Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir.

Işıldayan Safir

Administrators, Zerynthia
20
HD RANK
Katılım
6 Mart 2009
Mesajlar
5,993
Reaksiyon puanı
76
Puanları
0
Konum
Mutlulukya
Merhaba arkadaşlar,
0006zs9.gif


Bu başlık altında Steve Goodier'in Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir başlıklı kitabından alıntıları paylaşacağım.

Sevgilerimle.
 
44c865c131ed355a83cddfc924ec89.gif


Destek Sisteminiz

Hiç dikkatinizi çekti mi? Yardım tam da ihtiyacınız olduğunda yetişiverir bir biçimde.

Birkaç sene önce, California’da bir sanatçı Connecticut’ta yaşayan ailesi için kendi başına bir yılbaşı hediyesi hazırladı. Bu 120 cm boylarında, başparmağı havada otostopçunun heykeliydi. Hediyesi alışılmadıktı belki ama heykeli ailesine ulaştırma biçimi daha da garipti. Sanatçı, heykeli yolun kenarına koydu ve kıtanın öbür ucuna “otostop” yaparak gitmesi için kendi haline bıraktı. Heykelin boynuna da ailesinin New England adresinin yazılı olduğu bir levha astı ve ayrıca göğsüne büyük harflerle “Connecticut” yazdı. Birkaç hafta sonra bilinmeyen eller tam yılbaşı zamanı hediyeyi, tahta oymacının 2500 mil uzaktaki ailesine teslim etti.

Her zaman yardım etmek isteyen birilerinin olacağını bilmek çok yüreklendirici bir şey bence. Ve bu her koşul için geçerli. Elini uzatmaya, sizi dinlemeye ya da duygularınızı paylaşmaya hazır birileri vardır her zaman. İster geçici bir ihtiyacınız olsun, ister hayatınızda büyük bir çöküntü olsun, yanınızda olmak isteyen birileri hep olur.

Şunu bilin ki; hiçbir zaman gerçek anlamda yalnız kalmazsınız. Çünkü hiç tanımamış olduğunuz insanların bile dahil olduğu bir yaşam “destek sistemi”ne sahipsiniz ve bu sistem sizin en büyük kaynaklarınızdan biridir.

44c865c131ed355a83cddfc924ec89.gif
 
810462lypz8lipc1.gif


Hayır Diyebilmek

Adamın biri zayıflamak için rejime girmişti. İşe giderken, vitrininde enfes görünüşlü hamur işleri sergileyen, yolunun üstündeki fırından uzak durabilmek için yolunu bile değiştirir olmuştu. Ama günlerden bir gün işe elinde kocaman bir kakaolu pastayla çıkageldi. İş arkadaşları, rejimi bıraktı diye onunla dalga geçtiler.

Adam, cevaben gülümsedi ve şöyle dedi: “Bugün yanlışlıkla fırının önünden geçtim, vitrine baktım ve bir sürü kurabiye gördüm. O zaman bunun bir yanlışlık olmadığını hissettim ve dua ettim. Tanrım, eğer bu lezzetli pastalardan birini yememi istiyorsan, fırının önünde bir park yeri ihsan et. Ve umduğum gibi, fırının önünden sekizinci geçişimde bir de baktım, boş bir park yeri!”

Bazen irade bir şeye hayır diyebilme gücüdür. “Artık bu davranışa ya da tavra devam etmeyeceğim” diyebilmek için içinizdeki gücü ortaya çıkartmaktır.

İç disiplin, düzenli ve sağlıklı bir yaşam kurmanın önemli bir parçasıdır. Bugün sizi rahatsız eden bir şeye “yapmayacağım” demeniz gerekiyor mu? Öyleyse size tavsiyem; boş bir park yerinin ‘hayır’ demenize engel olduğu gibi bir bahane bulmaya çalışmayın.

Sadece yapmayın.

810462lypz8lipc1.gif
 
1346195w47bds1lz7.gif


Nereye Gidiyorsunuz?

Bir ordu papazı, kendisinden karargaha 20 mil mesafedeki bir kilisede vaaz vermesi istendiğinde olan bir şeyi anlatır.

Papaz o gün kiliseye, ailesini de birlikte götürür, ancak altı yaşındaki kızına nereye gittiklerini söylemeyi ihmal eder. Birkaç mil yol aldıktan sonra ufaklık sorar: “Babacığım, gittiğimiz yere gidince, nerede olacağız?”

