- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Amerikalılar serbest ticaretin diğer ülkelere
de yaradığını iddia etmekte ve ekonomistler de ticaret sayesinde ülkelerin en
etkin biçimde sağladıkları mal ve hizmetleri üretmeye yoğunlaştıklarını ve
böylelikle tüm uluslar topluluğunun üretkenlik düzeyinin yükseldiğini uzun
süredir ileri sürmektedirler. Amerikalılar, buna ek olarak, ticaretin her ülkede
ekonomik büyümeyi, toplumsal istikrarı ve demokrasiyi teşvik etmesinin yanı sıra
tüm dünyada gönenci, hukukun üstünlüğünü ve uluslararası ilişkilerde barışı
geliştirdiğine inanırlar.Açık ticaret sistemi ülkelerin birbirlerinin
piyasalarına adil koşullarda ve ayırım gözetilmeden erişebilmelerini gerektirir.
Bu amacın sağlanabilmesi için Birleşik Devletler çok taraflı ya da iki taraflı
anlaşmalar uyarınca ticaret engellerini azaltarak karşılıklılık gösteren
ülkelerin ABD piyasalarına girebilmelerine izin vermeye hazır
bulunmaktadır.Ticaretin liberalleştirilmesi amacıyla geleneksel olarak
ticaretin önünde bulunan gümrük tarifesi engellerinin ve belirli tarife dışı
engellerin azaltılmasına odaklanılmışsa da son yıllarda bazı diğer uygulamalar
da bunlar arasına alındı. Amerikalılar sözgelimi her ülkenin ticaret yasalarının
ve uygulamalarının şeffaf olması, yani herkesin kuralları bilip eşit koşullarda
rekabet edebilmesi gerektiğini iddia etmektedirler. Birleşik Devletler ve
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organization for Economic Cooperation and
Develpoment - OECD) üyeleri 1990'larda yabancı ülke yetkililerinin ticari çıkar
elde etmek amacıyla rüşvet almalarının yasalara aykırı olduğunu kabul ederek
şeffaflık konusunda yeni bir adım attılar.Birleşik Devletler ayrıca
yabancı ülkeleri endüstriyel düzenlemeleri gevşetmeleri, geri kalan
düzenlemeleri de şeffaf konuma getirecek önlemleri almaları, yabancı şirketlere
karşı ayırımcılık yapmamaları ve uluslararası uygulamalara uymaları konusunda
sık sık zorlamaktadır. Amerika'nın bu ilgisi bazı ülkelerin bahis konusu
düzenlemeleri ihraç mallarının piyasalarına girişini engelleyecek dolaylı bir
araç olarak kullanabilecekleri kuşkusundan kaynaklanmaktadır.Başkan Bill
Clinton (1993-2001) yönetimi ABD ticaret politikasına bir boyut daha eklemiştir.
Yönetim ülkelerin asgari çalışma ve çevre standardlarına uymalarını
istemektedir. Amerikalılar ülkedeki göreli olarak daha yüksek çalışma ve çevre
standardlarının ABD kökenli malların maliyetini yükseltebileceğinden ve bu
nedenle de yerli endüstrilerine daha gevşek düzenlemeler uygulayan ülkelerin
şirketleriyle rekabet edemeyeceklerinden korktukları için kısmen böyle bir tutum
içine girmekte, ayrıca, yabancı ülkelerdeki işverenler uluslararası piyasalarda
daha etkili bir rekabete girebilmek amacıyla işçilerini istismar eder ya da
çevreye zarar verirlerse o ülkelerin serbest ticaretin sağladığı çıkarlardan
yararlandırılmayacaklarını da söylemektedirler.Clinton yönetimi söz
konusu konuları 1990'ların başlarında dile getirdi ve Amerika'nın NAFTA'yı
onaylamasına karşılık Kanada ve Meksika'nın çevre sorunlarına ve çalışma
standardlarına uyacaklarını belirten ek anlaşmalar yapmalarında ısrar
etti.Birleşik Devletler Başkan Clinton yönetimi sırasında Uluslararası
Çalışma Örgütü ile işbirliği yapıp gelişmekte olan ülkelerin güvenli işyerleri
kurmalarına ve temel işçi haklarını güvence almalarına yardımcı oldu ve bu
konumdaki çok ülkede çocuk işçiliğinin azaltılmasına yönelik programları finanse
etti. Yine de Clinton yönetiminin ticaret anlaşmalarını çevrenin korunmasına ve
çalışma standardlarına bağlama çabaları diğer ülkelerde ve hatta Birleşik
Devletlerde bile çelişkili bir konu olarak kalmaktadır.Birleşik
Devletler ayırımcılık yapmama ilkelerine genelde uymakla birlikte belirli
tercihli ticaret düzenlemelerine de taraf olmuştur. Sözgelimi Genelleştirilmiş
ABD Tercihler Sistemi yoksulluk çeken ülkelerin Birleşik Devletler'e ihraç
ettikleri bazı mallardan gümrük vergisi almayarak bu ülkelerin ekonomik
kalkınmalarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır; belirli bir mal üreticisinin ABD
piyasalarında rekabet için yardıma gereksinimi kalmayınca söz konusu tercih de
ortadan kalkmaktadır.Bir başka tercihli ticaret programı olan Antiller
Havzası Girişimi ekonomik bir çabalama içinde olan ve Birleşik Devletler için
politik açıdan önem taşıdığı düşünülen bölgeye ekonomik destek sağlamak amacıyla
yaratılmıştır; program Antillerden Birleşik Devletler'e dokumalar, belirli deri
ürünleri, şeker ve petrol ürünleri dışında yapılacak tüm ihracattan gümrük
vergisi alınmamasını öngörmektedir.Birleşik Devletler politik amaçlarla
serbest ticareti teşvik etmeye yönelik genel politikasından zaman zaman
ayrılmakta ve insan haklarını ihlal ettiğine, terörizmi desteklediğine,
uyuşturucu kaçakçılığına göz yumduğuna ya da uluslararası barış karşısında bir
tehdit oluşturduğuna inanılan ülkelere yapılan ihracatı
sınırlamaktadır.Sözü edilen ticaret yasakları uygulanan ülkeler arasında
Küba, İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Sudan, Suriye ve Birmanya bulunmaktadır.
Ayrıca Kongre her yıl Çin'le normal ticari ilişkiler sürdürülüp
sürdürülmeyeceğine karar vermekle yükümlüdür ve bu karar ticaret politikası
kadar en azından Amerikalıların bu ülkenin insan hakları konusundaki
uygulamalarına nasıl baktıklarına da bağlı olmaktadır.Birleşik
Devletler'in politik amaçlarla ticaret yaptırımları uygulaması yeni bir olgu
değildir. Amerikalılar 200 yılı aşkın bir süre önce yaşanmış olan Amerikan
Devrimi günlerinden beri yaptırımlara ve ihracat kontrollerine
başvurmaktadırlar. Yine de Kongre ve federal kuruluşlar dış politika amaçlarına
erişmekte ticaret politikasının etkili bir araç olup olmadığını hala yoğun bir
biçimde tartışmaktadırlar.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiFloresanların EkonomikliğiVarlık Vergisi1987-1993 Türkiye Ekonomisi1983-1987 Türkiye Ekonomisi1980-1982 Türkiye Ekonomisi1923-1980 Türkiye Ekonomisi19 Şubat KriziSermaye Piyasası Kurulu (SPK)İMKB PazarlarıİMKB'de Kote İşlemiMilli Korunma KanunuAltın Kurallar5 Nisan KararlarıElliot Dalga KuramıDow KuramıDirectional MovementDikdörtgen FormasyonuDestek ve Direnç
de yaradığını iddia etmekte ve ekonomistler de ticaret sayesinde ülkelerin en
etkin biçimde sağladıkları mal ve hizmetleri üretmeye yoğunlaştıklarını ve
böylelikle tüm uluslar topluluğunun üretkenlik düzeyinin yükseldiğini uzun
süredir ileri sürmektedirler. Amerikalılar, buna ek olarak, ticaretin her ülkede
ekonomik büyümeyi, toplumsal istikrarı ve demokrasiyi teşvik etmesinin yanı sıra
tüm dünyada gönenci, hukukun üstünlüğünü ve uluslararası ilişkilerde barışı
geliştirdiğine inanırlar.Açık ticaret sistemi ülkelerin birbirlerinin
piyasalarına adil koşullarda ve ayırım gözetilmeden erişebilmelerini gerektirir.
Bu amacın sağlanabilmesi için Birleşik Devletler çok taraflı ya da iki taraflı
anlaşmalar uyarınca ticaret engellerini azaltarak karşılıklılık gösteren
ülkelerin ABD piyasalarına girebilmelerine izin vermeye hazır
bulunmaktadır.Ticaretin liberalleştirilmesi amacıyla geleneksel olarak
ticaretin önünde bulunan gümrük tarifesi engellerinin ve belirli tarife dışı
engellerin azaltılmasına odaklanılmışsa da son yıllarda bazı diğer uygulamalar
da bunlar arasına alındı. Amerikalılar sözgelimi her ülkenin ticaret yasalarının
ve uygulamalarının şeffaf olması, yani herkesin kuralları bilip eşit koşullarda
rekabet edebilmesi gerektiğini iddia etmektedirler. Birleşik Devletler ve
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organization for Economic Cooperation and
Develpoment - OECD) üyeleri 1990'larda yabancı ülke yetkililerinin ticari çıkar
elde etmek amacıyla rüşvet almalarının yasalara aykırı olduğunu kabul ederek
şeffaflık konusunda yeni bir adım attılar.Birleşik Devletler ayrıca
yabancı ülkeleri endüstriyel düzenlemeleri gevşetmeleri, geri kalan
düzenlemeleri de şeffaf konuma getirecek önlemleri almaları, yabancı şirketlere
karşı ayırımcılık yapmamaları ve uluslararası uygulamalara uymaları konusunda
sık sık zorlamaktadır. Amerika'nın bu ilgisi bazı ülkelerin bahis konusu
düzenlemeleri ihraç mallarının piyasalarına girişini engelleyecek dolaylı bir
araç olarak kullanabilecekleri kuşkusundan kaynaklanmaktadır.Başkan Bill
Clinton (1993-2001) yönetimi ABD ticaret politikasına bir boyut daha eklemiştir.
