- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bu icatlardan birincisi,
"baskı"dır. Gutenberg'den önce hazırlanmış bir kitaba bakarsak bu icadın önemini
daha iyi kavrayabiliriz: Madenden, deriden ya da tahtadan yapılma iki levhanın
arasına sıkıştırılmış kocaman bir şey... İçinde, papazların aylarca çalışarak,
büyük bir sabır ve sanatla meydana getirdikleri bir teoloji ya da metafizik
eserinin kopyası var. Görülüyor ki, kitap, o çağlarda pahalı bir lüks eşyasıdır.
En büyük kitaplıklarda bile birkaç yüzden fazlasını bulmak imkânsızdır.
Bunlardan birini Tıp Fakültesinden ödünç almak isteyen Kral XI. Louis bile
gümüşlerini rehin bırakmak zorunda kalmıştı. XIV. yüzyılın sonlarında,
ansızın ortaya Kylographieler çıkıverdi. Bunlar, üzerlerine desenler oyulmuş
tahtadan levhalardır ve bu desenlerden birçok sayıda basılabilmektedir. Kaynağı
ta uzaklarda, Çin'de olan, bu oyma desenli basma resimlerin bazıları 947
yılından günümüze kadar kalmıştır. Konu, titizlikle düzleştirilmiş bir levhaya
işleniyor; sonra desen ya da yazının çevresindeki tahta çelik kalemle oyuluyor
ve geriye kalan kabartma kısımlar iyice mürekkeplenip kağıda basılıyordu.
'Bu tekniği Avrupa'ya getirenlerin Türkler ya da Ruslar olduğu
sanılıyor. XV. yüzyılın başlarında, iyice yaygınlaşan bu yöntemle bir yandan
kutsal resimlerin bolca dağılması sağlanırken öte yandan da oyun kâğıtları
basılıyordu. Oyun kâğıtlarının kaynağı Hindistan olsa gerektir; bunlar,
Avrupa'da görünür görünmez kumarbaz kitlesini hemen sarmıştı. Bunlar, tahta
gravürlerle basımı sayesinde bollaşırca, fiyatları da büyük ölçüde düştü.
Zamanla bu kâğıtların tek levhayla değil de, biri resmi, öteki yanındaki
yazıları taşıyan iki levha kullanılarak basılması düşünüldü. Sonra yazıların
satırlara, daha sonra da harflere bölünmesi akıl edildi. Bütün bu olgular
zincirleme olarak birbirini izler yani birinden ötekine kolay geçilir
sanılmamak; çünkü sadece hurufatı (basım harflerini) icat etmek yetmez, bunları
çabuk basmayı sağlayacak sistemi de kurmak gerekir. Baskının temel
bulgusu olan hurufatın 1423'te gerçekleştirildiği, mucidinin de kilise
adamlarından ve çağının en önemli kylografi basımevlerinden birinin sahibi
Coster (1370-1440) olduğu sanılıyor. Tahtaya harfleri ilk oyan ve bunları
kelimeler ve cümleler yapmak üzere bitiştiren de Coster olsa gerektir. 1440'dan
çok önce bu yolla birçok kitaplarla Donatus'un Latin Gramerini dizmiş ve
basmıştır. Sanıldığına göre, gelecek kuşakların Gutenberg adiyle tanıyacakları