İyi bir soru! Ve hepimizin kendimiz için sorması gereken bir soru.

Hayatımızın, o uzun ince yoluna bakın, gittiğiniz yere gelince nerede olacaksınız? 1 yıl, 5 yıl, hatta 20 yıl sonra eğer hala tutturduğunuz yolda ilerliyorsanız ve şu an yaptığınızı yapmaya devam ediyorsanız, hayatınız neye benzeyecek, hiç düşündünüz mü? Yalnızca mesleki ve mali açıdan değil, mesela nasıl bir insan olacaksınız? İşlerin olmasını istediğiniz şekline dair kafanızda belirgin bir fikir var mı? Yoksa siz de diğerleri gibi şartlar değiştiğinde şaşırıp kalacak mısınız?

Çoğu insanın bu sorularla pek zaman harcamadığını gördüm. Ancak Henry David Thoreau’nun bir zamanlar dediği gibi, “hayatta, ancak nişan aldıklarımızı vururuz.”

Amaçsızca yaşamak hayatın bu değerli hediyesini ziyan etmektir. Ama bir gaye ile yaşamak, dolu dolu yaşamaktır.

1346195w47bds1lz7.gif
 
1354168jfqgz76cvn.gif


Başından Sonuna Kadar

Bir öğrenciden Kuveykırlar (Şiddete karşı olan bir Hıristiyan mezhebi) hakkında bir yazı yazması istenmişti. Küçük öğrenci şöyle yazdı: “Kuveykırlar hiçbir şeye karşı koyamayan ya da tartışmayan sessiz, mazlum kişilerdir. Bence babam bir kuveykır. Ama annem değil.”

Bazı insanlar, bu çocuğun annesi gibi, tartışma sırasında ağız dalaşına daha fazla girer. Bazıları ise o konuyu konuşmadan önce üzerinde biraz kafa yormak ister. Ancak tartışma, ilişkilerin doğal, hatta sağlıklı bir parçasıdır. Özellikle önem verdiğimiz kişilerle olan sorunu gidermek önemlidir ve çatışma doğru biçimde ele alınırsa, bizleri birbirimize yaklaştırabilir aslında.

Yazar ve danışman Charlie Shedd eşiyle uzlaşamadıkları bir tartışmanın ardından, karısından şöyle bir not aldığını söylüyor:

“Sevgili Charlie, senden nefret ediyorum. Sevgiler, Martha.”

Ne ilginç bir not! Eşi O’na kızgın olduğunu söylüyor ama bir şey daha ekliyor. O anki duygularına rağmen, O’nu hala sevdiğini söylüyor.

Kişilerin birbirini seveceğine dair verdiği söz, karşılıklı şefkate dayanan ilişkilerin temelini oluşturur. Size en yakın olanlarla çatıştığınızda, seveceğinize dair verdiğiniz o karar tartışmanın başından sonuna kadar hayati bir önem taşır. Tekniği bilmek ve eğitimli olmak ne denli önemli olursa olsun, sizin bu zor zamanlarınızda, hiçbir şey verdiğiniz o sözden daha fazla işinize yarayamaz.

1354168jfqgz76cvn.gif
 
e4rc0.gif


Bütün Dünya “Hayır!” Dediğinde

Henry Ward Beecher genç bir öğrenciyken başından, hayatı boyunca unutmadığı bir olay geçti ve bundan kendine güven dersi çıkardı.

Henry’den sınıfın önüne çıkıp konuyu anlatması istenmişti. Tam başlamıştı ki öğretmen araya girdi ve “Hayır!” dedi. Henry, baştan tekrar başladı ama öğretmen yine gürledi: “Yapma!” Onuru kırılan Henry yerine oturdu.

Bir sonraki çocuk dersi anlatmak için ayağa kalktı ve tam başlamıştı ki öğretmen yine gürledi: “Yapma!” Bu öğrenci ezberini okumaya sonuna kadar devam etti. Otururken öğretmeni bu kez çocuğa “Aferin!” dedi.

Henry tedirgin olmuştu. Öğretmene şikayet etti: “Ben de onun gibi okudum ama…” Öğretmen şöyle cevap verdi: “Dersi bilmen yeterli değil, emin olmalısın. Benim seni durdurmama izin vermen emin olmadığın anlamına geliyordu. Bütün dünya hayır dese bile, senin görevin evet demek ve bunu ispat etmektir!”

