- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Gerçekten de modern birey
anlayışının bir tarihi vardır. Bu anlayış, genel olarak XV. yüzyıla kadar
uzanmaktadır. Rönesansla birlikte, insanın dünyada yaşama ve kendini tasarlama
tarzında bir değişiklik ortaya çıkmaktadır. Birey, kaderi üzerinde belirleyici
bir rol oynayan geleneksel güçlerden sıyrılmaya, 'Ben' demeye
başlamaktadır.Daha önceki toplumlarda (ilkel, antik, ortaçağ, vb.),
doğumundan itibaren bir ilişkiler dokusu tarafından sarmalanan ve tüm var oluşu
sosyal grubu (aile, aşiret, klan, kast, etnik grup, vb.) tarafından belirlenen
insan, kendisini aşan ereklere tabi olarak yaşamaktadır. İnsanın bu konumunu
değiştirerek birey haline dönüşümü aşamalı bir şekilde gerçekleşmiştir (R.
Dumont).İlk olarak, dünyaya (mevcut düzene) kıyasla bir kopma hareketi
(Hıristiyanlık) şeklinde başlamış ve uzun süren bir 'kuluçka' döneminden sonra
İnsan Hakları düşüncesi (Hobbes, Locke, vb.) ve Aydınlanma felsefesi içersinde
gelişmiştir.Bireyselciliğin tarihinde, insanları cemaatlerin
hakimiyetinden kurtaran sekülerleşmenin de önemli bir yeri olduğu genellikle
kabul edilmektedir. Öte yandan bireyleşme, birey haline gelme, modern
içselliğin oluşumuyla, yani içsel bir derinlikle donatılmış varlıklar olduğumuz
duygusunu kazanma ve buna bağlı olarak 'ben' olduğumuz görüşüne varma olgusuyla
ilişkilendirilmektedir (Taylor).Dubois ve Beauvois (2002), geniş ve dar
anlamda bireyselcilik ayrımı yapmaktadırlar. Onlara göre geniş anlamda
bireyselcilik, ideolojik düzlemde, insani varlığı, kişiyi bir birey gibi gören
bir özne modelidir; bu modelde birey, diğerlerinden, sosyalden farklılaşmış bir
bütün (ünite) olarak ortaya çıkar, bizzat kendi varlığında özerklik (veya kendi
kendine yeterlik), kişisel gelişim, vb değerleri taşır, tüm değerlerin
temelidir.Dar anlamda bireyselcilik, geniş anlamda bireyselciliğin,
toplumun temelleri düzeyindeki bir sonucudur (eğer tersi değilse). XVII.
yüzyılda J. Locke gibi İngiliz filozofları tarafından ortaya konmuş bu
bireyselcilik, tercihen, kolektif amaçlardan daha değerli gördüğü bireysel
amaçların ve mutluluğun gerçekleştirilmesine öncelik verir. Çoğu kez bu konuya
eğilen yazarlar, bu farkı gözden kaçırmakta ve geniş anlamda bireyselciliğin
nitelikleri arasında dar anlamda bireyselciliğe de yer
vermektedirler.Yazarlar ayrıca 'sosyal düzenin ve siyasal iktidarın
meşrulaştırılması konusuna ilişkin moral teori' olarak tanımladıkları felsefi
bireyselcilik ile zamanın ideolojik ambiansında kolektif ve bireysel gerçeklik
karşıtlığına dayanan birtakım görüşler bütünü olarak beliren doksolojik
bireyselciliği ayırdederler.Beauvois (1994) Batı toplumlarındaki aktüel
doksolojik birey-selciliğin, liberal bireyselcilik olduğunu ve bu
bireyselcilikte bireyin emekçi, asker, hasta, öğrenci, taraftar, vb. değil, özü
itibariyle bir seçmen-tüketici olduğunu öne sürmektedir.Günümüzde
evrensel bir model olarak sunulan bireysellik, kişiyi, Batı dünyasında tarihin
belirli bir döneminden itibaren içine soktuğumuz bir kalıp gibi
nitelendirilebilir. Dolayısıyla bu kalıba girip birey haline gelen kişi, her
şeyden önce egosu ve benlik bilinci tarafından karakterize edilen bir
bütündür.Tarihsel, biyolojik, psikolojik ve sosyal bagajını kendine özgü
bir tarzda bütünleştiren apayrı bir birimdir. Bireyselci düşüncede, birey emprik
bir özne gibi veya insan türünün bireysel bir örneklemi gibi değil, kendisinde
insanlığın yüksek değerlerini taşıyan 'moral, özerk, bağımsız bir varlık' gibi
düşünülür.Bu anlamda birey, bir kurgudur, sosyal olarak inşa edilmiştir.
