- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Beynimizin
çalışması bir bilgisayar gibidir. Bilgisayarın çalışmasını ve çeşitli
fonksiyonları yürütmesini sağlayan ona yüklenen yazılımlar ya da
programlardır. İşte, insan beyni de böyledir. Ona "kötü olacak"
programını yüklediyseniz, beyniniz davranışlarınızı bu programa göre
ayarlayacaktır. Yüklediğiniz program "her şey güzel olacak" programı
ise beyniniz başarmanız için sizinle işbirliği yapmaya başlayacaktır.
Durmaksızın çalışan beyin, yeryüzünün en gelişmiş bilgisayarının bile
ulaşamadığı bir kapasiteyle yüz milyonlarca bilgi birimini
değerlendirir. Sınırları halen tam olarak çözülemeyen insan beyni ile
ilgili yakın zamanda edinilen şöyle bir bilgiden bahsedelim:
Nörofizyologlara göre beyin attığımız her adımı yarım saniye önce
kararlaştırıyor. Ama unutmayalım ki beyni çözen de insandır. Biz de
beynimizin alıp uygulayacağı kararları yönlendirebiliriz. Yani,
beynimizi kendi istediğimiz ölçüde çalıştırabilir, düşüncelerimizi
ayarlayabilir ve bazı faaliyetleri yönlendirebiliriz. Tüm bunları -bir
ölçüde de olsa- yapabilmenin yolu doğru bilgi ve düzenli çalışmadır. Beyin
ve insan faaliyetleri üzerine yapılan pek çok araştırma vardır. Dr.
Martin Sealment’ın yaptığı araştırmalar, iyimserliğin ve pozitif
düşüncenin okulda, sporda, iş hayatında ve insan ilişkilerindeki
başarıda çok etkin rol oynadığını ortaya koymuştur. Bir çok şeyin sırrı
“olumlu düşünce”dedir. Olumlu düşünen insanlar genel olarak IQ
seviyelerinin üst sınırına kadar ulaşmakta, kötümser olan insanlara
göre daha sağlıklı bir yaşam sürmektedirler. Beyin aynı zamanda
vücuttaki kimyasal dengeleri sağlayan merkez de olduğu için olumsuz
düşünceler vücudumuz için gerekli kimyasalların üretimini sekteye
uğratır. Ayrıca, araştırmalar iyimser insanların kötümser insanlara
göre daha fazla yaşadığını da göstermektedir.Yeryüzünde
yaşayan her bireyin düşünce içeriği ve yapısı birbirinden farklıdır.
Bazen insanların düşünceleri birbirine bir parça yaklaşır, biri
diğerini andırır ama çoğunlukla kişiler arasında düşünce boyutunda
birtakım çatışmalar olur. Buna karşın olumlu ve yapıcı düşünen insanlar
bulundukları çevreye farklı bir tat verirler. Bunu fark eden diğerleri
daima o tadı yayan kişilerin etrafında toplanırlar. Pek çoğumuz böyle
ilgi toplayan kişilere şahit olmuşuzdur. Eğer
insan kendisinin farkındaysa kişiler arası iletişimde ne derece etkili
ve uyumlu olduğunu fark edebiliyorsa bu farkındalığı olumlu yönde
kullanabilir. Fakat bazı insanlar olumlu, yapıcı ve yaratıcı düşünceye
sahip olsalar bile bu özelliklerini açığa çıkaramayabilir. Bunu
kullanabilmek insanın insana açık olmasına, açık düşünebilme yeteneğine
sahip olmasına bağlıdır. Kimi insanlar duygu ve düşüncelerini dizelere
yansıtır, kimi ise kendi içinde; kendisinden başka kimsenin giremediği
yüreğinde saklar. Birçok sosyal fobik kendi dizelerini yüreğine
yazarken, ya kısmen çevreden uzaklaşır ya da kendisini tamamen kapatır.
Evinden çıkmak istemez, yeniliklere başlamada zorluk yaşar; yani
adaptasyon güçlüğü çeker. İlklerde zorlanma daima kişinin bir sonraki
adımda yaşayacağı endişeyi arttırır, olumlu tepkiler yerine olumsuz ve
sıkıntıyı daha da çoğaltan tepkileri ortaya çıkarır.
çalışması bir bilgisayar gibidir. Bilgisayarın çalışmasını ve çeşitli
fonksiyonları yürütmesini sağlayan ona yüklenen yazılımlar ya da
programlardır. İşte, insan beyni de böyledir. Ona "kötü olacak"
programını yüklediyseniz, beyniniz davranışlarınızı bu programa göre
ayarlayacaktır. Yüklediğiniz program "her şey güzel olacak" programı
ise beyniniz başarmanız için sizinle işbirliği yapmaya başlayacaktır.
Durmaksızın çalışan beyin, yeryüzünün en gelişmiş bilgisayarının bile
ulaşamadığı bir kapasiteyle yüz milyonlarca bilgi birimini
değerlendirir. Sınırları halen tam olarak çözülemeyen insan beyni ile
ilgili yakın zamanda edinilen şöyle bir bilgiden bahsedelim:
Nörofizyologlara göre beyin attığımız her adımı yarım saniye önce
kararlaştırıyor. Ama unutmayalım ki beyni çözen de insandır. Biz de
beynimizin alıp uygulayacağı kararları yönlendirebiliriz. Yani,
beynimizi kendi istediğimiz ölçüde çalıştırabilir, düşüncelerimizi
ayarlayabilir ve bazı faaliyetleri yönlendirebiliriz. Tüm bunları -bir
ölçüde de olsa- yapabilmenin yolu doğru bilgi ve düzenli çalışmadır. Beyin
ve insan faaliyetleri üzerine yapılan pek çok araştırma vardır. Dr.
Martin Sealment’ın yaptığı araştırmalar, iyimserliğin ve pozitif
düşüncenin okulda, sporda, iş hayatında ve insan ilişkilerindeki
başarıda çok etkin rol oynadığını ortaya koymuştur. Bir çok şeyin sırrı
“olumlu düşünce”dedir. Olumlu düşünen insanlar genel olarak IQ
seviyelerinin üst sınırına kadar ulaşmakta, kötümser olan insanlara
göre daha sağlıklı bir yaşam sürmektedirler. Beyin aynı zamanda
vücuttaki kimyasal dengeleri sağlayan merkez de olduğu için olumsuz
düşünceler vücudumuz için gerekli kimyasalların üretimini sekteye
uğratır. Ayrıca, araştırmalar iyimser insanların kötümser insanlara
göre daha fazla yaşadığını da göstermektedir.Yeryüzünde
yaşayan her bireyin düşünce içeriği ve yapısı birbirinden farklıdır.
Bazen insanların düşünceleri birbirine bir parça yaklaşır, biri
diğerini andırır ama çoğunlukla kişiler arasında düşünce boyutunda
birtakım çatışmalar olur. Buna karşın olumlu ve yapıcı düşünen insanlar
bulundukları çevreye farklı bir tat verirler. Bunu fark eden diğerleri
daima o tadı yayan kişilerin etrafında toplanırlar. Pek çoğumuz böyle
ilgi toplayan kişilere şahit olmuşuzdur. Eğer
insan kendisinin farkındaysa kişiler arası iletişimde ne derece etkili
ve uyumlu olduğunu fark edebiliyorsa bu farkındalığı olumlu yönde
kullanabilir. Fakat bazı insanlar olumlu, yapıcı ve yaratıcı düşünceye
sahip olsalar bile bu özelliklerini açığa çıkaramayabilir. Bunu
kullanabilmek insanın insana açık olmasına, açık düşünebilme yeteneğine
sahip olmasına bağlıdır. Kimi insanlar duygu ve düşüncelerini dizelere
yansıtır, kimi ise kendi içinde; kendisinden başka kimsenin giremediği
yüreğinde saklar. Birçok sosyal fobik kendi dizelerini yüreğine
yazarken, ya kısmen çevreden uzaklaşır ya da kendisini tamamen kapatır.
Evinden çıkmak istemez, yeniliklere başlamada zorluk yaşar; yani
adaptasyon güçlüğü çeker. İlklerde zorlanma daima kişinin bir sonraki
adımda yaşayacağı endişeyi arttırır, olumlu tepkiler yerine olumsuz ve
sıkıntıyı daha da çoğaltan tepkileri ortaya çıkarır.