Dünya bin bir biçimde hayır der:

Dur! Onu yapamazsın.

Dur! Hatalısın.

Dur! Çok yanlışsın.

Dur! Çok zayıfsın.

Dur! Bu hiçbir zaman işe yaramaz.

Dur! Yeterli eğitimin yok.

Dur! Temelin yok.

Dur! Paran yok.

Dur! Bu yapılamaz.

Duyduğunuz her bir ‘hayır’ın kendinize olan güveninizi yavaş yavaş uflayan bir etkisi olur; ta ki siz pes edinceye kadar. Çevrenizdekiler her gün size hayır dese bile siz evet demeye devam eder ve bunu kanıtlamayı kafanıza koyar mıydınız?

e4rc0.gif
 
577stmon9iw83iz0.gif


Ya Herrü, Ya Merrü

“Tramplenden nasıl atladığıma bak baba” diye seslendi 10 yaşındaki oğlum. Başımı kaldırıp 3 metre yüksekliğindeki atlama tahtasına baktım ve onun tahtanın ucunda durup kollarını açarak atlayış yapmasını bekledim. Daha önce pek çok kez tramplenden atlamıştı ama şimdi şimşek gibi balıklama atlamayı düşünürken cesareti iyice kırılmış görünüyordu.

Yüzme havuzu rahat atlayabilmesi için boşaltılmıştı. “Yapabilirsin Robby” diyerek cesaret vermeye çalıştım. Ama yapamadı. O akşam yapamadı. 20 dk boyunca dalışı yapabilmek için gereken cesareti toplamaya çalıştı ve havuz kapanınca sonunda vazgeçti.

“Hayal kırıklığına uğradım” dedi. Robby eve giderken “Çok kötü hissediyorum. Aslında yapabileceğimi biliyorum. Biliyorum yapabilirim.”

Ertesi akşam beni tekrar yüzmeye gitmeye ikna etti. Önceki akşam gibi yüzmeye giden bir biz vardık. “Bu sefer yapacağım” dedi. Kendinden emin. “Seyret!”

Ben seyrederken o merdivenleri tırmandı ve tahtanın ucuna yürüdü. Ben yine O’nu cesaretlendirdim. O yine tereddüt etti. Bir önceki akşam gibi cesaretini kaybetti. Korkusunu hiçbir zaman yenemeyip atlayamayacakmış gibi görünüyordu.

Görevli cankurtaranlar onu neşelendirmeye yardım ettiler. Hepimiz teşvik ettik. “Hadi atla. Düşünme. Sadece atla!”

30 dk boyunca O’nu zorladık. O da 30 dk boyunca hamle yaptı ve durdu. Eğildi ve doğruldu ve O’nu engelleyen korkuyla cebelleşti.

Ve sonra oldu. Kollarını uzattı, kenardan eğildi ve suya balıklama atladı!

Sudan gülüşler ve tebrik sesleriyle çıktı. Yapmıştı. Sonunda yapmıştı ve eve gitmeden önce üç kez daha yaptı.
Robby, o akşam korkularıyla yüzleşmeyi öğrendi. Ama aynı zamanda, bazı şeylerin, ona kendinizi adamadan yapılamayacağını da öğrendi. Boşluğa iki küçük sıçrayışla, adım adım atlanamaz ve bir dalışın bir seferde küçük bir parçası yapılamaz. Bazı şeyleri tümüyle yapmanız gerekir.

Bazı şeyler kendinizi adamayı gerektirir. Peki sizin başarmanız için ne gerekiyor? “Haydi başlıyorum” diyecek misiniz?

577stmon9iw83iz0.gif

 
80xu5.gif


Yükseğe Çıkmak

Eski Birleşik Devletler Başkanı John F. Kennedy meydandan ülkeyi nasıl yöneteceğine dair sonsuz sayıda öneri ve eleştiri almıştı. Çoğunu da iyi niyetle karşılamıştı. Meydanın daha iyi nasıl başkan olunacağına dair yorum ve düşüncelerine cevaben sık sık sevdiği bir hikayeyi anlatırdı. Hikaye şöyle:

Bir zamanlar medya, her zaman kusursuz oynayan efsanevi bir beyzbol oyuncusundan bahsederdi. Bu oyuncu, topa vurma sırası ondayken hiç ıskalamazdı. Köşe noktasındayken hiç gol kaçırmazdı. Meydan oyuncusu olarak topu hiçbir zaman düşürmezdi ve hatasız bir isabetle atlardı. Çok hızlı koşar, mükemmel oynardı.