Her inşa gibi, bireyselliğin inşasında da belirli özellikler öne çıkarılmıştır,
bu özelliklerden en temel olan üçü tekillik, özerklik, iç-sellik olarak
sıralanabilir. Bu özellikler, daha yakından ele alındığında 'liberal birey'
kurgusuna tekabül etmektedir.Zira kendini biricik, tekil, farklı olarak
görmekte, özerk ve bağımsız olduğuna inanmakta, dolayısıyla kendi kendine
yeterli olduğu inancını taşımakta ve olayların nedenlerinin kendi içinde
olduğuna inanma eğilimi taşımaktadır. Modern toplumların değerler sisteminde,
bireysel sorumluluk esastır ve insanın dünyayı kendisinin şekillendirdiğine
inanması, kısacası kendisi de inşa edilen bir varlık olarak dünyasını inşa
etmesi söz konusudur.Bireyselcilik başka açılardan da kavranabilir.
Kültürel açıdan, literatürde bireycilik-toplulukçuluk boyutunda ele alınan
bireyselcilik, psikolojik açıdan, aynı bir kültür içinde bireysel bir yatkınlık
veya eğilim olarak görülmektedir (Hui, 1988).
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
anlayışının bir tarihi vardır. Bu anlayış, genel olarak XV. yüzyıla kadar
uzanmaktadır. Rönesansla birlikte, insanın dünyada yaşama ve kendini tasarlama
tarzında bir değişiklik ortaya çıkmaktadır. Birey, kaderi üzerinde belirleyici
bir rol oynayan geleneksel güçlerden sıyrılmaya, 'Ben' demeye
başlamaktadır.Daha önceki toplumlarda (ilkel, antik, ortaçağ, vb.),
doğumundan itibaren bir ilişkiler dokusu tarafından sarmalanan ve tüm var oluşu
sosyal grubu (aile, aşiret, klan, kast, etnik grup, vb.) tarafından belirlenen
insan, kendisini aşan ereklere tabi olarak yaşamaktadır. İnsanın bu konumunu
değiştirerek birey haline dönüşümü aşamalı bir şekilde gerçekleşmiştir (R.
Dumont).İlk olarak, dünyaya (mevcut düzene) kıyasla bir kopma hareketi
(Hıristiyanlık) şeklinde başlamış ve uzun süren bir 'kuluçka' döneminden sonra
İnsan Hakları düşüncesi (Hobbes, Locke, vb.) ve Aydınlanma felsefesi içersinde
gelişmiştir.Bireyselciliğin tarihinde, insanları cemaatlerin
hakimiyetinden kurtaran sekülerleşmenin de önemli bir yeri olduğu genellikle
kabul edilmektedir. Öte yandan bireyleşme, birey haline gelme, modern
içselliğin oluşumuyla, yani içsel bir derinlikle donatılmış varlıklar olduğumuz
duygusunu kazanma ve buna bağlı olarak 'ben' olduğumuz görüşüne varma olgusuyla
ilişkilendirilmektedir (Taylor).Dubois ve Beauvois (2002), geniş ve dar
anlamda bireyselcilik ayrımı yapmaktadırlar. Onlara göre geniş anlamda
bireyselcilik, ideolojik düzlemde, insani varlığı, kişiyi bir birey gibi gören
bir özne modelidir; bu modelde birey, diğerlerinden, sosyalden farklılaşmış bir
bütün (ünite) olarak ortaya çıkar, bizzat kendi varlığında özerklik (veya kendi
kendine yeterlik), kişisel gelişim, vb değerleri taşır, tüm değerlerin
temelidir.Dar anlamda bireyselcilik, geniş anlamda bireyselciliğin,
toplumun temelleri düzeyindeki bir sonucudur (eğer tersi değilse). XVII.
yüzyılda J. Locke gibi İngiliz filozofları tarafından ortaya konmuş bu
bireyselcilik, tercihen, kolektif amaçlardan daha değerli gördüğü bireysel
amaçların ve mutluluğun gerçekleştirilmesine öncelik verir. Çoğu kez bu konuya
eğilen yazarlar, bu farkı gözden kaçırmakta ve geniş anlamda bireyselciliğin
nitelikleri arasında dar anlamda bireyselciliğe de yer
vermektedirler.Yazarlar ayrıca 'sosyal düzenin ve siyasal iktidarın
meşrulaştırılması konusuna ilişkin moral teori' olarak tanımladıkları felsefi
bireyselcilik ile zamanın ideolojik ambiansında kolektif ve bireysel gerçeklik
karşıtlığına dayanan birtakım görüşler bütünü olarak beliren doksolojik
bireyselciliği ayırdederler.Beauvois (1994) Batı toplumlarındaki aktüel
doksolojik birey-selciliğin, liberal bireyselcilik olduğunu ve bu
bireyselcilikte bireyin emekçi, asker, hasta, öğrenci, taraftar, vb. değil, özü
itibariyle bir seçmen-tüketici olduğunu öne sürmektedir.Günümüzde
evrensel bir model olarak sunulan bireysellik, kişiyi, Batı dünyasında tarihin
belirli bir döneminden itibaren içine soktuğumuz bir kalıp gibi
nitelendirilebilir. Dolayısıyla bu kalıba girip birey haline gelen kişi, her
şeyden önce egosu ve benlik bilinci tarafından karakterize edilen bir
bütündür.Tarihsel, biyolojik, psikolojik ve sosyal bagajını kendine özgü
bir tarzda bütünleştiren apayrı bir birimdir. Bireyselci düşüncede, birey emprik
bir özne gibi veya insan türünün bireysel bir örneklemi gibi değil, kendisinde
insanlığın yüksek değerlerini taşıyan 'moral, özerk, bağımsız bir varlık' gibi
düşünülür.Bu anlamda birey, bir kurgudur, sosyal olarak inşa edilmiştir.
Her inşa gibi, bireyselliğin inşasında da belirli özellikler öne çıkarılmıştır,
bu özelliklerden en temel olan üçü tekillik, özerklik, iç-sellik olarak
sıralanabilir. Bu özellikler, daha yakından ele alındığında 'liberal birey'
kurgusuna tekabül etmektedir.Zira kendini biricik, tekil, farklı olarak
görmekte, özerk ve bağımsız olduğuna inanmakta, dolayısıyla kendi kendine
yeterli olduğu inancını taşımakta ve olayların nedenlerinin kendi içinde
olduğuna inanma eğilimi taşımaktadır. Modern toplumların değerler sisteminde,
bireysel sorumluluk esastır ve insanın dünyayı kendisinin şekillendirdiğine
inanması, kısacası kendisi de inşa edilen bir varlık olarak dünyasını inşa
etmesi söz konusudur.Bireyselcilik başka açılardan da kavranabilir.
Kültürel açıdan, literatürde bireycilik-toplulukçuluk boyutunda ele alınan
bireyselcilik, psikolojik açıdan, aynı bir kültür içinde bireysel bir yatkınlık
veya eğilim olarak görülmektedir (Hui, 1988).
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