Jean Gensfleich da onun çırakları arasındaydı. 1400'de Mayence'de doğan ve bir
yargıcın oğlu olan Gutenberg, ailesinin yoksul düşmesi üzerine bir zanaata
girmek zorunda kalınca kuyumculuğu seçmişti. Ama kısa süre sonra politikaya
fazlaca karıştığından, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bir ara Coster'in
yanında çalışmış olduğu ve baskının toplum hayatında büyük bir devrim açacağını,
o çağlarda sezdiği, kuşku götürmez. Gutenberg'i 1443-1444 yılları
arasında Strasbourg'da görüyoruz. Harfleri tahtadan değil, dökümle meydana
getiriyor; bir yandan da ketenyağı ve is karasıyla ilk baskı örneklerini
hazırlıyordu. 1448'de, icadından yararlanmak ve para kazanmak üzere Mayence'e
döndü. İki yıl sonra, zengin bir burjuvadan gerekli para yardımını sağlayarak
Pierre Schaeffer'le birlikte işe koyuldu.Böylece baskı tekniği doğmuş
oluyordu. Mayence'deki küçük atölyede kurşun ve antimon bileşimi
kullanılmaktaydı. Bundan böyle de dünyanın bütün dökümcüleri hurufat imalinde bu
bileşimi kullanacaklardır. O dönemde el presiyle sayfanın iki yanına birden
basılıyordu. Mizanpaj yönünden de belirli bir ilerleme görülmüştü. Uzman
tarihçiler, Gutenberg'in ilk bastığı eserin bir astronomi takvimi olduğunu kabul
ederler (1447). Bastıklarının en tanınmışı, yalnız on iki tanesi günümüze kadar
gelen, iki sütun 36 satır ve 1282 sayfalık İncildir. Gutenberg, 1467
ya da 1468'de öldüğünde, icadı baş döndürücü bir hızla yayılmaktaydı. Önce
İtalya'yı fethetti; 1464'de Roma yakınındaki Subiaco'da; 1470'de de Roma'da ilk
basımevleri kuruldu. 1469'da onu Paris'le Fransa izledi. Budapeşte ilk
basımevine 1473'te, Oxford 1479'da kavuştular. Yüzyılın sonlarına doğru sayısız
Avrupa şehirlerindeki atölyelerde her boyutta sayısız İncil basılmaktaydı.
İcat, tanıtılmış, kabul ettirilmişti; iş, bunu mükemmelleştirmeye
kalıyordu. Büyük basımcılar sırayla sahneye girmeye başladılar: 1490'da Aide
Manuce, Venedik'te 1504'te Henri Estienne, Paris'te; 1555'te Christophe Plantin
Anvers'de; 1587'de Louis Elzevir, Leyde'de... Ancak Gutenberg'in kullandığı
gotik harfler yerine 1464'te romen harfleri; 1500'de de italikler
kullanılmaya başlandı. Bu büyük icadın paha biçilmez sonuçlarını sayıp
dökmeye gerek var mı? İlk ağızda felsefe eserleri ve kutsal kitaplar
yayımlanmış; ucuzluğu ve küçük hacmi yüzünden herkesin kitap sahibi olabilmesi,
böylece her düzeyde ve zekâda insanın okuyabilmesi, eleştirebilmesi sağlanmıştı.
Bu, insanı doruğa yükseltme amacını güden kendine özgü bir uygarlığın hareket
noktası oldu.
KÂĞIT Basım tekniği, cahillikle mücadelede ve
uygarlık yolunda ilerlemede eşsiz bir silah oldu. Gutenberg'den kırk yıl sonra,
Nurenberg'de yirmi dört preslik, yüz işçinin ve ayrıca 'musahhih'lerle
ciltçilerin çalıştığı bir basımevi kuruldu. Ancak, yeterli miktarda kâğıtla
desteklenmemiş olsaydı, bu basımevi kurulamaz ya da devam edemezdi. Az
önce sözünü ettiğimiz ikinci büyük ilerleme, kâğıt tır. Kâğıt da Çin'den
geliyordu ve yeni bir icat değildi. Eskilerin yazı gereci olarak değişik
maddeler denemiş olduklarını biliyoruz. Mısırlılar Papirüs adını verdikleri
bir tür kamışın gövdesini kurdele gibi kesmişler; bunları bizim kontrplakları
yapıştırdığımız gibi yapıştırarak uzun bantlar meydana getirmişler ve üzerlerine
hiyeroglif (resim yazısı) yazmışlardı. Mezopotamyalılar da, kil tabletlerden
yararlanırlar, bunların üzerine çivi yazısı yazarlardı. Çinliler, yazıya önce
tahta levhaları oyarak başladılarsa da giderek kalemi bırakıp fırçayı tercih
ettiler. Sonra, sanatçılara özgü bir incelikle ipekli kumaşlar üzerine
ideogramlar (bir fikri harflerle değil resim ya da o düşünceyle ilgili
işaretlerle yazma sistemi, ideograf: Bu resim ya da işaretlerden, biri.) çizmeye
başladılar. Çinlileri yazmak için başka bir madde aramaya yönelten,
kullandıkları maddenin çok pahalı oluşuydu her halde. Öte yandan Uzak Doğu
keçenin de vatanıdır ve keçe yapımı kumaştan önce başlamıştır, öyle ki, üstünde
fırçayla yazı yazılmasına elverişli bir çeşit keçe imal etmeyi düşünmelerine
şaşmamak gerekir. Görevine Tarım Bakanlığı diyebileceğimiz Tsay-Lun, 105
yılında bu alandaki araştırmalar geniş çapta destekledi. İpek kalıntılarını
lime lime ettirip suda bıraktırdı. Böylece, bir tür hamur elde edildi. Sonra bu
sulu hamur, sepetten yapılmış bir kalburun içine konulup süzüldü. Kalburda kalan
lifli madde, kâğıttı. Tsay-Lun çalışmaları sürdürdü ve daha ucuz bir
hammadde, sözgelişi bambu ya da incir ağacı denenmeye başlandı; kalbur da
geliştirildi. Denemelerin gizli tutulması emredilmiş olmakla birlikte, bu teknik
kısa sürede duyuldu. Bunun üzerine 751'de Çinli kâğıt işçileri tutuklanıp
Semerkant'a sürgün edilince, orada hammaddesi keten ya da kenevir olan kâğıt
imal etmeye başladılar. Bir çeyrek yüzyıl sonra, kâğıt tekniğinin sırrı
Bağdat'ın, sonra da Şam'ın yolunu tuttu ve buralarda da kâğıt fabrikaları
kuruldu. Araplar yoluyla yayılarak Fas'a ve 1145'te İspanya'ya vardı. Fransa'da
ilk kâğıt değirmeni 1190'da Herault'da dönmeye başladı. Bunu ırmak boylarında
(Auvergne, Troyes, Floransa) başka değirmenler izledi. Avrupalılar, bu
alanda büyük yenilikler getirdiler. Hamurlarını tahtadan değil, keten ve pamuklu
kumaşları parça parça ederek elde ediyorlardı. Yazılarını fırçayla değil, kaz
tüyüyle yazdıklarından, elde edilen kâğıdı -direncini çoğaltmak için- jelatine
batırıyorlardı. Bir direnç sayesinde, Gutenberg maden hurufat pres
kullanabilmişti. Tabii kâğıt, hayvan derisinden yapılan ve çok pahalı
olan parşömeni (bu kelime Bergama şehrinin adından gelmektedir. Tirşede
denilir. Bugünkü parşömen kâğıdı ile karıştırılmamalıdır.) hemen gözden
düşürdü. Yeni sanayi, basımın yaygınlaşmasıyla ilerledi. Hem öylesine ilerledi
ki, kısa zaman sonra hammadde sıkıntısı çekilmeye başlandı. Yün işe
yaramadığından, mısır kutnusuna (öbür adı dimi. Sıkı dokunmuş bir çeşit pamuk
bez.) başvurmak gerekti. Ancak öte yandan halkın bir kısmı zenginleştiğinden,
çamaşır ihtiyacı da artmış; bu yüzden pamuklu kumaşta da büyük imalât artışı
olmuştu. Moda, bilimin yaygınlaşmasına hizmet ediyordu...
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
"baskı"dır. Gutenberg'den önce hazırlanmış bir kitaba bakarsak bu icadın önemini
daha iyi kavrayabiliriz: Madenden, deriden ya da tahtadan yapılma iki levhanın
arasına sıkıştırılmış kocaman bir şey... İçinde, papazların aylarca çalışarak,
büyük bir sabır ve sanatla meydana getirdikleri bir teoloji ya da metafizik
eserinin kopyası var. Görülüyor ki, kitap, o çağlarda pahalı bir lüks eşyasıdır.
En büyük kitaplıklarda bile birkaç yüzden fazlasını bulmak imkânsızdır.
Bunlardan birini Tıp Fakültesinden ödünç almak isteyen Kral XI. Louis bile
gümüşlerini rehin bırakmak zorunda kalmıştı. XIV. yüzyılın sonlarında,
ansızın ortaya Kylographieler çıkıverdi. Bunlar, üzerlerine desenler oyulmuş
tahtadan levhalardır ve bu desenlerden birçok sayıda basılabilmektedir. Kaynağı
ta uzaklarda, Çin'de olan, bu oyma desenli basma resimlerin bazıları 947
yılından günümüze kadar kalmıştır. Konu, titizlikle düzleştirilmiş bir levhaya
işleniyor; sonra desen ya da yazının çevresindeki tahta çelik kalemle oyuluyor
ve geriye kalan kabartma kısımlar iyice mürekkeplenip kağıda basılıyordu.
'Bu tekniği Avrupa'ya getirenlerin Türkler ya da Ruslar olduğu
sanılıyor. XV. yüzyılın başlarında, iyice yaygınlaşan bu yöntemle bir yandan
kutsal resimlerin bolca dağılması sağlanırken öte yandan da oyun kâğıtları
basılıyordu. Oyun kâğıtlarının kaynağı Hindistan olsa gerektir; bunlar,
Avrupa'da görünür görünmez kumarbaz kitlesini hemen sarmıştı. Bunlar, tahta
gravürlerle basımı sayesinde bollaşırca, fiyatları da büyük ölçüde düştü.
Zamanla bu kâğıtların tek levhayla değil de, biri resmi, öteki yanındaki
yazıları taşıyan iki levha kullanılarak basılması düşünüldü. Sonra yazıların
satırlara, daha sonra da harflere bölünmesi akıl edildi. Bütün bu olgular
zincirleme olarak birbirini izler yani birinden ötekine kolay geçilir
sanılmamak; çünkü sadece hurufatı (basım harflerini) icat etmek yetmez, bunları
çabuk basmayı sağlayacak sistemi de kurmak gerekir. Baskının temel
bulgusu olan hurufatın 1423'te gerçekleştirildiği, mucidinin de kilise
adamlarından ve çağının en önemli kylografi basımevlerinden birinin sahibi
Coster (1370-1440) olduğu sanılıyor. Tahtaya harfleri ilk oyan ve bunları
kelimeler ve cümleler yapmak üzere bitiştiren de Coster olsa gerektir. 1440'dan
çok önce bu yolla birçok kitaplarla Donatus'un Latin Gramerini dizmiş ve
basmıştır. Sanıldığına göre, gelecek kuşakların Gutenberg adiyle tanıyacakları
Jean Gensfleich da onun çırakları arasındaydı. 1400'de Mayence'de doğan ve bir
yargıcın oğlu olan Gutenberg, ailesinin yoksul düşmesi üzerine bir zanaata
girmek zorunda kalınca kuyumculuğu seçmişti. Ama kısa süre sonra politikaya
fazlaca karıştığından, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bir ara Coster'in
yanında çalışmış olduğu ve baskının toplum hayatında büyük bir devrim açacağını,
o çağlarda sezdiği, kuşku götürmez. Gutenberg'i 1443-1444 yılları
arasında Strasbourg'da görüyoruz. Harfleri tahtadan değil, dökümle meydana
getiriyor; bir yandan da ketenyağı ve is karasıyla ilk baskı örneklerini
hazırlıyordu. 1448'de, icadından yararlanmak ve para kazanmak üzere Mayence'e
döndü. İki yıl sonra, zengin bir burjuvadan gerekli para yardımını sağlayarak
Pierre Schaeffer'le birlikte işe koyuldu.Böylece baskı tekniği doğmuş
oluyordu. Mayence'deki küçük atölyede kurşun ve antimon bileşimi
kullanılmaktaydı. Bundan böyle de dünyanın bütün dökümcüleri hurufat imalinde bu
bileşimi kullanacaklardır. O dönemde el presiyle sayfanın iki yanına birden
basılıyordu. Mizanpaj yönünden de belirli bir ilerleme görülmüştü. Uzman
tarihçiler, Gutenberg'in ilk bastığı eserin bir astronomi takvimi olduğunu kabul
ederler (1447). Bastıklarının en tanınmışı, yalnız on iki tanesi günümüze kadar
gelen, iki sütun 36 satır ve 1282 sayfalık İncildir. Gutenberg, 1467
ya da 1468'de öldüğünde, icadı baş döndürücü bir hızla yayılmaktaydı. Önce
İtalya'yı fethetti; 1464'de Roma yakınındaki Subiaco'da; 1470'de de Roma'da ilk
basımevleri kuruldu. 1469'da onu Paris'le Fransa izledi. Budapeşte ilk
basımevine 1473'te, Oxford 1479'da kavuştular. Yüzyılın sonlarına doğru sayısız
Avrupa şehirlerindeki atölyelerde her boyutta sayısız İncil basılmaktaydı.
İcat, tanıtılmış, kabul ettirilmişti; iş, bunu mükemmelleştirmeye
kalıyordu. Büyük basımcılar sırayla sahneye girmeye başladılar: 1490'da Aide
Manuce, Venedik'te 1504'te Henri Estienne, Paris'te; 1555'te Christophe Plantin
Anvers'de; 1587'de Louis Elzevir, Leyde'de... Ancak Gutenberg'in kullandığı
gotik harfler yerine 1464'te romen harfleri; 1500'de de italikler
kullanılmaya başlandı. Bu büyük icadın paha biçilmez sonuçlarını sayıp
dökmeye gerek var mı? İlk ağızda felsefe eserleri ve kutsal kitaplar
yayımlanmış; ucuzluğu ve küçük hacmi yüzünden herkesin kitap sahibi olabilmesi,
böylece her düzeyde ve zekâda insanın okuyabilmesi, eleştirebilmesi sağlanmıştı.
Bu, insanı doruğa yükseltme amacını güden kendine özgü bir uygarlığın hareket
noktası oldu.
KÂĞIT Basım tekniği, cahillikle mücadelede ve
uygarlık yolunda ilerlemede eşsiz bir silah oldu. Gutenberg'den kırk yıl sonra,
Nurenberg'de yirmi dört preslik, yüz işçinin ve ayrıca 'musahhih'lerle
ciltçilerin çalıştığı bir basımevi kuruldu. Ancak, yeterli miktarda kâğıtla
desteklenmemiş olsaydı, bu basımevi kurulamaz ya da devam edemezdi. Az
önce sözünü ettiğimiz ikinci büyük ilerleme, kâğıt tır. Kâğıt da Çin'den
geliyordu ve yeni bir icat değildi. Eskilerin yazı gereci olarak değişik
maddeler denemiş olduklarını biliyoruz. Mısırlılar Papirüs adını verdikleri
bir tür kamışın gövdesini kurdele gibi kesmişler; bunları bizim kontrplakları
yapıştırdığımız gibi yapıştırarak uzun bantlar meydana getirmişler ve üzerlerine
hiyeroglif (resim yazısı) yazmışlardı. Mezopotamyalılar da, kil tabletlerden
yararlanırlar, bunların üzerine çivi yazısı yazarlardı. Çinliler, yazıya önce
tahta levhaları oyarak başladılarsa da giderek kalemi bırakıp fırçayı tercih
ettiler. Sonra, sanatçılara özgü bir incelikle ipekli kumaşlar üzerine
ideogramlar (bir fikri harflerle değil resim ya da o düşünceyle ilgili
işaretlerle yazma sistemi, ideograf: Bu resim ya da işaretlerden, biri.) çizmeye
başladılar. Çinlileri yazmak için başka bir madde aramaya yönelten,
kullandıkları maddenin çok pahalı oluşuydu her halde. Öte yandan Uzak Doğu
keçenin de vatanıdır ve keçe yapımı kumaştan önce başlamıştır, öyle ki, üstünde
fırçayla yazı yazılmasına elverişli bir çeşit keçe imal etmeyi düşünmelerine
şaşmamak gerekir. Görevine Tarım Bakanlığı diyebileceğimiz Tsay-Lun, 105
yılında bu alandaki araştırmalar geniş çapta destekledi. İpek kalıntılarını
lime lime ettirip suda bıraktırdı. Böylece, bir tür hamur elde edildi. Sonra bu
sulu hamur, sepetten yapılmış bir kalburun içine konulup süzüldü. Kalburda kalan
lifli madde, kâğıttı. Tsay-Lun çalışmaları sürdürdü ve daha ucuz bir
hammadde, sözgelişi bambu ya da incir ağacı denenmeye başlandı; kalbur da
geliştirildi. Denemelerin gizli tutulması emredilmiş olmakla birlikte, bu teknik
kısa sürede duyuldu. Bunun üzerine 751'de Çinli kâğıt işçileri tutuklanıp
Semerkant'a sürgün edilince, orada hammaddesi keten ya da kenevir olan kâğıt
imal etmeye başladılar. Bir çeyrek yüzyıl sonra, kâğıt tekniğinin sırrı
Bağdat'ın, sonra da Şam'ın yolunu tuttu ve buralarda da kâğıt fabrikaları
kuruldu. Araplar yoluyla yayılarak Fas'a ve 1145'te İspanya'ya vardı. Fransa'da
ilk kâğıt değirmeni 1190'da Herault'da dönmeye başladı. Bunu ırmak boylarında
(Auvergne, Troyes, Floransa) başka değirmenler izledi. Avrupalılar, bu
alanda büyük yenilikler getirdiler. Hamurlarını tahtadan değil, keten ve pamuklu
kumaşları parça parça ederek elde ediyorlardı. Yazılarını fırçayla değil, kaz
tüyüyle yazdıklarından, elde edilen kâğıdı -direncini çoğaltmak için- jelatine
batırıyorlardı. Bir direnç sayesinde, Gutenberg maden hurufat pres
kullanabilmişti. Tabii kâğıt, hayvan derisinden yapılan ve çok pahalı
olan parşömeni (bu kelime Bergama şehrinin adından gelmektedir. Tirşede
denilir. Bugünkü parşömen kâğıdı ile karıştırılmamalıdır.) hemen gözden
düşürdü. Yeni sanayi, basımın yaygınlaşmasıyla ilerledi. Hem öylesine ilerledi
ki, kısa zaman sonra hammadde sıkıntısı çekilmeye başlandı. Yün işe
yaramadığından, mısır kutnusuna (öbür adı dimi. Sıkı dokunmuş bir çeşit pamuk
bez.) başvurmak gerekti. Ancak öte yandan halkın bir kısmı zenginleştiğinden,
çamaşır ihtiyacı da artmış; bu yüzden pamuklu kumaşta da büyük imalât artışı
olmuştu. Moda, bilimin yaygınlaşmasına hizmet ediyordu...
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