Aslında bir şey dışında bütün zamanların en iyi oyuncuları arasında olmasına hiçbir engel yoktu. Sadece kimse onun birasını ve sosisli sandviçini bırakıp oynamak için basın odasından dışarı çıkmaya ikna edemiyordu! Medyaya açıklama yapmaktan oynamaya fırsat bulamamıştı.

Çoğumuz bunun ne demek olduğunu anlayabiliyoruz, çünkü hepimizin hayatında eleştiren ve ahkam kesen insanlar vardır. Hataları çabucak bulmada üstlerine yoktur ve akıl hocalığında da oldukça beceriklidirler.

İş eleştiri almaya gelince, bence anlamamız gereken ilk şey bütün eleştirilerin de yararsız olmadığıdır. Akıllı insani eleştirinin içindeki cevheri bulup çıkartır ve daha sonra geliştirmek üzere biriktirir. Ama eleştiri haksız gibi görünüyorsa, atmacayı hatırlatmakta yarar var.

Kargaların saldırısına uğradığında atmaca karşı saldırıya geçmez. Bunun yerine gittikçe genişleyen daireler çizerek gökyüzüne yükselir. Ta ki baş belaları onu rahat bırakıncaya kadar…

Peki siz, eleştirilerden öğrenilecek bir şey olmadığında, yükseklere çıkıp süzülebilir misiniz?

80xu5.gif
 
flow3yv2.gif


Şemsiyenizi Getirin

Bir yaz mevsimi kuraklık küçük bir kasabadaki ekin için tehdit oluşturdu. Sıcak ve kuru bir pazar, kasaba papazı cemaatine şöyle dedi: “Bizi yağmur duasından başka hiçbir şey kurtaramaz. Eve gidin, dua edin, inanın ve gelecek oazar Tanrı yağmur gönderdiği için teşekkür etmeye hazır olarak gelin.”

İnsanlar kendilerine söylenenleri yaptılar ve bir sonraki pazar kiliseye geldiler. Ama papaz onları görür görmez küplere bindi.

“Bugün dua edemeyiz. Henüz yeterince inanmıyorsunuz.” dedi.

“Ama” diye itiraz ettiler. “Dua ettik ve gerçekten inanıyoruz.”

“İnanmak mı?” diye sordu papaz. “O zaman nerede şemsiyeleriniz?”

Hikaye hepimiz için geçerli. Şemsiyelerini evlerinde bırakan insanlar vardır. Bu insanlar, hayatları boyunca yalnızca dilek ve dualarının sonuç vermesini umarlar ama aslında olacağını da pek beklemezler.

Bazı insanlarsa, rüyalarının ve isteklerinin gerçek olmasını beklerler. Hayatlarının başından sonuna dek her an sanki bir şey olacakmış gibi hazırlıklı yaşarlar.

Bugün dua ettiğiniz şey yaklaşmak için ne yapacaksınız. Dualarınızı bekleyecek ve istenilen sonuçları elde etmek için çalışacak mısınız? Şemsiyenizi getirecek misiniz?

flow3yv2.gif
 
801jt8.gif


Farklı Bir Şey Dene

Aynı şeyleri yapmaya devam ederseniz aynı sonuçları alır durursunuz. İki meraklı geyik avcısı vardı. Her sene Kanada’nın av bölgelerine gitmek üzere uçak kiralarlardı. O sene av özellikle iyiydi. Ve sadece birkaç gün içinde her ikisi de birer geyik avlamışlardı. Telsizle pilotlarına gelip onları alması için mesaj gönderdiler. Uçak geldiğinde pilot hayvanlara şöyle bir baktı ve avcılara bu kadar ağır bir yükü alamayacaklarını söyledi.

Adamlar, “Ama bütün haftayı bunları avlamak için geçirdik” diye itiraz ettiler. “Ve ayrıca geçen yıl kiraladığımız pilot geyiklerin ağırlığından korkmamıştı.”

Epeyce tartıştıktan sonra pilot sonunda insafa geldi ve geyikleri yüklemelerine izin verdi. Yüklerden ağırlaşmış uçak, irtifa kaybetmeye başladığında yalnızca birkaç dakikadır havadaydı ve sonunda dağın yamacına çarpıp parçalandı.

