- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Gerginliği
arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte
bulunmaktır. Bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa
çıkmasına neden olur. Düşünün karşınızda patronunuz var. Ya da işi daha
ilerletelim, en üst kademedeki kişi olsun, Cumhurbaşkanı. En yetkili
kişi sözcüğü kimi insanları endişelendirmez. “Ne var yani? O da insan
ben de insanım” derler. Bu cümle bir sosyal fobik tarafından
söylenebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu
gösteren bir kanıt sayabiliriz. Çünkü bir sosyal fobik için tarif
ettiğimiz durum dehşet vericidir. Otorite
sembolü kişilere göre değişir. Küçük bir çocuk için otorite “baba”,
“anne” veya “diğer aile büyükleri”dir. Sonrasında buna “öğretmen” ve
“okul müdürü” eklenir.
Ergenlik ve gençlikte otorite
konumundaki kişiler devamlı olarak değişir. Eğer kişi bir spor
takımında oynuyorsa “koç”, bir iş yerinde çalışıyorsa “genel müdür”,
askerliğini yapıyorsa “komutan” gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Önemli
olan otoriteyi temsil edenin kişilerin insana ne hissettirdiği, ne
yaşattığıdır. Eğer otorite olarak gördüğümüz kişiyi tanımıyorsak daha
çok tedirgin oluruz. Otoritenin bazı özellikleri biliyorsak biraz daha
rahatlarız. Tabii ki burada kişinin olumsuz özellikleri kadar olumlu
özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. Genelde yaşanan
bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceğini bilememektir.
Ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceğini bilmek bazen
imkansızdır. Bu
noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin sebep olduğu bir
anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum.
Askeri
hastanede görevliydim. Yaşadığım ilk teftiş idi. Klinikteki herkes
sıraya dizildi. Paşa teker teker hepimizi selamlıyordu. Yanıma geldi,
karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden Paşa’nın elini sıktım ve
“Merhabalar!” deme gafletinde bulundum. Sonradan öğrendim ki askeri
hiyerarşide öyle davranılmazmış. Benim gibi davranan bir sivil psikolog
arkadaşım daha vardı. Paşa kinik şefimize döndü ve “Bunlar işe yarıyor
mu?” diye sordu. Utandım, bozuldum, gerildim. Ancak klinik şefimiz “Çok
fazla, efendim” diye bizi öven sözler söyledi. Fakat şefimizin bu güzel
tutumu bile sonradan yaşayacağım teftişlerin gerginliğini asla
azaltmadı. Her teftiş anında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp
kurtulsam diye bakıyordum.
arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte
bulunmaktır. Bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa
çıkmasına neden olur. Düşünün karşınızda patronunuz var. Ya da işi daha
ilerletelim, en üst kademedeki kişi olsun, Cumhurbaşkanı. En yetkili
kişi sözcüğü kimi insanları endişelendirmez. “Ne var yani? O da insan
ben de insanım” derler. Bu cümle bir sosyal fobik tarafından
söylenebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu
gösteren bir kanıt sayabiliriz. Çünkü bir sosyal fobik için tarif
ettiğimiz durum dehşet vericidir. Otorite
sembolü kişilere göre değişir. Küçük bir çocuk için otorite “baba”,
“anne” veya “diğer aile büyükleri”dir. Sonrasında buna “öğretmen” ve
“okul müdürü” eklenir.
Ergenlik ve gençlikte otorite
konumundaki kişiler devamlı olarak değişir. Eğer kişi bir spor
takımında oynuyorsa “koç”, bir iş yerinde çalışıyorsa “genel müdür”,
askerliğini yapıyorsa “komutan” gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Önemli
olan otoriteyi temsil edenin kişilerin insana ne hissettirdiği, ne
yaşattığıdır. Eğer otorite olarak gördüğümüz kişiyi tanımıyorsak daha
çok tedirgin oluruz. Otoritenin bazı özellikleri biliyorsak biraz daha
rahatlarız. Tabii ki burada kişinin olumsuz özellikleri kadar olumlu
özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. Genelde yaşanan
bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceğini bilememektir.
Ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceğini bilmek bazen
imkansızdır. Bu
noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin sebep olduğu bir
anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum.
Askeri
hastanede görevliydim. Yaşadığım ilk teftiş idi. Klinikteki herkes
sıraya dizildi. Paşa teker teker hepimizi selamlıyordu. Yanıma geldi,
karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden Paşa’nın elini sıktım ve
“Merhabalar!” deme gafletinde bulundum. Sonradan öğrendim ki askeri
hiyerarşide öyle davranılmazmış. Benim gibi davranan bir sivil psikolog
arkadaşım daha vardı. Paşa kinik şefimize döndü ve “Bunlar işe yarıyor
mu?” diye sordu. Utandım, bozuldum, gerildim. Ancak klinik şefimiz “Çok
fazla, efendim” diye bizi öven sözler söyledi. Fakat şefimizin bu güzel
tutumu bile sonradan yaşayacağım teftişlerin gerginliğini asla
azaltmadı. Her teftiş anında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp
kurtulsam diye bakıyordum.
