İçindeki Devi Uyandır Kitabından Alıntılar

123918xheac5dzk4.gif


ON GÜNLÜK ZİHİNSEL ÇABA

"Alışkanlık hizmetkârların en iyisi, efendilerin en kötüsüdür."
NATHANIEL EMMONS

SÜREKLİLİK

Hepimizin peşinde koştuğu şey bu değil mi? Biz sonuçları arada sırada yaratmak istemiyoruz ki! Kendimizi bir an için neşeli hissetmek de istemiyoruz. En iyi halimize, raslantı sonucu gelmek de istemiyoruz. Gerçek bir şampiyonun en önemli belirtisi sürekliliktir yerleşmiş alışkanlıklardaki sürekliliktir.

Herhalde şimdiye kadar, bu kitabı sırf size birkaç üstünlük kazandırmak amacıyla yazmış değilim. Size birkaç hikâyeyle ilham vermek, arasıra işinize yaratabilecek, size küçük bir "kişisel gelişme" yaratabilecek ilginç bilgileri sizinle paylaşmak için de yazmış değilim. Gerek bu kitap, gerekse benim bütün hayatım, hayatlarımızda ölçülebilir bir kalite artışı sağlamaya adanmıştır.

Bu ancak yeni bir masif eylem paterniyle yaratılabilir. Herhangi bir yeni strateji ya da becerinin bir birey için gerçek değeri, kullanılma şıklığıyla doğru orantılıdır. Pek çok kere tekrarladığım gibi, ne yapılması gerektiğini bilmek yetmez, o bildiğinizi yapmanız gerekir. Bu bölüm size mükemmel alışkanlıklar yerleştirme konusunda yardımcı olacaktır. Bunlar, kendiniz ve başkalarınız üzerindeki etkinizi en yüksek düzeye çıkarmanıza yardımcı olacak odaklanma paternleridir. Ama hayatımızı bir sonraki düzeye çıkarabilmek için, bizi şimdi bulunduğumuz yere getiren düşünce paterninin, istediğimiz yere götürmeye yetmeyeceğini anlamamız gerekir.

Benim gerek bireylerde, gerekse kuruluşlarda gördüğüm en büyük zorluk, değişimlere karşı direnmeleridir, oysa değişim onların en büyük müttefikidir. Bu hareketlerini mazur göstermek için de, şimdiki davranışlarının onları bu başarı düzeyine getirdiğini söylerler. Bu kesinlikle doğrudur. Ama şimdi artık yeni düzeyde kişisel ve profesyonel başarılara ulaşabilmek için yeni düzeyde düşünme gerekmektedir.

Bunu yapabilmek için önce korkularımızın tüm engellerini aşmak ve zihinsel odağımızın kontrolünü elimize almak gerekir. Eski paternlerimiz, zihnimizin sorunlara esir olmasına izin verişimiz, derhal ve ebediyen kırılmalıdır. Onların yerine ömür boyunca sürecek yeni bir şeye adanmamız gerekmektedir, o da çözümlere odaklanmak ve süreçten zevk almaktır. Bu kitap boyunca siz hayatınızı daha zengin, daha dolu, daha neşeli ve daha heyecanlı kılmak için pek çok güçlü araçlar ve stratejiler öğrendiniz. Ama eğer bu kitabı okur da, uygulamazsanız, bu tıpkı çok güçlü bir bilgisayar alıp hiç kutusundan çıkarmamaya, bir Ferrari alıp bahçeye park ermeye, onu toza ve çürümeye terketmeye benzer.

O halde izninizle size eski düşünce, duygu ve davranış paternlerinizi kırabilmeniz için basit bir plan sunalım. Bu, yeni güçlendirici alternatiflere şartlanmanızı ve onları kesinlikle sürekli hale getirmenizi kolaylaştırsın.

Yıllar önce ben de bir hırslanma ve öfke paternine takılıp kalmıştım. Ne yana dönsem karşıma sorunlar çıkıyor gibiydi. O sıralarda, olumlu düşünmek, benim çözümler listemde pek baş sıraları alamıyordu. Ne de olsa, akıllı bir insandım ben. Akıllı insanlar kötü olayları kendilerine iyiymiş gibi göstermeye kalkışmazlardı! Çevremde bu bakış açımı destekleyen bir yığın kişi vardı (ve onların da her biri, hayatlarında benim kadar mutsuzdular).

Aslında o dönemde ben inanılmayacak kadar olumsuz bir tutum içindeydim ve her şeyi olduğundan da kötü görüyordum. Karamsarlığımı bir kalkan olarak kullanıyordum.

Bu esasında, kendimi beklentilerimin gerçekleşmemesi açısından korumak için zayıf bir çabaydı. Bir kere daha hayal kırıklığına uğramamak için ne olsa yapmaya hazırdım. Ama bu paterni benimseyince beni acıdan koruyan engel aynı zamanda zevkten de uzak tutuyordu. Çözümlere onun yüzünden ulaşamıyordum. O engel beni bir duygusal ölümün mezarına hapsetmişti. Öyle bir yerde hiç kimse fazla bir acı da, fazla bir zevk de bekleyemezdi. Orada insan, sınırlı eylemlerini haklı göstermek için habire, "ben gerçekçi davranıyorum" der dururdu.

Oysa hayat aslında bir denge. Eğer bahçemizde kök salmakta olan yabanî otları görmeyi reddedecek kimseler haline gelmemize izin verirsek, kafamızın içinde yarattığımız hayaller bizi sonunda mahveder. Ama bir o kadar yıkıcı olan bir şey daha vardır, o da, korkudan sürekli olarak yabanî ot bürümüş bir bahçeyi düşünüp duran insanlara olanlardır. Liderin yolu, bir denge yoludur. Otları görür, onlara yüzünde bir gülümseme ifadesiyle bakar, bu otların bahçesine yaptığı ziyaretin sonunun yaklaştığını bilir, çünkü onları görmüştür artık. Derhal eyleme geçip onları yok edecektir.

Yabanî otlar konusunda olumsuz duygular beslemek zorunda değiliz. Onlar da hayatın bir parçasıdır. Onları görmemiz, varlıklarını kabul etmemiz, çözümlere odaklanmamız ve hayatlarımızdaki etkilerini yok etmek için ne gerekiyorsa hemen yapmamız gerekmektedir. Onları yok farzetmek, hiçbir şeyi iyiye götürmez. Varlıkları karşısında ateş püskürüp küplere binmek, korkudan pısırıklaşmak da daha iyiye götürmek. Onların habire bizim bahçemize girmeye çalışması, hayatın gerçeklerinden biridir. Yapılacak şey, onları söküp atmaktır. Ve bunu, bir oyun ruhu içinde, sevinçle yapmaktır. Yoksa ömrünüzün geri kalanını hep sıkkın geçirirsiniz, çünkü emin olun, yeni yeni otlar hep gelecek, boy gösterecektir. Eğer her sorun çıktıkça dünyaya bir tepki halinde yaşamak istemiyorsanız, onların da hayatın önemli bir parçası olduğunu hatırlamanız gerekir. Onlar sizi zinde tutar, güçlü tutar, dikkatli tutar. Bahçenizi sağlıklı ve zengin durumda korumak için neler yapılması gerektiğini hep görebilmenizi sağlar.

Aynı yaklaşımı zihinlerimiz için de uygulamalıyız. Olumsuz bir patern oluşmaya başlayınca, onun farkına varmalıyız. Bunun için dövünmek gerekli değildir. Üzerinde fazla durmak bile gerekmez. Ama paterni fark eder etmez onu kırmak, yerine yeni tohumlar, zihinsel, duygusal, fiziksel, ruhsal ve profesyonel başarı tohumlan dikmemiz gerekir. Peki, o paternleri görür görmez nasıl kırarız? Bölüm 6'da öğrendiğiniz NAC adımlarını hatırlamanız yeter.

1) Ne yapmak istediğinize karar vermek zorundasınız. Eğer gerçekten bir ihtiras, sevinç, hayatınız üzerinde bir kontrol duygusu hissetmek istiyorsanız, ki bunu istiyor olmanız gerekir, aksi halde bu kitabı alıp okumazdınız, o zaman ne istediğinizi biliyorsunuz demektir.

2) Bir kaldıraç bulmak zorundasınız. Eğer bu kitabı baştan sona okuyup, yine de birtakım yeni paternler oluşturmazsanız, ne büyük zaman ziyanı olur, değil mi? Oysa tersine, bu öğrendiklerinizi gerçek anlamda kullanarak zihninizin, vücudunuzun, duygularınızın, parasal durumunuzun ve ilişkilerinizin kontrolünü hemen elinize alırsanız, o zaman nasıl hissedersiniz?Acıdan kaçıp büyük zevklere ulaşma isteğinizin, hayatınızda gerekli değişiklikleri yapmasına, sizi bir sonraki düzeye çıkarmasına izin verin.B unu başarabilmek için de yapacağınız...

3) Sınırlayıcı paterni kırmaktır. Bunu yapmanın en iyi yolu bir "Zihinsel Perhiz" uygulamak olur. Yani belli bir zaman süresi koyup tüm düşüncelerinizi bilinçli bir kontrolden geçirmek. Zihinsel Perhiz, olumsuz ve yıkıcı düşünce ve duygu patentlerini ortadan kaldırma fırsatıdır. Bunlar hayattan gelen, duygusal olarak gerici, zihinsel olarak disiplinsiz şeylerdir. Ben kendime böyle bir zihinsel temizliği yaklaşık sekiz yıl kadar önce uyguladım sonunda çok derin ve değerine paha biçilmez bir süreç olduğunu gördüm.

Bu fikri, Emmet Fox'un yazdığı bir küçük broşürde görmüştüm. Bu broşürde Fox, yedi gün boyunca hiçbir olumsuz düşünceye yer vermemenin öneminden söz ediyordu. Fikir ilk bakışta öyle Pollyanna'msı, öyle gülünç ve basit geliyordu ki, bunun bir zaman ziyanı olacağını sandım. Ama sonra Fox zihinsel sistemi temizleyecek perhizin kurallarını anlatmaya başladığında, bu işin sandığımdan daha zor olabileceğini anlamaya başladım. Bu zorluk ilgimi çekti, sonuçlar da beni şaşkına çevirdi. Bay Fox'un 1935 yılında yarattığı bu sistemi genişletmek, iyileştirmek, bu kitapta baştan beri öğrendiğiniz değişim araçlarını yaratmak için bundan da yararlanmanızı sağlamak istedim. Hem de bugünden başlayarak. Önceki bölümlerde öğrendiğiniz yeni disiplinleri gerçek anlamda uygulayabilme fırsatı şimdi karşınızda. Size önerdiğim tek zorluk da şu:

Şu andan başlayarak önümüzdeki on gün boyunca tüm zihinsel ve duygusal işlevlerinizin tam kontrolünü ele almaya, birbirini izleyen on gün boyunca hiçbir güçsüzleştirici düşünce ya da duyguya yer vermemeye şimdi karar verin. Kolaymış gibi geliyor, değil mi? Eminim gerçekten de kolay olabilir. Ama bu işe başlayanlar genellikle beyinlerinin verimsiz korkulu, kaygılı ve yıkıcı düşüncelere ne kadar sık yer verdiğini görüp şaşarlar.

Neden sürekli olarak hayatımızda gereksiz stresler yaratacak zihinsel ve duygusal paternlere kapılıyoruz? Cevabı basit: Bunun yararı olacağını sanıyoruz! Pek çok kimse sürekli bir kaygı durumunda yaşar. Bunu sağlayabilmek için de sürekli olarak, mümkün olan en kötü senaryoya odaklanır. Neden yaparlar bunu? Çünkü bu sayede harekete geçeceklerine, eyleme geçeceklerine inanırlar. Ama aslında kaygılar insanı son derece verimsiz ve güçsüzleştirici bir duygusal duruma sokar. Bizi eyleme geçirecek gücü vermez, tam tersine, horlanma ve korkular altında ezilmemize yol açar.

Yine de bu kitaptaki en basit araçları kullanarak kaygılı durumunuzu bir anda değiştirebilir, bunu çözüme odaklanarak yapabilirsiniz. Kendinize daha iyi bir soru sorarsınız. Örneğin: "Bu durumu daha iyiye götürmek için şu anda ne yapmam gerek?" dersiniz. Ya da durumunuzu değiştirme için, duygularınızı kendinize tarif etmekte kullandığınız ke-
limeleri değiştirirsiniz, "kaygılar içindeyim" demek yerine, "biraz merak ediyorum" dersiniz.

Esasta, eğer benim On Günlük Zihinsel Çaba yöntemimi kullanmayı kabul ederseniz, ne olursa olsun kendinizi olumlu bir zihinsel durumda tutma işine adamışsımzdır demektir.

Kendinizi verimsiz duygusal durumlarda bulduğunuz zaman hemen fizyolojinizi değiştirecek, ya da daha verimli bir duruma odaklanacaksınız demektir. Hem de o andaki istekleriniz ne olursa olsun. Örneğin bu on gün içinde eğer biri, sizin yıkıcı ya da nefret dolu olduğuna inandığınız bir hareketi size yönelik olarak yaparsa ve siz de kızmaya başlarsanız, durum ne olursa olsun hemen ruhsal durumunuzu değiştirmeniz gerekir.