Adamlar enkazdan çıkmaya çalışırken avcılardan biri diğerine sordu “Neredeyiz?” Arkadaşı cevap verdi. “Geçen yılkinden bir mil kadar daha uzaktayız.”

Aynı şeyleri yapmayı sürdürürseniz hep aynı sonucu alırsınız. Bu hem uçuşun gerçeği, hem de hayatın gerçeği.

Sizin için ne iyi gitmiyor? Kurtulmaya çalıştığınız bir alışkanlık mı var? Bir ebeveynle, eşle, evlatla ya da arkadaşla ilişkiniz mi kötü? Devamlı hayal kırıklığı yaratan bir olay mı var? Bitirmeye söz verip durduğunuz projeye zaman mı bulamıyorsunuz? Hiçbir zaman faturaları ödeyecek paranız olmuyor mu? İşyerinde aynı duvarlara bakmaktan mı sıkıldınız?

Gerçek şu ki aynı şeyleri yaparsanız aynı sonuçları alırsınız. Bu yüzden eğer olayların sonuçlarından pek memnun değilseniz, bir şeyler değişmek zorunda. Yeni bir şey denemeye hazır mısınız?

801jt8.gif
 
1521qw2.gif


Kişilik Meselesi

Büyük tenisçi Arthur Ashe otobiyografisi “Days of Grace”’de 17 yaşındayken meydana gelen bir olayı anlatır:

Arthur, Batı Virginia’da bir turnuvada oynuyordu. Çoğunlukla olduğu gibi turnuvada oynayan tek siyahi yarışmacıydı. Bir gece çocuklardan birkaçı bir kabine zarar verdiler. Kabini neredeyse tamamen mahvetmişlerdi. Sonra bundan Arthur’un sorunlu olduğunu söylemeye karar verdiler. Olay gazetelerde çıktı. Arthur bu işle ilgisi olduğunu reddetti ama çocuklar yalanlarına devam ettiler. Arthur için en kötüsü babasının ne diyeceği ve ne yapacağı hakkındaki korkusuydu. Sonunda korktuğu telefon konuşmasını yaptı.

Tahmin ettiği gibi babasının durumdan zaten haberi vardı. Ses tonu sertti. Arthur’a yalnızca bir soru sordu. “Arthur, bilmek istediğim tek şey bu pisliğe bulaştın mı?

Arthur cevap verdi: “Hayır baba, bulaşmadım!” Babası bu konuda başka hiçbir soru sormadı. Arthur o gün neden her zaman doğruyu söylemeye teşvik edildiğini anladı. O’na inanılması gereken bir gün gelebilirdi ve bu öyle bir andı.

Babasının güvenini ve saygısını çok önceden kazanmış olduğundan kendisine inanmış olduğunu biliyordu. O günden sonra dürüst bir hayat yaşamaya her şeyden daha fazla önem verdi.

Ne yazık ki her alanda kişisel doğruluk ve dürüstlüğe öncelik vermeyen günümüz liderlerinden önemli örnekler görüyoruz. Ama bizim azizlere ihtiyacımız var. Dürüstlükleriyle ön plana çıkacak olanlara, erdemleriyle yaşamaya kararlı olanlara, yaşları ve sosyal mevkileri ne olursa olsun başkalarının güven ve saygısını günden güne kazanacak kişilere… Kişiliğin önemi üzerinde ısrarla duranlara…

Dünyamızın yeni bir azize ihtiyacı yok. Size var…

1521qw2.gif
 
0wk75cjmgx4xs3mm8.gif


Harekete Geçin

Küçük ayı yavrusunun yürüme konusunda kafası biraz karışmıştı. Annesine sordu: “Önce ne yapmam lazım? Sağ ayağımla mı başlamalıyım? Yoksa sol ayağımla mı? Yoksa her iki ön ayağım ve sonra iki arka ayağımla mı? Yoksa sağ taraftaki iki ayağım ve sol taraftaki iki ayağımla mı?” Annesi cevap verdi: “Düşünmeyi bırak ve yürümeye başla.”

Anne doğru söylüyordu ve bilgece konuşmuştu. Çünkü büyün işler düşünmeyi ve konuşmayı bir yana bırakıp yapmaya başlayınca ilerler.

