- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
insana alışma
ile evcilleşmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. İnsana alıştırma, tabii bir
duygu olan özgürlük içgüdüsünü zora veya kurnazlığa başvurarak ortadan
kaldırmaya dayandığı halde evcilleştirme, toplu halde yaşama içgüdüsüne dayanır.
Yalnız veya çift yaşayan hayvanlar evcilleştirilemez ancak insana
alıştırılabilirler.Doğada besinini ve barınağını kendisi bularak,
düşmanlarına karşı kendisini ve ailesini savunarak yaşamını ve soyunu
sürdürebilen hayvanların evcilleştirilmeleri, doğal çevrelerinde özgür yaşarken
tutsak edilerek insan eliyle bakılıp beslenmeleri ve insanın kurallarına göre
yaşamaya alıştırılmaları zordur.Evcilleştirme, yararlanma amacıyla
hayvanları insanlara alıştırma şeklinde tarif edilebilir. Bu tarife göre evcil
hayvanları üç bölümde toplayabiliriz. Ürünlerinden faydalanılanlar (sığır,
koyun, keçi, domuz, kümes hayvanları), gücünden faydalanılanlar (sığır, at,
eşek, deve), dostluklarından faydalanılanlar (kedi, köpek, bazı kuşlar ve
akvaryum balıkları).Bazı yırtıcı kuşlar, özellikle doğan, atmaca ve
şahin, avcılıkta yararlanılmak amacıyla evcilleştirilmişlerdir. Böcekler içinde
evcilleştirilmiş sadece iki tür vardır. Cilalı taş devrinde evcilleştirilmiş
olan bal arısı ve milattan önce 3000 yıllarında Çin'de evcilleştirilen ipek
böceği.İlk evcilleştirilen hayvan 10 bin yıl kadar önce köpek, sonra da
keçi ve koyunlar olmuş, bunları sığır ve domuzlar sonra da at izlemiştir.
Kediler köpeklerden binlerce yıl sonra evcilleştirilmişlerdir. Bağımsız
yaradılışlı olmaları belki buna bağlanabilir. Kedilerin fare gibi zararlı
kemiricilerden kurtulmak amacıyla evcilleştirildikleri eski Mısırlılardan kalma
belgelerden anlaşılmaktadır.Aslında evcilleştirme kavramım açıklamak pek
kolay değildir. Evcilleştirme hayvan terbiyesinden, bir yaban hayvanının insana
alıştırılmasından, evde süs veya zevk diye kedi, köpek, kuş, balık
beslenmesinden farklı bir şeydir.Evcilleştirme hayvanların insanlarla
bir arada yaşamaları şeklinde de tanımlanır. Bu bir arada yaşama, insan zoruyla
sağlanmış olmakla beraber hayvanların da buna sessizce boyun eğdiği hatta
isteyerek razı oldukları söylenebilir. Bu tanıma göre evcilleştirme bazı hayvan
türlerinde doğuştan var olan sürü halinde ve bir başın önderliğinde yaşamak
eğiliminden ileri gelir.Köpek ve atın dışındaki hayvanlara bakılınca
ortak başka özellikler de görülüyor. Bir bölgeye bağlı kalmadan geniş sürüler
halinde yaşayabilmek, değişik türden bitkilerle beslenebilmek ve kolay
avlanabilir olmak. Tabii bu ilişkide karşılıklı menfaat da söz konusudur. Yoksa
Avustralya yerlileri kanguruları çoktan evcilleştirmiş olurlardı.Bir
tanıma göre de, üremesi, yerleşimi ve yiyeceğinin kontrolü kendinden çıkıp
insana geçmiş hayvanlara evcil deniliyor. Bu hayvanlar kendi türlerinin
evcilleşmemiş türlerinden tamamen ayrı bir nesil oluştururlar. Artık bireysel
kişilikleri kalmamış bir sürü oluşturmuşlardır. İnsanlar onların bir kısmına
birer canlı yiyecek olarak bakmakta, fabrikasyon imalatla aynı şekilde
yetiştirilmekte, zamanı gelince kesilip
paketlenmektedirler.Evcilleştirme hayvanların ruhsal durumlarını da
etkiler ve genellikle bir gerilemeye yol açar. Örneğin, evcil erkek kazlar artık
kendilerine bir yetki bölgesi oluşturmaktan vazgeçerler, babalık ve koruma
görevlerini ihmal ederler. Beyinleri de yaklaşık yüzde 20 hafifler. Hayvanın
dünyayı algılayış biçimi değişir. Avlanma tehlikesi ortadan kalktığından
tepkilerinde bir zayıflama meydana gelir.Eski Mısır'da antiloplar ve
sırtlanlar, Ortaçağda ise sansarlar evcilleştirilmeye uğraşılmış, başlangıçta
umut verici olmuşsa da sonradan vazgeçilmiştir. Hayvanların birçoğu insan gerek
duymadığı ve binlerce yıl sabır gösteremediği için de evcilleştirilememiş
olabilirler. Belki bugün başlarsak 5000 yıl sonra bahçemizdeki kaplanın sütünü
içebilecek, yüzme havuzumuzda büyük beyaz köpek balığı ile oynaşabileceğiz.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
ile evcilleşmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. İnsana alıştırma, tabii bir
duygu olan özgürlük içgüdüsünü zora veya kurnazlığa başvurarak ortadan
kaldırmaya dayandığı halde evcilleştirme, toplu halde yaşama içgüdüsüne dayanır.
