- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Pervane 1803'te
Charles Dallery (1754-1845) adlı bir Fransız tarafından icat edilmiştir. Dallery
çeşitli dallarda ilginç icatlarda bulunmuş yetenekli bir teknisyendi. En yararlı
çalışmasını buharlı gemilerin gelişmesi alanında yaptı. 1788'de bir buharlı
araba, 1803'te tüpe benzeyen bir kazan yapmış ve sonunda aynı yıl Seine'de
pervaneyle ilerleyen bir gemi işletmişti. Böylesine değerli bir buluş karşısında
insanlar mucitini alaya almaz da ne yaparlardı!.. O kadar ki adamcağız bıkkınlık
ve üzüntüsünden pervaneyi kendi elleriyle parça parça etti. Sauvage'a
karşı kader daha da zalim davrandı. Boulogne-surmer'de gemi yapımcısı olan
Frederic Sauvage (1786-1857) da verimli bir mucitti. Pervanenin parlak
geleceğini tahmin ederek Dallery'nin tasarısını yeniden ele aldı ve onu kabul
ettirmek için üst üste denemeler yaptı. Ama ne yazık ki, mücadele yeteneğine
sahip bir insan değildi. Armatörler, Bilimler Akademisi, resmi makamlar, hepsi
yardım taleplerini reddettiler. 1832'de bir berat alabildi ama, bu hiç bir işine
yaramadı. Çünkü öteki beriki icadını uluorta çalıp kullanmakla kalmıyor,
durmadan aleyhine davalar açılıyordu. Öyle ki zavallıcık paralarının suyunu
çekmesine davaların aleyhine dönüşüne beratının kamu malı haline gelmesine ve
rakiplerinin icatlarını rahatça çalıp servetler edinmesine sadece tanık oldu.
İlk pervaneli gemiyi denize indiren sanayi alanında bir çok gelişmelerin
yaratıcısı İsveçli Johan Ericsson (1803-1889) oldu. 1837'de işleyen bir gemi
saatte 10 mil yol alıyordu. Amerikalılar Ericsson'u donanmalarının yapımını
gözetmek üzere ülkelerine çağırdılar. Öte yandan işi gemi mühendisliğine çeviren
İngiliz çiftçisi Francis Petty Smith (1808-1874), pervane ile işleyen bir gemi
inşa ederek 9 mil hıza ulaştı. Ve her yanda pervaneli gemiler yapılmaya
başlandı. Hepsi de pek güzel para kazandılar. Kimse ne berat düşündü, ne de
öncelik hakkı bildi. Sauvage ise hem umutlarını yitirmiş hem beş parasız
kalmıştı. Paris'te hastanelerden birinde ölüp gitti. 1840 yılını
hatırımızda tutalım: Liverpool-New York arasında ilk pervaneli gemi Britannia o
yıl işledi. 1843'te de Fransa, Napolyon adlı pervaneli gemisiyle 11 mil hıza
ulaştı. Durmadan artan ülkelerarası rekabetin sonucu olarak gemilerin hızı
artmakla kalmıyor, konfor ve makineler de gelişiyordu. Transatlantiklerin tonaji
1865'te 2.500 iken 1900'de 15.000 ton ve kırk yıl sonra da 40.000 tona yükseldi.
Hızları da New York hattı üzerinde 1840'ta 11 mil iken, 1900'de 22'yi ve 1939'da
30 mili buldu. Bu hız artışı makinelerin gittikçe güçlenip gelişmesinin
sonucuydu: Britannia 500 beygir, Etrusla (1885) 14.000 beygir, Lucanla (1893)
31.000 beygir-Mauretanta (1908) 70.000 beygir, Bremen (1933) 96.800 beygir, Rex
(1934) 120.000 beygirgücündeydiler.Makinelerin gelişmesiyle birlikte
pistonların yerini türbinler, kömürün yerini mazot aldı. Hızın artırılması için
çalışmalarının yanı sıra gemilere en gelişmiş hidrodinamik şeklin verilmesi
kaygısı da yer almıştı. Çizgilerin titizce hesaplanması sayesindedir ki,
Normande (1935) 160.000 beygirgücünde olduğu halde 200.000 beygirgücündeki Queen
Mary ile rekabet edebiliyordu. Okyanusaşırı hız rekoru sembolünün mavi
kurdele olduğunu biliyoruz. Bunu 1952'den beri Amerikan gemisi olan United
States elinde tutmaktadır. Aşılmaz bir rekoru kıran bu transatlantiğin hızı 35.6
mil/saat olup okyanusu 3 gün 10 saatte geçmiştir. Makineler hidrodinamik
alandaki gelişmelerin dışında, denizlere egemenlik mücadelesinde iki etken daha
büyük rol oynamışlardır. Biri, gemicilik yöntemlerinde kaydedilen ilerlemedir...
Bu konu, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi bilimlerin tekniğe verimli
müdahalelerde bulunabildikleri bir alandır. Hadley'in yansımalı oktant'ı
(denizlerde yıldızların yüksekliğini ölçmeye yarayan araç) (1731), Alman Tobie
Mayer'in ay hareketleri tablosu (1767) ve İngiliz Harrison'un kronometresi
(1760) olmasaydı okyanusaşırı bağlantılarda ticaretin gerektirdiği dakiklik asla
sağlanamazdı. Buna haritaların geliştirilmesini ve deniz fenerlerinin
artırılmasını da eklemek gerekir. Bütün bu araçlar önceleri odunla
aydınlatılırken, sonra kömür ve 1823'ten başlayarak havagazı kullanılmıştı. Aynı
zamanda önce küre biçiminde olan; ışık yansıtıcıları daha sonra parabol biçimine
sokulmuştur. (1765.) Deniz egemenliğini aynı güçle destekleyen ikinci
etken XIX. yüzyılda başlayan benzeri görülmemiş ekonomik atılımdır. Bu yüzyıl,
kömür sayesinde İngiltere'nin dünya egemenliğini kurduğu, Almanya'nın sanayide
dev adımlar attığı Amerika'nın zenginlik ve dinamizmiyle ortaya çıktığı,
sömürgelerdeki zenginliklerin Avrupa'ya aktığı dönemdir. Bu denizaşırı
servetlerin parlaklığıyla gözleri kamaşan tüccar ve sanayicilerin buharlı gemiyi
desteklemekte çıkarları büyüktü. Bakışlar okyanuslar ötesi ticaretin ve
gemiciliğin gelişmesine öyle bir hayranlıkla dikilmişti ki, karalarda da malları
gitikçe daha uzaklara daha hızlı taşıma ihtiyacının doğduğunun ve bu alanda
gelişmeler kaydedildiğinin kimse farkında değildi. Bununla birlikte yolların,
bir ülkenin can damarları olduğu ve hayatında belli başlı rolü oynadığını
bilinci uyanmaktaydı.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
Charles Dallery (1754-1845) adlı bir Fransız tarafından icat edilmiştir. Dallery
çeşitli dallarda ilginç icatlarda bulunmuş yetenekli bir teknisyendi. En yararlı
çalışmasını buharlı gemilerin gelişmesi alanında yaptı. 1788'de bir buharlı
araba, 1803'te tüpe benzeyen bir kazan yapmış ve sonunda aynı yıl Seine'de
pervaneyle ilerleyen bir gemi işletmişti. Böylesine değerli bir buluş karşısında
insanlar mucitini alaya almaz da ne yaparlardı!.. O kadar ki adamcağız bıkkınlık
ve üzüntüsünden pervaneyi kendi elleriyle parça parça etti. Sauvage'a
karşı kader daha da zalim davrandı. Boulogne-surmer'de gemi yapımcısı olan
Frederic Sauvage (1786-1857) da verimli bir mucitti. Pervanenin parlak
geleceğini tahmin ederek Dallery'nin tasarısını yeniden ele aldı ve onu kabul
ettirmek için üst üste denemeler yaptı. Ama ne yazık ki, mücadele yeteneğine
sahip bir insan değildi. Armatörler, Bilimler Akademisi, resmi makamlar, hepsi
yardım taleplerini reddettiler. 1832'de bir berat alabildi ama, bu hiç bir işine
yaramadı. Çünkü öteki beriki icadını uluorta çalıp kullanmakla kalmıyor,
durmadan aleyhine davalar açılıyordu. Öyle ki zavallıcık paralarının suyunu
çekmesine davaların aleyhine dönüşüne beratının kamu malı haline gelmesine ve
rakiplerinin icatlarını rahatça çalıp servetler edinmesine sadece tanık oldu.
İlk pervaneli gemiyi denize indiren sanayi alanında bir çok gelişmelerin
yaratıcısı İsveçli Johan Ericsson (1803-1889) oldu. 1837'de işleyen bir gemi
saatte 10 mil yol alıyordu. Amerikalılar Ericsson'u donanmalarının yapımını
gözetmek üzere ülkelerine çağırdılar. Öte yandan işi gemi mühendisliğine çeviren
İngiliz çiftçisi Francis Petty Smith (1808-1874), pervane ile işleyen bir gemi
inşa ederek 9 mil hıza ulaştı. Ve her yanda pervaneli gemiler yapılmaya
başlandı. Hepsi de pek güzel para kazandılar. Kimse ne berat düşündü, ne de
öncelik hakkı bildi. Sauvage ise hem umutlarını yitirmiş hem beş parasız
kalmıştı. Paris'te hastanelerden birinde ölüp gitti. 1840 yılını
hatırımızda tutalım: Liverpool-New York arasında ilk pervaneli gemi Britannia o
yıl işledi. 1843'te de Fransa, Napolyon adlı pervaneli gemisiyle 11 mil hıza
ulaştı. Durmadan artan ülkelerarası rekabetin sonucu olarak gemilerin hızı
artmakla kalmıyor, konfor ve makineler de gelişiyordu. Transatlantiklerin tonaji
1865'te 2.500 iken 1900'de 15.000 ton ve kırk yıl sonra da 40.000 tona yükseldi.
Hızları da New York hattı üzerinde 1840'ta 11 mil iken, 1900'de 22'yi ve 1939'da
30 mili buldu. Bu hız artışı makinelerin gittikçe güçlenip gelişmesinin
sonucuydu: Britannia 500 beygir, Etrusla (1885) 14.000 beygir, Lucanla (1893)
31.000 beygir-Mauretanta (1908) 70.000 beygir, Bremen (1933) 96.800 beygir, Rex
(1934) 120.000 beygirgücündeydiler.Makinelerin gelişmesiyle birlikte
pistonların yerini türbinler, kömürün yerini mazot aldı. Hızın artırılması için
çalışmalarının yanı sıra gemilere en gelişmiş hidrodinamik şeklin verilmesi
kaygısı da yer almıştı. Çizgilerin titizce hesaplanması sayesindedir ki,
Normande (1935) 160.000 beygirgücünde olduğu halde 200.000 beygirgücündeki Queen
Mary ile rekabet edebiliyordu. Okyanusaşırı hız rekoru sembolünün mavi
kurdele olduğunu biliyoruz. Bunu 1952'den beri Amerikan gemisi olan United
States elinde tutmaktadır. Aşılmaz bir rekoru kıran bu transatlantiğin hızı 35.6
mil/saat olup okyanusu 3 gün 10 saatte geçmiştir. Makineler hidrodinamik
alandaki gelişmelerin dışında, denizlere egemenlik mücadelesinde iki etken daha
büyük rol oynamışlardır. Biri, gemicilik yöntemlerinde kaydedilen ilerlemedir...
Bu konu, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi bilimlerin tekniğe verimli
müdahalelerde bulunabildikleri bir alandır. Hadley'in yansımalı oktant'ı
(denizlerde yıldızların yüksekliğini ölçmeye yarayan araç) (1731), Alman Tobie
Mayer'in ay hareketleri tablosu (1767) ve İngiliz Harrison'un kronometresi
(1760) olmasaydı okyanusaşırı bağlantılarda ticaretin gerektirdiği dakiklik asla
sağlanamazdı. Buna haritaların geliştirilmesini ve deniz fenerlerinin
artırılmasını da eklemek gerekir. Bütün bu araçlar önceleri odunla
aydınlatılırken, sonra kömür ve 1823'ten başlayarak havagazı kullanılmıştı. Aynı
zamanda önce küre biçiminde olan; ışık yansıtıcıları daha sonra parabol biçimine
sokulmuştur. (1765.) Deniz egemenliğini aynı güçle destekleyen ikinci
etken XIX. yüzyılda başlayan benzeri görülmemiş ekonomik atılımdır. Bu yüzyıl,
kömür sayesinde İngiltere'nin dünya egemenliğini kurduğu, Almanya'nın sanayide
dev adımlar attığı Amerika'nın zenginlik ve dinamizmiyle ortaya çıktığı,
sömürgelerdeki zenginliklerin Avrupa'ya aktığı dönemdir. Bu denizaşırı
servetlerin parlaklığıyla gözleri kamaşan tüccar ve sanayicilerin buharlı gemiyi
desteklemekte çıkarları büyüktü. Bakışlar okyanuslar ötesi ticaretin ve
gemiciliğin gelişmesine öyle bir hayranlıkla dikilmişti ki, karalarda da malları
gitikçe daha uzaklara daha hızlı taşıma ihtiyacının doğduğunun ve bu alanda
gelişmeler kaydedildiğinin kimse farkında değildi. Bununla birlikte yolların,
bir ülkenin can damarları olduğu ve hayatında belli başlı rolü oynadığını
bilinci uyanmaktaydı.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