Atarinin yaratıcısı Nolan Bushnell’in dediği gibi duşa giren herkesin bir fikri olur. Farkı yaratan kişi duştan çıkıp kurulanıp bu fikri hayata geçirendir. Ya da köşe yazarı Sydney Harris’in ifade ettiği gibi “Yaptığımız şeyler için, duyduğumuz pişmanlık zamanla hafifler. Avutulamayan yapmadıklarımız için duyduğumuz pişmanlıktır.” Alabileceğimiz en iyi derslerden biri iyi bir fikir bulunca harekete geçmektir.

0wk75cjmgx4xs3mm8.gif
 
animation452vpqy1.gif


Çalışmak, Çalışmak, Çalışmak

Tanıdığım birisi, hayatıyla bankasının birbirine çok benzediğini söylemişti. Doğru; her ikisine de ne yatırdıysan o oranda geri alabiliyorsun ki bu benim bankam açısından, pek geçerli değil! Bu demektir ki eğer yaşamıma yaptığım yatırımlara dikkat edersem, hayattan çok büyük zevk ve tatmin elde edebilirim.

Gary Player uzun yıllan yerel ve uluslar arası golf turnuvalarında başarıyla oynayan usta bir golf oyuncusuydu. İnsanlar ona sürekli şöyle diyorlardı: “Topa sizin gibi vurabilmek için her şeyimi verirdim.”

Bir gün yine aynı sözlerle karşılaşan Player, sonunda kendini tutamayıp karşılık verdi: “Hayır, vermezdiniz. Topa benim gibi vurabilmek için her şeyi ancak kolay olsaydı yapardınız! Topa benim gibi vurmak için ne yapmanız gerekiyor biliyor musunuz? Her sabah saat 05:00’de kalkıp golf sahasına gidip bin tane topa vurmanız gerekiyor. Elleriniz kanamaya başlayınca kulüp binasına gidip elinizdeki kanı temizledikten sonra bir bant yapıştırıp, dışarı çıkıp bin topa daha vurmanız gerekiyor. Topa benim gibi vurabilmek için gereken işte bu.”

Player’ın hedefi yaptığı sporun zirvesinde olmaktı. Bu yüce hedef, çalışma, çalışma ve daha çok çalışmayı gerektiriyor. Hepimiz yaşamda mükemmelleşmeyi arzu ediyoruz. –sevmek, sevilmek, eğlenmek ve iyi ilişkiler kurmak- Ama kaçımız buna gerçekten yatırım yapıyoruz. Aynen topa vurmak gibi, böyle şeyler de ancak çok çalışmakla mümkün olur.

İçinizde istek duymasanız bile sevmek için çabalıyor musunuz? Mutsuz olsanız bile zevk almak için uğraşıyor musunuz? Zor ilişkiler için mesai harcıyor musunuz? Biliyorum bu kolay bir şey değil ama sonuçları için bence uğraşmaya değer.

animation452vpqy1.gif
 
bloem479wy.gif


Yaşlanmanın Yaşı

Bu adar uzun yaşamanın nasıl bir şey olduğu kendisine sorulduğunda, 91 yaşındaki hanım şöyle cevap verdi: “Sanırım Tanrı akrabalarımın sabrını ölçüyor.”

Ne zaman “artık çok yaşlı” olunur? Hangi yaşta pes ederiz?

Yüz yaşındayken büyükanne Momes hala resim yapıyordu ve Titian “Battle of Lepats”i yaptığında 98’indeydi.

93’ünde George Bernard Shaw “Farfetched Fables”i yazdı.

91’inde Eamon de Valera İrlanda başkanı olarak görev yaptı.

90’ında Pablo Picasso hala çiziyor ve oyuyordu.

89’unda Arthur Rubinstein New York Carnegie Salonu’nda en muhteşem resitallerinden birini verdi ve Pablo Casals 882inde hala çello konserleri veriyordu.

82’sinde Winston Churcill 4 ciltlik kitabı İngilizce Konuşan Halkların Tarihi’ni yazdı. Leo Tolstoy, Sensiz Kalamam isimli eserini tamamladı ve Goethe aynı yaşta Faust’u bitirdi.

81’inde Benjamin Franklin Amerika Anayasası’nın kabulünü sağlayan diplomasiyi geliştirdi.

Ne zaman çok yaşlısınız? Gerçekten verecek bir şeyiniz kalmadığı gün… Ve iyi haber de şu: O günün ille de gelmesi gerekmiyor.


bloem479wy.gif
 
eg7g4h.gif


Yaşamın Darbelerine Karşı Koymak

Hikaye gerçek değil ama iyi bir noktaya değiniyor.

