Ebeveyn-çocuk ilişkisi
Ebeveyn-çocuk ilişkisi nasıl bir ilişkidir diye soracak olursak, bunun öncelikle bir sevgi l
İlişkisi olduğunu görürüz-her ne kadar ebeveyn çocuğunu severken bir anlamda kendini,
Kendi uzantısını seviyorsa da. Bir yandan ebeveyn çocuğa kendi istediklerini yaptırır,
Onun üzerinde hakimiyet kurar; diğer yandan çocukda kendi becerilerine başvurarak bir karşı iktidar oluşturmaya çalışır. Bu ilişki aynı zamanda bir intikal ilişkisidir.
Anne kendi annesine, baba kendi babasına olan borcunu öder ve bu borç hiç kapanmaz.
Ebeveyn-çocuk ilişkisindeki zorluklara gelince, 4-6 yaş arası çocuklarla yaşanan zorluklardan biri, çocuğun sergilediği cinsellik ve anne babaya geliştirdiği ikircikli tutumlar gelir. Bu dönemde çocuk gittikçe bağımsızlaştığı için etrafında olup bitenleri merak eder ve devamlı
Soru sorar, aldığı cevaplardan tatmin olmazsa hırçınlaşabilir. Çocuk soruları, hastalıkları ve talepleriyle ebeveynini bir şeyler yapmaya zorlar. Kimi ebeveyn bu sorularla karşılaştığında,
Samimi cevaplar verir, kimisi soruları duymazlığa verir, kimiyse dehşete kapılır…
Böyle durumlarda çocuk için sağlıklı olan nedir?
Psikanaliz kuramında tarif edilen ruh sağlığı ölçütü, kişinin 3 temel yasayı kabullenmesi ve içselleştirmesidir. Bunlardan ilki ensest yasasıdır. Yani kişi kendi ailesi dışında da duygusal ve cinsel bağlar kurabilmelidir.
Dışarıya açılımın ilk koşulu, ebeveynin kendisinin çocuğunun tek sevgi nesnesi olmadığını
Olamayacağını kabullenmesidir. Bu süreç bazı ailelerde sancılı geçer.
İkinci yasa; kişinin cinsiyet farklılığını kabullenmesi, yani karşı cinsiyetle korku, endişe
Ve suçluluk duygularıyla yüklü olmadan, kalıcı cinsel ve duygusal ilişkiler yaşayabilmesidir.
Kişi cinsiyet farklılığının yanı sıra, düşünce farklılığını da öğrenir, kendisi gibi olmayana
yer açabilir. Üçüncü yasa; kişinin nesil farkının ayırdında olması, kuşak farkını gözetmesi,
ebeveyn konumuna sahip çıkması, yani “çocukla çocuk olmamasıdır”.
Örneğin aşırı korumacı tutum-ki bu çocuğun yaşının özelliklerini görmezden gelerek yapabileceği şeyleri onun yerine yapmaktan, onunla birlikte uyumaya kadar çeşitli tavırları kapsayabilir- ensesti çağrıştırır. Çocuk o evden hiç çıkmayacakmış, kendi kuracağı bir düzeni
olamayacakmış gibi davranılır, o hep evin küçüğü olarak kalacaktır. Bu çocuklar bazen bu tuzaktan kurtulmaz, müzmin bekar erkeklere veya yaşamlarını ebeveyninin düzenine koşullanmış kızlara dönüşürler, bir anlamda hiç büyümezler. Annenin depresyona eğilimli olduğu ailelerde çocukların ruhsal ihtiyaçları göz ardı edilir.
Çocuğun kişisel seçimlerini yok saymak, bir anlamda farklılığı yok saymaktır. Sosyal hayatımız aynaya bakmaktan çok farklıdır, karşımıza bizden farklı insanlar çıkar, kimi zaman uzlaşırız, kimi zaman ödün veririz.
Aile ortamı aynı zamanda çelişkiler yumağıdır. Farklılıkları yok etmeye çabalamak akıntıya kürek çekmektir. Farklılığın yok edilmeye çalışıldığı yerlerde, ruhsal ve fiziksel şiddet gündeme gelebilir.
Freud’a sormuşlar; “Nasıl bir ebeveyn olabiliriz?”, Çocuklarımızı geleceğe nasıl hazırlayalım,
Onları travmalardan nasıl koruyalım? Freud şöyle cevap vermiş; “Ne yaparsanız yapın,
nasılsa kötü olacak. Onun bu cevabında iki boyut var; birincisi, Ne yaparsanız yapın, sizin hayalinizdeki gibi olamayacak…Çocuk ebeveyninin beklentilerini yüzde yüz karşılayamayacak, kendi arzu nesnelerinin peşinde koşacak, yani kişiliğini kuracaktır.
