ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre
uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın
denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının
alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada
Hızır (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi
66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.Hz.
Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize
dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda,
bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran,
içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada
balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve
Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak,
Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da ölümsüzlük
isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.Hızır
aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan
yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta
karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine
hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz
sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile
gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.)
sabredemeyip söyle demiştir: Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin?
Doğrusu çok kötü bir iş yaptın (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk
bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.)
şöyle belirtir: O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu
kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam
gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır (el-Kehf, 18/79).
Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa
(a.s.): Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü
bir iş yaptın, dedi (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat
ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: Öldürdüğüm
erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. ileride onları
isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk
yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin
(el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler
olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir
çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın
verilmesinin, gerçekte o aile için hayır olduğuna işaret ediliyor.Yolculuğun
üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır: Musa ve salih kul yollarına
devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise
onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir
duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa:
isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi:
işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin
içyüzünü sana anlatacağım (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir
etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: Bu ev, şehirde iki yetim
çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların
babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini
bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben
bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım. işte, sabredemediğin
şeylerin içyüzü budur (Kehf 18/82).Bu
hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir
takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde
arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların
arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde
söyle buyurulur: Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı.
Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza
giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el
Bakara, 2/216). ... Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki,
hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir.
(en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hızır(a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak,
gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: Bir serçe,
denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya
göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin
denizden eksilttiği su kadar bir şeydir (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27,
Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V,
118; bilgi için bk. Ibn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, İstanbul 1985,
V,172-185).Yazar
& Kaynak:Şamil İslam Ansiklopedisi