Bir kadının kanaryası çok güzel ötüyor ve sahibesine mutluluk veriyormuş. Ta ki kadın elektrikli süpürgeyle kafesi temizlemeye kalkışıncaya kadar…

Ne yazık ki Pretty Pete’i süpürge yutuvermiş. Kadın süpürgenin torbasını açmış ve elini sokup bir ayın tozunun ve pisliğinin içinde canlı canlı gömülen kaskatı kesilmiş kuşu el yardımıyla bulmuş. İşleri daha da beter karıştırıp elinde kuşla lavaboya koşuşturup kuşu bacaklarından suyun altında tekrar sarılaşıncaya kadar tutmuş.

Birkaç gün sonra bir arkadaşı Pretty Pete’in nasıl olduğunu sormuş.

“ah sanırım oldukça iyi” demiş kadın. “Yalnız artık ötmüyor. Kafesinde öylece oturup gözlerinde donuk bir ifadeyle boşluğa bakıyor.”

Ben bu bakışı gördüm! Ve belki siz de birkaç kez bunu aynada görmüş olabilirsiniz. Özellikle çok acı bir darbe aldıktan sonra.

Eski bir Rus atasözü şöyle der: “Demir bir çekiç camı kırabilir ama demirden çelikte yapılabilir.” Yani acımasız olayların üzerine çekici indirdiğinde, kırılgansanız tuzla buz olabilirsiniz. Ancak yeterince güç ve inancınız varsa çekiç sizi çeliğe de döndürebilir.

Hepimizin çelik olması gerek! Her gün hayatın darbeleri bizleri camdan çok çeliğe dönüştürmeye yardımcı olabilir gerçekten de.


eg7g4h.gif
 
35b0f65211a2.gif


Birbirine Tutunmak

Sık sık yalnız hissederiz kendimizi. Ancak elimizden tutacak birisi vardır her zaman. Uzun yıllar hastanelerde çalışmış tanıdığım bir hemşirenin çok güzel bir hikayesi vardır.

Hemşire, bir gün hastasının yanına yorgun bir genç adamı getirir. Yaşlı hastaya doğru eğilip yüksek sesle “Oğlunuz geldi” der.

Hasta güçlükle gözlerini açar ve tanımayan gözlerle bakar karşısındakine. Sonra, gözleri kapanır. Genç adam ihtiyar eli avuçlarına alır ve yatağın yanında oturur. Gece boyunca elinde hastanın eli oturur öylece, teselli sözleri fısıldayarak.

Gün ışıdığında, hasta çoktan ölmüştür. Birkaç dakika içinde hastane görevlileri odaya dalar, makineleri kapatmak ve iğneleri çıkartmak için. Hemşire genç adamın yanına gelir ve acısını paylaşmak ister ama adam keser sözlerini. “Kimdi o adam?” diye sorar. Hemşire şaşkın cevap verir: “Babanız olduğunu sanmıştım!” “Yoo, hayır, babam değildi” der adam. “O’nu daha önce hiç görmemiştim.”

“O zaman sizi ona götürdüğümde niçin bir şey demediniz?”

“Yaşlı adamın oğluna ihtiyacı olduğunu ama onun burada olmadığını fark ettim.” diye açıklar adam.” “Ve beni tanıyamayacak kadar hasta olduğundan bana ihtiyacı olduğunu anladım.”

Hemşire Teresa bizlere kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğini hatırlatırdı. Aynı şekilde kimse tek başına ne yas tutup ağlamalı, ne de yalnız gülüp, yalnız kutlama yapmalıdır.

Hayat yolunda el ele yürümek için yaratılmışız. Bugün elinizi sıkıca tutmaya hazır birisi mutlaka vardır ve onların ellerini tutmanızı umut eden birileri…

35b0f65211a2.gif

 
2kh3pw.gif


Sarılmak

Yazarı bilinmeyen bu cümleler bizlere bir ilişkide fiziksel temasın ne denli önemli olduğunu hatırlatıyor.

Sarılmak iyi bir şeydir:

Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir, depresyonu uzak tutar, stresi azaltır, uykuyu getirir, insanı canlandırır, gençleştirir ve hiçbir olumsuz yan etkisi yoktur. Sarılmak tamamen doğaldır ve organiktir. Tarım ilacı, koruyucu ve yapay madde içermez ve %100 yararlıdır. Sarılmak mükemmeldir. Oynak parçaları bulunmayan, tükenen piller yoktur, periyodik check up’lar yoktur, düşük enerji tüketimi ve yüksek enerji kazanımı vardır, enflasyon geçirmezdir. Şişmanlatmaz, aylık ödemeler v sigorta gerektirmez, hırsızlara karşı korunaklıdır, vergiden muaftır, çevreyi kirletmez ve tabii ki bütünüyle geri dönüştürülebilir.

