- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bilişsel çelişki, günlük hayatımızda oldukça sık
karşılaştığımız bir olgudur. Davranışlarımız, çoğu kez bir şekilde davranmamızı
ve bir başka şekilde davranmamamızı gerektiren bir takım dış talep, emir veya
zorlamalara bağlıdır. Oysa, genelde düşünce ve kanaatlerimize göre
davrandığımıza, kendimizle tutarlı olduğumuza inanırız.Davranışlarımız,
hareketlerimiz, eylemlerimiz ile tutumlarımız, görüşlerimiz, ideolojimiz
arasında bir tutarlılık ararız. Bu nedenledir ki, genellikle bir mesleği
seçenler, meslekleri hakkında olumlu görüş taşırlar; bir kurum veya iş yerindeki
mevkimiz ile iş yerimiz hakkındaki görüşümüz arasında bir ilişki vardır, örneğin
hiyerarşik konumumuz yükseldikçe, nispeten daha olumlu düşünürüz (Taç giyen baş
akıllanır sözü, bu çerçevede değerlendirilebilir).Tutarlılık
teorisyenlerine göre bilişsel öğelerin çelişkisi, insanların kaçındığı,
istemediği bir durumdur. Dolayısıyla, insanın temel eğilimi bilişsel tutarlılığı
olabildiğince sağlamak ve korumaktır. Tutarsızlık, bilişsel öğelerin birinde
veya diğerinde değişimi güdüleyen bir nitelik taşımaktadır.Bu temel
görüşler, denge, uygunluk ve bilişsel çelişki terimleriyle anılan çeşitli
tutarlılık teorilerinde az çok ortak olan bir kuramsal çerçeve oluşturmaktadır.
Bilişsel çelişki teorisi, kognitif çelişkiye bir motivasyon gücü atfederek onu
bir güdü, bir gerilim durumu olarak görmektedir: Bu güdü, insanları, çelişkiyi
azaltma, indirgeme yönünde davranışlara itmektedir.Çelişkinin
azaltılması çeşitli yollardan sağlanmaktadır. Bunun için ilk yol, çelişen öğe
sayısını azaltmak veya uyuşan öğe sayısını artırmaktır. İkinci yol, uyuşan
öğelerin önemini artırırken çelişen öğelerinkini azaltmaktır. Üçüncü yol, bu iki
yolu birlikte kullanmak olabilir. Çelişkiyi azaltmanın yollarından hangisinin
seçileceği sorunu, çeşitli etmenlere bağlıdır.Her şeyden önce bireyin
realist tutumu ve çevreye başarılı bir uyum, gerçeklik hakkında doğru bir
şekilde değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Herhangi bir bilişsel öğe,
gerçekliğin doğru bir yansıması olduğunda, gerçekliği değiştirmeksizin, bu
gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğeyi değiştirmek zorlaşmaktadır.Ancak,
diğer pek çok teorisyen gibi, Festinger de fiziksel ve sosyal gerçeklikleri
ayırtetmektedir. Bu ayrım, emprik yollarla tahkik edilebilen veya sosyal
uzlaşmalara dayanan gerçeklikler şeklinde de ifade edilebilir. Bu açıdan
bakılırsa, çelişkinin kaynağı olan davranışların değiştirilmesi zor veya kolay
olabilmektedir. Çelişkiye yol açan bilişsel Öğeler, bireyin davranışıyla
ilgiliyse, bilişsel tutarlılık, davranışların değiştirilmesi yoluyla
gerçekleştirilmektedir.Çelişkinin kaynağı dış dünya ise, bilişsel öğeyi
değiştirmek için dış dünyayı değiştirmek gerekmektedir. Ancak, fiziksel
gerçeklik söz konusu olduğunda bu, genellikle imkansızdır; dolayısıyla fiziksel
gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğe de, değişmeye karşı direnecektir.Bu
durumda, çelişkiyi azaltmak, diğer öğeler üzerinde oynamayı gerektirmektedir.
Fakat fiziksel gerçeklik yerine, sosyal gerçeklik söz konusu olduğunda, örneğin
çelişki, bireyin bağlandığı, örnek aldığı, özdeşleştiği kişilerin konsensüsünden
ileri geliyorsa, bu konsensüsün değiştirilmesine çalışılabilir ya da bu kişi
veya gruplar terk edilebilir.Çelişkiyi azaltma yolları, aktif veya pasif
bir tutum gerektirmesine göre farklılaştırılabilir. Çelişkiyi indirgemek için
bireyler, pasif bir tutumla mevcut bilişsel öğeleri değiştiremez veya yenilerini
ekleyemezlerse, tutarlılığı destekleyen ve bilişsel sonuçları olan davranışlara
yönelmektedir. Yeni enformasyon arayışı, bu tür davranışların bir
örneğidir.Öte yandan çelişkiyi azaltma biçimleri, çelişki olgusunun
özelliğine bağlı olabilir, bilişsel çelişki, bir kararın, bir girişimin, bir
çabanın, bir emrivaki durumunun, grup etkileşiminin, diğerlerinin önünde
kanaatlerinin aksi bir davranışta bulunmanın sonucunda
oluşabilir.Nihayet, bilişsel çelişki teorisi, insanların davranışlarını
değiştirmek için, Öncelikle tutumlarının değiştirilmesini gerekli sayan yaygın
görüşün aksine, insanların tutumlarını değiştirmenin yolunun, davranışlarını
değiştirmekten geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda bilişsel çelişki
teorisi, 'bilincin sosyal gerçekliği değil, sosyal gerçekliğin bilinci
belirlediği' tezini sınıf bilinci (proleter bilinci) oluşumunun temeline koyan
Marksist yaklaşımla paralellik göstermektedir.
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
karşılaştığımız bir olgudur. Davranışlarımız, çoğu kez bir şekilde davranmamızı
ve bir başka şekilde davranmamamızı gerektiren bir takım dış talep, emir veya
zorlamalara bağlıdır. Oysa, genelde düşünce ve kanaatlerimize göre
davrandığımıza, kendimizle tutarlı olduğumuza inanırız.Davranışlarımız,
hareketlerimiz, eylemlerimiz ile tutumlarımız, görüşlerimiz, ideolojimiz
arasında bir tutarlılık ararız. Bu nedenledir ki, genellikle bir mesleği
seçenler, meslekleri hakkında olumlu görüş taşırlar; bir kurum veya iş yerindeki
mevkimiz ile iş yerimiz hakkındaki görüşümüz arasında bir ilişki vardır, örneğin
hiyerarşik konumumuz yükseldikçe, nispeten daha olumlu düşünürüz (Taç giyen baş
akıllanır sözü, bu çerçevede değerlendirilebilir).Tutarlılık
teorisyenlerine göre bilişsel öğelerin çelişkisi, insanların kaçındığı,
istemediği bir durumdur. Dolayısıyla, insanın temel eğilimi bilişsel tutarlılığı
olabildiğince sağlamak ve korumaktır. Tutarsızlık, bilişsel öğelerin birinde
veya diğerinde değişimi güdüleyen bir nitelik taşımaktadır.Bu temel
görüşler, denge, uygunluk ve bilişsel çelişki terimleriyle anılan çeşitli
tutarlılık teorilerinde az çok ortak olan bir kuramsal çerçeve oluşturmaktadır.
Bilişsel çelişki teorisi, kognitif çelişkiye bir motivasyon gücü atfederek onu
bir güdü, bir gerilim durumu olarak görmektedir: Bu güdü, insanları, çelişkiyi
azaltma, indirgeme yönünde davranışlara itmektedir.Çelişkinin
azaltılması çeşitli yollardan sağlanmaktadır. Bunun için ilk yol, çelişen öğe
sayısını azaltmak veya uyuşan öğe sayısını artırmaktır. İkinci yol, uyuşan
öğelerin önemini artırırken çelişen öğelerinkini azaltmaktır. Üçüncü yol, bu iki
yolu birlikte kullanmak olabilir. Çelişkiyi azaltmanın yollarından hangisinin
seçileceği sorunu, çeşitli etmenlere bağlıdır.Her şeyden önce bireyin
realist tutumu ve çevreye başarılı bir uyum, gerçeklik hakkında doğru bir
şekilde değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Herhangi bir bilişsel öğe,
gerçekliğin doğru bir yansıması olduğunda, gerçekliği değiştirmeksizin, bu
gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğeyi değiştirmek zorlaşmaktadır.Ancak,
diğer pek çok teorisyen gibi, Festinger de fiziksel ve sosyal gerçeklikleri
ayırtetmektedir. Bu ayrım, emprik yollarla tahkik edilebilen veya sosyal
uzlaşmalara dayanan gerçeklikler şeklinde de ifade edilebilir. Bu açıdan
bakılırsa, çelişkinin kaynağı olan davranışların değiştirilmesi zor veya kolay
olabilmektedir. Çelişkiye yol açan bilişsel Öğeler, bireyin davranışıyla
ilgiliyse, bilişsel tutarlılık, davranışların değiştirilmesi yoluyla
gerçekleştirilmektedir.Çelişkinin kaynağı dış dünya ise, bilişsel öğeyi
değiştirmek için dış dünyayı değiştirmek gerekmektedir. Ancak, fiziksel
gerçeklik söz konusu olduğunda bu, genellikle imkansızdır; dolayısıyla fiziksel
gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğe de, değişmeye karşı direnecektir.Bu
durumda, çelişkiyi azaltmak, diğer öğeler üzerinde oynamayı gerektirmektedir.
Fakat fiziksel gerçeklik yerine, sosyal gerçeklik söz konusu olduğunda, örneğin
çelişki, bireyin bağlandığı, örnek aldığı, özdeşleştiği kişilerin konsensüsünden
ileri geliyorsa, bu konsensüsün değiştirilmesine çalışılabilir ya da bu kişi
veya gruplar terk edilebilir.Çelişkiyi azaltma yolları, aktif veya pasif
bir tutum gerektirmesine göre farklılaştırılabilir. Çelişkiyi indirgemek için
bireyler, pasif bir tutumla mevcut bilişsel öğeleri değiştiremez veya yenilerini
ekleyemezlerse, tutarlılığı destekleyen ve bilişsel sonuçları olan davranışlara
yönelmektedir. Yeni enformasyon arayışı, bu tür davranışların bir
örneğidir.Öte yandan çelişkiyi azaltma biçimleri, çelişki olgusunun
özelliğine bağlı olabilir, bilişsel çelişki, bir kararın, bir girişimin, bir
çabanın, bir emrivaki durumunun, grup etkileşiminin, diğerlerinin önünde
kanaatlerinin aksi bir davranışta bulunmanın sonucunda
oluşabilir.Nihayet, bilişsel çelişki teorisi, insanların davranışlarını
değiştirmek için, Öncelikle tutumlarının değiştirilmesini gerekli sayan yaygın
görüşün aksine, insanların tutumlarını değiştirmenin yolunun, davranışlarını
değiştirmekten geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda bilişsel çelişki
teorisi, 'bilincin sosyal gerçekliği değil, sosyal gerçekliğin bilinci
belirlediği' tezini sınıf bilinci (proleter bilinci) oluşumunun temeline koyan
Marksist yaklaşımla paralellik göstermektedir.
Dr.charles V.ford ..yalan, Yalan, Yalan, Yalancılığın PsikolojisiSosyal Kuralların Psikolojisi (Muzaffer Şerif)Diyabetik Hastada Psikolojik SorunlarPsikolojik Cilk HastalıklarıYaratıcılıkYapısalcılıkSürrealist YaklaşımPragmatik YaklaşımKişisel Modernlik Yaklaşımlarıİşlevselcilikİnşacı YaklaşımFenomenolojik YaklaşımDiferansiyel YaklaşımPsikodinamik YaklaşımDavranışçı YaklaşımBiyolojik YaklaşımBilişsel Öğrenme YaklaşımıVroom'un Beklenti TeorisiTutkulu Aşk TeorisiSosyal Karşılaştırma Teorisi