Ayrıca unutmayın ki durumunuzu değiştirmek için elinizde birçok stratejiler var. Kendinize daha güçlendirici sorular sorabilir, "Ben bundan ne öğrenebilirim?" ya da "Bu durumun harika yanı neresi, henüz kusursuz olmayan yanı neresi?" diyebilirsiniz. Bu sorular sizi verimli durumlara yöneltir, orada çözümleri bulursunuz, sürekli olarak bir öfke ve hırslanma çemberini kovalayıp durmaktan kurtulursunuz. Gerçekten adanmışsanız, durumunuzu başka ne yollarla değiştirebilirsiniz?

Unutmayın ki amacımız hayatın sorunlarını görmezden gelmek değil, kendimizi hem çözüm bulacak hem de o çözümü uygulayacak daha iyi zihinsel ve duygusal durumlara sokmaktır. Kontrol edemedikleri şeylere odaklanan insanlar sürekli olarak güçsüzleşirler.

Ben Fox'un Zihinsel Perhiz'ine girmeyi ilk düşündüğümde, olumlu durumda kalırsam incineceğimden, acı çekeceğimden korkmuştum. Ne de olsa, geçmişte olumlu davrandığımda beklediklerim gerçekleşmemişti. Kendimi çok kötü hissediyordum. Ama sonunda odağımı değiştirmekle hayatım üzerinde sağladığım kontrolün, sorundan kaçıp derhal çözüme odaklanmaktan geldiğini gördüm. İç cevapları arıyordum, verimli duruma girer girmez onları hemen buldum. Tanıdığım her büyük ve başarılı insan, duygusal "fırtınalar" sırasında zihnini açık seçik net ve duru durumda tutmayı bilir. Nasıl başarırlar bunu? Çoğunun bir temel kuralı vardır: Hayatta hiçbir zaman vaktinizin yüzde 10'dan fazlasını bir soruna harcamayın, en az yüzde 90'ını o sorunun çözümüne harcayın. Daha da önemlisi, küçük şeyleri dert edinmeyin unutmayın ki onlar küçük şeylerdir!

Eğer On Günlük Zihinsel Çaba'yı uygulayacaksanız -ki uygulayacağınızı sezer gibiyim- o zaman şöyle düşünün. Nasılsa bu kitabın burasına kadar gelmişsiniz. O halde şu on gün boyunca zamanın yüzde 100'ünü birden yalnız çözümlere ayıracağınıza, sorunlara hiç vakit ayırmayacağınıza karar verin!

"Ama acaba bu sorunları daha beter etmeyecek mi? Sorunlarıma kaygılanmazsam, o sorunlar kontrolden çıkmaz mı?" Doğrusunu isterseniz hiç sanmam. On gün boyunca sırf çözümlere odaklanmak, hayatınızda nelerin harika olduğuna, nelerin sonuç verdiğine, ne kadar şanslı olduğunuza odaklanmak, sorunlarınızı hiç de daha beter edecek değildir. Ama o yeni paternler sizi öyle güçlendirebilir ki, bir zamanlar sorun saydığınız şey, siz yeni bir kimlik edinip güçlü ve neşeli biri olduğunuz anda kendiliğinden yok olabilir.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif

On Günlük Zihinsel Çaba'nın dört tane basit, ama önemli kuralı vardır. Eğer niyetiniz bunu uygulamaksa, lütfen şunları unutmayın:

ON GÜNLÜK ZİHİNSEL ÇABA - OYUNUN KURALLARI​

Kural 1:
Bunu izleyen on gün boyunca, verimsiz düşünce ve duygulara yer vermeyi reddedin. Güçsüzleştirici sorulara canlılığınızı azaltıcı kelimelere ve metaforlara da hiç yer vermeyin.

Kural 2: Kendinizi olumsuza odaklanmış durumda yakalarsanız -ki olacaktır- derhal öğrendiğiniz teknikleri kullanarak odağınızı daha iyi bir duygusal duruma çevireceksiniz. Özellikle de Sorun-Çözücü Soruları ilk hücumunuzda kullanın; örneğin: "Bunun harika yanı nedir? Nesi henüz kusursuz değil?" Unutmayın, "Nesi henüz kusursuz değil?" şeklinde bir soru sorarken ilerde her şeyin mükemmel olacağını varsayıyorsunuz demektir. Bu sizin durumunuzu değiştirecektir. Böyle bir soru, sorunu görmezden gelmiyor, ama neyin değişmesi gerektiğini aradığınız süre boyunca sizi olumlu bir durumda tutuyor.

Buna ek olarak, on gün boyunca her sabah kendinizi başarıya dönük olarak kurun, Sabah Güçlendirme Soruları'nı sorun. Bunları yatağınızdan kalkmadan önce ya da duştayken yapabilirsiniz, ama sabah ilk iş olarak yapmayı unutmayın. O zaman kendinizi güçlendirici zihinsel ve duygusal paternlere daha sabahtan odaklamış olursunuz. Akşamları, Akşam Güçlendirme Soruları'nı kullanın ya da sizi uyumadan önce çok iyi duruma getireceğine inandığınız başka sorular kullanın.

Kural 3: Birbirini izleyen on gün boyunca, tüm odağınızın çözümlere dönük olduğundan, sorunlara dönük olmadığından emin olun. Mümkün olabilecek bir zorluk gördüğünüz anda hemen çözümünün ne olabileceğine odaklanın.

Kural 4: Geriye doğru kayarsanız, yani kendinizi verimsiz düşünce ve duygulara yönelmiş durumda yakalarsanız, dövünmeye gerek yok. Hemen değişirseniz, bunun pek bir sakıncası yoktur. Ama eğer o olumsuz, verimsiz, güçsüzleştirici düşünce ve duygulara ölçülebilecek bir zaman dilimi boyunca takılıp kalmayı sürdürüyorsanız ertesi sabahı bekleyip on güne yeni baştan başlamanız gerekir. Bu programın amacı, peşpeşe on günü hiçbir olumsuz düşünce ya da duyguya yer ayırmadan tutturmaktır. Bu yeniden başlama süreci, kaçıncı güne gelmiş olursanız olun, mutlaka uygulanmalıdır.

Sorun Çözücü Sorular, Sabah Güçlendirme Sorulan ve Akşam Güçlendirme Sorulan Bölüm 8'de bulunabilir.

Şimdi belki şöyle soracaksınız: "Olumsuz düşüncede ne kadar süre takılırsam sürdürme sayılacak?" Bence bir tüm dakika boyunca sürekli odaklandığınız düşünce ya da duygu, sürdürmedir. Bir dakika, kendimizi yakalayıp durumu değiştirmek için yeterli süredir. Tüm amacımız, ejderhayı küçükken yakalamaktır. Bir şeyin olumsuz olduğunu herhalde yirmi ya da kırk saniye içinde rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Sizin yerinizde olsam, durumu farkedip değiştirmek için kendime iki dakika süre tanırdım. İki dakikaya kadar herhalde olumsuz durumunuzu fark eder, paterni kırarsınız. Eğer beş dakika ya da daha çoğuna izin verirseniz, Zihinsel Çaba'nın görevini yapamayacağını görürsünüz. Tek öğrendiğiniz, duygularınızı daha hızlı deşarj etmek olur. Oysa amaç, daha olumsuz duruma girmeden işi tersine çevirmektir.

Ben bu egzersizi ilk denediğimde, üç gün boyunca uyguladıktan sonra bir şeye kızdım, beş dakika olumsuz duygular içinde kaldıktan sonra durumu ancak fark ettim. Ama ikinci deneyişimde, altıncı güne geldiğimde karşıma yine zorluklar çıktı. Ne var ki o zamana kadar artık adanmıştım. En baştan başlamaya niyetim yoktu! Hemen kendimi çözüme odakladım. Tahmin edebileceğiniz gibi bunun yararı, zihinsel perhizimi sürdürmek değil, kendimi yepyeni ömür boyu sürecek bir paterne şartlandırmaktır. Çevremde olumsuz zorluklar olduğu zaman bile hep olumlu durumda kalma enerjimin çoğunu çözümlere odaklama paternine.

Bugüne kadar, ne zaman "sorunlar" sözünü duysam, belki farkına varmışsınızdır, onlara zorluklar derim. Üstesinden gelinecek zorluklardır onlar. Üstlerinde uzun süre oyalanmam. Derhal odağımı, o zorluğu bir fırsat haline çevirmenin yollarına döndürürüm.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif


"Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur."
JOHN DRYDEN

Belki bu Zihinsel Çaba programını uygularken vücudunuzu da temizlemeye karar verebilirsiniz. Sınırsız Güç kitabımda, on günlük bir fiziksel çaba programı vermiştim. On günlük Sağlıklı Yaşam ve Canlılık Çabası'nı, on günlük Zihinsel Çaba ile birleştirmek, hayatınızı on gün içinde yeni bir düzeye çıkarmanızı sağlayacak güçlü sonuçlar yaratabilir.

Bu Zihinsel Çaba'ya adanmak ve onu uygulamakla kendinize sınırlayıcı alışkanlıklardan uzak bir süre tanımış, güçlenme kaslarınızı çalıştırmaya başlamış olacaksınız. Beyninize yeni mesajlar yollayacak yeni sonuçlara komuta edeceksiniz. Güçlendirici duygular isteyecek, zenginleştirici düşüncelere, ilham verici sorulara yöneleceksiniz.

Açık seçik bir uzaklaşma fikriyle (yeniden başlamanın acısı) beyninize güçlendirici paternleri arama yolunda güçlü sinyaller yolluyor olacaksınız. Aklınızda bulunmasına izin vereceğiniz daha yüksek standarttaki düşünceleri bilince, körü körüne kullandığınız ya da kabullendiğiniz saçmalıkları tanıyabileceksiniz. Sonuç olarak, eski halinize geri dönmeyi çok zor bulacaksınız. Bu yaklaşımın bu yalınlığı ve çıplaklığı, paternleri gelecekte de hatırlamanızı sağlayacak, eski halinize dönmenizi büsbütün imkânsız kılacak.

Bir uyarı notu: On gün dayanabileceğiniz zaman gelinceye kadar bu sürece hiç başlamayın. Bir adanmışlık duygusuyla başlamazsanız, on günü zaten sürdüremezsiniz. Bu iş öyle ödleklere göre bir şey değildir. Gerçekten sinir sistemlerini yeni ve güçlendirici duygusal paternlere şartlamak, hayatlarını bir üst düzeye çıkarmak isteyenlere göredir.

Bunu yapmak isteyip istemediğinize karar verdiniz mi? Bir taahhüde girmeden önce çok dikkatli düşünün, çünkü bir kere girdiniz mi sözünüzde durmanız disiplinli bir çabadan gelen sevincin tadına varmanız gerekir. Cevabınız evetse, şu on gün boyunca, şimdiye kadar teorik öğrendiğiniz şeyler gündelik hayatınızın bir parçası haline getireceksiniz. On günlük programınız NAC teknolojisini uygulayıp kendinizi başarıya şartlamanıza yardımcı olacaktır. Yeni sorular soracak bunu yaparken Değişim Sözlükçesini kullanacak, daha güçlendirici küresel metaforlara yönelecek odağınızı ve fizyolojinizi bir anda değiştireceksiniz.

Kabul etmek zorundayız, hepimizin hayatta küçük kaprisleri, tutkuları, şımarıklıkları vardır. Kilonuz fazlaysa, belki sizin tutkunuz çikolatalı pastalar, bol peynirli pizzalardır. Perhize girdiğinizde kendinize, "Yeter artık. Çizgiyi buraya çiziyorum" deyin. Kendinizi daha yüksek bir standarda bağlayın o bir tek küçük, disiplinli hareketten gelen özsaygının tadını çıkarın. Ama hepimizin zihinsel tutkuları ve kaprisleri de vardır. Bazılarımız kendine pek acır. Bazılarımız da kendi çıkarlarını ikide bir sabote edişlerine pek kızar. Kimimiz odaklanmamız gereken şeylere dikkat ermeyiz. Benim size sunduğum zorluk, on gün boyuna kendinize yıkıcı zihinsel tutku izni vermemektir.

Bunları kendinize yasaklamanın engeli nedir? Üç şeydir aslında. Biri tembelliktir. Birçok insan ne yapması gerektiğini bilir, ama bunu yapacak enerjiyi hiçbir zaman toplayamaz. Birçoğu hayatlarının daha iyi olması gerektiğini, daha iyi olabileceğini bildiği halde, televizyonun karşısında oturup fasafiso yiyecekler yer, zihnini ve vücudunu, yeni bir büyümeyi sağlayacak yakıttan yoksun bırakır.

İkinci engel de korkudur. Genellikle şimdiki zamanın güvencesi, gelecekte daha fazlasını yaratmanın serüveninden daha rahattır. Pek çok insan hayatlarının sonuna kadar, neler olabileceklerini merak ederek yaşarlar. Başınıza bunun gelmesine izin vermeyin.

Üçüncü engel de alışkanlıktır. Hepimizin kendi eski duygusal paternleri vardır. Bunlar alışkanlığın öldürücü gücünü taşır. Beynimiz otomatik pilota bağlanmış bir uçak gibi, hep aynı cevapları verip durur. Bir engelle karşılaştığımızda, çözümü görmek yerine sorunu görürüz. Bir terslik olduğunda durumdan nasıl ders alacağımıza karar vereceğimiz yerde, kendimize acımaya başlarız. Bir hatâ yaptığımızda, bundan ders alıp ileriye doğru yeni bir adım atacağımız yerde, bunu neleri yapamayacağımızın bir işareti olarak görürüz. Bu egzersiz, üç engeli de aşıp kalıcı değişiklikler yaratmaya ve bu değişikliklerin zaman içinde katlanarak çoğalmasını sağlamaya yöneliktir. İşte bu, CANÜ'ye gerçek anlamda adanma fırsatınızdır.