Anı şekilde ebeveynde çocuğunun beklentilerini karşılayamayacak, ne kadar olumlu olursa olsun… Hayatındaki olumsuzluklardan ebeveynini kimi zaman sorumlu tutacaktır…
Ebeveyn-çocuk ilişkisi nasıl bir ilişkidir diye soracak olursak, bunun öncelikle bir sevgi l
İlişkisi olduğunu görürüz-her ne kadar ebeveyn çocuğunu severken bir anlamda kendini,
Kendi uzantısını seviyorsa da. Bir yandan ebeveyn çocuğa kendi istediklerini yaptırır,
Onun üzerinde hakimiyet kurar; diğer yandan çocukda kendi becerilerine başvurarak bir karşı iktidar oluşturmaya çalışır. Bu ilişki aynı zamanda bir intikal ilişkisidir.
Anne kendi annesine, baba kendi babasına olan borcunu öder ve bu borç hiç kapanmaz.
Ebeveyn-çocuk ilişkisindeki zorluklara gelince, 4-6 yaş arası çocuklarla yaşanan zorluklardan biri, çocuğun sergilediği cinsellik ve anne babaya geliştirdiği ikircikli tutumlar gelir. Bu dönemde çocuk gittikçe bağımsızlaştığı için etrafında olup bitenleri merak eder ve devamlı
Soru sorar, aldığı cevaplardan tatmin olmazsa hırçınlaşabilir. Çocuk soruları, hastalıkları ve talepleriyle ebeveynini bir şeyler yapmaya zorlar. Kimi ebeveyn bu sorularla karşılaştığında,
Samimi cevaplar verir, kimisi soruları duymazlığa verir, kimiyse dehşete kapılır…
Böyle durumlarda çocuk için sağlıklı olan nedir?
Psikanaliz kuramında tarif edilen ruh sağlığı ölçütü, kişinin 3 temel yasayı kabullenmesi ve içselleştirmesidir. Bunlardan ilki ensest yasasıdır. Yani kişi kendi ailesi dışında da duygusal ve cinsel bağlar kurabilmelidir.
Dışarıya açılımın ilk koşulu, ebeveynin kendisinin çocuğunun tek sevgi nesnesi olmadığını
Olamayacağını kabullenmesidir. Bu süreç bazı ailelerde sancılı geçer.
İkinci yasa; kişinin cinsiyet farklılığını kabullenmesi, yani karşı cinsiyetle korku, endişe
Ve suçluluk duygularıyla yüklü olmadan, kalıcı cinsel ve duygusal ilişkiler yaşayabilmesidir.
Kişi cinsiyet farklılığının yanı sıra, düşünce farklılığını da öğrenir, kendisi gibi olmayana
yer açabilir. Üçüncü yasa; kişinin nesil farkının ayırdında olması, kuşak farkını gözetmesi,
ebeveyn konumuna sahip çıkması, yani “çocukla çocuk olmamasıdır”.
Örneğin aşırı korumacı tutum-ki bu çocuğun yaşının özelliklerini görmezden gelerek yapabileceği şeyleri onun yerine yapmaktan, onunla birlikte uyumaya kadar çeşitli tavırları kapsayabilir- ensesti çağrıştırır. Çocuk o evden hiç çıkmayacakmış, kendi kuracağı bir düzeni
olamayacakmış gibi davranılır, o hep evin küçüğü olarak kalacaktır. Bu çocuklar bazen bu tuzaktan kurtulmaz, müzmin bekar erkeklere veya yaşamlarını ebeveyninin düzenine koşullanmış kızlara dönüşürler, bir anlamda hiç büyümezler. Annenin depresyona eğilimli olduğu ailelerde çocukların ruhsal ihtiyaçları göz ardı edilir.
Çocuğun kişisel seçimlerini yok saymak, bir anlamda farklılığı yok saymaktır. Sosyal hayatımız aynaya bakmaktan çok farklıdır, karşımıza bizden farklı insanlar çıkar, kimi zaman uzlaşırız, kimi zaman ödün veririz.
Aile ortamı aynı zamanda çelişkiler yumağıdır. Farklılıkları yok etmeye çabalamak akıntıya kürek çekmektir. Farklılığın yok edilmeye çalışıldığı yerlerde, ruhsal ve fiziksel şiddet gündeme gelebilir.
Freud’a sormuşlar; “Nasıl bir ebeveyn olabiliriz?”, Çocuklarımızı geleceğe nasıl hazırlayalım,
Onları travmalardan nasıl koruyalım? Freud şöyle cevap vermiş; “Ne yaparsanız yapın,
nasılsa kötü olacak. Onun bu cevabında iki boyut var; birincisi, Ne yaparsanız yapın, sizin hayalinizdeki gibi olamayacak…Çocuk ebeveyninin beklentilerini yüzde yüz karşılayamayacak, kendi arzu nesnelerinin peşinde koşacak, yani kişiliğini kuracaktır.
Anı şekilde ebeveynde çocuğunun beklentilerini karşılayamayacak, ne kadar olumlu olursa olsun… Hayatındaki olumsuzluklardan ebeveynini kimi zaman sorumlu tutacaktır…