Yönetim ülkelerin asgari çalışma ve çevre standardlarına uymalarını
istemektedir. Amerikalılar ülkedeki göreli olarak daha yüksek çalışma ve çevre
standardlarının ABD kökenli malların maliyetini yükseltebileceğinden ve bu
nedenle de yerli endüstrilerine daha gevşek düzenlemeler uygulayan ülkelerin
şirketleriyle rekabet edemeyeceklerinden korktukları için kısmen böyle bir tutum
içine girmekte, ayrıca, yabancı ülkelerdeki işverenler uluslararası piyasalarda
daha etkili bir rekabete girebilmek amacıyla işçilerini istismar eder ya da
çevreye zarar verirlerse o ülkelerin serbest ticaretin sağladığı çıkarlardan
yararlandırılmayacaklarını da söylemektedirler.Clinton yönetimi söz
konusu konuları 1990'ların başlarında dile getirdi ve Amerika'nın NAFTA'yı
onaylamasına karşılık Kanada ve Meksika'nın çevre sorunlarına ve çalışma
standardlarına uyacaklarını belirten ek anlaşmalar yapmalarında ısrar
etti.Birleşik Devletler Başkan Clinton yönetimi sırasında Uluslararası
Çalışma Örgütü ile işbirliği yapıp gelişmekte olan ülkelerin güvenli işyerleri
kurmalarına ve temel işçi haklarını güvence almalarına yardımcı oldu ve bu
konumdaki çok ülkede çocuk işçiliğinin azaltılmasına yönelik programları finanse
etti. Yine de Clinton yönetiminin ticaret anlaşmalarını çevrenin korunmasına ve
çalışma standardlarına bağlama çabaları diğer ülkelerde ve hatta Birleşik
Devletlerde bile çelişkili bir konu olarak kalmaktadır.Birleşik
Devletler ayırımcılık yapmama ilkelerine genelde uymakla birlikte belirli
tercihli ticaret düzenlemelerine de taraf olmuştur. Sözgelimi Genelleştirilmiş
ABD Tercihler Sistemi yoksulluk çeken ülkelerin Birleşik Devletler'e ihraç
ettikleri bazı mallardan gümrük vergisi almayarak bu ülkelerin ekonomik
kalkınmalarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır; belirli bir mal üreticisinin ABD
piyasalarında rekabet için yardıma gereksinimi kalmayınca söz konusu tercih de
ortadan kalkmaktadır.Bir başka tercihli ticaret programı olan Antiller
Havzası Girişimi ekonomik bir çabalama içinde olan ve Birleşik Devletler için
politik açıdan önem taşıdığı düşünülen bölgeye ekonomik destek sağlamak amacıyla
yaratılmıştır; program Antillerden Birleşik Devletler'e dokumalar, belirli deri
ürünleri, şeker ve petrol ürünleri dışında yapılacak tüm ihracattan gümrük
vergisi alınmamasını öngörmektedir.Birleşik Devletler politik amaçlarla
serbest ticareti teşvik etmeye yönelik genel politikasından zaman zaman
ayrılmakta ve insan haklarını ihlal ettiğine, terörizmi desteklediğine,
uyuşturucu kaçakçılığına göz yumduğuna ya da uluslararası barış karşısında bir
tehdit oluşturduğuna inanılan ülkelere yapılan ihracatı
sınırlamaktadır.Sözü edilen ticaret yasakları uygulanan ülkeler arasında
Küba, İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Sudan, Suriye ve Birmanya bulunmaktadır.
Ayrıca Kongre her yıl Çin'le normal ticari ilişkiler sürdürülüp
sürdürülmeyeceğine karar vermekle yükümlüdür ve bu karar ticaret politikası
kadar en azından Amerikalıların bu ülkenin insan hakları konusundaki
uygulamalarına nasıl baktıklarına da bağlı olmaktadır.Birleşik
Devletler'in politik amaçlarla ticaret yaptırımları uygulaması yeni bir olgu
değildir. Amerikalılar 200 yılı aşkın bir süre önce yaşanmış olan Amerikan
Devrimi günlerinden beri yaptırımlara ve ihracat kontrollerine
başvurmaktadırlar. Yine de Kongre ve federal kuruluşlar dış politika amaçlarına
erişmekte ticaret politikasının etkili bir araç olup olmadığını hala yoğun bir
biçimde tartışmaktadırlar.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiFloresanların EkonomikliğiVarlık Vergisi1987-1993 Türkiye Ekonomisi1983-1987 Türkiye Ekonomisi1980-1982 Türkiye Ekonomisi1923-1980 Türkiye Ekonomisi19 Şubat KriziSermaye Piyasası Kurulu (SPK)İMKB PazarlarıİMKB'de Kote İşlemiMilli Korunma KanunuAltın Kurallar5 Nisan KararlarıElliot Dalga KuramıDow KuramıDirectional MovementDikdörtgen FormasyonuDestek ve Direnç
