- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
* paris akşamları
"1947 yılı sonbaharında pariste sein nehri kenarında bir ceset bulunmuştur.cesedin üstünden çıkan evraktan kırımlı bir türk olduğu, 2.dünya savaşının badirelerine kapılarak yurdunu kaybettiği savaş sonunda paris'te kaldığı ve çok yoksul bir yaşam sürdüğü anlaşılmıştır.aşağıdaki şiir onun cebinden çıkmıştır."
- azerbaycanlı mehmet ağaoğluna:
bu kent her şeyiyle bana yabancı,
caddeler,binalar, bütün insanlar!..
öyle hasretim ki ezan sesine
ararım çevremde minare cami
lakin takılırım çan kulesine
her semtin muhteşem kilisesine
yadel elemleri sarar içimi
uzaklarda yurdum,burdan çok uzak
her mevsim güneşli masmavi göklü,
camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
ozanlı, garipli kervansaraylı
hele insanları alplı giraylı
yok haber onlardan, baba evinden
bu yüzdendir halim kopuk bir yaprak
her şey çok uzakta, benden çok uzak.
gözlerim daima engine dalar
isterim ki her an anayurdumda
dağları dumanlı yaslı kırımda
duvarında mavzer ve kuran olan
ata ocağında, bizim konakta
bir bakır sinili sofra başında
iftar beklenilsin dua edilsin
ve sessiz sedasız yemek yenilsin
sonra şadırvanda abdest alınıp
hep birlikte teravihe gidilsin.
uyansam her sabah ezan sesiyle
görsem ayşeciği su testisiyle
ninemi yaşmaklı namaz kılarken
dinlesem dedemi kuran okurken.
başımı huşuyla yastığa koysam
sonra toparlanıp yola koyulsam
yahut günün şavkı vururken camdan
heybetli sesiyle bağırsa babam
tutup elleriyle omuzlarımdan
o müşfik haliyle sarılsa öpse...
semaver kaynarken ocak başında
dünya türklüğünden, türk tarihinden
bozkurttan, turandan söz etse dedem
sonra türklük için eylese niyaz
gözlerinden akan yaşını görsem.
evet yurdum uzak, burdan çok uzak
bir ferahlık yahut bir şeyler umarak
düşerim yollara akşam üstleri
hep böyle çaresiz yıllardan beri
her zamanki gibi yorgun ve bitkin
artırıp yükünü hasta kalbimin
her an heyecanlı, gözlerimde yaş
görmek ümidiyle bir türk, bir dildaş
dolaşırım paris caddelerini
yorgun akan seni, köprülerini...
bir karakış vakti sen kıyısında
kafamın içinde türklük ülküsü
ruhumu kavuran özyurt hasreti
böyle göçeceğim ebediyete
donmuş cesedimi bulup çöpçüler
defnedilmek üzere götürecekler,
kimim ben neyim, nereden bilecekler...
"buğra alpgiray"
Kaynak: EkşiSozluk
"1947 yılı sonbaharında pariste sein nehri kenarında bir ceset bulunmuştur.cesedin üstünden çıkan evraktan kırımlı bir türk olduğu, 2.dünya savaşının badirelerine kapılarak yurdunu kaybettiği savaş sonunda paris'te kaldığı ve çok yoksul bir yaşam sürdüğü anlaşılmıştır.aşağıdaki şiir onun cebinden çıkmıştır."
- azerbaycanlı mehmet ağaoğluna:
bu kent her şeyiyle bana yabancı,
caddeler,binalar, bütün insanlar!..
öyle hasretim ki ezan sesine
ararım çevremde minare cami
lakin takılırım çan kulesine
her semtin muhteşem kilisesine
yadel elemleri sarar içimi
uzaklarda yurdum,burdan çok uzak
her mevsim güneşli masmavi göklü,
camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
ozanlı, garipli kervansaraylı
hele insanları alplı giraylı
yok haber onlardan, baba evinden
bu yüzdendir halim kopuk bir yaprak
her şey çok uzakta, benden çok uzak.
gözlerim daima engine dalar
isterim ki her an anayurdumda
dağları dumanlı yaslı kırımda
duvarında mavzer ve kuran olan
ata ocağında, bizim konakta
bir bakır sinili sofra başında
iftar beklenilsin dua edilsin
ve sessiz sedasız yemek yenilsin
sonra şadırvanda abdest alınıp
hep birlikte teravihe gidilsin.
uyansam her sabah ezan sesiyle
görsem ayşeciği su testisiyle
ninemi yaşmaklı namaz kılarken
dinlesem dedemi kuran okurken.
başımı huşuyla yastığa koysam
sonra toparlanıp yola koyulsam
yahut günün şavkı vururken camdan
heybetli sesiyle bağırsa babam
tutup elleriyle omuzlarımdan
o müşfik haliyle sarılsa öpse...
semaver kaynarken ocak başında
dünya türklüğünden, türk tarihinden
bozkurttan, turandan söz etse dedem
sonra türklük için eylese niyaz
gözlerinden akan yaşını görsem.
evet yurdum uzak, burdan çok uzak
bir ferahlık yahut bir şeyler umarak
düşerim yollara akşam üstleri
hep böyle çaresiz yıllardan beri
her zamanki gibi yorgun ve bitkin
artırıp yükünü hasta kalbimin
her an heyecanlı, gözlerimde yaş
görmek ümidiyle bir türk, bir dildaş
dolaşırım paris caddelerini
yorgun akan seni, köprülerini...
bir karakış vakti sen kıyısında
kafamın içinde türklük ülküsü
ruhumu kavuran özyurt hasreti
böyle göçeceğim ebediyete
donmuş cesedimi bulup çöpçüler
defnedilmek üzere götürecekler,
kimim ben neyim, nereden bilecekler...
"buğra alpgiray"
Kaynak: EkşiSozluk