On günlük Çaba kolay iş değildir. Eğer siz bir alışkanlık sonucu hep kendinize acıyorsanız, bundan vazgeçmek hiç kolay olmaz. Eğer parasal baskılara odaklanmış durumdaysanız, korku içinde hareket etmek durumu daha iyiye götürecek değildir. Hayatınızda ters giden her şey için eşinizi suçluyorsanız en kolayı bunu yapmayı sürdürmektir. Özgüven eksikliğinizi, hep kızgın olmakla telâfi ediyorsanız, suçluluk duygusuna gömülüp kalıyorsanız, sorunlarınız için görünüşünüzü, parasal durumunuzu ya da büyütülüş tarzınızı suçluyorsanız, değişmek hiç kolay olmaz. Ama hayatınızı daha iyiye götürmek için daha şimdiden elinizde öyle çok araç var ki! İşte size onları kullanmaya başlamanız için meydan okuyorum.

İnanın bana, bu küçük egzersizin içerdiği güç inanılacak gibi değildir. Birincisi, sizi geri tutan, alışkanlık haline gelmiş zihinsel patentlerinizi size hemen gösterecektir. İkincisi, beyninizin o paternler yerine güçlendirici alternatifler aramasına yol açacaktır. Üçüncüsü, size inanılmaz bir güven duygusu verecek, hayatınızı tersine çevirebileceğinize inandıracaktır. Dördüncüsü, en önemlisi de budur, size yeni alışkanlıklar, yeni standartlar ve yeni beklentiler getirecek bunlar tahmin edemeyeceğiniz kadar büyüyüp gelişmenizi sağlayacaktır.

Başarı bir süreçtir. Bir dizi küçük disiplinlerin bizi alışkanlık haline gelen bir başarı patentine götürmesidir. Bu patern bir kere yerleşince, artık sürekli olur, özel bir çaba gerektirmez. Tıpkı giderek hızını artıran bir yük treni gibi, bu egzersiz için her şeyi doğru yapmaya bir kere başlayınca daha önce sizi geri tutmuş olan patentleri kırar yerine sizi ileriye fırlatan paternleri yerleştirmiş olursunuz.

Bu konuda bir harika haber daha vardır, o da, aç kalarak yaptığınız perhizden sonra yeniden yemek yemeye başlamanızdan çok farklı oluşudur. Bu seferkinde, eski olumsuz alışkanlığınıza geri dönmeyeceksiniz. Yani sonunda bu iş on günlük bir egzersiz olmakla kalmaz. Aslında bu egzersiz size, ömrünüzün sonuna kadar hep olumlu odaklara yönelme tiryakiliği yapsın diye sunulmaktadır. Ama eğer on gün boyunca zehirli zihinsel paternlerinizi kırdıktan sonra yine onlara geri dönmek isterseniz, seçim sizindir. Zihinsel açıdan capcanlı bir hayatı tattıktan sonra geri dönmek size bir tiksinti duygusu verecektir. Ama eğer geriye doğru kaydığınızı hissederseniz, yeniden yüksek yola geçebilmekte kullanacağınız araçlar elinizdedir.

Ama unutmayın, bu on günlük çabayı başarıya ulaştırabilecek tek kişi sizsiniz. Bunu sürdürmeyi ancak siz sağlarsınız. Belki sebat etmenizi sağlamak için ek kaldıraçlar bulmak isteyebilirsiniz. Kendinize ek özendiriciler bulmanın bir yolu da, neye karar verdiğinizi çevrenizdekilere duyurmak ya da on günlük zihinsel çabayı sizinle birlikte uygulamak isteyecek birini bulmaktır. Tecrübelerinizi her gün yazabilir, teype kaydedebilir, türlü zorlukları nasıl aştığınızı kalıcı kılabilirsiniz. Daha sonra bu kayıtlara geri dönmeyi çok değerli bulacağınıza bahse girerim.

Son olarak, bir değişiklik yaratmanın en önemli araçlarından biri, yalnız eski paterni kesmekle kalmayıp onun yerine yeni bir şey bulmaktır. Yapmaya karar verdiğiniz şey belki de benim ömrüm boyunca hep yaptığım bir şeydir, yani okur olmaktır.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif


LİDERLER OKUR

Yıllar önce, öğretmenlerimden Jim Rohn bana, iyi ve değerli bir şey okumanın, besleyici, öğretici şeyler okumanın, yemek yemekten bile daha önemli olduğunu öğretmişti. Günde en az otuz dakika boyunca bir şeyler okuma fikrini kafama takan o olmuştu. "Yemeğini yemesen olur, ama okumanı asla atlama," demişti. Ben bunu hayatımın en değerli farklılıklarından biri olarak görüyorum. Bu yüzden, sisteminizi eski şeylerden kurtarıp temizlerken, yeni şeyler okumayı sürdürerek onu güçlendirmeyi de devreye sokabilirsiniz. On gün boyunca kullanabileceğiniz, size derin içgörüler ve stratejiler kazandıracak nice yazılar vardır.

Eğer bu kitaptan herhangi bir şey öğrenmişseniz, o da kararların önemi olmak zorundadır. Birlikte yapacağımız yolculuğun çok önemli bir noktasındasınız. Birçok temel stratejiler öğrendiniz. Şimdi onları güçlü ve olumlu biçimde kullanıp hayatınızı değiştirebilirsiniz. Şu anda size sormak istediğim soru şu: O araçları kullanmaya karar verdiniz mi? Bu kitabın size sunduğu şeylerden en iyi biçimde yararlanmayı kendinize borçlu değil misiniz? îşte attığınız adımı izlemenin en önemli yollarından biri bu. Şu anda bunu yapmaya, bir zamanlar ancak hayallerinizde görebildiğiniz hayatı gerçekte yaşamaya karar verip adanın.

Anlamanızı istediğim şey, bu bölümün benim size meydan okuduğum bölüm olduğu. Bu hem bir fırsat, hem de bir davetiye. Kendinizden beklediklerinizin herkesin sizden beklediklerinden daha fazla olmasına davetiye. Bu adanmışlığın meyvelerini toplamanıza davetiye. Öğrendiklerinizi uygulamaya koymanın zamanı geldi. Ama aynı zamanda, hayatınızda basit olmasına karşın çok güçlü değişiklikler yaratmak isteyip istemediğinize karar vermenin de zamanı geldi. İstediğiniz şeyin bu olduğunu biliyorum. Eğer yapabileceğinize dair kanıt istiyorsanız, okumuş olduğunuz bu bölümün o kanıtları sağlayabileceğine içtenlikle inanıyorum tabii eğer tüm gücünüzle uygularsanız.

Bu noktada, artık kitabın ikinci kesimine geçmeye hazırsınız. Kararlar vererek hayatınızı biçimlendirmenin temel araçlarını öğrenmiş bulunuyorsunuz. Ama şimdi de, hayatınız boyunca verdiğiniz her kararı kontrol eden Master Sistem'i incelememiz gerekiyor. Kendi kişisel felsefenizin temellerini anlayabilmek için bilmeniz gereken şey...

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif


BOLUM İKİ: MASTER SİSTEM'İ KONTROL ALTINA ALMAK

NİHAİ ETKİ: MASTER SİSTEMİNİZ

"Çok basit, sevgili Watson..."
SIR ARTHUR COMAN DOYLE'DAN

Özür dileyerek yaptığım işle ilgili en sevdiğim şeylerden biri, insan davranışının esrarını çözme fırsatı bulmak ve o sayede çözümler sunup insanların hayat kalitesinde gerçek anlamda farklar yaratmak. Görünen yüzeyin altına doğru sondajlar yapıp, bir insanın davranışının altındaki "niçin'leri keşfetmek, o kişinin çekirdek inançlarını, sorularını, metaforlarım, referanslarını ve değerlerini anlamak, içimde büyük bir hayranlık uyandırıyor. Benim iddiam derhal ve ölçülebilir sonuçlar üretmek olduğu için, değişikliği kolaylaştıracak kilit kaldıraç noktalarını çabucak bulmayı işim gereği öğrendim. Her gün Sherlock Holmes rolü oynama fırsatı buluyorum, incecik ayrıntılara inip, her insanın benzersiz tecrübesini, tıpkı bulmaca parçalarını birleştirir gibi ortaya çıkarıyorum. Herhalde benim pek özel bir hafiye olduğumu söyleyebilirsiniz! İnsan davranışında her şeyi açık eden ip uçları vardır. Dumanı tüten bir tabanca gibi ortaya vurur her şeyi.

Bazen ipuçları biraz daha gizlidir. Onları ortaya çıkarabilmek için daha derin araştırmalar yapmak gerekir. Ama her ne kadar insan davranışları çok çeşitli ise de, benim bu işi başarmamı kolaylaştıran şey, eninde sonunda kilit unsurlardan oluşan bazı belli paternlere gelip dayanması. Eğer siz de o düzenleyici ilkeleri anlarsanız o zaman insanları hem olumlu değişikliğe doğru itebilecek gücü bulursunuz, hem de neyi neden yaptıklarını anlayabilirsiniz.

Tüm insan davranışlarını yöneten Master Sistem'i anlamak da tıpkı kimya, fizik gibi bir bilimdir, önceden kestirilebilecek aksiyon ve reaksiyon paternleri tarafından yönetilmektedir. Kendi Master Sistem'inizi düşünün. Hayatınızda olup biten her şeyi nasıl değerlendirdiğinizi saptayan beş komponent vardır. Sisteminizin tümü bir Zamansal Tablo gibidir, üzerinde insan davranışlarının unsurları ayrıntılı biçimde bulunur. Nasıl fiziksel maddelerin hepsi birtakım temel ünitelere ayrılabilirse, insan davranışı süreci de öyle ayrıştırılabilir... Tabii bunu da ancak, neyi arayacağını bilen bir kimse yapabilir. Her birimizi farklı kılan şey, bu unsurların bileşimi ve yapısıdır, yani unsurları nasıl kullandığımızdır. Bazı bileşimler uçucu gazlar gibidir, patlama sonuçları doğururlar. Diğer bazı bileşimler nötralize eder, bazıları katalize eder, bazıları da paralize eder.

Her gün bize bir sürü şey olduğu için, çoğumuz kendi kişisel felsefemizin varlığını fark edemeyiz bile. Hele bu olayların bizim açımızdan ne anlama geldiğini çıkarabilmek için değerlendirmeler yapış biçimimizi bu felsefenin nasıl yönlendirdiği hiç aklımıza gelmez. Elindeki kitabın bu ikinci bölümü, Master Sistem Değerlendirme'mzm kontrolünü elinize almaya yardımcı olmak içindir. Kontrole alacağınız o güç, hayatınızın her ânında kendinizi nasıl hissettiğinizi ve neler yaptığınızı denetlemektedir.

Başkalarının Master Sistem'ini anlamak, size o insanın esas ruhunu bir anda tanıtır. O kişi ister eşiniz olsun, ister çocuğunuz, ister patronunuz ya da iş ortağınız, ya da isterse, her gün karşılaştığınız başka kimseler. Şimdi bu anlattığım, ömrünüzde size verilecek en büyük armağanlardan biri değil mi? Sizin için en önemli olan insanları ve bu arada kendinizi, nelerin güttüğünü bilmek müthiş bir şey değil mi? Bir kimseyle aranızdaki tüm sorunların ötesine geçebilmek, o kişinin neden böyle davrandığını anlamak, ondan sonra da, o kişiyi yargılamaya kalkmaksızın, bir anda onun gerçek kişiliğiyle bağlantı kurabilmek ne harika bir şey, değil mi?

Çocuklarla olduğumuz zaman, huysuz davranmaya başladıklarında, aslında uykularının geldiğini, yoksa keyiflerinin kaçık olmadığını pekâlâ biliriz. Evlilikte de gündelik streslerin altında yatanı görüp birbirinize destek sunarak, sizi ilk bir araya getiren o duyguyu besleyip büyütmek son derece önemlidir. Eğer eşiniz işinin baskısını üzerinde hissediyorsa, evde o hırsını boşaltmaya çalışıyorsa, bu hiç de evliliğinizin sona erdiği anlamına gelmez. Ama daha dikkatli olmak gerektiğini, sevdiğiniz bu kişiyi desteklemeye odaklanmanız gerektiğini gösterir. Ne de olsa, insan borsayı yalnızca endekslerin yirmi puan kaybettiği bir tek güne bakarak değerlendiremez. Aynı şekilde, bir kişinin karakterini de bir tek olaya dayanarak değerlendirmek yanlıştır. İnsanlar, davranışlarına eşit değildirler.

İnsanları anlamanın anahtarı, onların Master Sistem'ini anlayıp kendilerine özgü sistematik akıl yürütme biçimlerini çözümlemektir. Hayattaki her durumda, olup bitenlerin bizim için ne anlama geldiğini ve bizim bu konuda ne yapmamız gerektiğini saptamak için hepimizin uyguladığı bir sistem ya da süreç vardır. Sizin de, benim de hatırlamamız gereken şey, çeşitli olayların farklı insanlar için önemli olduğudur, herkesin olup biteni, kendi perspektifine ve şartlanmasına göre farklı değerlendireceğidir.