Şimdi, hadi bakalım, uygulamaya!


2kh3pw.gif
 
bloem31ev5.gif


Arkadaşlık

Adamın biri yalnızlıktan şikayet ediyordu. Kendisine şu tavsiye edildi:

“Üç yeni arkadaş edin ve neler olduğunu gör.”

Bir süre sonra, adam şöyle dedi: “3 yeni arkadaş edindim ve hiçbir şey olmadı. Şimdi üç yeni arkadaşa mahkum oldum!”

Arkadaş edinmeyi bilmek yararlıdır. Ancak arkadaş olmayı bilmek de bir o kadar önemlidir. Birileri olayı çok iyi açıklamış:

Önümde yürüme. Seni izlemeyebilirim.

Arkamda yürüme. Önder olmayabilirim.

Yanımda yürü. Ve sadece arkadaşım ol.

Arkadaş olmayı bilmek mutlu bir yaşam kurmanın önemli bir parçasıdır.

bloem31ev5.gif

 
582737vg46qyrk4i.gif


Seçim Yapmak

Joseph Henri çocukluğuyla ilgili oldukça garip bir hikaye anlatırdı. Hikaye şöyle:

Büyükannesi Joseph’in ayakkabılarını ayakkabı tamircisine yaptıracaktı. Adam Joseph’in ayaklarının ölçüsünü aldıktan sonra, O’na iki modelden birini seçebileceğini söyledi: Küt burunlu ya da domuz burunlu ayakkabı. Küçük Joseph karar veremedi. O’na bu vereceği karar çok önemliymiş gibi geliyordu. Nihayetinde uzun süre giyeceği tek ayakkabısı o olacaktı.

Tamirci düşünüp taşınması için ona birkaç gün mühlet verdi. Joseph artık her gün dükkana geliyordu, bazen günde üç dört kere! Her seferinde tamircinin ayakkabılarına bakıp karar vermeye çalıştı. Küt burunlu ayakkabılar daha kullanışlıydı ama domuz burunlu ayakkabılar modaya daha uygundu. Ertelemeye devam etti. Karar vermek istiyordu ama bunu bir türlü yapamıyordu.

Epeyce bir zaman geçtikten sonra, yine bir gün dükkana girdiğinde, tamirci bu kez ona kahverengi kağıda sarılı bir kutu uzattı. Bunlar yeni ayakkabılarıydı. Eve koştu. Paketi açtı ve bir çift deri ayakkabı gördü. Ayakkabılardan birisi küt burunlu ve diğeriyle domuz burunluydu!

Joseph kararlar hakkında acı bir ders almıştı. Eğer kararı biz vermezsek, başkaları bizim adımıza verir ve yaşamda bütünlük ancak kendi kararlarımızın sorumluluğunu aldığımızda yakalanabilir.

582737vg46qyrk4i.gif
 
23.gif


Değişimin Başladığı Yer

Yaşlı bir sufi, kendisi hakkında şunları demişti: “Gençken devrimciydim ve Tanrı’ya dua ederken Tanrım bana dünyayı değiştirecek gücü ver derdim. Orta yaşa yaklaştığımda ve yaşamımın yarısının tek bir insanı bile değiştiremeden uçup gittiğini fark ettiğimde duamı şöyle değiştirdim: “Tanrım, benimle birlikte olan insanları değiştirmem için bana yetenek ver, özellikle de ailemi ve arkadaşlarımı. O zaman mutlu olurum.”

Şimdi yaşlı bir adamım ve günlerim sayılıyken ne kadar aptal olduğumu görmeye başladım. Artık tek duam şöyle: “Tanrım, bana kendimi değiştirecek kuvvet ver. Eğer baştan beri böyle dua etseydim, hayatımı boşa harcamamış olurdum.”

Yıllarımızı başkalarını değiştirmeye çalışarak harcayabiliriz. Ama gerçekte değiştirebileceğimiz tek bir kişi vardır: Kendimiz… Sonuç itibariyle zaten bu da yeterli olacaktır.

23.gif
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst