- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Balık
ayıklayanlar bilirler, ayıklanacak balığın alt tarafındaki yumuşak karnı
yarılır, buraya yapışık mide ve bağırsaklar kolayca çıkartılır. Balığın etli
kısmı üst tarafındadır. Balık ölüp gazlar mide boşluğunda toplanınca bu kısım
şişen bir balon gibi hafifler, ağırlık merkezi yukarı kayar ve balık, daha ağır
kısmı aşağı gelecek şekilde ters döner.Bazı balıklarda, içinde hava
bulunan yüzme keseleri vardır. Balık içi hava dolu bu keseyi daraltıp
genişleterek kendisini elverişli derinlikte dengede tutabilecek yoğunluğu
sağlar. Bu kese çoğu zaman basit bir boruyla sindirim organına
bağlıdır.Eğer deniz suyundaki tuzluluk oranı (yüzde 3,5) dörtle birine
düşürülürse sonuç balığın kanındaki sodyum, klor, kalsiyum ve potasyum oranının
aynısı olur. Deniz suyu ve tüm omurgalıların kanlarındaki tuz oranlarındaki bu
benzerlik hayatın denizden başladığı teorisini destekliyor.Hayat
başladığı zaman denizlerdeki tuz oranının omurgalıların kanlarındaki oranla
tamamen aynı olduğu, zamanla bu oranın artması sebebiyle omurgalıların denizleri
terk edip karada yaşamaya başladıkları, balıkların ise denizde kalıp artan tuz
oranından korunmak için bir mekanizma geliştirdikleri ileri
sürülüyor.Balıkların solungaçları civarındaki klor hücreleri
salgıladıkları bir enzim sayesinde, deniz suyundan aldıkları fazla sodyumu
tekrar dışarı verirler. Buna ilaveten böbrekleri de tuz iyonlarını filtre ederek
idrarla dışarı atarlar. Bu nedenle idrarları az sulu, yoğun, tuz oranı yüksek ve
az miktardadır.Tatlı su balıklarında ise tam tersi bir fiziksel
mekanizma vardır. Yaşadıkları ortamdan aldıkları suyun içindeki az miktardaki
tuzu, atmak yerine vücut ihtiyaçları için konsantre halinde tutarlar. İçinden
tuz alındığından idrarları da bol ve suludur. İdrar miktarı günde vücut
ağırlığının üçle birini bulur.Sonuç olarak, tatlı su balıkları denizde
yaşayamazlar çünkü vücutları deniz suyundaki tüm tuzu alır, vücut susuz kalır,
kurur ve balık ölür. Denizde yaşayan balıklar da tatlı suda yaşayamazlar çünkü
zaten az miktarda olan tuzu ayırıp fazla su tuttuklarından şişerler ve onlar da
ölürler.Yani her iki balık türünün de kan ve tuz kompozisyonları aynıdır
ama bir tür, kana tuz sağlamaya çalışırken diğeri azaltmaya uğraşır. Ortam
değişikliğinde de aynı şekilde çalışmaya devam eden mekanizmalar balıkların
ölümlerine neden olurlar.Gerçi Somon gibi hem tatlı hem de tuzlu sularda
yaşamayı başaran balıklar da vardır. Somonlar tatlı sularda doğuyorlar,
gençliklerinde nehirler boyunca okyanusa yüzüyorlar ve hayatlarının geri kalan
kısmını oralarda, tuzlu sularda geçiriyorlar.Bu tip balıklarda iki tip
mekanizma da vardır ama yolculukları sırasında, nehirlerin ağızlarında, tatlı ve
tuzlu suların birleştikleri yerlerde, bir süre kalarak vücutlarını öbür ortama
ayarlıyorlar. Her iki tür sularda da yaşayabilen deniz canlılarının ortak
özellikleri, yumurta ve bebeklik evrelerini tatlı sularda, yaşlılıklarını ise
tuzlu sularda geçirmeleridir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
ayıklayanlar bilirler, ayıklanacak balığın alt tarafındaki yumuşak karnı
yarılır, buraya yapışık mide ve bağırsaklar kolayca çıkartılır. Balığın etli
kısmı üst tarafındadır. Balık ölüp gazlar mide boşluğunda toplanınca bu kısım
şişen bir balon gibi hafifler, ağırlık merkezi yukarı kayar ve balık, daha ağır
kısmı aşağı gelecek şekilde ters döner.Bazı balıklarda, içinde hava
bulunan yüzme keseleri vardır. Balık içi hava dolu bu keseyi daraltıp
genişleterek kendisini elverişli derinlikte dengede tutabilecek yoğunluğu
sağlar. Bu kese çoğu zaman basit bir boruyla sindirim organına
bağlıdır.Eğer deniz suyundaki tuzluluk oranı (yüzde 3,5) dörtle birine
düşürülürse sonuç balığın kanındaki sodyum, klor, kalsiyum ve potasyum oranının
aynısı olur. Deniz suyu ve tüm omurgalıların kanlarındaki tuz oranlarındaki bu
benzerlik hayatın denizden başladığı teorisini destekliyor.Hayat
başladığı zaman denizlerdeki tuz oranının omurgalıların kanlarındaki oranla
tamamen aynı olduğu, zamanla bu oranın artması sebebiyle omurgalıların denizleri
terk edip karada yaşamaya başladıkları, balıkların ise denizde kalıp artan tuz
oranından korunmak için bir mekanizma geliştirdikleri ileri
sürülüyor.Balıkların solungaçları civarındaki klor hücreleri
salgıladıkları bir enzim sayesinde, deniz suyundan aldıkları fazla sodyumu
tekrar dışarı verirler. Buna ilaveten böbrekleri de tuz iyonlarını filtre ederek
idrarla dışarı atarlar. Bu nedenle idrarları az sulu, yoğun, tuz oranı yüksek ve
az miktardadır.Tatlı su balıklarında ise tam tersi bir fiziksel
mekanizma vardır. Yaşadıkları ortamdan aldıkları suyun içindeki az miktardaki
tuzu, atmak yerine vücut ihtiyaçları için konsantre halinde tutarlar. İçinden
tuz alındığından idrarları da bol ve suludur. İdrar miktarı günde vücut
ağırlığının üçle birini bulur.Sonuç olarak, tatlı su balıkları denizde
yaşayamazlar çünkü vücutları deniz suyundaki tüm tuzu alır, vücut susuz kalır,
kurur ve balık ölür. Denizde yaşayan balıklar da tatlı suda yaşayamazlar çünkü
zaten az miktarda olan tuzu ayırıp fazla su tuttuklarından şişerler ve onlar da
ölürler.Yani her iki balık türünün de kan ve tuz kompozisyonları aynıdır
ama bir tür, kana tuz sağlamaya çalışırken diğeri azaltmaya uğraşır. Ortam
değişikliğinde de aynı şekilde çalışmaya devam eden mekanizmalar balıkların
ölümlerine neden olurlar.Gerçi Somon gibi hem tatlı hem de tuzlu sularda
yaşamayı başaran balıklar da vardır. Somonlar tatlı sularda doğuyorlar,
gençliklerinde nehirler boyunca okyanusa yüzüyorlar ve hayatlarının geri kalan
kısmını oralarda, tuzlu sularda geçiriyorlar.Bu tip balıklarda iki tip
mekanizma da vardır ama yolculukları sırasında, nehirlerin ağızlarında, tatlı ve
tuzlu suların birleştikleri yerlerde, bir süre kalarak vücutlarını öbür ortama
ayarlıyorlar. Her iki tür sularda da yaşayabilen deniz canlılarının ortak
özellikleri, yumurta ve bebeklik evrelerini tatlı sularda, yaşlılıklarını ise
tuzlu sularda geçirmeleridir.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