Şimdi kendinizi tenis oynarken kötü bir servis atmış gibi düşünün. Sizin açınızdan, işi yüzünüze gözünüze bulaştırmaktır bu. Rakibinizin açısından, harika bir vuruştur, çünkü işine gelmiştir. Hakemin açısından o servis iyi de, kötü de değildir, ya "içeri" ya da "dışarı" düşmüştür, o kadar. Peki, kötü bir vuruş yaptıktan sonra genellikle ne olur? İnsanlar genellemeler yapmaya başlarlar ve bunu da çoğu zaman güçsüzleştirici bir biçimde yaparlar. "Ne kötü bir servis" sözü değişir, "Bugün ben canımı kurtarmak için bile olsa iyi bir servis atamayacağım" haline gelir. Tabii bundan sonraki birkaç servis de büyük olasılıkla yine kötü olacaktır. O zaman genelleme treni hızını artırır, şöyle bir süreç izler: "Zaten hiçbir zaman servislerim aman aman değildir." "Ben zaten tenisi iyi oynayamıyorum." "Hiçbir şey doğru dürüst öğrenemem ben zaten." "Felâket bir insanım." Burada böyle ayrıntılı anlatınca pek garip görünüyor ama, aslında hayatımızın pek çok alanında olan bu değil mi? Eğer değerlendirme sürecimizin kontrolünü ele alamazsak, iş çığrından çıkıyor, bizi de kaptığı gibi kendini küçümseme ve azarlama girdabına sürüklüyor.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif


ÜSTÜN DEĞERLENDİRMELER ÜSTÜN HAYATLARI YARATIR

Kültürümüzün en başarılı insanlarıyla modellemeler yaparken hepsinde gördüğüm bir ortak payda varsa, bu insanların üstün değerlendirmeler yaptıklarıydı. Şimdi herhangi bir alanın ustası saydığınız birini düşünün. İster iş hayatında, ister politikada, ister hukukta, sanatta, ilişkilerde, fiziksel sağlıkta ya da maneviyatta olsun. Bu insanları kişisel doruk noktalarına ulaştıran nedir? Savcı Gerr Spense'in son on beş yıldan beri hemen hemen girdiği her davayı kazanması nedendir? Bili Cosby nasıl oluyor da her sahneye çıkışınca seyircilerinin hayranlığını uyandırabiliyor? Andrew Lloyd Webber'in müziğini bu kadar mükemmel kılan şey ne?

Hepsi aynı noktaya gelip düğümleniyor. Bu insanlar, kendi uzmanlık alanlarında üstün değerlendirmeler yapabiliyorlar. Spence, insan duygularını ve kararlarını neyin etkilediği konusunda yüksek bir anlayış geliştirmiş. Cosby yıllar boyunca kilit referansları, inançları, kuralları incelemiş, çevresindeki her şeyi kullanarak insanları nasıl güldürebileceğini bulmuş. Webber'in ezgi ustalığı, orkestrasyonu, aranjman yeteneği ve diğer özellikleri ruhumuzun en derin noktalarına dokunabilen müzikler yazmasını sağlamış.

Dünyanın en çok maaş alan yöneticilerinden biri, Sir John Templeton'dur. Uluslararası yatırım dalında çalışır ve elli yıldan beri sicili rakipsizdir. 1954'de Templeton Growth Fonu kurulduğu zaman oraya yatırılmış bir para eğer bugüne kadar dursaydı, şimdi değeri 2.2 milyon dolar olurdu! Bugün portföyünüze onun şahsen bakmasını sağlamak için en az 10 milyon, dolar nakit para yatırmanız gerekiyor. En çok yatıran müşterisi, bir milyar dolarını ona emanet etmiş. Templeton'u gelmiş geçmiş en büyük yatmm'«danışmam yapan şey nedir? Bu soruyu kendisine sorduğumda, bir an bile kararsızlık göstermedi. "Bir yatırımın gerçek yararını değerlendirebilme yeteneğim" dedi. Her türlü trendler ve kısa dönemli piyasa dalgalanmaları sırasında bile bunu yapabilmeyi başarmış.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif


SERVET ETKİLİ DEĞERLENDİRMELERİN SONUCUDUR

Son bir yıl içinde birlikte çalıştığım ve modellediğim diğer büyük yatırım danışmanları arasında Peter Lynch, Robert Precher ve VVarren Buffet de var. Buffet finansal değerlendirmelerinde kendisine yardımcı olsun diye güçlü bir metafor kullanıyor. Bunu arkadaşı ve hamisi Ben Graham'dan öğrenmiş: "(Piyasa dalgalanmalarıyla ilgili bir metafor olarak, onlara bakarken hayalinizde) onları kendi ortağınız olan Bay Piyasa adlı, iyi huylu biri tarafından gönderilen şeyler farz edin... Bay Piyasa'nın sunduğu fiyatlar asla (istikrarlı) değildir. Neden? Çünkü zavallının tedavisi imkânsız duygusal sorunları vardır. Bazen kendini pek mutlu hisseder, iş hayatına yalnızca en iyi etkenlerin girebildiğini görürsünüz. Ruhsal durumu kötü olduğu zaman da çok yüksek bir alış-satış fiyatı patlatır, çünkü kendi çıkarlarına göz diktiğinizi sanır, kazancını elinden alacağınızdan korkar. Bazen de iyice depresyondadır, iş hayatının ve bütün dünyanın geleceğini kapkara görmeye başlar. Böyle zamanlarda çok düşük fiyat verir, çünkü sizin faizleri onun üstüne yükleyeceğinizden korkar.

Ama tıpkı baloya giden Kül Kedisi gibi, bir tek işarete çok dikkat etmelisiniz, aksi halde her şey balkabağına dönüşür. Bay Piyasa'nın işi size hizmet etmektir, size rehberlik etmek değildir. Sizin işinize yarayacak olan, onun bilgeliği değil, cüzdanıdır. Günün birinde saçma sapan bir ruhsal durum içinde karşınıza çıkarsa, ister onu görmezden gelirsiniz, ister ondan yararlanırsınız, ama eğer onun etkisi altına girerseniz işiniz bitti demektir. Gerçekten de eğer kendi işinizi Bay Piyasa'dan daha iyi anlayıp değerlendiremiy orsanız, sizin zaten bu oyunda yeriniz yoktur." Besbelli Buffet'in yatırım kararları, borsa düştükçe kaygılanıp yükseldikçe coşanlardan çok farklı. Değerlendirmesi farklı olduğu için de, aldığı sonuçlar farklı bir kalitede oluyor.

Eğer bir insan, hayatın belli bir alanında bizden daha başarılı oluyorsa, nedeni olayları değerlendiriş biçiminin farklı oluşu, bu konuda ne yapması gerektiğine ilişkin kararının da farklı oluşudur. Unutmamalıyız ki değerlendirmelerimizin etkisi, aslında finans dünyasından çok daha yeni alanlara yayılmaktadır. Her akşam yemekte ne yiyeceğinizi değerlendiriş biçiminiz, hayatınızın uzunluğunu da, kalitesini de saptayacak şeydir. Çocuklarınızı nasıl büyüteceğiniz konusundaki kötü değerlendirmeler insana ömür boyu sürecek acılar getirebilir. Bir başkasının değerlendirme sürecini anlayamamak bazen çok güzel ve sevgi dolu bir ilişkiyi mahvedebilir.

O halde amaç, hayatınızdaki her şeyi, sizi sürekli olarak istediğiniz sonuçlan elde etmeye götürecek biçimde değerlendirmektir. Bu işin zorluğu, gözümüze karmaşıkmış gibi görünen süreçlerin kontrolünü hiçbir zaman ele almak alışkanlığında olmayışımızdır. Ama ben bunu da kolaylaştıracak usuller geliştirdim. Artık dümene geçip, kendi değerlendirme süreçlerimizi, bu yolla da kaderlerimizi yönetebiliriz. Aşağıda değerlendirmenin beş unsurunun kısa bir özetini bulacaksınız. Bunlardan bazılarını zaten biliyorsunuz, geri kalanlarını da bundan sonraki bölümlerde ele alıp inceleyeceğiz. Aşağıya baktığınızda, çifte hedeflere dönük bir ok göreceksiniz. Bu şema, değerlendirme Master Sistem'imizin nasıl çalıştığını gösteriyor. Şimdi beş unsuru birer birer ele alalım ve herbirini sırası geldiğinde bu şemaya ekleyelim.

123918xheac5dzk4.gif
 
123918xheac5dzk4.gif

1) Tüm değerlendirmelerinizi etkileyen birinci unsur o değerlendirmeyi yaparken içinde bulunduğunuz zihinsel ve duygusal durum'dur. Hayatınızda bazen öyle zamanlar olur ki, birisi bir söz söylemeyegörsün, hemen ağlamaya başlarsınız. Oysa o kişi aynı sözü başka bir zamanda söylese, gülersiniz. Nedir bunun farkı? Yalnızca sizin içinde bulunduğunuz durumdur. Korku dolu, duyarlı bir durumdaysanız, gece pencerenizin dışından gelen ayak sesleri açılan bir kapının gıcırtısı bambaşka duygular verir, neşeli ve heyecanlı, olumlu beklentiler içindeyseniz, daha başka duygular verir. Yorganın altına büzülüp titreyecek inisiniz, yoksa fırladığınız gibi iki kolunuzu açıp kapıya mı koşacaksınız, bunu saptayan, sizin o seslere verdiğiniz anlamdır. O halde demek ki üstün değerlendirmeler yapmanın başlıca anahtarlarından biri, olayların ne anlama geldiği ve bizim ne yapacağımız konusundaki kararları verirken kendimizi çok akıllı ve verimli bir zihin ve duygu durumunda bulundurmak, ölüm kalım eşiğinde gibi hissetmemektir.

2) Master Sistem'in ikinci yapı taşı da sorduğumuz sorular'dır. Sorular, değerlendirmemizin ilk biçimini yaratır.

Unutmayın, hayatınızda olan her şeye cevap olarak beyniniz değerlendirmeyi bir soru sorarak yapar: "Ne oluyor? Bu olan ne anlama geliyor? Acı mı demek, zevk mi demek?" Birisine birlikte gezmeye çıkmayı teklif etmenize yol açan nedir? Değerlendirmeleriniz, bu insana yaklaşırken sorduğunuz sorulardan çok etkilenir. Eğer kendinize, "Bu kişiyi tanımak ne hoş olur, değil mi?" diye sorarsanız, o kişiye yaklaşmaya motive olursunuz. Ama eğer siz kendinize, "Ya beni reddederse? Ya yaklaştığım için gücenirse? Ya ben incinirsem?" gibi sorular sormayı alışkanlık edinmişseniz, o zaman tabii ki bu soruların sizi yönelteceği değerlendirmelerin sonucunda, gerçekten ilgi duyduğunuz biriyle bağ kurma fırsatını tepeceksiniz demektir.

Sofrada tabağınıza hangi yemeği alacağınızı saptayan şey de yine kendinize sorduğunuz sorulardır. Yemeğe baktığınızda sürekli olarak kendinize, "Çarçabuk yiyip hemen hemen doyabileceğim ne var?" diye soruyorsanız, seçeceğiniz yemek, ağır işlemden geçmiş rahat yemekler, yani sözün kısası, junk food diye bilinen fasafiso yiyecekler olacaktır. Yok eğer kendinize, "Şimdi beni besleyecek ne yiyebilirim?" diye sorarsanız, herhalde meyvelerden, meyve sularından, sebzelerden ve salatalardan bir seçme yaparsınız. İkide bir çikolata atıştırmakla taze sıkılmış portakal suyu içmek arasındaki fark, fiziksel vücudunuzun kalitesini saptayacaktır ve aslında yaptığınız değerlendirmenin sonucudur. Sormayı alışkanlık edindiğiniz sorular bu süreçte çok büyük rol oynar.

3) Değerlendirmelerinizi etkileyen üçüncü unsur da değerlerinizin hiyerarşisidir. Hepimiz ömrümüz boyunca, bazı duygulara diğerlerinden daha çok değer vermeyi öğrenmişizdir. Hepimiz kendimizi iyi hissetmek isteriz, yani zevk duygusu isteriz, kötü duygulardan, acılardan kaçmak isteriz. Ama hayat tecrübemiz her birimize benzeri olmayan bir kutlama sistemi öğretmiştir, neyin acı, neyin zevk olduğunu ona göre ayırırız. İşte bu, değerlerimizin rehber sisteminde bulunur. Örneğin bir insan zevki, kendini güvende hissetmeye bağlarken, bir başkası acıyı aynı şeye bağlar, çünkü ailesinin güvence tutkusu ona hiç özgürlük hakkı tanımamış olabilir.

Bazı insanlar bir yandan başarıya ulaşmaya çalışırken, bir yandan da ne pahasına olursa olsun reddedilmekten kaçınmaya çalışırlar. Bu iki değerin birbiriyle nasıl çatıştığını, insanı nasıl hırslanmaya ve hareketsizliğe iteceğini görebiliyor musunuz?

Seçtiğiniz değerler, hayatınızda vereceğiniz her kararı biçimlendirecektir. Bir sonraki bölümde öğreneceğiniz iki tip değer vardır. Biri zevk duygusu durumlarıdır, ki hep onlara doğru hareket etmek isteriz. Bunlar sevgi, neşe, merhamet ve heyecan gibi duygulardır. Bir de, acı duygusu durumları vardır, hep bunlardan uzağa doğru hareket etmek isteriz. Bunlar da küçük düşme, hırslanma, depresyon ve öfkedir. Bu iki hedefin yarattığı dinamik, hayatınızın yönünü saptayacaktır.

4) Master Sistem'inizi oluşturan dördüncü unsur da inançlar'dır. Küresel inançlarımız bize nasıl hissedeceğimiz ve kendimizden, hayatımızdan, insanlardan neler bekleyeceğimiz konusunda bir emin olma duygusu verir. Kurallarımız, değerlerimizin yerine geldiğini hissetmemiz için neler olması gerektiği konusundaki inançlarımızdır. Örneğin bazı insanlar, "Eğer beni seviyorsan hiç bana bağırmazsın" diye bir inanca sahip olabilirler. Böyle bir kuralı olan insan, karşısındakinin sesini yükselttiğini duyduğu anda, bu ilişkide sevgi olmadığına inanacaktır. Bu belki doğru olmayabilir ama o kural o kişinin yaptığı değerlendirmeyi yönlendirecek, dolayısıyla kişinin, neyin doğru olduğu konusundaki algılarını biçimlendirecektir. Buna benzer daha başka sınırlayıcı kurallar da şunlar olabilir: "Eğer başarıhysan, demek milyonlarca dolar kazanıyorsun." Ya da, "İyi bir anne ya da babaysan, çocuklarınla asla anlaşmazlığa düşmezsin."

Küresel inançlarımız hem beklentilerimizi saptar, hem de ilk başta neyi değerlendirmeye istekli olduğumuzu kontrol eder. Bvı inançların gücü bir araya gelince, kendimize ne zaman bir zevk tecrübesi, ne zaman bir acı tecrübesi tanıyacağımızı saptar, ayrıca yaptığımız her değerlendirmenin çekirdek unsuru haline gelir.

5) Master Sistem'inizin beşinci unsuru da, beyninizdeki o koskocaman dosya dolabında bulacağınız referans tecrübeleri dediğimiz çorbadır. Bunun içine, hayatınızda karşılaştığınız her şeyi atmışsınızdır. Hattâ hayalinizde canlandırdığınız her şeyi de atmışsınızdır. Bu referanslar, kararlarımızı yönlendiren inançları inşa etmekte kullandığımız ham maddelerdir. Bir şeyin bizim açımızdan ne anlama geldiğine karar vermek için, onu bir başka şeyle kıyaslamak, karşılaştırmak zorundayız. Örneğin, acaba bu durum iyi mi, yoksa kötü mü?

Bu bölümün başında anlattığım tenis karşılaşmasını düşünün. İyi mi kötü mü, ama neye göre? Arkadaşlarınızın yaptıklarına ya da sahip olduklarına göre mi iyi? Duymuş olduğunuz en kötü duruma göre mi kötü? Her kararı verirken kullanabileceğiniz sınırsız sayıda referansınız vardır. Hangi referansları seçtiğiniz, bir tecrübenin sizin için ne anlam ifade edeceğini, o konuda kendinizi nasıl hissedeceğinizi ve bir dereceye kadar da ne yapacağınızı saptayacaktır.

İnanç ve değerlerimizi referansların biçimlendirdiği, su götürmez bir gerçektir. Örneğin çocukluğunuzda hep sömürüldüğünüz duygusu hissetmiş olmakla, kayıtsız şartsız seviliyor olduğunuzu hissetmiş olmak arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Bu sizin inanç ve değerlerinizi nasıl etkiler, hayata, insanlara, fırsatlara bakışınızı nasıl etkiler?

Diyelim ki on altı yaşındayken gök dalışları yapmayı öğrenmişsiniz. O zaman belki de, yeni bir beceriye, kavrama, fikre her yönelişlerinde reddedilen bir insana göre, sizin serüven anlayışınız bambaşka olur. Usta dediğimiz insanlar genellikle herhangi bir durumda neyin başarıya, neyin hırslanmaya yol açacağı konusunda sizden daha çok sayıda referanslara sahip olan insanlardır. Herhalde John Templeton'ın kırk yıllık yatırım hayatının sonunda, neyin iyi yatırım olduğu konusunda sahip olduğu referanslar, ömründe ilk defa yatırım yapan birinin sahip olduklarından çok daha fazladır.

Ek referanslar bize ustalık potansiyeli kazandırır. Ama ne kadar tecrübeli ya da tecrübesiz olursak olalım, referanslarımızı düzenleyip inanç ya da kural haline getirmenin sınırsız yolları vardır, bunlardan güçlendirici ya da güçsüzleştirici inanç ve kurallar oluşturmak mümkündür. Her gün sizin de benim de birkaç yeni referans daha edinme fırsatımız olur. Bunlar inançlarımızı daha güçlendirir, değerlerimizi rafine eder, ortaya yeni sorular getirir, bizi gitmek istediğimiz yöne doğru harekete geçebileceğimiz durumlara sokar ve kaderimizi gerçek anlamda daha iyiye doğru biçimlendirir.

123918xheac5dzk4.gif
 
92030649uq4.gif


"İnsanlar tecrübeleri kadar bilge değildir, tecrübe kapasiteleri kadar bilgedir."
GEORGE BERNARD SHAW

Birkaç yıl önce, Dwayne Chapman adlı birinin inanılmaz başarı öyküsünü ilk defa duymaya başlamıştım. Chapman yıllardan beri yasanın pençesine düşmemeyi başarmış suçluları bir bir izleyip yakalıyordu. "Köpek" takma adıyla bilinen bu adam, ülkenin en başta gelen ödül avcısı olmuştu.

Ben bu duruma hayranlık duyduğum için onunla tanışmak, onu bu kadar etkin kılan şeyin ne olduğunu öğrenmek istedim. Köpek, aslında son derece ruhsal derinliğe sahip bir insan. Amacı suçluları yakalamakla kalmıyor, aynı zamanda o suçlunun hayatında değişiklikler yapmasına yardımcı oluyor. Nereden gelmiş bu istek ona? Kendi acılarından gelmiş.

Köpek, gençliğinde, arkadaş seçme konusunda bazı zayıf ve kötü değerlendirmeler yapmış. İlle de bir grubun üyesi olma hevesi içinde, bir motosikletli çeteye katılmış, şeytanın hempaları arasına girmiş. Günün birinde bir uyuşturucu alışverişi ters gitmiş, çeteden biri ateş açmış, oradaki birini, ölüme yol açacak şekilde, ağır yaralamış. Panik başlamış, tüm çete üyeleri çil yavrusu gibi kaçışmışlar. Cinayeti işleyen gerçi Köpek değilmiş, ama o eyalette yasalar, tetiği çekenle cinayete yataklık eden arasında pek de fark gütmüyormuş. Köpek, kendini cezaevinde bulmuş, mahkûmlarla birlikte çalıştırılmış.

Hapiste yatmak ona o kadar acı vermiş ki, hayat felsefesini yeni baştan bir değerlendirmeye tabî tutmuş. Acıyı yaratanın, kendi çekirdek inançları, değerleri ve kuralları olduğunu anlamaya başlamış. Kendine yeni sorular sormaya başlamış, cezaevi tecrübelerini (referanslar) de eski felsefesine dayanarak yaptığı seçimlerin bir sonucu olarak görür olmuş. Bu onu öyle bir noktaya getirmiş ki, hayatını artık kökten değiştirmesi gerektiğine karar vermiş.

Tahliye edildikten sonraki yıllarda Köpek birkaç çok renkli kariyere girip çıkmış, sonunda da özel hafiyelik işinde karar kılmış. Çocuğuna nafaka ödemediği için (cezaevindeyken olsun, tahliyeden sonraki parasal dengesizlik döneminde olsun, ödemeleri gerçekten yapamamıştı) yargıç karşısına çıkarıldığında, yargıç ona sahip olmadığı bir parayı ödemesini emretmek yerine, bir para kazanma olanağı sunmuş. Denver yöresinde birçok kadına saldırmış olan bir ırz düşmanını yakalamasını önermiş. Köpeğin cezaevinde edindiği referanslar sayesinde, bu suçlunun saklandığı yeri öğrenebileceği kanısındaymış. Polisler bir yıldır uğraştıkları halde adamı bulamıyorlarmış, ama Köpek onu üç gün içinde bulup getirivermiş!

Yargıç bundan çok etkilenmiş. Bu olay çok parlak bir kariyerin başlangıcı olmuş. Köpek bugüne kadar 3000'den fazla tutuklama sağlamış, ülkedeki en iyi ajan değilse bile, en iyilerinden biri olmuş. Yıllık ortalaması 360 tutuklama, yani demek ki günde bir tutuklama. Nedir bu başarısının anahtarı? En kritik etkenlerden biri elbette yaptığı değerlendirmelerdir.

Köpek, avının akrabalarıyla ve sevdiği insanlarla konuşuyor ve türlü yollarla onlardan ihtiyaç duyduğu enformasyonu alabiliyor. İzlemekte olduğu kişinin inançlarını, değerlerini ve alışkanlık haline getirdiği kurallarını öğreniyor. Onların hayattaki referanslarını anlayınca, onlar gibi davranması mümkün oluyor, onların ne yapacağını inanılmaz bir doğrulukla biliyor. Yani bu insanların Master Sistem'ini anlıyor, aldığı sonuçlar da ortada.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


İKİ TÜR DEĞİŞİKLİK

Eğer siz ya da ben, hayatımızdaki herhangi bir şeyi değiştirmek istiyorsak, bu mutlaka iki şeyden biridir: ya nasıl hissettiğimiz ya da nasıl davrandığımızdır. Belli bir bağlamdaki duygularımızı nasıl değiştireceğimizi elbette öğrenebiliriz. Örneğin aktör olarak reddedileceğinizden korku duyuyorsanız, kendinizi şartlayıp o korkuyu duymamanız için size yardım edebilirim. Ya da ikinci tür değişikliği gerçekleştirebiliriz. Yani küresel değişikliği. Buna ilişkin bir metafor şöyle olabilir.

Eğer bilgisayarımızın verileri işleyiş biçimini değiştirmek istiyorsam, kullandığınız yazılımı değiştiririm, siz yine aynı tuşlara bassanız bile, ekranda gösterilen bilgiler değişik biçimde formatlanmış olur. Ya da eğer yalnız bu tür dosyaları değil de, çeşitli ortamları değişirmek niyetindeysem, o zaman bilgisayarın işleyiş biçimini değiştiririm. MASTER Sistem'i değiştirmekle, çok çeşitli durumlardaki karşılıklı ilişkilerinizi değiştirmek mümkündür.

O halde yalnız kendinizi reddedilme karşısında farklı hissetmeye şartlamak yerine, yeni bir küresel inanç benimseyebilirsiniz. Bu inanç, "Bütün duygularımın kaynağı benim. Nasıl hissettiğimi benden başka hiç kimse ve hiçbir şey değiştiremez. Eğer ben herhangi bir şeye bir türde tepki gösterdiğimi fark edersem, o tepkimi bir anda değiştirebilirim" şeklinde olabilir. Eğer bu inancı gerçekten benimserseniz yani yalnız zihinsel olarak değil, duygusal olarak benimser, onu kesinlikle hissederseniz, yalnız reddedilme korkunuzu değil, öfke ve hırslanma ya da yetersizlik duygularınızı da nasıl yok edeceğini görebiliyor musunuz? Birdenbire kendi kaderinizin kontrolü elinize geçmiş olur. Ya da değer yargılarınızı değiştiririz katkıda bulunmayı en yüksek değer haline getiririz. O zaman biri sizi reddettiğinde, önemi kalmaz. Siz yine de o kişilere bir katkıda bulunmak istersiniz, sürekli katkıda bulunurken de, artık insanların sizi reddetmediğini görürsünüz. Aynı zamanda içinize bir sevinç duygusunun dolduğunu görürsünüz. Daha önce hayatınızın hiçbir alanında tatmadığınız bir duygudur bu. Ya da belki sigara içmeye karşı şartlanmış duygularınızı değiştirmek için sağlığı ve canlılığı değerler listenizin en başına yükseltiriz. Sağlık konusu hayatınızın en yüksek önceliği haline geldiği anda, sigara içme davranışı ortadan kalkar, daha da önemlisi, onun yerine, yeni değerlerinizi destekleyecek başka davranışlar gelir, örneğin farklı şeyler yemek, farklı soluk alıp vermek, vb. gibi.

Bu kitabın ikinci bölümünün odağı, bu küresel değişiklikleri nasıl yaratacağımızdır. Böylelikle, Master Sistem'in beş unsurundan birinde bir tek değişiklik yapmak, hayatınızın pek çok alanında nasıl düşündüğünüzü, neler hissettiğinizi ve neler yaptığınızı aynı anda etkileyecektir.

Eğer Master Sistem'inizdeki bir tek unsuru değiştirirseniz, artık bir daha hiç düşünmeyeceğiniz birtakım değerler, artık sormayacağınız birtakım sorular, bilgisayarın dikkate bile almayacağı bir takım inançlar saf dışı kalır. Küresel değişiklik yaratma yolundaki bu süreç, kader biçimlendirme işinde büyük bir güç olabilir.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


"Nedeni kaldırın, etki de yok olur."
MIGUEL DE CERVANTES

Anlatmaktan çok hoşlandığım bir hikâye vardır. Adamın biri nehrin kıyısında durmuş, bakarken, birdenbire akıntıya kapılmış birini görür. Adam kayaların arasında çırpınıyor, imdat diye bağırıyordur. Hemen suya atlar, boğulan adamı kurtarır, yapay solunum uygular, yaralarına bakar ve doktor çağırır. Daha soluk soluğayken, nehirden yine çığlıklar duyar, yine atlar, bir kurtarış daha yapar. Bu sefer iki genç kadını kurtarmıştır. Daha düşünmeye fırsat bulamadan, bu sefer dört kişinin imdat diye bağırdığını duyar.

