- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Tarihsel perspektifte mitsel-ritüel toplumlardan itibaren pek
çok kıyım olayını ve öyküsünü gözden geçiren Girard'a göre, günah keçisi
anlayışı, kriz fikriyle bağlantılıdır; bir toplumda, tüm insanlar aynı şeyi
arzuladığında, büyük çapta bir mimetizm meydana geldiğinde ve bu arzular
gerçekleşmediğinde, nihayet grubun tüm üyeleri, ortak arzularından vazgeçme
konusunda anlaşamazlarsa ve bir kurban feda ederek kolektif katarsise
varamazlarsa, toplumun iç dayanışması çatlar ve sosyal birliği
bozulur.Tüm mitolojilerde, örneğin Ödip mitosunda, bir kurban vererek
krizden çıkmayı öngören bir toplum yasası anlayışı vardır; bir kişi feda
edilerek tüm diğerleri kurtulur. Girard'ın çözümlediği tarihsel olgulardan biri,
XIV. yüzyıl ortalarında Fransız şairi Guillaume de Michaut'nun Jugemenî du Roy
de Navarre adlı kitabında anlattığı felaketlerle ilgilidir; şairin anlattığına
göre gökte birtakım işaretler vardır; taşlar yağmur gibi yağar; insanları
öldürür; yıldırımlar şehirleri harabeye çevirir; pek çok insan ölür; bu
ölümlerin bir kısmı Yahudilerin ve onların Hıristiyanlar arasındaki suç
ortaklarının eseridir; nehirleri ve su kaynaklarını zehirleyerek bunu
yapmışlardır.Ama ilahi adalet buna son verir; halka suçluları gösterir
ve halk Yahudilerle suç ortaklarını toptan halleder, vs. Öykünün gerçek dışı
yanları ortadadır; ama pek çok diğer tarihsel kaynak, bu tür olayların (Yahudi
kıyımı) yaşandığını doğrulamıştır. Olayların cereyan ettiği zaman, veba
salgınlarının başlangıç yılları olarak düşünülebilir; bu yıllarda, veba
epidemisinin terörüyle ve Yahudilerin sulara zehir kattığı fısıltılarıyla gözü
dönmüş kalabalıkların kolektif saldırganlıktan vardır.Ortaçağ
toplulukları, vebadan öylesine ürkmektedirler ki, adını bile anmamaktadırlar;
olabildiğince uzun zaman vebadan sözetmezler ve gerekli önlemleri de almazlar.
Çaresizlikleri öylesine büyüktür ki, hakikati itiraf etmek, durumla başa
çıkmaktan ziyade normal hayata benzeyen her şeyden vazgeçmek ve toplumu dağıtıcı
etkilere teslim olmakla eş anlamlıdır.Bu durumda halkın tümü bu tür bir
körlüğe gönüllü katılır. Bu umutsuzca apaçıklığı inkâr etme isteği, günah keçisi
aramaya elverişli bir ortam yaratır. Aynı şey La Fontaine'in Vebalı Hayvanlar
fablında da vardır; burada da kolektif bir görmezlikten gelme söz konusudur;
veba, tanrının bir cezası olarak yorumlanır. Felaketten kurtulmanın yolu,
suçluyu keşfetmek ve cezalandırmak ya da kutsallığa feda etmektir. Kuşkusuz bu
bakış açısı kurbanın değil, kıyımı yapanların perspektifidir; kıyım yapanlar
şiddet eylemlerinin haklılığından emindir; kendilerini adaletin kılıcı olarak
görürler; suçlu kurbanlara ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla kıyımlarını saklama
gereği duymazlar.Girard, diğer bazı günah keçisi bulma olaylarını;
örneğin kalabalıklar tarafından doğrudan ortaya konan şiddet hareketlerini (kara
veba salgınları sırasında Yahudi katliamları) veya biçimlerinde yasal, fakat
aşırı tahrik olmuş bir kamuoyunun teşvik ettiği kolektif rezonanslı şiddet
hareketlerini (büyücü avı türündeki kıyımlar) dikkate alarak, kıyım olaylarında
birtakım ana-çizgiler ayırteder:Toplumda krizin gerçek olması; şiddetin
gerçek olması; kurbanların onlara atfedilen suçlar nedeniyle değil, krizle
çağrışımlı olabilecek bir yakınlık ve kurban işaretleri nedeniyle seçilmiş
olması; krizin sorumluluğunun kurbanların üzerine atılması ve bunlar üzerinde
eylemde bulunarak kirlettikleri topluluktan ihraç edilmeleri, kovulmaları veya
katledilmeleri.Kriz dönemleri, bir yandan normal kurumların
zayıflamasını, öte yandan kalabalıkların oluşmasını kolaylaştırıcı dönemlerdir;
bu dönemlerde kendiliğinden bir araya gelen popüler topluluklar, zayıflayan
kurumların yerini alabilir veya onları etkileyebilirler. Şiddetin hedefi olan
kişi veya topluluklar, günah keçileridir. Günah keçisi terimi, eş zamanlı
olarak, kurbanların suçsuzluğunu, onları hedef alan kolektif bir kutup
oluşmasını ve bu kutup oluşturan insanların kolektif erekselliğini ifade
eder.Kıyımın olduğu her seferinde, kıyımı yapanların yaşadıkları krizi
açıklama ve krizden kurtulma yolu hep aynıdır: Suçluları ya da krizin
sorumlularını bulmak. Etnologların ilgilendiği ilkel toplumlarda, herhangi bir
salgın hastalık ortaya çıktığında, ilk akla gelen şey bazılarının topluluk
kurallarını çiğnemiş olmalarıdır. Potansiyel günah keçileri, genelde diğerlerine
kıyasla görünür özelliklere (kambur, topal, cüce, esmer, siyah, vb.) sahip
olanlardır.Günah keçisi, arkaik toplumlarda, bir başkasının yerine
kurban edilen biridir, yani bir ikamedir. Bir şefin günah işlediğinde,
günahlarından arınması ve affedilmesi için seçilmiş bir kurbandır ve bu anlamda
adalet sisteminin bir gereğidir. Zamanla bunun yerine hukuki bir sistem
yerleşmiş ve kurbandan vazgeçilmiştir (Bu gelişmenin başlıca evreleri, Roma
Hukuku, Hıristiyanlık ve nihayet yurttaşların hukuk planında eşitliğini öngören
1789 Devrimi olarak belirtilebilir).Ama toplumların kriz anlarında, bir
kurban aranması olgusu varlığını sürdürmektedir. Girard'a göre mitoslar, 'kıyım
metinleri'dir. Genellikle kıyımcıların ağzından anlatılmışlardır ve masum
değildirler. Bu tür mitoslar, kahramanları değiştirilir, yer ve tarihleri
belirtilmez ise ve kabaca bir makyajı yapılıp anlatılırsa, kolayca çağdaş
olgular olarak algılanacaktır.
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
çok kıyım olayını ve öyküsünü gözden geçiren Girard'a göre, günah keçisi
anlayışı, kriz fikriyle bağlantılıdır; bir toplumda, tüm insanlar aynı şeyi
arzuladığında, büyük çapta bir mimetizm meydana geldiğinde ve bu arzular
gerçekleşmediğinde, nihayet grubun tüm üyeleri, ortak arzularından vazgeçme
konusunda anlaşamazlarsa ve bir kurban feda ederek kolektif katarsise
varamazlarsa, toplumun iç dayanışması çatlar ve sosyal birliği
bozulur.Tüm mitolojilerde, örneğin Ödip mitosunda, bir kurban vererek
krizden çıkmayı öngören bir toplum yasası anlayışı vardır; bir kişi feda
edilerek tüm diğerleri kurtulur. Girard'ın çözümlediği tarihsel olgulardan biri,
XIV. yüzyıl ortalarında Fransız şairi Guillaume de Michaut'nun Jugemenî du Roy
de Navarre adlı kitabında anlattığı felaketlerle ilgilidir; şairin anlattığına
göre gökte birtakım işaretler vardır; taşlar yağmur gibi yağar; insanları
öldürür; yıldırımlar şehirleri harabeye çevirir; pek çok insan ölür; bu
ölümlerin bir kısmı Yahudilerin ve onların Hıristiyanlar arasındaki suç
ortaklarının eseridir; nehirleri ve su kaynaklarını zehirleyerek bunu
yapmışlardır.Ama ilahi adalet buna son verir; halka suçluları gösterir
ve halk Yahudilerle suç ortaklarını toptan halleder, vs. Öykünün gerçek dışı
yanları ortadadır; ama pek çok diğer tarihsel kaynak, bu tür olayların (Yahudi
kıyımı) yaşandığını doğrulamıştır. Olayların cereyan ettiği zaman, veba
salgınlarının başlangıç yılları olarak düşünülebilir; bu yıllarda, veba
epidemisinin terörüyle ve Yahudilerin sulara zehir kattığı fısıltılarıyla gözü
dönmüş kalabalıkların kolektif saldırganlıktan vardır.Ortaçağ
toplulukları, vebadan öylesine ürkmektedirler ki, adını bile anmamaktadırlar;
olabildiğince uzun zaman vebadan sözetmezler ve gerekli önlemleri de almazlar.
Çaresizlikleri öylesine büyüktür ki, hakikati itiraf etmek, durumla başa
çıkmaktan ziyade normal hayata benzeyen her şeyden vazgeçmek ve toplumu dağıtıcı
etkilere teslim olmakla eş anlamlıdır.Bu durumda halkın tümü bu tür bir
körlüğe gönüllü katılır. Bu umutsuzca apaçıklığı inkâr etme isteği, günah keçisi
aramaya elverişli bir ortam yaratır. Aynı şey La Fontaine'in Vebalı Hayvanlar
fablında da vardır; burada da kolektif bir görmezlikten gelme söz konusudur;
veba, tanrının bir cezası olarak yorumlanır. Felaketten kurtulmanın yolu,
suçluyu keşfetmek ve cezalandırmak ya da kutsallığa feda etmektir. Kuşkusuz bu
bakış açısı kurbanın değil, kıyımı yapanların perspektifidir; kıyım yapanlar
şiddet eylemlerinin haklılığından emindir; kendilerini adaletin kılıcı olarak
görürler; suçlu kurbanlara ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla kıyımlarını saklama
gereği duymazlar.Girard, diğer bazı günah keçisi bulma olaylarını;
örneğin kalabalıklar tarafından doğrudan ortaya konan şiddet hareketlerini (kara
veba salgınları sırasında Yahudi katliamları) veya biçimlerinde yasal, fakat
aşırı tahrik olmuş bir kamuoyunun teşvik ettiği kolektif rezonanslı şiddet
hareketlerini (büyücü avı türündeki kıyımlar) dikkate alarak, kıyım olaylarında
birtakım ana-çizgiler ayırteder:Toplumda krizin gerçek olması; şiddetin
gerçek olması; kurbanların onlara atfedilen suçlar nedeniyle değil, krizle
çağrışımlı olabilecek bir yakınlık ve kurban işaretleri nedeniyle seçilmiş
olması; krizin sorumluluğunun kurbanların üzerine atılması ve bunlar üzerinde
eylemde bulunarak kirlettikleri topluluktan ihraç edilmeleri, kovulmaları veya
katledilmeleri.Kriz dönemleri, bir yandan normal kurumların
zayıflamasını, öte yandan kalabalıkların oluşmasını kolaylaştırıcı dönemlerdir;
bu dönemlerde kendiliğinden bir araya gelen popüler topluluklar, zayıflayan
kurumların yerini alabilir veya onları etkileyebilirler. Şiddetin hedefi olan
kişi veya topluluklar, günah keçileridir. Günah keçisi terimi, eş zamanlı
olarak, kurbanların suçsuzluğunu, onları hedef alan kolektif bir kutup
oluşmasını ve bu kutup oluşturan insanların kolektif erekselliğini ifade
eder.Kıyımın olduğu her seferinde, kıyımı yapanların yaşadıkları krizi
açıklama ve krizden kurtulma yolu hep aynıdır: Suçluları ya da krizin
sorumlularını bulmak. Etnologların ilgilendiği ilkel toplumlarda, herhangi bir
salgın hastalık ortaya çıktığında, ilk akla gelen şey bazılarının topluluk
kurallarını çiğnemiş olmalarıdır. Potansiyel günah keçileri, genelde diğerlerine
kıyasla görünür özelliklere (kambur, topal, cüce, esmer, siyah, vb.) sahip
olanlardır.Günah keçisi, arkaik toplumlarda, bir başkasının yerine
kurban edilen biridir, yani bir ikamedir. Bir şefin günah işlediğinde,
günahlarından arınması ve affedilmesi için seçilmiş bir kurbandır ve bu anlamda
adalet sisteminin bir gereğidir. Zamanla bunun yerine hukuki bir sistem
yerleşmiş ve kurbandan vazgeçilmiştir (Bu gelişmenin başlıca evreleri, Roma
Hukuku, Hıristiyanlık ve nihayet yurttaşların hukuk planında eşitliğini öngören
1789 Devrimi olarak belirtilebilir).Ama toplumların kriz anlarında, bir
kurban aranması olgusu varlığını sürdürmektedir. Girard'a göre mitoslar, 'kıyım
metinleri'dir. Genellikle kıyımcıların ağzından anlatılmışlardır ve masum
değildirler. Bu tür mitoslar, kahramanları değiştirilir, yer ve tarihleri
belirtilmez ise ve kabaca bir makyajı yapılıp anlatılırsa, kolayca çağdaş
olgular olarak algılanacaktır.
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
