- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Kapalı bir
çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak,
herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden
buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında
varırız. Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce,
arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi
donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu
olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına
mani olacak 'antifiriz' dediğimiz sıvı ilave edilir. Motorun soğutma
suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük
hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması
bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz?
Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum
korunma sağlanmış olmaz mı? Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama
belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor.
Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin
kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor. Suyla karışabilen her
şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini
düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi
de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan
etkileri bakımından tavsiye edilmez. İlk otomobillerde şeker ve balın
antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı.
Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun
çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun
kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla 'etilen glikol'
denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor. Suyun içine katılan
kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve
antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm
sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda
(buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin
hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani
kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü. moleküllerinin su molekülleri
ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.
Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk
donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da
antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki
taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak
arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası
yoktur aksine zararı vardır.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak,
herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden
buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında
varırız. Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce,
arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi
donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu
olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına
mani olacak 'antifiriz' dediğimiz sıvı ilave edilir. Motorun soğutma
suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük
hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması
bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz?
Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum
korunma sağlanmış olmaz mı? Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama
belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor.
Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin
kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor. Suyla karışabilen her
şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini
düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi
de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan
etkileri bakımından tavsiye edilmez. İlk otomobillerde şeker ve balın
antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı.
Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun
çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun
kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla 'etilen glikol'
denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor. Suyun içine katılan
kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve
antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm
sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda
(buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin
hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani
kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü. moleküllerinin su molekülleri
ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.
Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk
donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da
antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki
taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak
arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası
yoktur aksine zararı vardır.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