Çok geçmeden adam yorgunluktan bitkin duruma gelir. Kurban ardından kurban kurtarmıştır, ama çığlıklar hâlâ sürmektedir. Oysa biraz düşünüp nehrin yukarısına doğru yürüse, bütün bu insanları suya atanın kim olduğunu görecektir! Çabalarını sorunun etkisine değil de nedenine yöneltse, bu kadar çırpınmak zorunda da kalmayacaktır. Tıpkı bunun gibi, Master Sistem'i anlamak da size, etkilerle uğraşıp yorulmak yerine, nedeni ortadan kaldırma olanağı getirecektir.

Benim ilk tasarımladığım programlardan biri, üç günlük Kaderle Randevu semineri olmuştur. Her zamanki gibi 2000 katılımcı almaktansa, bu seminere yalnızca 200 kişi alırım. Kaderle Randevu'da hep birlikte çalışarak, her katılımcının Master Sistem yapısını çok iyi anlamasını sağlarız. Bu anlayış insanları değiştirir. Birdenbire, duygularım neden hissettiklerini, yaptıklarını neden yaptıklarını anlayıverirler. Aynı zamanda hayatlarındaki her şeyi bir anda nasıl değiştirebileceklerini öğrenirler. Daha da önemlisi, hayatlarının amacına ulaşmak için Master Sistemlerinin nasıl olması gerekiyorsa, onu öyle tasarımlamalarını sağlarız. Kendilerini nasıl düzenlemelidirler ki, çabasız biçimde kendi isteklerine doğru kaysınlar, çelişkili değerler, inançlar ya da kurallar onları farklı yönlere doğru çekip durmasın?

O programda sorduğumuz en önemli sorulardan bazıları şunlardır: "Beni kontrol eden değerler nelerdir?" "Değerlerimin yerine geldiğini nasıl anlarım? Kurallarım nelerdir?" Kaderle Randevu seminerine gelenler arasında ABD senatörleri, Temsilciler Meclisi üyeleri, Fortune 500'de adı olan büyük şirket genel müdürleri, sinema yıldızları geldiği gibi, hayatın çeşitli mesleklerinden pek çok insan da katılmıştır. Aslında hepimizin karşısında bazı ortak zorluklar vardır. Üzücü olaylar karşısında hırslanma, başarısızlık, çevremizden gelen ve ne kadar başarılı olursak olalım kontrol edemediğimiz bazı olaylar karşısında nasıl davrandığımız bunlar arasındadır.

Hissettiğimiz duygular ve giriştiğimiz eylemler, her şeyi nasıl değerlendirdiğimize dayalıdır. Ama bununla birlikte, çoğumuz kendimiz için bu değerlendirme sistemini bilinçli kurmuş değilizdir. Yalnızca üç gün süren bu programda insanların yaşadığı derin değişiklikler inanılacak gibi değildir.

Katılımcılar, hayatları konusundaki düşünce ve duygularını hemen hemen bir anda değiştirmektedirler, çünkü beyinlerinde bulunan ve hayat tecrübelerini kontrol eden bölümün kontrolünü kendi ellerine almışlardır. Beyin kendine neyin en önemli olduğu konusunda yeni öncelikler koyarken, ortaya çıkan değişiklikler de duygusal, hattâ fiziksel olabilmektedir. Bu kitap her ne kadar Kaderle Randevu seminerinin yerini tutamazsa da, o programda kullandığımız bazı temel araçları size de derhal kullanabilmeniz için sunmak istiyorum. Bundan sonraki bölümleri okurken, siz de hayatınızda aynı tür değişiklikleri şu andan başlayarak gerçekleştirebilirsiniz.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


ÖĞRENDİKLERİNİZİ SINAYIN

Master Sistem'inizin nasıl çalıştığı konusundaki düşüncelerinizi uyarmak için, izninizle size birkaç tahrik edici soru sorayım. Bu sorular baraj duvarındaki sel kapaklarını açsın, karar verirken sisteminizin çeşitli bölümlerinin nasıl çalıştığını teşhis etme olanağını bulun.

OKUMAYA DEVAM ETMEDEN ÖNCE ŞU DÖRT SORUYU CEVAPLANDIRIN:

1. En değerli anınız hangisidir?
2. Dünyadaki açlığı şu anda, bir masum insanı öldürerek yok edebilecek olsaydınız, yapar mıydınız? Neden yapardınız ya da neden yapmazdınız?
3. Bir kırmızı Porche'ye çarpıp çamurluğunu çizmiş olsaydınız, ortalıkta da kimse olmasaydı, bir not bırakır mıydınız? Neden bırakırdınız ya da neden bırakmazdınız?
4. Bir çanak dolusu canlı hamamböceğini yeme karşılığında 10.000 dolar kazanacak olsanız, yer miydiniz? Neden yerdiniz ya da neden yemezdiniz?

Şimdi şu sorulara nasıl cevap verdiğinizi gözden geçirelim. Master Sistemi'nizin çizimine bakın: İlk soruyu cevaplarken, beş değerlendirme alanından hangisini kullandınız? Değerlendirme işine başlarken herhalde kendinize bir soru sormuş olmalısınız. Belki benim size sorduğum soruyu aynen tekrarlamışsınızdır. Ama verdiğiniz cevap, kendi referanslarınızdan gelmiştir, öyle değil mi? Hayatınız boyunca yaşadığınız onca tecrübe arasından sonunda bir tanesini en değerli anınız olarak seçmişsinizdir. Ya da belki bir taneyi seçmek olanaksız olmuştur, çünkü inançlarınızdan biri, "Hayattaki tecrübelerin hepsi değerlidir" biçimindedir, ya da, "Birini seçmek, başka bir hayat tecrübesini küçümsemektir" şeklindedir. Bu inançlar, soruyu cevaplamanızı engellemiştir. Görüyorsunuz ki Master Sistem'imiz yalnız neyi değerlendirdiğimizi ve nasıl değerlendirdiğimizi değil, neleri değerlendirmeye istekli olduğumuzu bile saptamaktadır.

Şimdi de ikinci soruya bakalım. Bu soru çok daha yoğun bir sorudur. İnsanlara bunu sorduğumda aldığım cevaplar da yoğun düzeydedir. Bazıları, "Kesinlikle," derler. Dayandıkları mantık çok kişinin hayatının, tek kişinin hayatından daha değerli olduğudur. Bu insanlara göre bir tek kişi acı çekmeye razı olur, bu sayede dünyadaki tüm acılar biterse, varılan amaç, seçilen yolu haklı kılmaktadır. Diğer bazıları ise bu düşünce karşısında çileden çıkarlar. Onlara göre her insan değerlidir. Bu tutum da bir dizi inanca dayalı, öyle değil mi? Yine bazıları, hayatta her şeyin olması gerektiği gibi olduğu yolunda bir küresel inanca sahiptir, açlıktan ölmekte olan bunca insanın, gelecek doğuşlarına yararı olacak paha biçilmez dersler öğrendiğine inanmaktadırlar. Bazıları da, "Evet yapardım, ama öldürdüğüm kişi kendim olurdum," demektedir. İnsanların aynı soruya, değerlendirmede kullandıkları beş unsura dayanarak bu kadar farklı cevaplar vermesi son derece ilginçtir.

Ya üçüncü soru! Bazıları buna cevap olarak, "Kesinlikle bırakırdım" demektedir. Neden? Çünkü bu kişilerin en çok değer verdiği şey dürüstlüktür. Diğer bazıları, yine "Kesinlikle" derler, ama dayandıkları neden, suçluluk duygusundan kaçmayı her şeyden çok istiyor olmalarıdır. Not bırakmamak, kendilerini suçlu hissetmelerine yol açacaktır, bu da onlara büyük acı vermektedir. Yine bazıları, "Ben not falan bırakmam" demekte, nedeni sorulduğunda, "Benim başıma da kaç kere geldi, hiç kimse not bırakmadı" diye cevap vermektedirler. Yani demek istedikleri, "Başkaları sana ne yapıyorsa sen de onlara onu yap" inancını geliştirmek için kişisel referanslara sahip olduklarıdır.

Ve geldik dördüncü soruya. Bunu her soruşumda, evet diyenlerin sayısı pek az olur. Neden? Çünkü çoğu kişinin hamamböcekleri konusundaki referansları, bu konuda zihinlerinde biriktirdikleri imajlar ve vücutlarında sakladıkları duygusal tepkiler, son derece yoğun biçimde olumsuzdur. Hamamböceklerini kendi vücutlarına sokmak istemeyecekleri kesindir. Ama ben bu sefer onlara, "100.000 dolar verilecek olsaydı kaçınız yerdiniz?" diye sorarım. Salonda bir kıpırdanma olur, daha önce hayır demiş olanlardan bir kısmı ellerini kaldırırlar. Peki, 100.000 dolar olunca neden bu işi yapmaya karar vermişlerdir? Değerlendirme sistemlerine ne olmuştur? İki şey olmuştur: Ben bir tek kelimeyi değiştirerek onlara farklı bir soru sormuşumdur, ikincisi de, 100.000 doların hayatlarındaki pek çok acıyı yok edebileceğine inanmaktadırlar. Bunların bazıları uzun vadeli acılar olabilir, yok edilmesi daha zor şeyler olabilir, onların yanında hamamböceği yemenin kısa dönemli acısı solda sıfır kalabilir.

Ya 1 milyon olsaydı? Ya 10 milyon olsaydı? Birdenbire salondaki insanların çoğunun elini havada görürüm. 10 milyonun getireceği uzun vadeli zevkin, kısa dönemli bir acıya göre çok daha fazla ağırlık taşıdığım düşünmüşlerdir. Ama yine de, verilen kaç para olursa olsun, asla canlı hamam böceği yemeyecek insanlar da vardır. Onlara neden yemeyeceklerini sorduğum zaman, farklı cevaplar verebilirler: "Asla canlı bir şeyi öldüremem." "Etme bulma." Başkaları da şöyle der: "Ben hamam böceklerini hep öldürürüm, ama beni engelledikleri için yaparım!" Bir keresinde adamın biri, onları rahatça yiyebileceğini, ama bunu eğlence olsun diye yapabileceğini, para karşılığı yapmayacağını söyledi! Neden? Çünkü onun çocukluğunu geçirdiği ülkede hamam öcekleriyle diğer böcekler "delikates" saydırmış, değerli yiyeceklermiş. Farklı insanların farklı referansları, farklı değerlendirme biçimleri oluyor. İlginç, değil mi?

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


BİR AN GELİR Kİ...

Master Sistem'in beş unsurunu incelerken hatırımızda tutmamız gereken bir konu daha vardır: değerlendirme işini fazlaya kaçırmak da elbette mümkündür. İnsanlar analizi ölene kadar sürdürmeye bayılırlar. Ama bir nokta gelir ki, değerlendirmeyi kesip eyleme geçmek gerekir. Örneğin bazı insanlar öyle çok değerlendirme yaparlar ki en küçük bir karar bile onlar için önemli bir üretim biçimine dönüşür. Belki günlük jimnastikleri hayatlarının normal bir parçası haline getiremiyorlardır. Neden? Bunu önemli bir üretim olarak düşündükleri için. Bu tecrübeyi kafalarında canlandırdıklarında, onların bakış açısına göre atılacak öyle çok adım vardır ki, çekingenlik duyarlar.

Jimnastik yapabilmek için:

1) ayağa kalkmaları;
2) kendilerini fazla şişman göstermeyen egzersiz kıyafeti bulmaları;
3) egzersiz pabuçları bulmaları;
4) hepsini bir çantaya doldurmaları;
5) jimnastik salonuna kadar gitmeleri;
6) park yeri bulmaları;
7) merdivenleri çıkmaları;
8) listeye imza atmaları;
9) soyunma odasına gitmeleri;
10) egzersiz kılığını giymeleri;
11) sonunda egzersiz salonuna girip hareketsiz bisiklete çıkmaları ve deliler gibi terlemeleri gerekmektedir. Bütün bu işler bitince de,
12) her şeyin tersini yapmak zorundadırlar. Tabii aynı insanlar, plaja gitme işini çok daha kolaylıkla yapabilmektedirler. Göz açıp kapayana kadar hazırdırlar! Onlara neden diye sorarsanız "Eh, plaja gitmek için arabaya atlar gidersin!" derler. Bu sürecin her adımını değerlendirmek için duraklamazlar. Bu işi kocaman bir tek dev adım olarak görülürler, yalnızca gidip gitmeme arasında karar verirler, her ayrıntısına inmezler. Bazen fazla sayıda ayrıntıyı değerlendirmek, bizi yük altına sokar. Buradan öğreneceğimiz şeylerden biri de, küçük adımları bir araya getirip kocaman bir küme yaratmamak, bir tek dev adımı attığınız anda istediğiniz sonuçlan yaratabileceğinizi düşünmektir.

Biz bu bölümde, değerlendirme sisteminin analizini yapacağız, onu anlam ifade edecek biçimde gurgulayacağız, sonra da tartışmayı kesip onu kullanmaya başlayacağız. Bundan sonraki birkaç bölümü okumayı sürdürürken, daha önce mümkün saymadığınız değişiklikleri yapmak için kendinize kaldıraçlar yaratma fırsatının elinize geçtiğini hep hatırlayın.