Yalnız veya çift yaşayan hayvanlar evcilleştirilemez ancak insana
alıştırılabilirler.Doğada besinini ve barınağını kendisi bularak,
düşmanlarına karşı kendisini ve ailesini savunarak yaşamını ve soyunu
sürdürebilen hayvanların evcilleştirilmeleri, doğal çevrelerinde özgür yaşarken
tutsak edilerek insan eliyle bakılıp beslenmeleri ve insanın kurallarına göre
yaşamaya alıştırılmaları zordur.Evcilleştirme, yararlanma amacıyla
hayvanları insanlara alıştırma şeklinde tarif edilebilir. Bu tarife göre evcil
hayvanları üç bölümde toplayabiliriz. Ürünlerinden faydalanılanlar (sığır,
koyun, keçi, domuz, kümes hayvanları), gücünden faydalanılanlar (sığır, at,
eşek, deve), dostluklarından faydalanılanlar (kedi, köpek, bazı kuşlar ve
akvaryum balıkları).Bazı yırtıcı kuşlar, özellikle doğan, atmaca ve
şahin, avcılıkta yararlanılmak amacıyla evcilleştirilmişlerdir. Böcekler içinde
evcilleştirilmiş sadece iki tür vardır. Cilalı taş devrinde evcilleştirilmiş
olan bal arısı ve milattan önce 3000 yıllarında Çin'de evcilleştirilen ipek
böceği.İlk evcilleştirilen hayvan 10 bin yıl kadar önce köpek, sonra da
keçi ve koyunlar olmuş, bunları sığır ve domuzlar sonra da at izlemiştir.
Kediler köpeklerden binlerce yıl sonra evcilleştirilmişlerdir. Bağımsız
yaradılışlı olmaları belki buna bağlanabilir. Kedilerin fare gibi zararlı
kemiricilerden kurtulmak amacıyla evcilleştirildikleri eski Mısırlılardan kalma
belgelerden anlaşılmaktadır.Aslında evcilleştirme kavramım açıklamak pek
kolay değildir. Evcilleştirme hayvan terbiyesinden, bir yaban hayvanının insana
alıştırılmasından, evde süs veya zevk diye kedi, köpek, kuş, balık
beslenmesinden farklı bir şeydir.Evcilleştirme hayvanların insanlarla
bir arada yaşamaları şeklinde de tanımlanır. Bu bir arada yaşama, insan zoruyla
sağlanmış olmakla beraber hayvanların da buna sessizce boyun eğdiği hatta
isteyerek razı oldukları söylenebilir. Bu tanıma göre evcilleştirme bazı hayvan
türlerinde doğuştan var olan sürü halinde ve bir başın önderliğinde yaşamak
eğiliminden ileri gelir.Köpek ve atın dışındaki hayvanlara bakılınca
ortak başka özellikler de görülüyor. Bir bölgeye bağlı kalmadan geniş sürüler
halinde yaşayabilmek, değişik türden bitkilerle beslenebilmek ve kolay
avlanabilir olmak. Tabii bu ilişkide karşılıklı menfaat da söz konusudur. Yoksa
Avustralya yerlileri kanguruları çoktan evcilleştirmiş olurlardı.Bir
tanıma göre de, üremesi, yerleşimi ve yiyeceğinin kontrolü kendinden çıkıp
insana geçmiş hayvanlara evcil deniliyor. Bu hayvanlar kendi türlerinin
evcilleşmemiş türlerinden tamamen ayrı bir nesil oluştururlar. Artık bireysel
kişilikleri kalmamış bir sürü oluşturmuşlardır. İnsanlar onların bir kısmına
birer canlı yiyecek olarak bakmakta, fabrikasyon imalatla aynı şekilde
yetiştirilmekte, zamanı gelince kesilip
paketlenmektedirler.Evcilleştirme hayvanların ruhsal durumlarını da
etkiler ve genellikle bir gerilemeye yol açar. Örneğin, evcil erkek kazlar artık
kendilerine bir yetki bölgesi oluşturmaktan vazgeçerler, babalık ve koruma
görevlerini ihmal ederler. Beyinleri de yaklaşık yüzde 20 hafifler. Hayvanın
dünyayı algılayış biçimi değişir. Avlanma tehlikesi ortadan kalktığından
tepkilerinde bir zayıflama meydana gelir.Eski Mısır'da antiloplar ve
sırtlanlar, Ortaçağda ise sansarlar evcilleştirilmeye uğraşılmış, başlangıçta
umut verici olmuşsa da sonradan vazgeçilmiştir. Hayvanların birçoğu insan gerek
duymadığı ve binlerce yıl sabır gösteremediği için de evcilleştirilememiş
olabilirler. Belki bugün başlarsak 5000 yıl sonra bahçemizdeki kaplanın sütünü
içebilecek, yüzme havuzumuzda büyük beyaz köpek balığı ile oynaşabileceğiz.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
