- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Antoine-Laurent
Lavoisier Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha küçük
yaşında iken annesini yitiren Lavoisier babasının yakın ilgi ve bakımıyla büyür;
başlangıçta belki de onun etkisiyle hukukçu olmaya yönelir. Ancak bu arada
uyanan deneysel bilim merakı çok geçmeden bir tutkuya dönüşür.Yirmibir
yaşına yeni bastığında, Paris'in sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında
birinciliği alır, Fransız Bilim Akademisi'nce altın madalya ile ödüllendirilir.
Yirmibeş yaşına geldiğinde, özellikle kimya alanındaki çalışmaları göz önüne
alınarak Akademi'ye üye seçilir.Bu arada hükümetin özel bir komisyonunda
görevlendirilen genç bilim adamı, metrik sistemin oluşturulması, Fransa'nın
jeolojik haritasının çıkarılması gibi etkinliklerden tarımda verimin
yükseltilmesine uzanan pek çok uygulamalı bilim çalışmalarını düzenler. Ayrıca o
sırada bir tür abluka altında olan ülkesinin savunma ihtiyacı barutun üretim
sorumluluğunu üstlenir.Genç bilim adamı bu kadarla da yetinmez; ilerde
yaşamını yitirmesine yol açan bir işe, ülkenin bozuk vergi sistemini düzeltme
işine el atar. Ama tüm bu uğraşlarına karşın Lavoisier kendisini asıl
ilgilendiren bilimden kopmamıştır; her fırsatta özel laboratuvarına çekilip
deneylerini sürdürmekten geri kalmaz.Lavoisier bilim dünyasında en başta
yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanır. Ne ki, kimya
devrimini oluşturmada başka önemli çalışmaları da vardır. Ayrıca, deneylerinde,
özellikle ölçme işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık, kendisim izleyen
yeni kuşak araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya dil, mantıksal
düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini Lavoisier'e borçludur.
Tüm bu çalışmalarında ona büyük desteği eşi sağlar: deney şekillerini çizer,
yabancı dillerden kaynak çeviriler yapar, makale ve kitaplarını yayıma hazırlar.
Lavoisier araştırmalarına başladığında, kimyada Antik Yunanlıların
maddeye ilişkin dört element (toprak, su, ateş ve hava) öğretisinin yanı sıra
yanmaya ilişkin flogiston kuramı geçerliydi. Bilindiği gibi, bir tahta ya da bez
parçası yandığında duman ve alev çıkar, yanan nesne bir miktar kül bırakarak yok
olur.Yürürlükteki kurama göre, yanma, yanan nesnenin flogiston denen,
ama ne olduğu bilinmeyen, gizemli bir madde çıkarması demekti. Odun kömürü gibi
yandığında geriye en az kül bırakan nesneler flogiston bakımından en zengin
nesnelerdi. Bilim adamlarının çoğunluk doyurucu bulduğu bu kurama ters düşen
kimi gözlemler de yok değildi. Bunlardan biri yanma için havanın gerekliliğiydi.
Bir diğeri, kurşun gibi madenlerin, erime derecesinde ısıtıldığında,
yüzeylerinde oluşan calxın, madenin eksilen bölümünden daha ağır
olmasıydı.Aslında yanma olayını açıklamadaki güçlüğün bir nedeni gazlara
ilişkin bilgi eksikliğiydi. 1756'da İskoç kimyageri Joseph Black sabit gaz
dediği karbon dioksidi buluncaya dek
bilinen tek gaz hava idi. İngiliz kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra
deneysel olarak on kadar yeni gaz keşfeder. Bunlardan biri onun yetkin gaz
dediği, ilerde Lavoisier'in oksijen adını verdiği gazdır.Priestley,
oksijeni bulmasına karşın flogiston kuramından kopamaz. Üstün bir deneyci olan
bu İngiliz bilim adamı, kuramsal yönden rakibi Lavoisier ile boy ölçüşecek
yeterlikte değildi. Lavoisier yanma olayı ile 1770'lerin başında
ilgilenmeye başlamıştı. Kapalı bir kapta fosfor yakınca gazın ağırlığının
değişmediğini, oysa kabı açtığında havanın içeri girmesiyle birlikte gazın
ağırlığının az da olsa arttığını saptamıştı. Bu gözlemin yürürlükteki kurama
uymadığı belliydi, ama daha doyurucu bir açıklaması da yoktu.Lavoisier
aradığı açıklamanın ipucunu bir kaç yıl sonra Priestley'le Paris'te buluştuğunda
elde eder. Priestley cıva oksit üzerindeki deneylerinden söz ederken bulduğu
yetkin gazın özelliklerini belirtir. Lavoisier yayınlarının hiç birinde
Priestley'e hakkı olan önceliği tanımaz; sadece bir kez, Oksijeni Priestley'le
hemen aynı zamanda keşfetmiştik, demekle yetinir. Doğrusu, oksijenin
keşfinde öncelik Lavoisier'in değildi; ama bu gazın gerçek önemim ilk kavrayan
bilim adamı oydu. Priestley'in deneylerini kendine özgü dikkat ve özenle
tekrarlamaya koyulur. Belli miktarda havaya yer verilen bir kapta cıva
ısıtıldığında, cıvanın kırmızı cıva okside dönüşmesiyle ağırlık kazandığı,
havanın ise aynı ölçüde ağırlık yitirdiği görülür.Lavoisier deneylerinde
bir adım daha ileri gider: cıvadan ayırdığı cıva oksidi (calx'ı) tarttıktan
sonra daha fazla ısıtır; kora dönüşen kırmızı oksidin giderek yok olmaya yüz
tuttuğunu, geriye belli sayıda cıva taneciğiyle, solunum ve yanma sürecinde
atmosferik havadan daha etkili bir miktar elastik akıcı kaldığını saptar.
Elastik akıcı Priestley'in yetkin gaz dediği şeydi.Lavoisier üstelik
bu artığın ağırlığı ile cıvanın ilk aşamadaki ısıtılmasından azalan hava
ağırlığının da eşit olduğunu belirler. Dahası, cıva oksidin ısı altında cıvaya
dönüşmesiyle kaybettiği ağırlık ile çıkan gazın ağırlığı denkti. Bunun anlamı
şuydu: yanma, yanan nesnenin flogiston salmasıyla değil, havanın etkili
bölümüyle (yani oksijenle) birleşmesiyle gerçekleşmektedir.Başta
önemsenmeyen bu kuram, suyun iki gazın birleşmesiyle oluştuğuna ilişkin
Cavendish deney sonuçlarını da açıklayınca, bilim çevrelerinin dikkatini çekmede
gecikmez. Cavendish deneylerinde, asitlerin metal üzerindeki etkisinden yanıcı
dediği bir gaz elde etmiş, bunu flogiston sanmıştı. Ancak Priestley'in bir
deneyi onu bu yanlış yorumdan kurtarır. Priestley, hidrojen ve oksijen karışımı
bir gazı elektrik kıvılcımıyla patlattığında bir miktar çiyin oluştuğunu
görmüştü. Aynı deneyi tekrarlayan Cavendish daha ileri giderek patlamada
yanıcı gazın tümünün, normal havanın ise beşte birinin tüketildiğini, öylece
oluşan çiyin ise an su olduğunu saptar. Flogiston teorisi yıkılmıştı
artık! Yeni teorinin benimsenmesi, kimi bağnaz çevrelerin direnmesine karşın,
uzun sürmez. Kimyada geciken atılım sonunda gerçekleşmiş olur. Lavoisier
ulaştığı sonucu Bilim Akademisine bir bildiriyle sunar; ne var ki, tek kelimeyle
de olsa Priestley, Cavendish, vb. deneycilerin katkılarından söz etmez.
Lavoisier'in aslında ne yeni kimyasal bir nesne, ne de yeni kimyasal bir
olgu keşfettiği söylenebilir. Onun yaptığı, başkalarının bulduğu nesne ve
olguları açıklayan, kimyasal bileşime açıklık getiren bir kuram oluşturmak,
kimyasal nesneleri adlandırmada yeni ve işler bir sistem kurmaktı. 1789'da
yayımlanan Traite Elementaire de Chimie adlı yapıtı, kendi alanında, Newton'un
Principia'sı sayılsa yeridir. Biri modern fiziğin, diğeri modern kimyanın
temelini atmıştır. Lavoisier'i unutulmaz yapan bir özelliği de
nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktı. Bu
özelliği ona Kütlenin Korunumu Yasası diye bilinen çok önemli bilimsel bir
ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu
ilkeyi şöyle dile getirmişti: Doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin
yoktan var edilmediği, tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı
kaldığı, elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu
gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz. 1794'de
solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada, Lavoisier Devrim
Mahkemesi önüne çağrılır. İki suçlamaya hedef olmuştur: (1) devrim karşıtı
olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi; (2) vergi toplamada yolsuzluk
(Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için
harcamıştı). Lavoisier'i kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştu, ama
tanık olarak bile dinlenmemişlerdi. Yurttaş Lavoisier'in çalışmalarıyla
Fransa'ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor,
bağışlanmasını diliyoruz, dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim adamlarına
yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır: Cumhuriyet'in bilginlere ihtiyacı
yoktur! Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon'un göz hapsinde
geçirmişti. Lavoisier'in sonu daha acıklı olur: elli bir yaşında iken devrim
adına kafası giyotinle uçurulur.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
Lavoisier Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha küçük
yaşında iken annesini yitiren Lavoisier babasının yakın ilgi ve bakımıyla büyür;
başlangıçta belki de onun etkisiyle hukukçu olmaya yönelir. Ancak bu arada
uyanan deneysel bilim merakı çok geçmeden bir tutkuya dönüşür.Yirmibir
yaşına yeni bastığında, Paris'in sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında
birinciliği alır, Fransız Bilim Akademisi'nce altın madalya ile ödüllendirilir.
Yirmibeş yaşına geldiğinde, özellikle kimya alanındaki çalışmaları göz önüne
alınarak Akademi'ye üye seçilir.Bu arada hükümetin özel bir komisyonunda
görevlendirilen genç bilim adamı, metrik sistemin oluşturulması, Fransa'nın
jeolojik haritasının çıkarılması gibi etkinliklerden tarımda verimin
yükseltilmesine uzanan pek çok uygulamalı bilim çalışmalarını düzenler. Ayrıca o
sırada bir tür abluka altında olan ülkesinin savunma ihtiyacı barutun üretim
sorumluluğunu üstlenir.Genç bilim adamı bu kadarla da yetinmez; ilerde
yaşamını yitirmesine yol açan bir işe, ülkenin bozuk vergi sistemini düzeltme
işine el atar. Ama tüm bu uğraşlarına karşın Lavoisier kendisini asıl
ilgilendiren bilimden kopmamıştır; her fırsatta özel laboratuvarına çekilip
deneylerini sürdürmekten geri kalmaz.Lavoisier bilim dünyasında en başta
yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanır. Ne ki, kimya
devrimini oluşturmada başka önemli çalışmaları da vardır. Ayrıca, deneylerinde,
özellikle ölçme işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık, kendisim izleyen
yeni kuşak araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya dil, mantıksal
düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini Lavoisier'e borçludur.
Tüm bu çalışmalarında ona büyük desteği eşi sağlar: deney şekillerini çizer,
yabancı dillerden kaynak çeviriler yapar, makale ve kitaplarını yayıma hazırlar.
Lavoisier araştırmalarına başladığında, kimyada Antik Yunanlıların
maddeye ilişkin dört element (toprak, su, ateş ve hava) öğretisinin yanı sıra
yanmaya ilişkin flogiston kuramı geçerliydi. Bilindiği gibi, bir tahta ya da bez
parçası yandığında duman ve alev çıkar, yanan nesne bir miktar kül bırakarak yok
olur.Yürürlükteki kurama göre, yanma, yanan nesnenin flogiston denen,
ama ne olduğu bilinmeyen, gizemli bir madde çıkarması demekti. Odun kömürü gibi
yandığında geriye en az kül bırakan nesneler flogiston bakımından en zengin
nesnelerdi. Bilim adamlarının çoğunluk doyurucu bulduğu bu kurama ters düşen
kimi gözlemler de yok değildi. Bunlardan biri yanma için havanın gerekliliğiydi.
Bir diğeri, kurşun gibi madenlerin, erime derecesinde ısıtıldığında,
yüzeylerinde oluşan calxın, madenin eksilen bölümünden daha ağır
olmasıydı.Aslında yanma olayını açıklamadaki güçlüğün bir nedeni gazlara
ilişkin bilgi eksikliğiydi. 1756'da İskoç kimyageri Joseph Black sabit gaz
dediği karbon dioksidi buluncaya dek
bilinen tek gaz hava idi. İngiliz kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra
deneysel olarak on kadar yeni gaz keşfeder. Bunlardan biri onun yetkin gaz
dediği, ilerde Lavoisier'in oksijen adını verdiği gazdır.Priestley,
oksijeni bulmasına karşın flogiston kuramından kopamaz. Üstün bir deneyci olan
bu İngiliz bilim adamı, kuramsal yönden rakibi Lavoisier ile boy ölçüşecek
yeterlikte değildi. Lavoisier yanma olayı ile 1770'lerin başında
ilgilenmeye başlamıştı. Kapalı bir kapta fosfor yakınca gazın ağırlığının
değişmediğini, oysa kabı açtığında havanın içeri girmesiyle birlikte gazın
ağırlığının az da olsa arttığını saptamıştı. Bu gözlemin yürürlükteki kurama
uymadığı belliydi, ama daha doyurucu bir açıklaması da yoktu.Lavoisier
aradığı açıklamanın ipucunu bir kaç yıl sonra Priestley'le Paris'te buluştuğunda
elde eder. Priestley cıva oksit üzerindeki deneylerinden söz ederken bulduğu
yetkin gazın özelliklerini belirtir. Lavoisier yayınlarının hiç birinde
Priestley'e hakkı olan önceliği tanımaz; sadece bir kez, Oksijeni Priestley'le
hemen aynı zamanda keşfetmiştik, demekle yetinir. Doğrusu, oksijenin
keşfinde öncelik Lavoisier'in değildi; ama bu gazın gerçek önemim ilk kavrayan
bilim adamı oydu. Priestley'in deneylerini kendine özgü dikkat ve özenle
tekrarlamaya koyulur. Belli miktarda havaya yer verilen bir kapta cıva
ısıtıldığında, cıvanın kırmızı cıva okside dönüşmesiyle ağırlık kazandığı,
havanın ise aynı ölçüde ağırlık yitirdiği görülür.Lavoisier deneylerinde
bir adım daha ileri gider: cıvadan ayırdığı cıva oksidi (calx'ı) tarttıktan
sonra daha fazla ısıtır; kora dönüşen kırmızı oksidin giderek yok olmaya yüz
tuttuğunu, geriye belli sayıda cıva taneciğiyle, solunum ve yanma sürecinde
atmosferik havadan daha etkili bir miktar elastik akıcı kaldığını saptar.
Elastik akıcı Priestley'in yetkin gaz dediği şeydi.Lavoisier üstelik
bu artığın ağırlığı ile cıvanın ilk aşamadaki ısıtılmasından azalan hava
ağırlığının da eşit olduğunu belirler. Dahası, cıva oksidin ısı altında cıvaya
dönüşmesiyle kaybettiği ağırlık ile çıkan gazın ağırlığı denkti. Bunun anlamı
şuydu: yanma, yanan nesnenin flogiston salmasıyla değil, havanın etkili
bölümüyle (yani oksijenle) birleşmesiyle gerçekleşmektedir.Başta
önemsenmeyen bu kuram, suyun iki gazın birleşmesiyle oluştuğuna ilişkin
Cavendish deney sonuçlarını da açıklayınca, bilim çevrelerinin dikkatini çekmede
gecikmez. Cavendish deneylerinde, asitlerin metal üzerindeki etkisinden yanıcı
dediği bir gaz elde etmiş, bunu flogiston sanmıştı. Ancak Priestley'in bir
deneyi onu bu yanlış yorumdan kurtarır. Priestley, hidrojen ve oksijen karışımı
bir gazı elektrik kıvılcımıyla patlattığında bir miktar çiyin oluştuğunu
görmüştü. Aynı deneyi tekrarlayan Cavendish daha ileri giderek patlamada
yanıcı gazın tümünün, normal havanın ise beşte birinin tüketildiğini, öylece
oluşan çiyin ise an su olduğunu saptar. Flogiston teorisi yıkılmıştı
artık! Yeni teorinin benimsenmesi, kimi bağnaz çevrelerin direnmesine karşın,
uzun sürmez. Kimyada geciken atılım sonunda gerçekleşmiş olur. Lavoisier
ulaştığı sonucu Bilim Akademisine bir bildiriyle sunar; ne var ki, tek kelimeyle
de olsa Priestley, Cavendish, vb. deneycilerin katkılarından söz etmez.
Lavoisier'in aslında ne yeni kimyasal bir nesne, ne de yeni kimyasal bir
olgu keşfettiği söylenebilir. Onun yaptığı, başkalarının bulduğu nesne ve
olguları açıklayan, kimyasal bileşime açıklık getiren bir kuram oluşturmak,
kimyasal nesneleri adlandırmada yeni ve işler bir sistem kurmaktı. 1789'da
yayımlanan Traite Elementaire de Chimie adlı yapıtı, kendi alanında, Newton'un
Principia'sı sayılsa yeridir. Biri modern fiziğin, diğeri modern kimyanın
temelini atmıştır. Lavoisier'i unutulmaz yapan bir özelliği de
nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktı. Bu
özelliği ona Kütlenin Korunumu Yasası diye bilinen çok önemli bilimsel bir
ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu
ilkeyi şöyle dile getirmişti: Doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin
yoktan var edilmediği, tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı
kaldığı, elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu
gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz. 1794'de
solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada, Lavoisier Devrim
Mahkemesi önüne çağrılır. İki suçlamaya hedef olmuştur: (1) devrim karşıtı
olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi; (2) vergi toplamada yolsuzluk
(Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için
harcamıştı). Lavoisier'i kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştu, ama
tanık olarak bile dinlenmemişlerdi. Yurttaş Lavoisier'in çalışmalarıyla
Fransa'ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor,
bağışlanmasını diliyoruz, dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim adamlarına
yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır: Cumhuriyet'in bilginlere ihtiyacı
yoktur! Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon'un göz hapsinde
geçirmişti. Lavoisier'in sonu daha acıklı olur: elli bir yaşında iken devrim
adına kafası giyotinle uçurulur.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