O halde, hemen başlayalım. Size şimdiki değerlendirme sisteminizi anlama, güçlendirici yeni bir Master Sistem kurma yolunda antrenörlük yapacağım. Güçlü durum sorularını zaten biliyorsunuz, o halde değerlendirmenin üçüncü alanını ele alalım, bakacağımız konu da...

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


HAYAT DEĞERLERİ: KİŞİSEL PUSULANIZ

"Harikulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşullarının üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır."
BRUCE BARTON

Cesaret, kararlılık, sebat, adanmışlık... Ross Perot, Dallas'da o gerilim dolu brifingini verirken, olağanüstü kurtarma operasyonu için seçtiği adamların yüzünde hep bu niteliklerin yansıdığını görüyordu. 1979 yılının ilk günlerinde, İran'da sosyal tedirginlikler ve Amerika aleyhtarı isteri giderek yükselmekteydi. Daha bir iki gün önce Perot'nun Tahran'daki şirket elemanlarından ikisi, anlaşılmaz nedenlerle hapse atılmıştı. Onlara biçilen kefalet, 13 milyon dolardı!

Baskılı diplomatik temaslar sonuç almaya yetmeyince, Perot adamlarını kurtarmanın bir tek yolu olduğuna karar verdi: Bu işi kendisi yapacaktı. Adı efsaneleşmiş Albay Arthur (Bull) Simmons'ın tecrübelerinden yararlanabilmek için onu bu atak misyona lider seçti, sonra da cezaevini basıp adamlarını kurtarmak amacıyla, şirketinin baş yöneticilerinden bir ekibi çabucak seçti. Bu kişilerin seçilişi, hepsinin Tahran'da bulunmuş olması ve hepsinin askerî geçmişe sahip olmasıydı. Adamlarına "Kartallar" adını verdi, bu sözle onların yükseklerde uçan, insiyatif kullanan, iş bitiren, özür yerine sonuç sunan kişiler olduklarını anlatmaya çalıştı.

Kazanırlarsa ödüller çok büyük olacaktı, ama riskler daha da büyüktü. Bu girişim tümüyle yetki dışıydı, izinsizdi. Başarısızlığa uğrama ihtimali de vardı, ölme ihtimali de. Ross Perot'yu tüm kaynaklarını kullanarak böyle risklere gitrmeye, koşullara meydan okumaya iten neydi? Kendisi kesinlikle, değer yargılarına göre yaşayan bir insandı. Cesaret, sadakat, sevgi, adanmışlık ve kararlılık, ona istisnaî bir sevgi kapasitesi, efsane düzeyinde bir irade gücü vermekteydi. Şirketini kurmaya da onu yine aynı değerler itmişti. EDS (Elektronik Data Sistemleri Şirketi) bin dolarlık bir yatırımla başlayıp, milyarlarca dolarlık bir girişim haline gelmişti. Perot'nun tepelere yükselişi, değerlendirme yapabilme kapasitesiyle doğru adamları seçebilme yeteneğinden kaynaklanıyordu. Adamlarını çok kesin bir değerler kriterine göre seçer, seçtiği zaman onların tam istediği kişiler olduğunu bilir, yüksek standartlara sahip kişiler olduğundan emin olurdu. Tek yapacağı, onlara işi vermek, sonra da yapabilmeleri için yolun üzerinden çekilmekti.

Bu sefer, seçtiği insanları nihaî bir sınavdan geçirmek üzereydi. Onlardan en değerli kaynaklarını kullanarak şirket "ailesinin" birkaç üyesinF kurtarmalarını isteyecekti. Bu girişimin ve karşılaşılan zorlukların öyküsü, Kartallar adlı kitapta anlatılmaktadır. Burada söyleyebileceğimiz, akla hayale gelmeyecek engellere rağmen Perot'nun kahramanca kurtarma operasyonunun başarıya ulaştığı, en değerli varlığını, adamlarını yuvalarına döndürmeyi sağladığıdır.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


"Kişinin karakteri, onun koruyucu tanrısıdır."
HERACLITUS

Değerler her kararımızın rehberidir. Kendi değerlerini iyi bilen ve onlara göre yaşayan insanlar, toplumumuzda lider durumuna geçerler. Tüm ülkede dikkati çeken bireyler hep onların standartlarını örnek alırlar. Bu, yönetim kurulu salonlarında da okul sınıflarında da böyledir. Örneğin acaba siz Stand and Deliver adlı filmi gördünüz mü? Jaime Escalante adlı bir matematik öğretmeninin hikâyesini anlatıyordu.

Kendi içindeki öğrenme ihtirasını öğrencilerine aktarabilmek için kahramanca adımlar attığında siz de benim kadar heyecanlanmış mıydınız? Herkesin öğrenemeyeceklerini sandığı şeyleri öğrenirken benliklerinin en derin düzeylerinde bir gurur duymayı, sinir sistemlerine bir asosiyasyon olarak yerleştiriyordu. Onun bu adanmışlığı, öğrencilerinin değer yargılarına da geçti. Onun disiplininden, güveninden, ekip çalışmasına verdiği önemden, esnekliğinden ve kararlılığından ders aldılar.

Bu öğrencilere, hayatlarında neler yapmaları gerektiği konusunda nutuk çekmiyordu. Kendisi canlı bir örnekti. Nelerin mümkün olduğunun yeni bir tanımıydı. Herkesin imkânsız bir şey saymasına karşın öğrencilerinin yüksek matematik seçme sınavını başarmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda kendilerinin kim olduğu yüksek standartlara adanırlarsa neler yapabilecekleri konusundaki inançlarını da değiştirdi.

Eğer doyumun en derin düzeylerini istiyorsak, onu ancak bir şekilde elde edebiliriz, o da bu iki kişinin yaptığını yapmaktır. Hayatta en çok neye değer verdiğimizi kararlaştırmak, en yüksek değerlerimizi seçmek, sonra da her günümüzü o değerlere uygun biçimde yaşamak. Ne yazık ki bu davranış bugünkü toplumumuzda oldukça ender rastlanan bir şeydir. Genellikle insanlar, kendileri için neyin önemli olduğunu pek bilmemektedir. Her konuda yalpa vururlar, dünya gözlerine gri renkte görünür, hiçbir şey için ve hiç kimse için kesin bir tutum benimsemezler.

Eğer siz ya da ben, hayatımızda neyin en önemli olduğu konusunda emin değilsek, neyi temsil ettiğimizi bilmiyorsak, o zaman bir özsaygının temelini atmayı bile nasıl bekleyebiliriz? Etkin kararlar verme yeteneği ise hiç bizim harcımız olmaz. Eğer bir konuda karar vermeyi zor bulduğunuz hiç olmuşsa, nedeni öyle bir durumda neyi en önemli bulduğunuz konusunda emin olmayışınızdır. Unutmamamız gerekir ki tüm kararlar, değerlerin netleşmesine dayalıdır.

Sizin için neyin en önemli olduğunu bildiğiniz zaman karar vermek çok kolaylaşır. Ama pek çok insan, hayatlarında neyin en önemli olduğunu bilmez, bu yüzden de karar vermek onlar için bir tür iç işkence olur çıkar. Hayatlarının en yüksek ilkelerini tanımlamış kimseler için bu geçerli değildir. Ross Perot için, ne yapacağına karar vermek hiç de zor olmamıştır.

İnandığı değerler, ona zaten başka seçenek bırakmamıştır. Bu değerler ona kişisel bir pusula gibi yardımcı olmuş, tehlikelerle dolu bir yolda ona rehberlik etmiştir. Son zamanlarda Escalante de Los Angeles okul sisteminden ayrılıp Kuzey California'ya taşınmıştır. Öğretmenlerin performansı konusunda hiçbir standardı olmayan bir kuruluşta kalmayı sürdüremeyeceği sonucuna varmıştır.

Kültürümüzde evrensel olarak hayranlık duyulan, herkesin saygı gösterdiği insanlar kimlerdir? Kendi değerlerine sahip çıkan, standartlarını yalnız açıklamakla kalmayıp onlara göre yaşayanlar değil midir? İnandıkları doğrultuda kesin bir tutum benimseyenlere hepimiz saygı duyarız. Onların doğru/yanlış saydığı fikirlere katılmıyorsak bile, yine de saygı duyarız. Felsefeleriyle eylemleri birbiriyle tutarlı bir hayat süren insanlarda bir güçlülük vardır.

Çoğu zaman bu benzersiz insanlık durumunu tanımlamak için, "kişiliğinde tutarlılık olan bir insan" sözünü kullanırız. Kültürel olarak, bu insanlar çok çeşitli olabilir. John Wayne'lerden Ross Perot'lara, Bob Hope'lardan Jerry Lewis'lere, Martin Sheen'lerden Ralph Nader'lara, Norman Cousins'lardan VValter Cronkite'lara kadar. İşin aslı, değerlerinde tutarlılık sağlayan insanlarda, kültürümüzü etkileme konusunda büyük bir güç bulunduğudur.

Walter Cronkite'ın akşamları yayınlanan haber programını hatırlıyor musunuz? Hayatımızın en önemli günlerinde Walter hep bizimleydi. Zafer günlerinde de trajedi günlerinde de. John F. Kennedy öldürüldüğü gün, Neil Armstrong aya ilk ayak bastığı gün de. VValter bizim ailemizin bir parçasıydı. Ona tüm yüreğimizle güvenirdik.

Vietnam Savaşı'nın başlangıcında o haberleri de kendi standart usulüyle bize aktardı. Böyle bir savaşa girişmemiz konusunda tarafsız davrandı. Ama Vietnam'ı ziyaret ettikten sonra, bakış açısı değişti. Değerlerindeki dürüst tutarlılık, uğradığı hayal kırıklığını, doğru ya da yanlış olsun, bize aktarmasını zorunlu kıldı. Onunla ister aynı kanıda olun, ister olmayın, pek çok Amerikalının o savaşla ilgili sorular sormasını ilk başlatan da onun etkisi olmuştur. Artık Vietnam'ı protesto eden yalnızca bir avuç radikal öğrenci değil, "Walt Amca"dır.

Vietnam sorunu kültürümüzde gerçen bir değerler çatışmasıydı. İnsanların neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusundaki algıları, neyin bir fark yaratabileceği konusundaki farklı inançları, ülkemizin içinde ikinci bir savaş halinde devam ediyordu. Çocuklar cephede silahla, bazen nedenini bilmeden savaş verirken, vatanda da bu savaş verilmektedir. Liderlerimiz arasında rastlanan değer tutarsızlığı, esasen kültürümüzün en büyük acı kaynaklarından biridir. Watergate kesinlikle pek çok sayıda Amerikalıyı yaralamıştır. Ama o olay boyunca, ülkemiz büyümeyi sürdürmüştür, çünkü sürekli olarak, daha yüksek bir standarda sarılmanın mümkün olduğunu bize gösteren kişiler de vardır. İster dünyanın dikkatini Afrika'daki açlık sorununa çekmeyi başaran Bob Geldof olsun, ister sakatların hayat kalitesini yükseltmek için gerekli politik ağırlığı sağlamayı başaran Ed Roberts olsun.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


"Ne zaman bir değer doğsa, varlığımız yeni bir anlam kazanır; ne zaman bir değer ölse, o anlamın bir parçası da birlikte ölür."
JOSEPH WOOD KRLJTCH

Anlamamız gerekir ki hayatımızın yönü, değerlerimizin mıknatısının etkisindedir. Onlar bizim önümüzdeki güçtür. Bizi sürekli olarak hayatlarımızda bir yön ve bir nihaî varış yeri yaratacak kararlar vermeye yöneltirler. Bu yalnız bizim gibi bireyler için değil, şirketler, kuruluşlar hattâ içinde bulunduğumuz ulus için de böyledir. Belli ki ülkemizi kuranların en değerli bulduğu şeyler, bizim ulusumuzun kaderi olmuştur. Bunlar da özgürlük, seçenek, eşitlik, bir toplum bilinci, çok çalışma, bireycilik, zorlukların üstesinden gelme, rekabet, refah, bir de, büyük zorlukları yenmeyi bilenlere yönelik saygıdır. Bunlar Amerikan yaşamını sürekli olarak biçimlendirmiş, bizim ortak kaderimizi ortaya koymuştur. Bu değerler bizi sürekli büyüyen, sürekli yenilenen, sürekli tüm dünya insanları için vizyon sunan bir ülke haline getirmiştir.

Başlangıçta konan ulusal ve kültürel değerler başka olsaydı, ülkemizi başka türlü mü biçimlendirirdi? Tabii öyle! Ya kurucularımızın en önemli saydığı değer, istikrar olsaydı? Uyumluluk olsaydı? Koca ülkemiz nasıl değişirdi o zaman? Örneğin Çin'de, kültürün en değerli kavramlarından biri, grubun bireye üstünlüğü, yani bireyin gruba boyun eğmesi gereğidir. Bu değer, Çin'i Amerika'dan nasıl farklı kılmıştır? Aslında bizim ulusumuzun içinde bile, kültürel değerler arasında sürekli kaymalar, kıpırdamalar olmaktadır. Gerçi bir takım temel değerler vardır, ama önemli duygusal olaylar da gerek bireylerde, gerekse şirket, kuruluş ve bunların oluşturduğu ülkelerde sürekli değişmeler yaratmaktadır. Doğu Avrupa'daki değişim, kesinlikle bizim ömür süremiz içinde dünya toplumunda yer almış olan o derin değer değişimlerinin sonucudur.

