- Katılım
- 3 Haziran 2009
- Mesajlar
- 362
- Reaksiyon puanı
- 9
- Puanları
- 0
- Yaş
- 46
Oysa AŞK Hiçbirimizden Vazgeçmedi
Son zamanlarda ne kadar çok insanın mutsuz olduğu dikkatinizi çekti mi?
Aşkı arayan ve bulamayanlar, bulduğunu zannedip yanılanlar,küskünler,ümidini kesenler,inancını yitirenler…
Oysa AŞK hiçbirimizden vazgeçmedi!!
Başımıza gelen olayları hayatı öğrenmek, ders çıkarmak için bir sınav gibi düşünmezsek, mutsuzluk hiç peşimizi bırakmayacaktır. Yaşadığımız her şeyin aslında kendi seçimimiz olduğunu bilmek gerekir. Her olay mutlaka bize bir öğretiyi anlatmak, olgunlaşmamızı sağlamak için yaşatılmıştır.
Gelelim AŞKa küsme meselesine! Birkaç acı olay yaşadıysanız, bunun suçunu AŞKa yüklemek ve inancınızı kaybetmek size doğru geliyor mu? Siz istediğiniz kadar AŞKtan uzaklaşın, o arkanızdan koşmaktan hiç bıkmayacaktır.
….
AŞK Egzersizleri
Elinize bir kağıt kalem alın. Bugüne kadar yaşadığınız gönül ilişkilerinde ne hatalar yaptınız? Birlikte olduğunuz kişinin ne gibi kötü yanları vardı? Siz, o kişinin hangi özelliklerini sıcak bulup ilişkiye başladınız? Karşınıza yine aynı tarzda biri çıkarsa, tekrar sever misiniz? Biten AŞKlarınızda, tüm suçun karşınızdaki kişide olduğuna mı inanıyorsunuz? Bu soruları yanıtlarken objektif olmaya gayret edin.
…..
Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın, sevdiğiniz kişinin de egoları var. Siz gereğinden fazla özveride bulunursanız, çok fazla üstüne titrerseniz, kişiliğinizden ve yaşam tarzınızdan tavizlerde bulunursanız, karşı taraf için değersizleşirsiniz. Elbette AŞK emek ister, mutlaka karşılıklı fedakarlıklarda bulunmayı gerektirir ancak bunun sınırını çizemezseniz, herkesin sizi kullanmasına yol açmış olursunuz. Mükemmel kadın ya da erkek olmaya çalışmayın, bu ayrılığa davetiye çıkartmaktır. Siz her türlü tavizi verip, kişiliğinizden ve yaşam tarzınızdan vazgeçip, birine teslim oluyorsanız,bu sizi karşı taraf için kimliksiz kılar!!! Bu davranışlar birlikte olduğunuz şahsa şu sinyali yollar: ‘Ben kendimi sevmiyorum.’’ Siz kendinizi sevmezken başkasının sizi sevmesini nasıl beklersiniz???
Mucizeleri Yaşamaya Başlayın
Yazdıklarınız ve kendinizle hesaplaşmanız bittiğinde, yaptığınız hataları çok net görmüş olacaksınız. Sıra geldi mucizeler yaratmaya!
Evinizi veya odanızı temizleyeceksiniz. Mutlaka temizlik yapıyorsunuzdur ancak bu sefer işler biraz değişik olacak. İmkanınız varsa, birkaç eşyanın yerini değiştirin. Yaşadığınız mekan da karışık görünen yerleri toparlayın. Kütüphane, çekmece içleri, her taraf düzene girmeli. İçinizden, bu temizliğin yaşamınızda ters giden şeylere son vermesi ve daha güzel AŞKlara getirmesi için yapıldığını tekrarlayın. Mis gibi kokan evinizde veya odanızda oturun ve diğer egzersize geçin: Yine elinize bir kağıt ve kalem alın. Bu sefer, sizi mutlu edecek bir erkeğin, hangi özelliklere sahip olması gerektiğini listeleyin. Ancak size ufak bir tüyo, ‘’çok zengin ve çok yakışıklı olsun’’ dilekleri, genellikle hedefine ulaşmıyor. Daha önce yaşadığınız deneyimleri de göz önüne alarak, size nasıl davranmasını istediğinizi, hangi kişisel özelliklere sahip olacağını yazın. Birliktelikte önem verdiğiniz konuların altını çizin. Şimdi yapmanız gereken, bu listeyi bir mektup haline getirip, aşk meleklerine postalamak. Tabi ki,postaneye gitmeyeceksiniz!! İster denize atın, ister bir çiçeğin altına gömün, isterseniz yakın. Bu simgesel bir postalama. Yeter ki o mektubun AŞK MELEKLERİNE gittiğini aklınızda imgeleyin.
Alışveriş Vakti
Son olarak,alışverişe çıkıyorsunuz. İlişkilerde en çok önemsediğiniz konuyu belirlemiştiniz. Buna uygun bir şey alacaksınız. Eğer birliktelikte en önem verdiğiniz şey sohbet etmekse, kendinize iki tane kahve fincanı alın. Cinsellik çok önemliyse, bir çarşaf takımı satın alın. İsterseniz ikisini de alabilirsiniz. Ancak hayatınızın aşkı karşınıza çıkana kadar, bu eşyaları kullanmayın. Evren, temiz yürekle ve içtenlikle istenen dileklerimize kayıtsız kalmaz. Bu eğzersizleri yaparken, neyi istediğinizi, hatalarınızı, bir ilişkiden beklentilerinizi belirlediniz. En önemli şey, inanmaktır. Gerçek AŞKı istiyorsanız, kendi mucizenizi yaratacaksınız.
(Seninle Dergisi Aralık 2009 sayısı/Candan Ünal’ın yazısından alıntı)