Ülkelere ve bireylere olan şey, şirketlere de olmaktadır. Yönü ve kaderi daha ilk kurucusu tarafından çizilen şirketlere, IBM iyi bir örnek oluşturmaktadır. Tom Watson daha şirketi kurarken kaderini de belirlemiştir. Nasıl mı? Şirketin hangi değerleri temsil ettiğini, gelecekte girecekleri ürün, hizmet ve finansal iklimler ne olursa olsun, bu şirketteki insanlar için neyin en önemli olacağını daha baştan ortaya koymuştur. "Büyük Mavi"yi dünyanın en büyük ve en başarılı şirketlerinden biri haline gelmek üzere yönlendirmiştir.

Bütün bunlardan ne öğrenebiliriz? Kişisel ve profesyonel hayatımızda olsun, küresel cephede olsun, hayatımızda neyin en önemli olduğunu bilmek ve ne olursa olsun bu değerlere göre yaşama kararını vermek zorundayız. Bu tutarlılık, çevremiz bizi standartlarımıza göre yaşadığımız için ödüllendirse de, ödüllendirmese de, yine de var olmalıdır.

İlkelerimize göre yaşamayı kesinlikle sürdürmeliyiz düzenlediğimiz geçit töreninde yağmur da yağsa, kimse bize ihtiyacımız olan desteği vermese de. Uzun vadeli mutluluğa kavuşmamızın tek yolu, en yüksek ideallerimize göre yaşamak, sürekli olarak, hayatın ne olduğuna inanıyorsak ona göre yaşamaktır.

Ama değerlerimizin ne olduğunu açık seçik bilmiyorsak, bunu asla yapamayız! İşte birçok kimsenin hayatında en büyük trajedi budur. Birçok insanlar nelere sahip olmak istediklerini bilirler, ama kim olmak istediklerini bilmezler. Bir şeyleri elde etmek, sizi mutlu etmeye, doyuma ulaştırmaya yetmez. Hepimizin hakkımız olan o iç güç duygusunu size verecek olan, yalnızca doğru bildiğinizi yaşamak ve doğru bildiğinizi yapmaktır.

Unutmayın ki değerleriniz (bunlar hangi değerler olursa olsun) sizi nihaî kaderinize doğru götürecek olan pusulanızdır. Sizi sürekli olarak kararlar alıp eylemleye geçmekle hayat yolunuzu çizmeye yöneltiyorlar. İç pusulanızı akıllıca kullanmamak, sonunda hırslanma, hayal kırıklığı, doyumsuzluk, hayatın böyle olmaması gerektiği konusunda sinsi bir duygu getirir. Bir şeyler farklı olsaydı, böyle olmazdı, dersiniz. Beri yandan, değerlerimizi yaşama yolunda inanılmaz güçler vardır, bir emin olma duygusu, bir iç huzur, bir tutarlılık vardır ki bunun tadını pek az insan bilmektedir.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


EĞER GERÇEK DEĞERLERİNİZİ BİLMİYORSANIZ, ACI ÇEKMEYE HAZIR OLUN

Uzun vadede kendimizi mutlu ve doyumlu hissetmenin tek yolu, gerçek değerlerimize göre yaşamaktır. Bunu yapmazsak, çok yoğun acılar çekeceğimiz kesindir. Çoğu zaman insanlar bazı davranış paternlerini alışkanlık haline getirirler.

Bu paternler onlara hırslanma duyguları verir, onları mahvedebilir. Bunlar arasında sigara içmek, içki içmek, aşırı yemek, ilaçları yersiz kullanmak, başkalarına tahakküm etmeye, onları kontrol etmeye kalkışmak saatlerce televizyon seyretmek gibi şeyler sayılabilir.

Nedir buradaki sorun? Bu davranışlar aslında hırslanmanın, öfkenin, insanların hissettiği bir boşluk duygusunun sonucudur, o boşluk duygusu da, hayatlarında bir doyum bulamamaktan gelir. O boşluğu doldurabilmek için kendi akıllarını dağıtmaya, durumlarını "hızlı çözüm'lerle kurtarmaya çalışmaktadırlar. Bu davranış bir patern haline gelir, insanlar davranışın nedenini değiştirmek yerine, kendisini değiştirmenin üstüne gider. Onlarınki içki sorunu değildir. Değerlerinde sorun vardır. İçmelerinin tek nedeni, duygusal durumlarını değiştirmek istemeleridir, çünkü duygularından hoşlanmamaktadırlar. Hayatlarında neyin en önemli olduğunu bilmemektedirler.

Bu konuda bir avuntu varsa, en yüksek standartlarımıza göre yaşamaya başladığımız, değerlerimizi yerine getirdiğimiz zaman çok büyük bir sevinç hissetmemizdir. Fazla yemek ya da içmek zorunda değiliz. Kendimizi stüpör durumuna sokmak zorunda değiliz. Hayat o aşırılıklara kaçmadan da çok zengindir. Kendimizi o inanılmaz yüksekliklerden yoksun bırakmak, bayram sabahı uyku hapı almaya benzer.

Bilin bakalım zorluk nerede! Yine her zamanki gibi, hayatlarımızı biçimlendirecek olan şeyin çekirdeği ortaya çıkarken, biz uyku halindeydik. Değerlerimizi anlamanın ne kadar önemli olduğunu bilemeyecek yasta çocuklardık, ya da hayatın baskılarına karsı savaş vermekte olan yetişkinlerdik, aklımız başka yerlerde olduğu için de değerlerimizin oluşmasını kendimiz yönlendirememiştik. Bir kere daha söylemekte yarar var, her karan bu değerler yönlendirir ve çoğu durumda değerleri de koyan biz değilizdir.

Şimdi sizden hayattaki en yüksek on değerin bir listesini yazmanızı, bunları önem sırasına koymanızı istesem, on bin kişide bir kişinin zor becereceğine bahse girerim. (O yüzde birin yüzde biri de, mutlaka benim Kaderle Randevu seminerime gelmiş kişiler olacaktır!) Ama eğer bu sorunun cevabını bilmiyorsanız, nasıl kesin kararlar verebilirsiniz? Uzun vadede en derin duygusal ihtiyaçlarınızı karşılaması gerektiğini bildiğiniz seçimleri nasıl yapabilirsiniz? Hedefin ne olduğunu bilmeden, o hedefi vurabilmek çok güçtür! Değerlerinizi bilmek, onlara göre yaşayabilmek için son derece önemlidir.

Önemli bir karar vermekte ne zaman zorluk çekseniz, bilin ki değerleriniz konusunda kafanız karışık olduğu içindir. Yeni bir iş için ailenizi alıp ülkenin öbür yanına taşınmanız istense ne olacak? Bu işte bir dereceye kadar risk bulunduğunu, ama maaşın daha yüksek, işin daha ilginç olduğunu bilseniz, ne yaparsınız? Bu soruya nasıl cevap vereceğiniz, sizin için neyin en önemli olduğuna bağlıdır... Kişisel büyüme mi, yoksa güvence mi? Serüven mi yoksa rahatlık mı?

Bu arada bir noktaya daha değineyim. Serüvene mi, yoksa rahata mı daha çok değer verdiğiniz şeyi saptayan nedir? Değerleriniz aslında karmakarışık bir tecrübeler torbasından çıkmaktadır. Ömür boyu gelen şartlanmalardan, çektiğiniz cezalardan, bulduğunuz ödüllerden gelmektedir. Annenizle babanızın değerlerine uygun şeyler yaptığınızda, onlar sizi kutlamış, ödüllendirmişlerdir. Onların değerleriyle çelişkiye düştüğünüzde, ya fiziksel olarak, ya sözel olarak cezalandırılmış, ya da size aldırış edilmemesinin acılarını yaşamışsınızdır. Öğretmenleriniz de aynı şeyi yapmış, onayladıkları şeyleri yaptığınız zaman sizi alkışlayıp cesaretlendirmiş, kendi değerleriyle uyuşmayan şeyler yaptığınızda benzer cezalar uygulamışlardır. Bu döngüyü arkadaşlarınızla işverenleriniz de sürdürmüştür. Siz, kahramanlarınızın değerlerini modellemiş, benimsemişsinizdir. Belki bazı "anti-kahraman"ları da devreye sokmuşsunuzdur. Bugün olaya yeni ekonomik faktörler de karışmıştır.

Çoğu ailelerde anne de, baba da evden çıkıp işe gittiği için ev değerlerini temsil eden eski geleneksel rol modeli ortadan kalkmıştır. Okullar, kulüpler ve daha tatsızı televizyon; acıları, boşluğu doldurmaya başlamıştır. Gerçekten de televizyon bizim en rahat dadımızdır. Ortalama bir insan günümüzde yedi saat televizyon seyretmektedir! Şimdi ben size, yüksek değerlere sahip çocuklar yetiştirmek için tek yol "geleneksel" aile çatışıdır mı diyorum? Asla. Benim önerdiğim, çocuklarımıza hayat felsefemizi, rol modeli olarak, kendi değerlerimizi bilerek ve onlara uyar biçimde yaşayarak öğretmemiz gerektiği.

92030649uq4.gif
 
92030649uq4.gif


DEĞERLER NEDİR?

Bir şeye değer vermek demek, ona önem vermek demektir. Sizin sevdiğiniz şeylerin hepsi birer "değer" sayılır. Bu bölümde özellikle hayat değerlerine yani hayatınızda sizin için en önemli olan şeylere değineceğim. Bu tür değerler aslında iki tiptir, biri sonuç, diğeri araç türündedir. Eğer size, "En çok neye değer verirsin?" diye sorsam, belki bana cevap olarak, "Sevgi, aile, para" dersiniz. Bunların arasında sevgi, izlemekte olduğunuz sonuç değerdir, yani kavuşmak istediğiniz duygusal durumdur. Ama aile ile para, yalnızca araçtır. Yani bunlar, gerçekte istediğiniz duygusal durumları olduracak yollardır.

Eğer size, "Ailen sana ne veriyor?" diye sorsam, belki, "Sevgi, güvence, mutluluk" dersiniz. Aslında değer verdiğiniz, yani izlemekte olduğunuz şeyler, sevgi, güvence ve mutluluktur. Para konusunda da aynı şey geçerlidir. Şimdi size, "Para senin için ne anlam taşıyor, sana ne veriyor?" diye sorsam, belki bana, "Özgürlük, etki yapabilme, katkıda bulunabilme bir güvence duygusu" dersiniz. Yine aynı şey ortada. Para yalnızca bir araç oluyor, çok daha derin değerleri, duyguları istiyor, onlara hayatınızda sürekli sahip olmak istiyor, paranın bunu getirecek bir yol olduğunu düşünüyorsunuz.

Hayattaki zorluk, pek çok kimsenin sonuç ve araç değerler arasındaki farkı anlamaması, bu nedenle çok acı çekmesidir. İnsanlar genellikle araç değerleri kovalamakla öyle meşguldür ki, gerçek istekleri olan sonuç değerleri elde edememektedirler. Sonuç değerler, size doyum veren, hayatınızı zenginleştiren, ödüllendirici kılan şeylerdir. Benim görebildiğim en büyük zorluklardan biri, insanların kendilerine amaç seçerken hayatta en çok nelere değer verdiklerinin hiç farkında olmayışlarıdır. Bu nedenle, seçtikleri amaca ulaşınca da, "Hepsi bu muymuş?" derler.

Örneğin diyelim ki bir kadının en yüksek değerleri, sevgi ve katkıda bulunma olsun. Bu kadın avukatlık mesleğini seçiyor, çünkü bir zamanlar bir avukat tanımış ve çok etkilenmiş. Bu insan çalışmalarıyla tüm insanlara yardım edebilen, fark yaratabilen biriymiş. Zaman geçtikçe bu kadın hukuk mesleğinin girdaplarına yakalanmış, çalışmakta olduğu hukuk firmasının ortağı olmayı ummuş. Bu hedefi seçtiğinde, işi bambaşka bir odağa yönelmiş. Şirkete tahakküm etmeye, onu yönetmeye başlamış, son derece başarılı bir kadın olmuş ama kendini çok mutsuz hissediyormuş, çünkü artık müşterileriyle yakın temas kuramaz olmuş. Mevkii, iş arkadaşlarıyla arasında yeni tür bağlar yaratmış. Tüm zamanı toplantılarda, protokol ve usullerin düğümlerini çözmekle geçiyormuş. Amacına ulaşmış, ama hayatının isteğini elden kaçırmış. Siz hiç bu tuzağa düştünüz, sonuç yerine aracı kovaladınız mı? Gerçekten mutlu olmak için aradaki farkı bilmemiz, sonucun kendisini kovalamamız gerekir.

92030649uq4.gif
 
Henüz 7. sayfadayım. "Zerynthia" kitabı almama gerek kalmadı ve sayende beni olumlu yönde tetikleyen 2.kitabı okuyorum. Arada notlar alıyorum. Teşekkürler emeklerine, oturup kendin yazıyorsun, takdir isteyen bir davranış. Emeklerine sağlık, gözlerine sağlık ;)
 
Henüz 7. sayfadayım. "Zerynthia" kitabı almama gerek kalmadı ve sayende beni olumlu yönde tetikleyen 2.kitabı okuyorum. Arada notlar alıyorum. Teşekkürler emeklerine, oturup kendin yazıyorsun, takdir isteyen bir davranış. Emeklerine sağlık, gözlerine sağlık ;)

Teşekkürler YESHAPPY. Kimse okumuyor diye üzülüyordum. ağla2

Sevgiler. actionsmile
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst